İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, iktidarın CHP’ye yönelik “topyekün savaşta” yeni aşamaya geçtiğini savundu. Çakır’a göre hedef artık doğrudan Özgür Özel ve parti yönetimi.
Video özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- Ruşen Çakır, iktidarın CHP’ye yönelik topyekün savaşta yeni bir aşamaya geçtiğini savundu.
- Yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek’in göreve gelmesi, CHP’ye karşı yürütülen savaşın daha doğrudan bir boyuta ulaşmasına neden oldu.
- Çakır, iktidarın CHP’yi içeriden zayıflatma çabalarının ve medya üzerinden yürütülen tartışmaların arttığını ifade etti.
- Amaç, CHP’yi yalnızlaştırarak toplumsal ve siyasal etkisini azaltmak olarak belirlendi.
- Çakır, CHP yönetiminin direnç göstereceğini ve savaş ilan etmenin kazanmak anlamına gelmeyeceğini vurguladı.
Bilmeniz gerekenler
Gazeteci Ruşen Çakır, iktidarın Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) yönelik stratejisinde yeni bir döneme girildiğini söyledi. Çakır, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in göreve gelmesiyle birlikte CHP’ye karşı yürütülen “topyekün savaşın” daha sert ve doğrudan bir aşamaya geçtiğini savundu.
Çakır’a göre süreç, 19 Mart civarında başlayan siyasi hamlelerin devamı niteliğinde. Ancak yeni dönemde hedefin doğrudan CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve parti yönetimi olduğunu belirten Çakır, saldırıların “kural tanımaz” bir noktaya taşındığını ifade etti.
“Yargı üzerinden sonuç alamadılar”
Yayınında, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik soruşturmalar ve “casusluk” davaları gibi süreçlerin iktidarın beklediği sonucu vermediğini söyleyen Çakır, iddianamelerin zayıf kaldığını ve gizli tanık ile etkin pişman ifadelerinin kamuoyunda ikna edici bulunmadığını dile getirdi.
Çakır, bu süreçlerin CHP içinde ciddi bir kırılma yaratamadığını, aksine parti yönetiminin ayakta kaldığını savundu. CHP içinde alternatif oluşturma çabalarının da başarısız olduğunu öne sürdü.

“Akın Gürlek yeni dönemin simgesi”
Çakır, yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek’in göreve başlamasının ardından Özgür Özel hakkında ortaya atılan malvarlığı iddialarını “yeni dönemin işareti” olarak değerlendirdi.
Muhittin Böcek üzerinden yapılan “etkin pişmanlık” tartışmalarına da değinen Çakır, Gürlek’in yalnızca yargı süreçlerini yönetmekle kalmayıp siyasi tartışmaların da merkezine yerleştiğini söyledi.
“CHP içeriden zayıflatılmak isteniyor”
İktidarın stratejisinin yalnızca yargı operasyonlarıyla sınırlı olmadığını ifade eden Çakır, CHP’nin içeriden zayıflatılmaya çalışıldığını ileri sürdü. Bazı transfer girişimlerini ve “etkin pişmanlık” süreçlerini bu stratejinin parçası olarak yorumlayan Çakır, özellikle belediye başkanları üzerinden yürütülen tartışmaların büyütüldüğünü söyledi.
Çakır ayrıca, medya üzerinden yürütülen tartışmalarda iddiaların doğruluğunun sorgulanmadan kamuoyuna servis edildiğini savundu.
“Amaç CHP’yi yalnızlaştırmak”
İktidarın kendi oylarını artırmakta zorlandığını öne süren Çakır, bu nedenle ana hedefin CHP’nin toplumsal ve siyasal etkisini azaltmak olduğunu belirtti.
Muhalefetin diğer unsurlarının CHP’ye destek vermesinin engellenmeye çalışıldığını söyleyen Çakır, bunu “yalnızlaştırma stratejisi” olarak tanımladı.
“Savaş ilan etmek kazanmak anlamına gelmez”
Önümüzdeki dönemde özellikle Özgür Özel ve yakın çevresine yönelik daha fazla siyasi saldırı ve yeni “etkin pişman” açıklamalarının gündeme gelebileceğini söyleyen Çakır, buna rağmen sürecin iktidar açısından kesin bir başarı anlamına gelmediğini ifade etti.
Çakır, “Savaş ilan etmek kazanmak anlamına gelmez” diyerek CHP yönetiminin göstereceği direncin belirleyici olacağını söyledi.
- Haftaya Bakış (308): Akın Gürlek’in malvarlığı tartışmaları | Birinci yılında 19 Mart
- Ruşen Çakır yorumladı: Akın Gürlek olayında saflar iyice karıştı
- Haftaya Bakış (304): Yeni bakanların anlamı | Komisyonun ortak raporunu beklerken
- Ruşen Çakır yorumluyor | Akın Gürlek’in malvarlığı tartışmasında son durum: Kim haklı?
- Ruşen Çakır yorumladı: “Varsa bir belgesi gitsin yargıya”
Video deşifresi
Ruşen Çakır yorumladı: CHP’ye yönelik topyekün savaş…
Hazırlayan: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi hafta sonları. Birkaç gündür sürekli CHP üzerine konuşuyoruz, konuşuyorum kendi başıma ya da yaptığım özel yayınlarda konuklarla. Ve perşembe günkü yayına “CHP’ye topyekûn savaş” başlığını buldum. Bunun böyle olduğunu düşünüyorum. Yeni bir dönem başladı. 19 Mart sürecinde yeni bir aşamaya geçtiğimiz kanısındayım. Bunun asıl dönüm noktası da bence Akın Gürlek’in Adalet Bakanı olması. Bununla birlikte yeni bir safhaya geldik ve bu safhada esas olarak Ekrem İmamoğlu’ndan ziyade Özgür Özel’in hedef alındığı ki dünkü yayında bunu dile getirmiştim, Özgür Özel’den hareketle de tüm CHP’nin hedef alındığı ve hiçbir şekilde kural tanımayan, özellikle ahlaki anlamda kural tanımayan saldırılar var. Bunların üzerinden bir tekrar geçmekte yarar var. Bazı hususları, bazı gözlemlerimi aktarmak istiyorum.
Birincisi bu durum; bu topyekûn savaş durumu, bu zamana kadar iktidar tarafından yürütülen savaşın, sadece yargı üzerinden kurgulanan, esas olarak yargı üzerinden kurgulanan savaşın yeterli olmadığını bize gösteriyor iktidar açısından. Çünkü mahkeme başladıktan sonra, özellikle İstanbul Büyükşehir Belediyesi mahkemesi başladıktan sonra ki onların bir kısmını yerinde de izledim, yakından takip ediyorum, ya da casusluk davası gibi davalar, bunların içlerinin ne kadar boş olduğu ortaya çıktı. Birçok açıdan iddianamelerin nasıl çalakalem yazıldığı, ortada delil adına pek bir şeyin olmadığı, sadece ve sadece gizli tanık ve etkin pişmanlık ifadeleri üzerinden yürütülmeye çalışıldığı ama bunların da gerek gizli tanıkların gerek etkin pişmanların ifadelerinin de sanıklar tarafından, özellikle şu ana kadar tutuklu sanıkları dinledik, kolaylıkla boşa çıkarıldığını gördük. Ve bir diğer husus da şu: CHP içerisinde büyük bir kırılma yaratamadı bu. Hatta tam tersine CHP içerisinde mevcut yönetime alternatif olduğu varsayılan Kemal Kılıçdaroğlu’nun gücünün iyice azaldığını gördük. Faaliyetlerini sürdürüyor, hâlâ çalışma ofisi var ama artık kimse çok da fazla merak etmiyor.
Bu anlamda İstanbul’da denenen bir kayyum operasyonu vardı, Gürsel Tekin’le ilk günler çok ses getirdi tabii ama CHP’nin başından itibaren gösterdiği direniş ve aldığı tedbirlerle, karşı cevaplarla boşa çıkarıldı ve o hâlde iktidarın normal şartlarda geri adım atması ve birtakım şeylerin üzerinden geçmesi gerekirken tam tersine frene basmak yerine gaza basılıyor ve şu haliyle yeni Adalet Bakanı’yla yeni bir dönem. Bunun işareti neredeydi? Daha ilk gelir gelmez Özgür Özel onun hakkında birtakım iddialarda bulundu, mal varlığı iddiaları ve ona verdiği cevaplarda zaten bu dönemin işaretlerini görmüştük, topyekûn savaşın işaretlerini. Özellikle Muhittin Böcek üzerinden söyledikleri, işte “yakında etkin pişman olacak, şurada para verildi” vesaire, bir bakan anında yargıya müdahil oldu. Bu arada şunu özellikle vurgulamak lazım: Akın Gürlek bir yanıyla CHP’ye yönelik topyekûn savaşın direksiyonunda dururken diğer yanıyla Gülistan Doku olayı gibi ya da yasa dışı bahis operasyonları gibi olaylarla da kamuoyunun gözünde bir başarılı Adalet Bakanı imajı çizmeye çalışıyor. Yani biriyle diğerini dengelemeye çalışıyor.
Bu topyekûn savaşın en önemli ayaklarından birisi içeriden CHP’yi çökertmeye çalışmak. Bu anlamda daha önce denenen ama çok da etkili olmayan Aydın transferinin bir benzerini Afyon’da yaptı siyasi iktidar. Bunu da bu topyekûn savaşın içerisinde görmek lazım. Bir diğer husus da tabii ki etkin pişmanlık olayının üst düzeye taşınması. Şu ana kadarki etkin pişmanlar genellikle belediyelerle iş yapan iş insanları ya da belediyelerde birtakım seviyelere gelmiş bürokratlardı. Ama önce Uşak, ardından Antalya Büyükşehir belediye başkanlarının etkin pişman olması, ona ikna edilmeleri bize başka bir şeyi gösterdi: Artık vites yükseltiliyor. Tabii ki burada “bu kişileri CHP neden belediye başkanı yaptı?” vesaire gibi şikayetler var. Bunu daha önceki yayınlarda da konuştuk, mesela Afyon belediye başkanının ırkçı, faşist birisi olduğu ortadaydı. CHP’nin onu aday göstermesi son derece yanlıştı. Bunu çok açık bir şekilde tekrar tekrar söyleyebiliriz. Muhittin Böcek’in, CHP’ye sonradan katılan Muhittin Böcek’in durumu bambaşkaydı. Onun yerine de pekâlâ başka bir adayla çıkıp CHP çok kolay Antalya’yı alabilirdi. Uşak’taki olay bence CHP’nin en büyük fiyaskosu. Üç dönem milletvekilliği yapmış ve çok yakından tanınan birisinin yaptıkları ve sonra yaptıkları. O anlamda şu haliyle siyasi iktidarın en büyük başarısı bence Uşak Belediye Başkanı üzerinden ve o da gördüğünüz gibi — zaten yakalanma anı bize nasıl birisi olduğunu göstermişti — ardından yaptığı açıklamalarla ya da verdiği ifadelerle, özellikle kadın CHP’lilere yönelik iftiralarıyla nasıl birisi olduğunu gösterdi.
İçeriden bir destek bulamazsa iktidar bu işi çok fazla yürütemiyor. Burada tabii şu hususu da özellikle vurgulamak lazım: Bunlar olurken birileri sosyal medyada ya da normal medyada bunlardan hareketle, bu kişilerin verdikleri ifadelerden, daha doğrusu etkin pişmanların verdikleri söylenen ifadelerden hareketle, bu ifadelerin nasıl elde edildiğini sorgulamak yerine ya da bu ifadelerdeki dile getirilen iddiaların gerçekliğini sorgulamak yerine bunları veri olarak alıp, doğru olarak alıp bunun üzerinden CHP’ye yüklendiklerini gördük. Bu da aslında yeni topyekûn savaş döneminin ilginç bir özelliği olarak karşımıza çıkıyor. Eskiden bu kadar çok fazla şey görmezdik. Büyük İstanbul operasyonunda şurada burada çok fazla ‘‘ama CHP de…’’ diye başlayan sözlere çok fazla tanık olmazdık. Nedense burada arttı, bunu özellikle vurgulamak lazım. Savaş topyekûn olunca ve şiddeti artınca birtakım insanların da burada CHP’ye daha fazla, CHP’yi gözetmek yerine CHP’ye mesafe koymayı tercih etmelerini bence önemli bir gözlem olarak yazmak lazım.
Bir diğer husus ortada dolaşan paralar, para iddiaları vesaireler. Mesela geçen gün Kapki’nin söylediği, AKP’li — eski AKP’li herhalde ama bir zamanlar AKP’de yöneticiydi — kişinin kendisinden gelip istediği parayı okudunuz. Mahkemede söyledi açık açık; dedi ki: “Benden 2 milyon dolar istedi.” dedi. Şimdi 2 milyon doları bir avukat geliyor, bir iş insanından istiyor. Ne karşılığında istiyor? Tahliye etmek garantisiyle istiyor. Şimdi bunun üzerine konuşulacak o kadar çok şey var ki ama bunlar yerine bir diğerinin poşetle bıraktığı “200.000 lira” lafını bize sürekli olarak pompalayan bir sistem var. Burada yine onu görüyoruz; bir zamanlar CHP içerisinde yer almış birtakım isimlerin iktidar medyasının yanında nasıl yer aldıklarını, ağlayıp sızladıklarını, önüne gelene bağırıp çağırdıklarını görüyoruz. Bu daha önce de vardı ama şimdi bunu çok daha fazla göreceğe benziyoruz ve yeni devşirmelere tanık olabiliriz. Çünkü iş çok ciddi. İktidar için iş çok ciddi. Erdoğan için bu seçimi, yapılacak olan seçimi, ne zaman yapılacaksa, kazanmak çok önemli. Ortada bir Macaristan örneği var. Yaşanan bir Macaristan örneği var ve sonrası örneği var. Ve bunun için kendi oyunu arttıramayan iktidarın, arttırmakta zorlanan iktidarın rakibinin belini kırma, oyunu azaltma ve en önemli hususlardan birisi de onun yanına kimsenin gitmesine izin vermeme. Çünkü CHP ne kadar başarılı olursa olsun alabileceği oy onu iktidara ya da onun adayını seçilmeye, cumhurbaşkanı olarak seçilmeye çok mümkün kılmıyor. Birtakım desteklere ihtiyacı var. Ve burada aslında bu topyekûn savaşın en önemli özelliklerinden birisi CHP’ye yüklenerek diğerlerinin onun yanında yer almamasını sağlamak.
Yaşadığım bir örneği daha önce anlattım diye düşünüyorum, bir kere daha anlatayım. Metris’te cezaevinde, askeri cezaevinde yatarken 1981-82 yılında, özellikle 82 başlarında bütün cezaevine, cezaevindeki bütün koğuşlara sürekli toplu dayak atılırdı. Koğuşların kapıları açılır, herkes dövülürdü. Ama şöyle bir şey olurdu: Hepimiz dayak yediğimiz için birbirimizin yarasını sarardık. Ama sonra yeni bir subay geldi, belli ki o bu konulara çalışmış birisiydi. Bunun yerine şöyle bir şey yaptılar: Her koğuştan bir ya da iki kişiyi çıkartıp koğuşun önünde onu ya da onları alabildiğine dövdüler. Yani 15 kişilik koğuşta herkesi dövmek yerine, 15 kişilik koğuşta bir ya da iki kişiyi döverek onlara “Siz de onun gibi olursunuz.” dediler. Sonuç aldılar mı, almadılar mı bu ayrı bir konu ama böyle bir akıl yürütme vardı. Şimdi de böyle bir şey var. Tüm koğuşa yüklenen değil, tüm muhalefete yüklenen değil; içinden birisine yüklenen ve diğerlerine “Bakın siz de onun gibi olursunuz.” diyen bir uygulama, bir strateji var.
Bu strateji ne kadar sürdürülebilir, ne kadar sonuç alır? Bunların hepsini önümüzdeki günlerde hep birlikte izleyeceğiz, göreceğiz. Ama ilk aşamada CHP dışındaki kimi önemli aktörlerin tereddütleri, hatta CHP’nin içerisinde ya da çevresindeki bazı aktörlerin ürkmeleri, sanki iktidar istediğini elde edebilirmiş gibi bir intiba yaratıyor. Ama burada kilit noktanın başta Özgür Özel olmak üzere CHP’nin kilit isimleri olduğunu düşünüyorum. Eğer onlar buna yeterli direnci akılcı strateji ve taktiklerle gösterebilirlerse bu sefer o topyekûn savaş topyekûn bir mağlubiyete dönüşebilir. Savaşın ilan edilmesi savaşı başlatanın kazanacağı anlamına gelmiyor, tarihte bunun çok örneği var. En azından bizim kendi tarihimizde bir Kurtuluş Savaşı örneği var. Yani işgale karşı yürütülen o büyük, muhteşem direniş var. Dolayısıyla İstanbul’un işgali, şusu busu, birtakım kişilerin onlarla, işgalcilerle işbirliği yapması kimilerinin hayatını çok karartmış olabilir zamanında; ama sonra Mustafa Kemal ve arkadaşları işin rengini değiştirebildiler ve Türkiye’nin bağımsızlığını yeniden kazanmasını sağlayabildiler. Dolayısıyla savaşın başlamış olması savaşın nasıl biteceğini bize göstermiyor. Özellikle önümüzdeki günlerde çok daha şiddetleneceğini, yeni etkin pişmanlar, yeni bel altı saldırılar olacağını, özellikle Özgür Özel ve en yakın çevresini hedef almaya devam edeceğini düşünüyorum. Ama tekrar söylüyorum; topyekûn savaş, topyekûn galibiyet anlamına gelmiyor.
Bugün pek yapmadığım bir şey yapacağım. Bir ithaf, tam ithaf denemez aslında, bir tür reklam gibi olacak ama bir televizyon dizisi; şu anda Netflix‘te yeniden başladı: ‘‘Person of Interest’’. Nasıl çevrilebilir açıkçası bilmiyorum, galiba ‘‘şüpheli şahıs’’ gibi bir şey olması lazım. Yıllar önce bunu izlemiştik evde Müge ile beraber, çok sevdik. CNBC-e‘de yayınlandı o zamanlar, 2011’de başlamış ve 16’ya kadar sürmüş bir dizi. Konusu, tabii detaylarını anlatmaya gerek yok ama bir sistem var, bir makine var ve makine başına kötü bir şeyler gelebilecek olan insanları saptıyor ve bunun üzerine iyi insanlar o kötülüklerin gelmesini engellemek için çaba sarf ediyorlar. Bu diziye kadar bilmediğim birtakım isimler mesela bu genç, yakışıklı adam, başroldeki Jim Caviezel, zor bir ismi var. Bu eski bir CIA ajanı. Yanındaki ufak tefek ‘‘Harold Finch’’ rolünde Michael Emerson var ve iki tane dedektif var. Birisi demin gördüğünüz ‘‘Joss Carter’’, siyah kadın dedektif. Bir diğeri ‘‘Lionel Fusco’’, o da İtalyan asıllı dedektif. Evet, bu ‘‘Joss Carter’’ ama gerçek adı Taraji Henson. Ve dizi boyunca dönem dönem ortaya çıkan, gelen giden insanlar var. Nasıl söyleyeyim, çok keyifli bir dizi ve şunu düşünmeden edemiyor insan: böyle gözetlemeler var ve insanın aklına tabii ki ‘‘1984’’ü getiriyor. Evet, bu da bizim Lionel Fusco, diğer dedektif. Gözetlemeler var; insanların hareketleri, sokak kameraları, oradan saptanan görüntüler, bütün e-mailler taranıyor vesaire. Öyle bir sistem kurmuşlar ve bunun öyküsünü anlatıyorlar 2011’de. Şimdi 15 yıl sonra yapay zekanın bu kadar alıp başını gittiği bir ortamda, bu dizi izleyenlere biraz şey kaçabilir, ne derler, “Oo bunları aştık” diyebilirsiniz izlemediyseniz. Ama biz öyle yapıyoruz, izlemiş olsak dahi sıfırdan tekrar başladık, tekrar izliyoruz. Çok keyifli, çok insani yönü de güçlü bir dizi. İyi ki tesadüfen karşımıza çıktı ve hemen oturup izlemeye başladık. Bakalım, birkaç gün içerisinde herhalde tekrar bunları tüketebiliriz. Bu, karşılığında herhangi bir şey alarak yapmış olduğum bir şey değil. Gerçekten çok heyecanlandım tekrar gördüğüm için ve şimdi daha önce izlediğim birtakım dizilerin tekrar böyle karşımıza çıkmasını bekliyorum. Mesela ‘‘Mentalist’’i büyük bir heyecanla bekliyorum, inşallah o da bir gün karşımıza çıkar. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.








