İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, Kemal Kılıçdaroğlu’nun İstanbul’da gerçekleştirmeyi planladığı ancak son anda iptal edilen programı değerlendirdi. Çakır, “dev konvoy” olarak duyurulan organizasyonun büyük bir fiyaskoyla sonuçlandığını belirtirken, bunun Kılıçdaroğlu ve “atanmış CHP yönetimi” açısından önemli bir siyasi mesaj içerdiğini söyledi.
Videonun özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- Ruşen Çakır, Kemal Kılıçdaroğlu’nun iptal edilen İstanbul programını ‘fiyasko’ olarak değerlendirdi.
- Kılıçdaroğlu’nun ‘dev konvoy’ organizasyonu iptal edilince, planın açıklanan katılımın altında kalacağı ifade edildi.
- Çakır, iptalin toplumsal tepki korkusuna bağlı olabileceğini vurguladı.
- Özgür Özel’in aynı gün programda herhangi bir sorun yaşanmadan katıldığını belirtti.
Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, “Kılıçdaroğlu’nun başlamadan biten İstanbul çıkartması” başlıklı yayınında Kemal Kılıçdaroğlu’nun İstanbul’da gerçekleştirmesi planlanan ancak son anda iptal edilen programını değerlendirdi. Çakır, organizasyonun başlamadan bittiğini belirterek, iptal kararının Kılıçdaroğlu’nun kamuoyu önüne çıkma planlarının ilk ciddi başarısızlığı olduğunu söyledi.
“Dev konvoy duyuruldu, program gece yarısı iptal edildi”
Çakır, CHP’nin mahkeme kararı sonrası göreve gelen İstanbul yönetiminin Kemal Kılıçdaroğlu için Dudullu Gişeleri’nden Küçükçekmece’ye uzanacak “dev konvoy” organize edeceğini duyurduğunu hatırlattı.
Planlamaya göre Kılıçdaroğlu’nun daha sonra Küçükçekmece’de Muharrem ayı kapsamında düzenlenen Aşura etkinliğine katılması bekleniyordu. Ancak programın gece saatlerinde iptal edildiğini belirten Çakır, sabah saatlerinde organizasyonun gerçekleştirilmeyeceğinin açıklandığını söyledi.
Neden iptal edildi?
Çakır, iptal kararına ilişkin farklı iddiaların gündeme geldiğini aktardı.
Buna göre bazı çevreler yeterli katılım sağlanamayacağının anlaşılması nedeniyle programın iptal edildiğini öne sürerken, bazı iddialarda ise Caferi topluluğu içinde etkinliğin siyasi tartışmaların parçası haline gelmesine yönelik itirazların etkili olduğu savunuldu.
Bir başka değerlendirmeye göre ise organizasyonun esas olarak Gürsel Tekin tarafından planlandığı, Kemal Kılıçdaroğlu’nun ise programa başından itibaren sıcak bakmadığı ileri sürüldü.

“Bu bir fiyaskoydu”
Çakır, Kılıçdaroğlu’nun daha önce Sözcü TV yayınında “Cinayet mi işledim? Tabii ki sokağa çıkarım” sözlerini hatırlatarak, İstanbul programının bu açıklamanın ilk pratiği olacağını söyledi.
Ancak “dev konvoy” olarak ilan edilen organizasyonun tek bir aracın dahi yola çıkamadan iptal edildiğini belirten Çakır, yaşananları “fiyasko” olarak nitelendirdi.
Çakır, programın iptal edilmesinde olası toplumsal tepki ihtimalinin etkili olmuş olabileceğini de dile getirdi.
“Özgür Özel aynı gün programa katıldı”
Ruşen Çakır, aynı gün CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Küçükçekmece’deki Galip Dede Cemevi’nde düzenlenen programa katıldığını ve herhangi bir sorun yaşanmadığını söyledi.
Özel’in konuşmasında CHP’deki tartışmalara da dolaylı biçimde değindiğini belirten Çakır, etkinlik boyunca herhangi bir protesto ya da gerginlik yaşanmadığını ifade etti.
“Toplumun içine girmeye henüz hazır değiller”
Ruşen Çakır, yaşananların Kılıçdaroğlu ve mahkeme kararı sonrasında göreve gelen CHP yönetiminin toplumla doğrudan temas kurma konusunda önemli bir sınav verdiğini söyledi.
İstanbul’daki girişimin başarısızlıkla sonuçlandığını belirten Çakır, atanmış CHP yönetiminin toplumun içine girme konusunda henüz hazır olmadığını vurguladı.
Çakır ayrıca Kılıçdaroğlu’nun bundan sonraki ilk saha ziyaretinin nasıl gerçekleşeceğinin de yakından izleneceğini ifade etti.
Yayına hazırlayan: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Öncelikle herkes soruyor, evet tatil yapıyorum hesapta, yanıyorum. Böyle pancar gibi oldum. Kimisi Fedon diyor, kimisi Trump’a benzetiyor. O kadar özlemişim ki dinlenmeyi; ama dinlenemiyorum, görüyorsunuz yine yayınlara aynen devam ediyoruz. Neyse, bu kişisel girişten sonra asıl konuya geçelim. Dün yayının başında, CHP’nin seçilmiş değil de atanmış yönetiminin İstanbul’da çıkartma yapacağını söylemiştim ve orada bir konvoy oluşturulacak, daha sonra Kemal Kılıçdaroğlu Küçükçekmece’de Câferî topluluğunun yaşadığı yerde onların aşure faaliyetine katılacaktı. Muharrem ayı, biliyorsunuz. Orada bir gözükecekti. Daha önce de katılmış, biliyoruz. Ve bunu kim duyurdu? Kendini CHP’nin İstanbul il başkanı ilan eden — mahkemeyi arkasına alarak tabii — Gürsel Tekin, ‘‘Türkiye’nin sâkin gücü, birleştirici lideri Kılıçdaroğlu İstanbul’a geliyor. Dudullu Çamlıca Gişeleri’nde dev konvoyda sen de yerini al’’ diye duyurdu. Ve ben de yayında ne dedim: Burada bakalım ne kadar araç olacak?
Şimdi, sabah 8.00’de Dudullu’da iş saatinde gişelerde buluştuğunuz zaman sadece siz olmuyorsunuz; mesai saati olduğu için çok sayıda insan da o sırada oraları kullanıyor. Diyelim ki tamam, oldu ve Anadolu Yakası’ndan Avrupa Yakası’nın en uç yerlerine kadar gidiyorsunuz Küçükçekmece’ye. Yani bayağı iddialı bir şey, Dudullu’dan Küçükçekmece’ye kadar gidecek olan Kemal Kılıçdaroğlu konvoyu. Ve tekrar bakalım, çok iddialı; ‘‘dev konvoy…’’ Evet, ‘‘Dudullu Çamlıca Gişeleri’nde buluşacağız. Birlik için, dayanışma için, umut için seni bekliyoruz Sayın Genel Başkanım’’ demiş Gürsel Tekin. Fakat sonra akşam vakti şöyle bir açıklaması var: ‘‘Karşılama iptal paylaşımları yapılıyor. Korkmayın.’’ Nedense, yani iptal paylaşımı yapanlar, herhalde tehdit gibi bir algı var. ‘‘Korkmayın. Ya arınacağız ya arınacağız’’ diyor. Yine bir meydan okuyuş var; bakıyoruz, akşam 8.15’te. Sonra, evet, sabah saat 5.33’te ‘‘Sevgili yol arkadaşlarım, genel başkanımızın bugün gerçekleştirmesi planlanan programı iptal edilmiştir. Bilginize sunar, anlayışınız için teşekkür ederiz.’’ Yani bir acayip olay… Başlıkta da dediğim gibi, başlamadan biten bir çıkartma.
Malum, Kılıçdaroğlu’na geçen hafta cuma günü, tam bir hafta önce, Sözcü TV yayınında sokağa çıkma meselesi sorulduğunda ‘‘Cinayet mi işledim, tabii ki çıkarım’’ dedi ve ilk çıkışı bu olacaktı. Böyle bir meydan okuma, konvoy, dev konvoy… Ve orada da sonuçta Muharrem, Aşure etkinliği, Câferî topluluğu; sonuçta siyasi bir faaliyet insanların arasında. Ama iptal oldu. Niye iptal oldu? Görünen lüzum üzerine. Tabii bunun üzerine spekülasyonlar çıktı. Kimisi dedi ki; ‘‘Yeterince kalabalık toplayamadıkları için bu iş olmadı.’’ Kimisi dedi ki; ‘‘Câferî topluluğu içerisinde birileri itiraz etmiş, ‘Biz bu oyunun parçası olmayalım’ dedikleri için sorun çıkmış’’ dedi. Bir diğerleri de, diğerleri derken aslında daha çok Kılıçdaroğlu’nun Genel Merkez ekibinin şöyle dediğini biliyorum; ‘‘Ya bu aslında Gürsel Tekin’in başımıza sardığı bir şey. Aslında Kılıçdaroğlu böyle bir faaliyete katılmayı çok istemiyordu ve sonradan da vazgeçti.’’ Yani Kılıçdaroğlu’nun burada hiçbir payı yok ve zaten Kılıçdaroğlu bir açıklama yaptı ve orada uzun uzun anlattı, ‘‘dini siyasete alet etmeme’’ gibi bir yaklaşım söyledi. ‘‘Fitneye gıybete geçit vermemek. İncinsek de incitmemek…’’ vesaire. Bunu yani şöyle söyledi; ‘‘Benim bir siyasetçi olarak oraya gelmem çok da doğru olmazdı’’ demeye getirdi Kılıçdaroğlu.
Ama partisinin bu duyurusu var. Hatta gazetecilere çağrıları var ve bunun haberini yaptık. Herkes yaptı. Kılıçdaroğlu ilk kez insanların arasına çıkıyor diye, Caferi topluluğunun Kerbela anmasına katılacak diye… Bunu biz kendimiz uydurmadık, gazeteciler uydurmadı; kendileri duyurdu. Sonuçta nereden bakarsanız bakın bir fiyasko; böyle büyük bir meydan okuma, dev konvoy falan deyip sonra tek bir araba bile kaldırmadan… “Kaldıramadan” demiyorum, tabii ki gidecek olsaydı orada birileri olacaktı ve bir şeyler yapılacaktı. Kılıçdaroğlu da o Kerbela anmasında kendisi gözükecekti ama anladığım kadarıyla orada bir tepkiye uğramaktan çekindiler. Böyle bir şey… Kılıçdaroğlu bir Alevi. Tabii, Caferilik ile Alevilik aynı şeyler değil, bunu özellikle vurgulamak lazım. Caferilik, Şiiliğin en önemli kollarından birisi; İmâmiyye Şiası denen yapı, özellikle İran’da baskın olan ve birçok ülkede baskın olan bir kol ama aynı birtakım şeylere inansalar da Alevilik hiçbir zaman Şiilik değil. Ama birbirlerine komşu, akraba diyelim. Sonuçta Kılıçdaroğlu da Alevi kimliğine sahip birisi olarak orada eğer birtakım tatsız tepkilerle muhatap olsaydı herhalde bu sorun yaratırdı. Açıkçası ben de ilk duyduğumda şaşırdım. “Ne bu cesaret?” dedim, “Helal olsun” dedim ama helalimi geri alıyorum; yapamadılar.
Buna karşılık Özgür Özel nereye gitti? Bugün yine aynı yerde, Küçükçekmece’de Garip Dede Cemevi’ne gitti. Orada konuşmasını izledim, 10 dakikalık bir konuşma yaptı ve konuşmanın bir yerinde de hatta doğrudan olmasa bile örtük bir şekilde CHP içerisindeki meseleyi de dile getirdi. Onu özellikle vurgulamak istiyorum. Yani ondan da bahsetti; “Bu bir iç mesele değil, Türkiye’nin meselesidir” vesaire dedi ve hiçbir sorun da yaşanmadı benim gördüğüm kadarıyla. Herhangi bir itiraz, işte “sen bizi siyasi amaçların için kullanıyorsun” falan gibi bir şeye tanık olmadık. Sonuçta Kılıçdaroğlu ve atanmış CHP bir şeye kalkıştı, kalkıştığına pişman oldu, vazgeçti. Şimdi de bunu aslında Kılıçdaroğlu’nun din-siyaset ilişkisi konusunda ne kadar hassas olduğunun bir göstergesi olarak pazarlamaya çalışıyorlar ama işin böyle olmadığı aşikâr. Bakalım bir sonraki çıkışını nerede yapacak; bu olmadı, “bir sonraki” diyemeyiz, ilk çıkışını nerede yapacak bakalım. Mesela İzmir’de atadıkları bir il başkanı var, zehir zemberek, çok iddialı. O zaman gitsin İzmir’e; Kılıçdaroğlu İzmir’e gitsin, İzmir’in herhangi bir ilçesinde, özellikle de Konak’ta, Karşıyaka’da vesaire, daha merkez ilçelerde bir sokakta dolaşsın, insanların elini sıksın, bakalım ne olacak. Merak ediyorum açıkçası. Ama İstanbul olayı bize gösterdi ki atanmış CHP, toplumun içine girme konusunda henüz hazır değil. Henüz hazır olmamaları yarın öbür gün hazır olacakları anlamına da gelmiyor. Evet, çok da uzatmayalım; zaten olmamış bir faaliyetin analizi bu kadar olur diyelim.
Bugünün ithafına gelelim. Şöyle bir şey oldu; yani bazen hayat böyle tesadüflerle doludur. Sosyal medyada bazı kişiler var; böyle her konuyu bilen, eden, uzun uzun yazan, çizen insanlar ve bunlar benim aklıma Leman‘daki ‘‘Öğreten Adam’’ı getirdi. “Öğreten Adam” diye biliyorum ama aslında bakınca hatırladım ki; ‘‘Öğreten Adam ve Oğlu’’. Biliyorsunuzdur, şöyle bir şey var: Başkalarını izleyip onlar hakkında derin analizler yapıyor, oğluna anlatıyor; oğlu da sürekli babasından şikayet ediyor. Çok acayip bir şeydi ‘‘Öğreten Adam’’. Bir şey oldu, bir arkadaşıma WhatsApp‘tan bir ‘‘Öğreten Adam’’ karikatürü bulup, galiba buydu, üçüncü bir şahıstan bahsederek yolladım. Sonra birden dedim ki: “Ya bir dakika, Kaan Ertem, Öğreten Adam ve Oğlu… Kaan Ertem!” Ben bunu biliyorum, yani biliyorum dediğim tabii ki biliyorum ama unutmuşum, aklımdan çıkmış. Sonra bakındım ve maalesef Kaan Ertem’i bizim 2021 yılında, 5 yıl önce kaybettiğimizi hatırladım. Yazık oldu; yani şöyle yazık oldu, çok fazla gündem olmadı maalesef, çünkü o karikatür dünyasının en popüler isimlerinden değildi.
Ama bir kuşağın, 68 doğumlu ve o kuşağın en parlak isimlerinden birisiydi. Limon dergisinin son yıllarında başlamış, ben o yılları çok iyi biliyorum. Çünkü fotoğraf sanatçısı rahmetli Manuel Çıtak’la birlikte oturuyorduk, ikimiz de bekârdık. Manuel, Mimar Sinan’da okumuştu ve oradan arkadaşları Limon‘u ve Leman‘ı çıkartıyorlardı; biz onların hepsinin öyküsünü biliyorduk. Çünkü bekâr evi olduğu için hepsi de geliyorlardı, ediyorlardı. Cihangir’deydik; ne denir, çok kolaydı, herkes geliyordu, ediyordu. Evde kalıyorlardı, beraber yemek yiyorduk ama Kaan Ertem onlardan birisi değildi. Daha çok Tuncay Akgün, Mehmet Çağçağ; onları tanıyordum ben. Kaan Ertem’i tanıdım mı emin değilim, çünkü bizden biraz küçük, 6-7 yaş küçük. Yani bir başka jenerasyon ki o jenerasyon Limon‘da ve Leman‘da çok parlak işler yaptı. Mesela Kemal Aratan, mesela Ahmet Yılmaz; başka birçok isim… Ve sonra bakınca ‘‘Erkut Abi’’yi gördüm. Ya tabii ki ‘‘Erkut Abi’’… Bir Superman gibi bir abimiz. ‘‘Erkut Abi’’ de Kaan Ertem’in ama en güzellerinden birisi de ‘‘Erdener’’ Şuna bakar mısınız? “Sözün bittiği yerdeyim Erdener” diyor, “Orada kal” diyor. ‘‘Erdener’’ de ağır abi; sıradan insanların sıradan tepkilerine ayar veren abi. Bir de “Zıçan Adam” diye bir karakteri var. Erdener Abi burada da “Abi alacaklılarım peşimde. Hiç çaktırma, beni görmemiş gibi yap” diyor. O da “Görmedim zaten” diyor; görüyorsunuzdur. Evet, bunu yapan bu arkadaşımız çok erken bir şekilde aramızdan 52 yaşında ayrıldı. İki çocuğu geride kaldı; bir kız, bir erkek.
Bir de ‘‘Ezik Şarkıcı Altuğ’’ varmış, onu çok hatırlayamadım açıkçası. Ama ‘‘Erdener Abi’’yi, ‘‘Zıçan Adam’’ı ve her şeyi bilen abimiz ‘‘Öğreten Adam ve Oğlu’’nu çok iyi hatırlıyorum. Bir de ‘‘Erkut Abi’’ var. Bir de senaristliği var. Bir filmde de oynamış. Tuncay ile konuştum, bana Kaan’ı anlatmasını istedim. Çok ilginç bir şeyi hatırlattı bana, dedi ki: “Moğollar grubu dağılmıştı, Leman‘daki köşesinde kampanya başlattı; ‘Moğollar bir araya gelsin’ diye. Yüz binlerce imza toplandı ve grup bir araya geldi, bunu Kaan yaptı.” dedi. Bir de filateli; ne oluyor? Pulculuk. Ben bunu tabii bilmiyordum. Tuncay Akgün onun patronu ya da abisi olduğu için tabii onu çok daha iyi biliyor; o konuda da bayağı uzman birisiymiş ve makaleler falan da yazmış, böyle değişik bir arkadaş. Ve tabii ki şu çok önemli; çizdiği tiplerin hepsi çok sert, çok rahatsız edici tipler çiziyor ama Tuncay’ın tanıklığıyla söyleyeyim, ‘‘çok iyi birisiydi’’ diye söyledi. Bu da Leman‘ın, onun ölümünün ardından yaptığı kapak. Bir yıl kanserle mücadele etmiş ve maalesef çok erken bir yaşta hayata veda etmiş. Evet, Kaan Ertem’i saygıyla ve sevgiyle anıyorum. Ailesi onun sosyal medya hesaplarını sürdürüyor ve orada karikatürlerini arada sırada tekrar bizlere, sizlere hatırlatıyorlar ve o zaman da görüyoruz. Bugün de hâlâ yazıp çizdiği şeylerin çoğunun ne kadar geçerli olduğunu bir kere daha görüyoruz. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.







