Ruşen Çakır yorumladı: Yılmaz Özdil olayı bize neler söylüyor?

Ruşen Çakır’a göre Yılmaz Özdil’in Sözcü’den ayrılığı yalnızca siyasi gerilimlerle açıklanamaz; düşen reytingler ve patronun ticari tercihleri belirleyici oldu.


Videonun özeti

  • Ruşen Çakır, Yılmaz Özdil’in Sözcü Gazetesi’nden ayrılığını yalnızca siyasi gerilimlerle değil, ticari kaygılarla da ilişkilendiriyor.
  • Özdil’in istifası, CHP ile yaşadığı çatışmalar üzerinden yorumlansa da, reyting kayıplarının da etkili olduğunu vurguladı.
  • Çakır, gazeteci-siyasetçi ilişkisinin sınırlarının aşıldığını ve bu durumun uzun vadede sorunlar doğurabileceğini belirtti.
  • Yılmaz Özdil’in durumu, CHP’nin kazandığı anlamına gelmiyor; asıl etken medya patronunun ticari tercihleri oldu.
  • Çakır, muhalif medyanın zor koşullarda faaliyet gösterdiğini ve CHP’nin bu durumu daha da zorlaştıracak tutumlardan kaçınması gerektiğini ifade etti.

Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, “Yılmaz Özdil olayı bize neler söylüyor?” başlıklı son yayınında Yılmaz Özdil’in Sözcü Gazetesi ve Sözcü TV’den istifasını değerlendirdi. Ruşen Çakır, istifanın yalnızca siyasi gerilimlerle değil, aynı zamanda ticari ve profesyonel dinamiklerle de ilişkili olduğunu vurguladı.

Çakır, CHP’nin muhalif medya üzerindeki baskı algısını artıracak tutumlardan kaçınması gerektiğini belirterek, siyasi iktidarla sorun yaşayan az sayıdaki medya kuruluşunu zor duruma düşürmemesi gerektiği çağrısında bulundu.

Yılmaz Özdil olayı
Ruşen Çakır yorumladı: Yılmaz Özdil olayı bize neler söylüyor?

“Siyasi gerilim kadar ticari kaygılar da etkili”

Ruşen Çakır’a göre Yılmaz Özdil’in istifası kamuoyunda ağırlıklı olarak Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ile yaşadığı polemikler üzerinden okunuyor. Özellikle CHP’li isimlere yönelik sert eleştirilerinin ardından gelen istifa, bazı çevrelerce “siyasi baskı” olarak yorumlandı.

Ancak Ruşen Çakır, bu değerlendirmelerin eksik olduğunu belirterek işin ticari boyutuna dikkat çekti. Sözcü TV’nin son dönemde düşen reytinglerinin, kurumun sahibi Burak Akbay açısından belirleyici olduğuna işaret eden Ruşen Çakır, Burak Akbay’ın ideolojik değil, yatırımcı refleksiyle hareket ettiğini ve başarısızlık durumunda müdahale etmesinin doğal olduğunu ifade etti.

“Gazeteci–siyasetçi ilişkisi sınırları aşıldı”

Ruşen Çakır, Yılmaz Özdil’in gazetecilik tarzının da süreci etkilediğini söyledi. Yılmaz Özdil’in doğrudan ve sert üslubunun onu popüler kıldığını, ancak aynı zamanda riskli bir konuma taşıdığını belirtti. Bir gazetecinin siyasi aktörlerle “eşit ya da üstün” bir pozisyona yerleşmesinin sorunlu olduğunu vurgulayan Çakır, bu tarzın uzun vadede bedel doğurabileceğini dile getirdi.

“Kaybeden Özdil, kazanan yok”

Ruşen Çakır’a göre yaşanan süreçte Yılmaz Özdil geri adım atmak zorunda kaldı. Ancak bu durum CHP’nin kazandığı anlamına gelmiyor. Asıl belirleyici faktörün medya patronunun ticari tercihleri olduğunu belirten Ruşen Çakır, Türkiye’de muhalif medyanın zaten zor koşullarda faaliyet gösterdiğini hatırlattı.

Çakır, CHP’ye de dolaylı bir eleştiride bulunarak, muhalif medya üzerindeki baskı algısını artıracak tutumlardan kaçınılması gerektiğini söyledi. Mevcut medya ortamında sınırlı sayıda bağımsız mecra bulunduğunu vurgulayan Çakır, bu alanın daha da daraltılmaması gerektiğini ifade etti.

Deşifre: Gülden Özdemir

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Bugün girip girmemekte tereddüt ettiğim bir konuyu ele almaya karar verdim. Aslında dün Kadri ile de ‘‘Hafta Başı’’nda kısmen değindik; Yılmaz Özdil olayı. Ne oldu? Dün Yılmaz Özdil’in Sözcü televizyonu yönetiminden istifa ettiği haberi geldi. Daha sonra İsmail Saymaz kendisinin aynı zamanda gazete yazarlığını da bıraktığını söyledi. Ve tabii ki bu olay bayağı bir konuşuldu. Çok da fazla siyasi olayın olmadığı bir yerde Yılmaz Özdil olayı önemli bir olay. Çünkü Yılmaz Özdil Türkiye’de gazetecilik deyince ilk akla gelen isimlerden birisi. Kitapları çok sattı. Kendisinin çok sayıda sosyal medyada takipçisi var. YouTube‘da abonesi var. Yazdıkları çok okunuyor. Yaptığı yayınlar çok izleniyor. Ve bir de değişik bir, değişik değil aslında ama kendine özgü bir üslubu var. Çok doğrudan konulara giren, sert bir şekilde giren birisi.

Biz kendisiyle yıllardır bir şekilde birbirimizi tanırız ama birlikte çalışmadık. O benden 3 yaş küçük ama anladığım kadarıyla benden daha erken başladığı için meslekte yıllarımızın neredeyse aynı olduğunu tahmin ediyorum. 40 yıllık gazetecidir diye biliyorum Yılmaz Özdil’i de. O İzmir kökenli bir gazeteci. Uzun bir süre İzmir’de gazetecilik yaptı. Sonra İstanbul’a geldi ve hızlı bir şekilde yükseldi, hem yazar olarak hem de yönetici olarak. Sözcü‘deki macerası aslında Sözcü televizyonunun ilk kuruluşunda da Yılmaz Özdil vardı. Onun kurduğu ekip vardı. Sonra bir şekilde onlar sonlandırdılar. Olmadı demek ki bir şeyler ve başka kişiler tarafından yönetildi Sözcü televizyonu. Ama bu arada Yılmaz Özdil yazmayı sürdürdü. Sonra 4 ay önce yanılmıyorsam tekrar Yılmaz Özdil Sözcü‘nün başına geçti, televizyonun başına geçti. İşten çıkartmalar oldu, yeni atamalar oldu ve Sözcü televizyonunun yeni halinin ilk duyurusunda ilginç birtakım şeyler yapıldı. Şimdi uzun uzun anlatmaya gerek yok ama nasıl bir habercilik yapacakları konusunda birtakım reklamlar yaptılar ki kimilerinin hoşuna gitti ama mesela ben anlam veremedim. Zaten Yılmaz Özdil ile bizim gerek siyasi görüşlerimiz gerekse gazeteciliğe bakışımız çok farklı ama bu onun Türkiye’de medyadaki yerini yok sayma hakkını hiçbir şekilde bana vermez. Kimseye de vermez. Tabii ki eleştirmek serbest.

Şimdi burada ne oldu? Cumhuriyet Halk Partisi ile Yılmaz Özdil arasında birtakım sorunlar yaşandı. Yılmaz Özdil’in Özgür Özel ile ilgili birtakım sert eleştirileri olduğunu zaten biliyorduk; bunları sürdürdü ve bunu daha da genelleştirdi. CHP’ye yönelik birtakım eleştiriler dile getirdi ve bu arada da Akın Gürlek, Bilal Erdoğan gibi isimler hakkında bir muhalif bilinen gazeteciden duyulması şaşırtıcı birtakım sözler etti. Bunlarla birlikte son günlerde Yılmaz Özdil’in sosyal medyada birbirinden ilginç paylaşımlar yaptığını gördük. Birtakım üstü kapalı mesajlar verdi. Kimi zaman çok popüler, bir döneme damga vurmuş birtakım pop şarkılarının İngilizce sözleriyle, kimi zaman kısa kısa cümlelerle bir şeyler söylemeye çalıştı. Ama en son şu açıklamayı yaptı doğrudan Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelik olarak, iki de isim verdi: Burhanettin Bulut ve Gökhan Günaydın. Onların adını vererek bir tweet attı ve orada bir sitem etti. Ne dedi? “Tebrik ederim. Uğruna mücadele ettiğimiz insanlar tarafından taşlanmayı göze alarak, bağımsız gazeteciliği savunmak için elimden geleni yaptım. Doğruyu dosdoğru anlattım. Anlatmayı beceremediğimi hayat mutlaka anlatır.” dedi. Bunu yaptıktan sonra, bunu paylaştıktan bir gün sonra da istifa ettiği söylendi, istifa etti ve dolayısıyla birçok kişi bunu ‘‘CHP’ye karşı mücadelede kaybetti’’ şeklinde yorumladı. Ve birileri de buradan hareketle CHP’nin basın özgürlüğüne indirdiği bir darbeden falan bahsettiler.

Şimdi işin CHP boyutu olduğu kesin ama işin bir başka boyutu daha var. Önemli bir boyut. Tamamen profesyonel bir boyut. O da izlenmesi, reytingi; Sözcü televizyonunun reytinginin son dönemde ciddi bir şekilde düştüğü söyleniyor. Tabii bunu Yılmaz Özdil ve ekibi bir şekilde manipülasyon olarak görüyor olabilirler. Ama benim bildiğim, piyasayı bilen kişilerden öğrendiğim son dönemde Sözcü televizyonunda ciddi bir düşüş olduğu ve bunun da patron Burak Akbay’ı rahatsız ettiği. Bu arada şunu söyleyelim: Burak Akbay her ne kadar Türkiye’nin en popüler muhalif gazetesi ve televizyonu ya da en muhaliflerden birisinin sahibi olsa da öyle muhalif falan birisi olduğunu düşünmüyorum. Yurt dışında yaşıyor; Türkiye’de çünkü hakkında hukuki birtakım şeyler var, gelmiyor. Gelmek istiyor diye biliyorum ama gelemiyor. Onun bir muhalif, bir CHP’li ya da ne bileyim Erdoğan karşıtı birisi olduğunu sanmıyorum. Buraya bir ticari yatırım yapmış ve buradan bir şey elde ediyor. Gazeteyle önce başladı, sonra televizyonla gitti. Dolayısıyla burada ticari olarak başarısızlık söz konusu olduğu zaman birtakım adımlar atması hiç de şaşırtıcı olmaz. Yani olayın siyasi boyutunun olduğunu kabul etmekle birlikte bir ticari boyutu olduğunu da vurgulamak istiyorum.

Peki, işin diğer kısmına gelecek olursak; ‘‘bağımsız yayıncılık yapmak istedi ve CHP buna tahammül edemedi ve dolayısıyla Yılmaz Özdil bir şekilde pes etti.’’ Şimdi bu okuma ne derece doğru? Tamamen yanlış demek bence doğru olmaz. Cumhuriyet Halk Partisi’nin kendini muhalif olarak tanımlayan medya kuruluşlarından birtakım beklentileri var. O beklentiler tabii ki kendilerine dokunulmaması şeklinde özetlenebilir. Her türlü eleştiriden, uyarıdan ya da birtakım şeylerin ‘‘eksik’’ yapılmasından rahatsızlık duydukları kesin. Bunu hepimiz bir şekilde yaşadık. Önemli olan o mesafeyi, kendini muhalif olarak gören medyanın Cumhuriyet Halk Partisi ile o mesafeyi koyabilmesi. Koyabiliyorlar mı? Burada çok ciddi sorunlar olduğunu düşünüyorum. Özellikle 19 Mart sürecinde bu konu iyice zorlaştı. Çünkü ortada çok büyük bir siyasi operasyon olduğu için birçok medya kuruluşu ve gazeteci buradaki duruşunu, mesafe meselesini bir şekilde azaltmak yoluna herhalde gitmiştir. Bunu kimse inkar edemez. Yılmaz Özdil’in buradaki bağımsız gazeteciliğe izin verip vermeme meselesinde söylediklerinin küçük de olsa bir haklılık payı olabilir. Ama esas buradaki sorun şu: Yılmaz Özdil arkasında çok ciddi bir okur ve izleyici desteği olduğunu varsayarak – ki rakamlar bunu söylüyor ama sonra ne olduğu belli olmaz – CHP ile bir kavgaya girdi. Özgür Özel ile ve Cumhuriyet Halk Partisi ile bir kavgaya girdi. Bir gazeteci bunu yapar mı, yapabilir mi? Bence yapmaz. Yapmamalı. Ama Yılmaz Özdil gibi bir gazeteci, zaten belli bir aşamasından sonra meslekte hayatı böyle geçen birisi, onun üslubu bu. Kendisini onlarla eşit ve hatta onlardan üstün görüyor.

Bu bir gazeteci için bence çok tehlikeli bir şey ama aynı zamanda da ona kazandıran bir şey. Çünkü popüler oluyorsunuz böylece, lafını esirgemeyen oluyorsunuz kavga ederek. Onun yerine daha sakin bir şekilde gazetecilik yapmaya çalışanlar da tabii ki doğal olarak korkak, ürkek vesaire olarak tanımlanıyor. Sonuçta Yılmaz Özdil şu anda geldiği yerde, bu yaşadıklarında kendi üslubunun, kendi davranış kalıplarının bir anlamda bedelini ödüyor. Bundan çok şikayetçi mi emin değilim. Herhalde mali açıdan ve diğer konularda çok büyük artık beklentileri olan birisi değildir; bu meslekte para kazanabilmek, özellikle son yıllarda çok kolay değil ama istisnalar var ve bu istisnalardan birisi de herhalde Yılmaz Özdil’dir. Mesela bir Fatih Portakal vardı bir ara. Şimdi yok ama herhalde geçim sıkıntısı falan çekmiyordur. Burada iki boyutu var. Bir, gazetecinin üslubu meselesi var. Bir de siyasi partinin beklentisi meselesi var. CHP’nin artık şu medyaya bakışı konusunu iyice bir gözden geçirmesi gerekiyor. Zaten siyasi iktidarla bir yığın sorun yaşayan, hep ince bir çizgi üzerinde giden gazetecileri ve az sayıdaki medya kurumunu zor durumda bırakacak tavırlara girmemeleri iyi olur. Ama sonuç olarak baktığımızda Yılmaz Özdil kendisi bir savaş başlattı ve o savaşta kaybeden taraf oldu. Ama bu, savaşı CHP’nin kazandığı anlamına gelmiyor. Burada esas olan patron Burak Akbay’ın ticari olarak olaya nasıl baktığı ile ilgili bir mesele.

Evet, bugünün ithafı bir kitaba. Kitabı benim eşim yazdı. Müge İplikçi yazdı. Dün çıktı. ‘‘Çip, Çöp ve Mia’’. Burada kitabı anlatmayacağım. Bir çocuk kitabı. Müge ilk çocuk kitabı ‘‘Uçan Salı’’yı 2010’da yazmıştı. ‘‘Çip, Çöp ve Mia’’ onun şu andaki herhalde 7. kitabı olsa gerek çocuk ve ilk gençlik kitapları olarak. Buradaki Mia bizim kedimiz. Yıllardır bize ev sahipliği yapan Mia’mız; onu bir kahraman olarak canlandırıyor ve çevre üzerine bir kitap. Çok heyecanlı ve Müge bugün kitabı bana verdi ve ben büyük bir hızla okudum, büyük bir heyecanla okudum. Daha önce kısmen biliyordum ama baştan sona okudum ve dedim ki helal olsun. Eşim olduğu için demiyorum ama bu yayını bu kitaba ‘‘Çip, Çöp ve Mia’’ya ithaf ediyorum. Tabii ki Mia’ya ayrıca ithaf ediyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.