Siyasette kirlenmenin meşrulaşma evresine girdiği bir döneme girdik. Başta belirteyim “masumiyet karinesine” inanıyorum ve kimi siyasetçilere yönelik olarak gündemde olan davalarla ilgili olarak peşin bir hüküm sahibi değilim. Yargılamaların sonunda masum olanların aklanmasını, suça bulaşanların da hak ettikleri cezaları alacağını umuyorum. Ancak yine de belirtmeliyim ki, bu yazının motivasyonu gündemde olan yolsuzluk, rüşvet, irtikâp ve toplumsal ahlaka mugayir konularda açılmış davalarından bağımsız değildir.
Sabah-akşam televizyon kanallarında, gazetelerde ve internet mecralarında magazin ve şov boyutlarıyla tarafgir bir tutumla yapılan tartışmaların dışına çıkarak meseleye bakmak gerektiğine inanıyorum. Zira mevcut hal, bir siyasi parti mensuplarının içine düştükleri düşünülen kirlenme durumundan çok daha fazlasıdır. Topyekûn siyasetimizi ilgilendiren ve açık söylemek gerekirse herkesin kendi çapında –parti farkı olmaksızın- bir nebze kirlendiği bir haldir, bu. Herkesin kendi mahallesini tartışmadan beri tutmaya çalıştığı ve tüm kirliliğin karşı mahallede biriktiğini kanıtlama gayreti içinde olduğu bir tabloyla karşı karşıyayız.
Kirlenmenin olduğu yerde birilerinin hep kirli, birilerinin ise hep temiz kalmasını varsaymak bir yanılsamadır. Hele ki Türkiye’nin mevcut siyasal düzleminde başka türlü olması beklenmemelidir. Siyasal sistemimiz, özellikle kendisine özgü bir yasası bulunmayan parlamenter sistemimiz gündemde olan konular bakımından enfeksiyona açıktır. TBMM’nin Teşkilat Yasası ve meclis içtüzük dışında milletvekilliği makamının görev, yetki ve sorumluluklarını düzenleyen özgün bir yasası yoktur. Bunun dışında zaman zaman gündeme gelen, tartışılan ve hiçbir zaman somut adımların atılmadığı “siyasi etik” ve “siyasetin finansmanı” konularında eksiklik söz konusudur.
“Siyasi etik” ve “siyasetin finansmanı” konuları üzerine çoğu siyasetçinin nutuklarını görmüşüzdür. Bu iki husus adil, dürüst ve erdemli siyasetin anahtar kavramları olarak gündeme getirilir. Bunu gündeme getiren her bir siyasetçi veya tüzelkişilikler olarak partiler bir vaat olarak dillendirirken, gerçekleşememe durumunu da karşıya mal ederler. Bu tanıdık ve sıkça karşılaşılan bir siyasetçi tutumudur.
Bu yazıda alışıldık tablonun dışına çıkma gayretini ifade eden istisnai bir örnek üzerinde duracağım.
23 Nisan 2012 tarihinde dönemin TBMM Başkanı Cemil Çiçek’in çağrısı üzerine mecliste grubu bulunan dört siyasi partinin birer temsilci verdikleri “Siyasi Etik Uzlaşma Komisyonu” kuruldu. BDP adına benim görev yaptığım komisyonda AK Parti’den Köksal Toptan, CHP’den Oktay Ekşi ve MHP’den de Sümer Oral görevlendirilmişlerdi. İlk toplantımızı 8 Mayıs 2012, son toplantımızı da 19 Aralık 2012’de gerçekleştirdik. 16 toplantının sonunda bir geçici, yürürlük ve yürütme maddeleri de dâhil 17 maddeden oluşan kanun teklifi taslağını ortak imzayla meclis başkanlığına sunduk.
Meclis Başkanı hazırladığımız taslağı parti gruplarıyla paylaştı ve parti gruplarının geri dönüşlerini de biz komisyon üyeleriyle paylaştı. BDP adına Grup Başkanvekili İdris Baluken, Ak Parti adına Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş, CHP adına Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi ve MHP adına Grup Başkanvekili Oktay Vural imzalı parti görüşlerini görme şansımız oldu.
Komisyonda yer alan her bir üye Meclis Başkanının resmi talebi üzerine gerçekleşen resmi parti görevlendirmesini ifade etmektedir. Özel statüyle kurulmuş komisyon, herhangi bir muhalefet şerhi olmaksızın mutabakatla kanun teklifi taslağı ve genel gerekçesini hazırladı.

Bu yazıda kanun teklifi taslağında bulunan bazı maddeleri ilk kez okuma imkânınız olacaktır. Ancak öncesinde genel gerekçede yer alan şu tespiti paylaşayım:
“Parlamento üyelerinin, milletvekilliği görevinin bir gereği olarak bütün eylem ve davranışlarında kamu yararına hareket etme yükümlülüğü bulunduğu gibi etik ilkelere uygun davranma yükümlülüğü de bulunmaktadır. Genel kamu düzeni içerisinde etik dışı faaliyetlerin engellenebilmesi noktasında parlamentolara önemli görevler düşmektedir. Bu görevlerin başında ise parlamentoların kendi üyelerine ilişkin etik ilke ve davranış kurallarını düzenlemesi gerekmektedir. Çağdaş demokratik ülkelerin neredeyse tamamında siyasi etik konusunun mevzuatla düzenlendiği ve siyasi etik komisyonları oluşturularak etik ilkeler belirlendiği görülmektedir.”
Bu ifadelerin her biri çağdaş demokratik ülke deneyimleri incelendikten sonra kanun teklifi genel gerekçesine yazıldı. Bu genel gerekçeye dayanan teklifin her bir maddesi önemliydi. Eğer ki amacıyla uygun bir şekilde meclis gündemine getirilmiş olsaydı neleri kabul etmiş olacaktık? Kanun tekliği taslağından iki maddeyi olduğu gibi aktarıyorum:
“Üyelikle bağdaşmayan işler
Madde 2- (1) Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri görevleri devam ettiği sürece;
a) Devlet ve diğer kamu tüzelkişilerinde ve bunlara bağlı kuruluşlarda; Devletin veya diğer kamu tüzelkişilerinin doğrudan doğrudan ya da dolaylı olarak katıldığı teşebbüs ve ortaklıklarda; özel gelir kaynakları ve özel imkanları kanunla sağlanmış kamu yararına çalışan derneklerin ve devletten yardım sağlayan ve vergi muafiyeti olan vakıfların, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile sendikalar ve bunların üst kuruluşlarının ve katıldıkları teşebbüs veya ortaklıkların yönetim ve denetim kurullarında görev almazlar, vekili olmazlar, herhangi bir taahhüt işini doğrudan veya dolaylı olarak kabul edemezler, temsilcilik, hakemlik, ücret karşılığı iş takipçiliği, komisyonculuk veya müşavirlik yapamazlar, genel sekreter, sekreter veya benzeri herhangi bir nam altında hiçbir yönetim görevi alamazlar.
b) Bir çıkar karşılığı olmasa dahi, özel sektörde herhangi bir görev alamazlar ve 13/1 /2011 tarihli ve 6112 sayılı Türk Ticaret Kanununa göre tacir veya esnaf sayılmalarını gerektirecek bir faaliyette bulunamazlar.
c) Serbest mesleklerini icra edemezler. Ancak süreklilik arz etmemek kaydıyla fikir ve sanat eseri meydana getirebilir veya icra edebilirler.
ç) Yürütme organının teklif, inha, atama veya onamasına bağlı resmi veya özel herhangi bir işle görevlendirilemezler. Bir üyenin belli konuda ve altı ayı aşmamak üzere Bakanlar Kurulunca verilecek geçici bir görevi kabul etmesi, meclisin kararına bağlıdır.
d) Yabancı bir devlet veya milletler arası bir kuruluş tarafından verilen idari ve siyasi, ücretli herhangi bir işi veya görevi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kararı olmadıkça kabul edemezler.
“Davranış ilkeleri
Madde 3- (1) Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri;
a) Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi olmaktan kaynaklanan konum ve yetkileri ile milletvekilliği unvanlarını, kendilerine veya üçüncü kişilere menfaat sağlamak amacıyla kullanmaktan kaçınırlar.
b) Dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep, yaş, bedensel, zihinsel ve ruhsal engeller ve benzeri sebeplerle ayırım yapamazlar.
c) Kendilerine tahsis olunan kamu imkânlarını amacı kapsamında kullanmaya özen gösterirler.
ç) Her türlü eylem ve işlemlerini yerine getirirken açık, şeffaf ve erişilebilir olurlar.
d) Görevlerini yerine getirirken Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin saygınlığına ve milletvekilliği görevinin itibarına uygun davranırlar.
e) Milletvekili sıfatı, konumu ve onuru ile bağdaşmayan tutum ve davranıştan kaçınırlar.”
Bu iki madde dışında teklif taslağına derç edilen mal beyanı yükümlülüğü maddesi, milletvekillerinin hediye alma eylemine sınırlama ve mecliste grubu bulunan siyasi partilerin eşit üyeyle temsil edilecekleri “Siyasi Etik Kurulu”nun oluşumuna dair maddeler vardı.
Meclis anayasa uzmanlarıyla birlikte 8 aylık bir çalışmanın sonunda ortaya çıkan kanun teklifi taslağı ne oldu? Deneyimli bir siyasetçiyle yıllar sonra meclis koridorlarında karşılaştığımda konuya dair aktardığı anekdot durumu özetlediği gibi teklifin neden unutturulduğu sorusunun da cevabı vermektedir. Yüksek oy oranlarıyla temsil imkânı olan partilerden birinin genel başkanı grup başkanvekiline teklifin neden gündeme getirilmediğini sormuş. Grup başkanvekili “Efendim bu teklifi kabul edersek bırak milletvekili, ilçe teşkilatlarına başkan adayı dahi bulamayız” cevabını vermiş.
Son olarak grup başkanvekillerinin Meclis Başkanı’nın gönderdiği taslağa ilişkin tutumlarına dair birer cümleyle açıklık getirmeliyim. Haklarını teslim etmeliyim ki BDP Grup Başkanvekili İdris Baluken ile MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural işi savsaklamaya dair cümlelere tevessül etmeden kendi üyelerinin imzalarına sahip çıktılar. Ancak aynı şeyi AK Parti ve CHP Grup Başvekilleri için söylemek mümkün değil. Bugün ki kirlilikte de onlar yarışıyorlar. Ne garip değil mi?








