Mutlak butlan kararının Türk siyasi hayatı ile hukuk-politika ilişkileri açısından oldukça olumsuz, kapsayıcı ve radikal sonuçları olacağı açık. Bu bağlamda 21 Mayıs itibarıyla bir eşik daha aşıldı. Seçim yargısının siyasi hayat için sağladığı istikrar ve güven artık yok. Tüm seçimler ve tüm parti kongre kararları adli mahkemeler tarafından iptal edilebilir. Butlan şimdilik CHP’nin sorunu, gelecekte ise tüm partiler girilen bu yoldan olumsuz etkilenecek. Çünkü nihayetinde hukuk toplumsal bir normdur. Hukukla sadece uyuşmazlıkları çözmez aynı zamanda toplumsal düzeni, yani hayatın normal akışını koruruz. Bölge Adliye Mahkemesinin CHP’ye genel başkan atayan kararıyla o normal algısından bir adım daha uzaklaştık.
- CHP Genel Merkezi’nde hareketli dakikalar: Parti örgütlerine çağrı yapıldı
- Mutlak butlan ardından yol haritası: Yeni parti gündemde mi, Özgür Özel ve yönetimi partiden tasfiye edilebilir mi?

Tartışmayı Türk siyasetinden CHP’ye kaydırdığımızda ise hararet birden sönümlenip çatışma sıradanlaşıyor. Herkesin kolaylıkla fark ettiği üzere ne toplum ne de piyasalar 21 Mayıs’a 19 Mart gibi tepki vermedi. CHP seçmeni kaygılı ve mutsuz. Ama İmamoğlu’nun tutuklanmasını takip eden süreçteki yüksek politik enerji ve sokak siyaseti yok. Sosyal medya ve muhalif medyada radikal söz ve söylemler çok popüler. Ama o mecralar tam olarak toplumun nabzını yansıtmıyor. Sosyal medyaya kalsa CHP bütün seçimlerden birinci parti çıkmıştı. Herkes kendi mahallesine çekildiği ve sadece kendisi veya kendi gibi olanların sesine tahammül ettiği için bu durum sürpriz değil elbette. Sonuçta CHP Genel Merkezi bir Saraçhane olmadı. Tabii bu durum biraz da Özel başta olmak üzere CHP elitlerinin Kılıçdaroğlu’nu açıkça karşılarına almama siyasetinden kaynaklanıyor. Kemal Bey’e yönelik ifadeler çoğu kez eleştirel, bazen suçlayıcı, ama hiçbir durumda yıkıcı değil. Kimse köprüleri atmıyor. Piyasaları da çok etkilemedi bu karar. Türk ekonomisinde işler çok iyi gitmiyor. Enflasyonla mücadele programının pozitif sonuçları varsa bile geniş kitleler kesinlikle bu durumu hissetmemekte. Ancak Kılıçdaroğlu’nun dönüşü piyasaları sarsmadı. İmamoğlu’nun tutuklanması karşısındaki türbülansının bir benzerini hissetmiyoruz.

Tartışma CHP elitleri dâhil olmak üzere pek çok kesim tarafından parti içi bir güç mücadelesi olarak okunmakta. Daha şimdiden kurultay, meclis grubu ve parti meclisi hesapları yapılmaya başlandı. Belki de bu nedenle deneyimlediğimiz şey dar bir politik mücadele alanında karşılıklı hamlelerden ibaret olacak. Bu bağlamda Kılıçdaroğlu ve Özel’in ne yaptığı veya neyi yapabileceğine bakmakta fayda var. Öncelikle karşı karşıya gelen ekipler arasındaki çatışma uzlaşmaz karşıtlık kıvamında. Eline fırsat geçse İmamoğlu ve Özel’in siyasi hayatını bitirmekten geri durmayacaktır Kılıçdaroğlu. Son 3 yılda CHP liderliği Kılıçdaroğlu ekibine aynısını yaptı çünkü. Tüm il, ilçe ve belediyelerden Kemal Bey’in izini silmek Özel liderliğinin öncelikli amacıydı. Ancak uzlaşmanın yokluğu çatışmanın bölünmeyle sonuçlanacağı anlamına gelmiyor. Kılıçdaroğlu nasıl partiyi terk etmediyse Özel ve İmamoğlu da başka bir yere gitmeyecek. Kontrollü çatışma iki tarafın da elindeki tek seçenek.

Kemal Bey parti içindeki gücünü pekiştirmek için zamana yayılmış bir stratejide ısrar edecektir. Zaten bu yöntem onun karakterine ve siyaset yapma tarzına da uygun. O yüzden yanına polisi alıp Genel Merkezi zorlamasını beklemiyor kimse. Ancak Özel’in milletvekillerinin üçte ikisinin desteğiyle kendisini grup başkanı seçtirmesi açık bir meydan okuma. Kılıçdaroğlu’nun hem Meclis Grubu hem de Parti Genel Merkezini Özel’e bırakması onu zayıflatır. Bu nedenle Genel Merkezin tahliye girişimi sürpriz olmayacaktır. Mahkeme kararıyla iş başına getirilen parti meclisi ise toplanmadı. Toplandığında orada da benzeri bir tabloyla karşı karşıya kalacağız. Kılıçdaroğlu PM ve Meclis Grubundaki etkisini artıracak adımlar atabilir. Çünkü bu iki yapı olmadan Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığı topal ördek kıvamında. Özel-İmamoğlu ikilisi kurultayı, Kılıçdaroğlu ekibi ise temiz siyaseti söylemleştirecek. Ama tabii bir şeyi söylemekle yapmak arasında büyük fark var. Genel başkana rağmen kurultay toplamak hiç de kolay değil. Kılıçdaroğlu’nun kaybettiği 2023 kurultayından çıkardığı bazı dersler var. Özellikle taraf değiştiren yol arkadaşları bakımından. İmamoğlu’nun hapiste olması ve Yavaş’ın ise parti içi tartışmalara katılmaktan özenle kaçınan tutumu Kemal Bey’in avantajları. Parti içi muhalefet kurultay için adım atarsa bu hamle tansiyonu yükseltir. Genel Merkezin yolsuzlukla yargılananların üyeliklerini askıya alması ise olası kurultay girişimlerine parti liderliğinin vereceği en güçlü yanıt niteliğinde. CHP’nin kontrollü çatışma dinamiğinin yoldan çıkması ve köprülerin tümüyle atılması kısa erimde olmasa dahi şüphesiz ki bir seçenek. Taraflar çatışmayı uzatır veya hamlelerini keskinleştirirse daha önce Fazilet Partisi ve MHP’de yaşanan bölünme süreçlerinin bir benzerine tanıklık edebiliriz.
Son sözü genel siyasete ayırmakta da fayda var. CHP’li siyasetçilerin enerjilerini önemli ölçüde parti içi meselelere ayırdığı bir düzlemde CHP’nin AKP’ye karşı güçlü bir muhalefet yürütmesi imkânsız. İktidar lehine oluşan bu durum baskın bir seçimle sonuçlanır mı henüz bilmiyoruz. Çünkü seçimin öne çekilmesi ihtimali sadece iç siyasi dinamiklerle açıklanamaz. Ekonomi, NATO zirvesi ve İran-ABD savaşının seyri Erdoğan’ın seçim kararında en az CHP’nin durumu kadar etkili olacaktır.














