Devletin “Terörsüz Türkiye” adını verdiği yeni sürecin başarılı olmayacağına inananlar ama en çok da başarısız olmasını isteyenler Abdullah Öcalan liderliğindeki hareket içinde ayrılıkların çıkmasını bekledi ve/veya umdu. Bunun öteden beri en güçlü ve son günlerdeki en popüler versiyonu Selahattin Demirtaş’ın Öcalan’a meydan okuduğu/okuyacağı yolundaki söylentiler. Gerçekle en ufak ilgisi olmadığını düşündüğüm bu önermeyi şimdilik bir kenara bırakıp bu konuda İmralı ile Kandil arasında farklılıklar, ayrılıklar ve belki de çatışmalar olup olmadığı hususunda bazı şeyler söylemek istiyorum.

- Cemaatlerden geriye ne kaldı? | Ruşen Çakır yorumladı
- Ruşen Çakır yorumladı: CHP’ye yönelik topyekün savaş
PKK tarihindeki iktidar kavgaları
Şurası muhakkak: PKK tarihini yazarken, Türk devletiyle, kısmen bölgedeki bazı güçlerle olduğu kadar kendi içindeki savaşları da önemsemek lazım. Kurulmasından kısa bir süreden itibaren PKK içinde ayrılıklar yaşanmış ve bunlar genellikle kanlı sonuçlanmıştır. Öte yandan şu ya da bu nedenle kendilerinden kuşku duyulan çok sayıda militan da örgüt tarafından infaz edildi.
Fakat 2004 ortalarında Osman Öcalan, Nizamettin Taş, Hıdır Yalçın gibi yöneticilerin kurduğu ve kısa sürede dağılan PWD’den bu yana PKK içinde ciddi bir ayrışma yaşanmadı. Cemil Bayık, Murat Karayılan, Duran Kalkan gibi üst düzey isimlerin kuruluşundan beri Öcalan ile birlikte olduklarını ve sürekli olarak ona bağlılıklarının altını çizdiklerini biliyoruz. Buna rağmen Kandil’in İmralı çizgisine tabi olup olmadığı hep sorgulanıyor.
Süreçle birlikte yıkılan hayaller
2024 Ekim ayında MHP lideri Devlet Bahçeli’nin startını verdiği sürecin baş aktörlerinden birinin Öcalan olduğu belliydi ve hemen “Öcalan istese de Kandil ona uymaz” önermeleri, kimi zaman soru cümleleriyle devreye sokuldu. Öcalan’ın 27 Şubat 2025’te PKK’nin kendini feshetmesi ve silahların bırakılması çağrısının ardından yine benzer sesler çıktı ama PKK hızlı bir şekilde kongre toplayıp Öcalan’ın talimatlarını yerine getirdi.
Bu sefer “öyle ama bakalım silah bırakacaklar mı?” sesleri yükseldi. 11 Temmuz 2025’te Irak’ın Süleymaniye şehrinin yakınında Bese Hozat öncülüğünde bir grup PKK militanı silah yaktı. Aynı çevreler bunu da “göstermelik” olarak damgaladılar.
Murat Karayılan’ın nisan ayı sonunda Fırat Haber Ajansı’na verdiği röportajda “Yasal bir güvence olmadan bizim bu zeminde silah bırakmamız akıl dışı olur” sözleri benzer çevreler tarafından “PKK tehdit ediyor” şeklinde aktarıldı. Halbuki o sözlerin başında Karayılan “Ortadoğu kaynıyor. Her tarafta vızır vızır dronlar, füzeler uçuşuyor. Mevcut durumda güçlerimizin güvencesi, kurduğumuz güvenlik sistemi ve silahlarımızdır” demişti.

İletişim sorunu
Şöyle bir durumla karşı karşıyayız:
- Devlet Öcalan’ın doğrudan medyaya konuşmasına izin vermiyor;
- İmralı heyeti ve DEM Parti yöneticileri hem yanlış yapmamak için az konuşuyor ve sürecin gidişatı hakkında pek bir şey söylemiyorlar;
- Kandil’deki yöneticiler de kendi kadro ve tabanlarını kontrol edebilmek için kendi medyalarına sık ve uzun röportajlar veriyor.
- Bu röportajlardaki bazı sözler süreç karşıtları tarafından “işler yolunda gitmiyor” imajı vermek için kullanılıyor.
İyi polis-kötü polis
Bir de tabii PKK içi dengelerin nasıl kurulduğu konusundaki bilgi eksikliği de söz konusu. Örneğin 20 Nisan 2013’te yaptığımız söyleşide Duran Kalkan’a şöyle demiştim:
“Bana göre özellikle kritik dönemlerde mesela Murat Karayılan Türk basınına ılımlı mesajlar veriyor, yani ‘iyi polis’ oluyor; mesela siz veya Cemil Bayık da Kürt basınına ‘devrimci halk savaşı’ gibi konuları öne çıkartıp sert mesajlar veriyorsunuz, yani ‘kötü polis’ oluyorsunuz.
Kalkan’ın cevabı da şu olmuştu: “Görev gereği de olabilir. Bizlerin hangi görevleri yürüttüğünü bilmek lazım. Birçok örgüt ve partide bu tür görev paylaşımları vardır, bizde neden olmasın?”
İmralı ile Kandil arasında görev bölümü
20 Ağustos 2014 ise Cemil Bayık ile Kandil’de yaptığım ikinci uzun söyleşide
“Beşir Atalay 1 Eylül’den itibaren yol haritası dedi ve bazı detaylar verdi. Öcalan’ın notları da size gelmiş. Yeni heyetler oluşuyor ve bu heyetler Kandil’e de gidecek türünden açıklamalar geliyor. Ama şöyle bir durum var: Genel olarak Öcalan’dan pozitif, sizdense soru işaretli açıklamalar geliyor. Bu yanlış bir okuma mı yoksa burada bir sorun mu var?” diye sormuş şu cevabı almıştım:
“Yanlış okumuyorsunuz. Önder Apo’nun rolü farklıdır, bizim rolümüz farklıdır. Ne Önder Apo’nun rolünü biz üstlenebiliriz ne de Önder Apo bizim rolümüzü üstlenebilir. Bunlar birbirini tamamlayan unsurlardır. Bunu böyle anlamak daha doğrudur. Bazıları diyor ki, ‘Önder Apo ile örgüt arasında sorunlar var, çelişkiler var, farklı yaklaşımlar var.’ Bazıları da diyor ki ‘hayır böyle değil bir görev bölümü var.’ Doğrusu görev bölümüdür. Önder Apo bir halkın önderidir ve baş müzakerecidir. Bizim konumuz ise farklıdır. Bunların birbirine karıştırılmaması gerekiyor. Ne aynılaştırması doğru, ne de birbirinin karşısına konulması. Belki bazıları bilinçli karşı karşıya getiriyor. Ama doğrusu Önder Apo ve bizim farklı rollerimiz olduğudur ve bunların birbirini tamamladığıdır. Çelişkili durumlar söz konusu değildir ve olamaz da.”
Öcalan Kandil ile doğrudan görüşüyor mu?
Yazıyı bitirmeden son günlerde çokça konuşulan Öcalan’ın Kandil ile doğrudan görüşüp görüşmediği ve SDG Komutanı Mazlum Abdi’nin İlham Ahmed ile birlikte kendisini İmralı’da ziyaret edip etmediği konusunda bir şeyler söylemek isterim.
Süreç başladığı andan itibaren Öcalan’ın Kandil, Avrupa ve SDG ile doğrudan temas içinde olduğu açık. Ama bunların mektup, telefon görüşmesi ya da görüntülü görüşme olduğu söyleniyor. Kandil, belki de Avrupa’dan bazı isimler İmralı’da kendisiyle doğrudan görüştürülmüş de olabilir ama Irak Kürdistan bölgesindeki bir haber sitesinide yazdığı gibi Mazlum Abdi ile İlham Amed’in İmralı’ya gittiği doğru değil gibi gözüküyor.
Bu tür süreçlerde her türlü görüşmenin mümkün olduğu dünyadaki örneklerden ve önceki Oslo vb. süreçlerden dolayı biliyoruz. Gerek İmralı, gerekse Kandil sürecin ilerleyebilmesi için doğrudan görüşmelerin zemininin yaratılmasını talep ediyorlar. Ki doğrusu da bu olur.
Öte yandan Kürt siyasi hareketine yakın medyada son günlerde Kandil ile devlet arasında doğrudan görüşmelerin yoğunlaştığı haberleri çıkıyor ki bu da son derece isabetli bir gelişme.














