Armağan Öztürk yazdı: Yılmaz Özdil’in Sözcü’den ayrılması üzerine

Yılmaz Özdil’in Sözcü’den ayrılmak zorunda kalması aslında özel olarak Türk basını, genel olarak ise iktidar-muhalefet-medya ilişkileri bakımından turnusol niteliğinde bir olay. Tartışmaya önce gazetecilik mesleğindeki kırılganlığı analiz ederek başlamak yerinde olur sanırım. Basın ve medya sektörleri can çekişiyor. Gazetelerin tirajları düştü. Televizyonların reklam gelirlerinde de benzeri bir düşüş yaşanıyor. Ekonomik bağımsızlığını yitiren gazete ve TV’lerin giderek daha fazla siyasi partilerin kontrolüne girmekte. Bu bağlamda rahatlıkla diyebiliriz ki, kitle iletişim araçlarındaki bağımsız sahiplik ve editörlük ilişkileri son yarım asırda sürekli bir şekilde geriledi.

Mesleği gazetecilik olan iş adamlarının yerini asıl servetini başka alanlardaki yatırımlarına borçlu olan, zarar etme pahasına da olsa gazete ve TV sahibi olmak isteyen kişiler aldı. Aydın Doğan örneğinde en yetkin halini alan bu büyük işadamları kuşağında basın-medya organlarının siyaset kurumu karşısındaki editoryal bağımsızlığı bir ölçüde korunabiliyordu. Ama AKP iktidarının kendisine yakın iş insanlarını medyaya yöneltmesi, basın yayın kuruluşlarına atanan kayyımlar ve özel mülk sahipliğindeki dramatik değişiklik medyayı siyaset kurumuna daha da yaklaştırdı.

Mevcut iktidar kendi çizdiği sınırlar içinde haber ve yorum yapacak bir medya düzeni yarattı. Ana muhalefetin bu hamleye yanıtı belediye ve parti genel merkezi yoluyla etki düzeyi yüksek, ama sayısı az bir muhalif medya ağı yaratmak şeklinde oldu. Şu an öyle bir ülkede yaşıyoruz: Bazı gazete ve televizyonlar CHP Genel Merkezi’nden gelen bilgileri haberleştiriyor. Hükümetin sürekli bir şekilde eleştirildiği, ama muhalefete karşı tek bir söz söyleyemeyen bir medya var karşımızda. Kılıçdaroğlu’nun adaylığına karşı çıkan tüm muhalif isim ve kesimleri hainlikle suçladı o medya. Devir değişip ana muhalefet liderliğini başka bir ekip tarafından kontrol edildiğinde Kılıçdaroğlu’yla ilgili olumlu bir değerlendirme yapmak imkansız hale geldi bu sefer. Ayrıca bırakın daha siyasi konuları ve isimleri, siyasetin gündelik hayatla kesiştiği noktalarda bile sıkı bir sansür ve oto sansür sorunu var.

Halk TV ile Sözcü TV’nin Uşak Belediyesi ve diğer CHP’li belediyelerdeki yolsuzluk/yozlaşma/ahlaksızlık haberlerine karşı duyarsızlığı bu bağlamda oldukça manidar. Belinde havluyla otelde basılan belediye başkanı bile doğru dürüst eleştirilemedi muhalif medya tarafından. Çünkü eleştiri CHP Genel Merkezi’nden ve belediyelerden gelen fonların kesilmesi anlamına gelecekti. Şüphesiz ki medyanın siyaset kurumu karşısında ekonomik bağımsızlığını ve dolayısıyla editoryal bağımsızlığını yitirmesi sürecinde muhalif medya-muhalefet partileri bloğu iktidarı geriden takip ediyor. Çünkü bu işi ilk başlatan mevcut iktidar ve onun yandaş medyası. Sonuç olarak kek çok TV kanalı ve gazete olayları aynı tip haberlerle izleyiciye aktarmakta. Muhalefet medyasında İmamoğlu eleştirisi yapmak imkansız. Çünkü iktidar medyası da Erdoğan, mevcut hükümet icraatları ve AKP’yi eleştirmiyor.

Siyasetçiler gazetecileri hedef almamalı

Bu çarpık genellik içinde Yılmaz Özdil bağımsız gazeteciliği savundu. Bahsi geçen savunu Sözcü’nün CHP’ye mesafe koyması ve politik angajmanlardan sıyrılması anlamına geliyordu. Özdil’e göre bu durum CHP yönetimi tarafından kabul edilmedi. Yılmaz Bey isim de vererek CHP’deki iki Genel Başkan Yardımcısı’nın kendisini doğrudan hedef aldığını söyledi. Ayrıca Özel’in Sözcü’nün eski Genel Yayın Yönetmeni’nden pek hoşlanmadığı ve bu durumu da belli ettiği çok bilinen bir gerçek. Öncelikle bu hususun açıklığa kavuşması lazım. Yılmaz Özdil’den öznel açıklamalarından bağımsız bir şekilde Sözcü TV/Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni’nin ayrılışına yönelik tüm iddialara açıklık getirecek şekilde kendi bakış açısını kamuoyuyla paylaşmalı. Yılmaz Bey’in söylediği üzere CHP Genel Merkezi veya CHP’li üst düzey siyasetçiler mi Özdil’i işten attırdı? Yoksa bu söylem başka tartışmaları örten bir mistifikasyona mı karşılık geliyor? Eğer gerçekten böyle bir şey olmuşsa bu durumun Özdil’i sevip sevmemizden bağımsız olarak meslek etiğiyle bağdaşmadığını, gazetecileri siyaset kurumunun aracı haline getirecek şekilde küçülttüğünü kayda geçirmemiz gerekiyor. Siyasetçiler gazetecileri hedef almamalı. Siyasetçinin muhatabı gazeteci değil seçmendir. Ayrıca hangi parti olursa olsun tüm siyasi aktörler basın yayın kurumlarının özerkliğine saygı göstermek zorunda.

Tabii Yılmaz Özdil meselesinde durumu sadece Özdil-CHP liderliği gerilimi şeklinde okumamızı güçleştirecek bazı yan tartışmalar da var. Özdil’in basın/yayın camiasında çok sevilen, hatırı sayılan, herkesin saygı ve takdirini kazanmış biri olmadığı açıkça ortada. Yılmaz Bey’in kullandığı üslup, üstenci ve suçlayıcı dil ciddi bir Özdil fobisi yaratmış durumda. Ayrıca kendisinin mesleki dayanışmaya pek önem vermediğini de biliyoruz. Mesela Sözcü’nün başına geçtiğinde hiçbir açıklama yapmadan onlarca gazeteciyi işten attırmıştı. Şimdi aynı şey kendisinin de başına geldi. Doğal olarak eski defterler açılıyor.

İşin özü şu: Pek çok kesim Özdil’in kişiliği, karakteri, insanlara bakışı ve hayatı yorumlama biçimi nedeniyle kendisine tepkili. Yılmaz Bey’in meslektaşları arasında değerli yalnızlığı siyasi tartışmayı perdeliyor. Ayrıca bir de Sedat Peker polemiği var. Özdil’in kişisel ilişkileri ve sempatilerinin sosyal demokrat çizginin çok dışında olduğu sıklıkla dile getirilmekte. Tabii Yılmaz Özdil muhalifleri bu durumu onun iktidar yanlısı, yandaş bir gazeteci olduğu şeklinde daha suçlayıcı ve derin bir okumaya kadar genişletiyor.

Muhalif medya CHP Genel Merkezi’yle çelişen düşünceler ileri süren herkese “AKP’nin ajanı” demekte. Ortada toksik ve ötekileştirici bir dil var. Bu son hatırlatma bağlamında “Yılmaz Özdil’in Atatürkçülüğü fazlasıyla sağcıdır” demekle Özdil’in AKP’ye çalıştığını iddia etmek arasındaki devasa farka dikkat çekmek gerekli. Ama Özdil hakkında yapılan olumsuz yorumlarda büyük sıçramalar yapılarak sınırlar çok kolay bir şekilde aşılıyor. Sonuç olarak ve ne yazık ki, insanları linç etmeden soğukkanlı bir şekilde düşünce ve karakter değerlendirmesi yapmayı bir türlü başaramıyoruz.

Ez cümle, kitle iletişim araçlarının iktidar ve muhalefet partileri tarafından kontrol edilmesi basın özgürlüğü için büyük bir sorun. Ayrıca Yılmaz Özdil’in işten çıkardığı gazeteciler ve Yılmaz Özdil’in işten çıkarılması da dahil olmak üzere gazetecilerin mesleklerinden çok kolay bir şekilde koparılması, işsizlik, güvencesizlik ve dışlamaya maruz bırakılması kendimize dert edinmemiz gereken meselelere karşılık gelmeli.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.