İSTANBUL (Medyascope) – CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in son dönemdeki saha ziyaretlerini değerlendiren Ruşen Çakır, Özel’in vatandaşlarla kurduğu doğrudan temasın yalnızca parti içi mücadeleyle değil, iktidara alternatif olma stratejisiyle de ilgili olduğunu söyledi. Çakır’a göre Özel’in sokakta yürüttüğü siyaset, onu giderek bir parti yöneticisinden siyasi lidere dönüştürüyor.
Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, “Özgür Özel’in sokakta, çarşıda, pazarda ne işi var?” başlıklı son yayınında CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in son dönemdeki saha çalışmalarını değerlendirdi. Çakır, Özel’in çarşı, pazar ve üretim alanlarında vatandaşlarla kurduğu doğrudan temasın yalnızca parti içi mücadeleyle açıklanamayacağını, bunun aynı zamanda iktidara yönelik siyasi bir meydan okuma olduğunu söyledi.
Çakır, Özel’in Ankara, Denizli ve Burdur gibi farklı şehirlerde vatandaşlarla bir araya geldiğini, üreticileri ziyaret ettiğini ve halkın taleplerini dinlediğini belirterek, Türkiye’de benzer ölçekte sahaya çıkan siyasi lider sayısının oldukça az olduğunu ifade etti. Ona göre Özel’in yürüttüğü bu çalışma, CHP içindeki tartışmaların ötesinde “iktidara yürüme siyaseti”nin bir parçası olarak okunmalı.
“Ankara’da otur” çağrılarına yanıt

Çakır, 19 Mart sonrası süreçte Özgür Özel’e yönelik “Ankara’da kal, sokaktan uzak dur” şeklindeki telkinlere rağmen CHP liderinin mitingler ve saha ziyaretleriyle görünürlüğünü artırdığını söyledi. Bu tutumun, iktidarın siyasetin sınırlarını belirleme çabasına karşı bir cevap niteliği taşıdığını belirtti.
Teknolojinin ve sosyal medyanın siyasetteki etkisini kabul etmekle birlikte, siyasetin yalnızca dijital mecralarda yapılamayacağını vurgulayan Çakır, seçmenle doğrudan temasın önemine dikkat çekti. Çakır, geçmişte AKP kadrolarının farklı toplumsal kesimlere ulaşma stratejisinin siyasi başarılarında etkili olduğunu hatırlatarak, Özgür Özel’in de benzer şekilde CHP’nin geleneksel sınırlarını aşmaya çalıştığını dile getirdi.
“CHP’nin kabuğunu kırma arayışı”
Lüleburgaz’daki bir CHP mitinginde karşılaştığı ve CHP’li olmadığını söyleyen bir vatandaşın ilk seçimde Özgür Özel’e oy vermeyi düşündüğünü aktaran Çakır, bunun CHP açısından yeni seçmenlere ulaşma potansiyelinin göstergesi olabileceğini söyledi. Özel’in toplumun farklı kesimleriyle temas kurma çabasının, partinin mevcut tabanının dışına açılma stratejisinin bir parçası olduğunu belirtti.
Çakır’a göre halkla kurduğu doğrudan ilişki, iletişim becerisi ve dinamizmi, Özgür Özel’in en önemli siyasi avantajları arasında yer alıyor. Bu özelliklerin özellikle 19 Mart sonrasında daha görünür hale geldiğini söyleyen Çakır, CHP liderinin giderek bir parti yöneticisinden siyasi lidere dönüştüğünü savundu. Ancak bunun tek başına yeterli olmayacağını vurgulayarak, örgütlenme, program ve nitelikli kadroların da gerekli olduğunu ifade etti.
Çakır, tüm eksikliklerine rağmen Özgür Özel’in sahada yürüttüğü siyasetin “işin alfabesinin A’sı” olduğunu belirterek, halkla doğrudan temas kurabilen siyasetçilerin önünün açık olduğunu söyledi.
Video deşifresi
Deşifreyi hazırlayan: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi pazarlar. Cumhuriyet Halk Partisi konuşmaya devam ediyoruz, daha da devam edeceğiz. Dün Kılıçdaroğlu’ndan bahsettik; bugün Özgür Özel’den bahsedelim. Özgür Özel hakkında söylenecek çok şey var ama özellikle son günlerde yaptıkları ayrıca dikkat çekici. Ne yapıyor? Ankara’da çarşı pazar dolaşıyor, aynı şekilde Denizli’de, Burdur’da insanlar arasına giriyor. Seralarda çalışanlarla fotoğraflar çektiriyor. Fotoğraf çektirmenin ötesinde sohbet ediyor, onları dinliyor, onlarla tartışıyor hatta. Ama tartışmalar böyle çelişkili bir tartışma değil; kendisine yönelik “bir an önce parti kurması” telkinleri çok oluyor, onu görüyoruz izlediğimiz kadarıyla. O da CHP’de sonuna kadar kalmak ve şartları sonuna kadar zorlamaktan bahsediyor. Özgür Özel niye sokakta, niye çarşı pazar dolaşıyor? Öncelikle şunu söyleyelim; bugün Türkiye’de çok sayıda siyasi parti var, çok sayıda siyasi parti lideri, yöneticisi var ama Özgür Özel gibi yapan galiba yok. Varsa da yani çarşı pazar dolaşan varsa da çok ilgi çekmiyor. Yavuz Ağıralioğlu’nun Anahtar Parti’nin bir faaliyet içerisinde olduğunu görüyoruz ama orada daha çok partinin bina açılışları, parti tarafından düzenlenen toplantılar şeklinde bir tür miting gibi toplantılar söz konusu.
Ama burada daha bireysel bir şey var, Özgür Özel’de. Zaten ‘‘Cumhuriyet Halk Partisi nerede?’’ tartışması ayrı bir yerde duruyor. O, insanların arasına karışıyor, karışabiliyor. Malum, Kılıçdaroğlu’na sordular sokağa çıkma meselesini; ‘‘Adam mı öldürdüm? Tabii ki çıkarım’’ dedi ama hâlâ çıkmadı. Yani organize bir şekilde birtakım halk ziyaretleri belki yapar ileriki günlerde ama Özgür Özel’li fotoğrafları, görüntüleri, videoları Kılıçdaroğlu ile görmemiz herhâlde mümkün olmayacak. Fakat burada bir diğer önemli husus şu: Özgür Özel bunları sadece Kılıçdaroğlu ile bir rekabet anlamında yapmıyor; esas olarak, benim anladığım kadarıyla, siyasi iktidara meydan okuma olarak yapıyor, siyaset yapıyor. Yani bu bir parti içi siyaset değil, kendi tabiriyle iktidara yürüme siyasetinin bir hamlesi. Zaten birçok yerde de iktidar yürüyüşünden bahsediyor, “Açın önümüzü gidelim” dediğine tanık oluyoruz.
Bir diğer husus da şu: 19 Mart sürecinin başından itibaren Özgür Özel’e doğrudan ya da dolaylı yapılan telkin; ‘‘Ankara’da otur, sokaklara çıkma.’’ Orada tabii ki esas mesele mitinglerdi. Saraçhane ile başlayıp İstanbul’un ilçeleri ve Türkiye’nin illerinde düzenlenen mitinglerdi esas olarak söylenen. Onları bir anlamda yaptı, etti; bayağı da etkili oldu. Hatta insanlar dediler ki: “Ya artık bu mitinglerle bu iş yürümüyor, başka şeyler de bulsun” diyenler oldu muhâlefet içerisinde. Bunu bir anlamda o mitinglerle başlayan sürecin bir devamı gibi de okuyabiliriz. Ama esas olarak bence buradaki temel husus Erdoğan’ın yaptığı, Bahçeli’nin yaptığı, siyasi iktidarın yaptığı “Ankara’da otur” uyarısına ya da önerisine karşı çıkmak. Yani birçok açıdan bu yapılanları gördüğümüz zaman; çok insani fotoğraflar görüyoruz, insani videolar görüyoruz, samimi muhabbetler görüyoruz. Ama burada bunun ötesinde çok ciddi bir siyasi strateji var, siyasi meydan okuyuş var. Bunu özellikle vurgulamak lâzım.
Tabii ki şurası bir gerçek; zaman çok değişti, teknoloji çok baskın, siyaset sadece sokakta yapılmıyor; evet, doğru. Ama siyaset sadece teknolojik olarak da yapılmıyor, sadece birtakım sosyal medya üzerinden ya da medya üzerinden de yapılmıyor. Siyaset aynı zamanda insanlara dokunabilme olayı; bunu yapabilenlerin önünün açık olduğunu özellikle vurgulamak lâzım. Örneğin Recep Tayyip Erdoğan ve arkadaşları Refah Partisi içerisinde yenilikçi hareketi oluşturduklarında, en önemli perspektifleri şuydu Refah Partisi’ndeki Erbakan zihniyetinden farklı olarak: kendilerinden olmayan kimselere de gitmek, kapı kapı dolaşmaktı. Bunu yıllarca yaptılar; bugün hâlâ yapıyor olabilirler ama çok da fazla bir anlamı kaldığını düşünmüyorum. Ama esas olarak orada yenilikçilerin yaptığı; her kapıyı çalmak, gerektiğinde diskoteklere, gerektiğinde meyhanelere, hatta hatta, ne derler, genelevlere kadar gitmiş bir hareketten bahsediyoruz. Ve sonra ne oluyor? Sonra, önce bunlar yadırganıyor. Yani mesela diyelim ki gittiği yerdeki insanlar bunlara böyle anlam veremiyorlar. Ama ne zaman ki AK Parti kuruldu, Millî Görüş hareketinden kopuldu, kendi tabirleriyle “Millî Görüş gömleğini çıkardılar”, işte o zaman onlara asla oy vermeyi düşünmeyen birtakım insanlar bu yeni partiye oy verdi. Şimdi de Cumhuriyet Halk Partisi’nin, seçilmiş Cumhuriyet Halk Partisi’nin ve Özgür Özel’in bu tür her yere girme arayışının böyle bir boyutu olduğunu da düşünüyorum. Bu aynı zamanda muhtemel bir yeni partinin hazırlığı; yani buradan yeni kitlelere ulaşma arayışı.
Lüleburgaz’da geçen bir mitinge gittim, biliyorsunuz, Özgür Özel’in mitingine. Orada ilk sohbet ettiğim, daha doğrusu benimle sohbet eden kişiye gayet sakin bir şekilde, mitingteydi orada, dedim ki: “Partiniz burada ne durumda?” falan. Dedi ki: “Ben CHP’li değilim,” hatta Lüleburgazlı da değilmiş, memurmuş, başka bir şehirden geliyormuş. “İyi o zaman” falan dedim, “yine de biliyorsunuzdur.” Dedi ki bana: “Hayır, ben galiba önümüzdeki ilk seçimde Özgür Özel’e oy vereceğim.” Mesela bu çok ilginçti. Koşa koşa mitinge gitmiş. Burada bir kabuğunu kırma olayı yaşanıyor olabilir. Bunu özellikle vurgulamak istiyorum. Tabii ki buna burun kıvıranlar olacaktır. Türkiye tarihinde meşhur örnekler var; mesela bir Osman Bölükbaşı ya da Hasan Celal Güzel, onlar da partilerini kurduğunda kendilerini halkın ortasına attılar, bayağı da bir teveccüh gördüler ya da gördüklerini sandılar ama sonra seçimlerde hüsrâna uğradılar.
Onunla bunun arasında bir fark olduğu kanısındayım. Burada çünkü bir temel var. Bir temel üzerinden yürüyen bir hareket var. Tabii ki bu bir popülizm. Popülizm zaten halktan türemiş bir şey. Halkı işin içerisine katma hamlesi. Ama şunu da bilmek, tabii ki kabul etmek lazım ki sadece sokakta insanlarla kucaklaşarak bu iş olmayacak. Tabii ki örgütlenmek gerekecek. Tabii ki program gerekecek. Tabii ki nitelikli kadrolar gerekecek. Birtakım stratejiler gerekecek. Ama şu anda Özgür Özel’in yaptığı olay, alfabenin A’sı belki de, tekrar halka dönmek ve Cumhuriyet Halk Partisi adı altında orada kimin halka gidebildiğini, kimin halka gitmenin ötesinde halkla iç içe olabildiğini, kimin olamadığını bize gösteren ilginç görüntülere tanık oluyoruz. Özgür Özel’in insani yönü, insanlarla, herkesle konuşabilme özelliği, o şaşırtıcı dinamizmi vesaire en büyük avantajı ve bunu kullandığı ölçüde onun bir lidere, siyasi bir lidere dönüştüğünü görüyoruz 19 Mart’tan bu yana.
Bugün çok eski bir dostumu, Abdullah Meral’i anmak istiyorum. Abdullah Meral 1984’te ölüm orucunda Sağmalcılar’da Haziran ayında hayatını kaybetti. Orada Abdullah Meral’in dışında Haydar Başbağ, Fatih Öktülmüş ve Hasan Telci de hayatını kaybetmişti. Bu dört kişi, hayatını kaybeden dört kişi cezaevlerindeki tek tip elbise dayatmasına karşı mücadele etmişlerdi. Bunun öncesini ben de yaşamıştım. Aynı dayatmaya karşı biz de bulunduğumuz cezaevlerinde bayağı bir direniş göstermiştik. Açlık grevi yapmıştık ve kazanmıştık. Sonra benim tahliyemin ardından bunun tekrar İstanbul’da dayatıldığını gördük. Ben 82 yazında çıkmıştım. Orada tüm Türkiye’de belki de 12 Eylül rejiminin başarabildiği bir olaydı bu tek tip elbise dayatması ama İstanbul cezaevleri buna başından itibaren direndiler. İşte bu direnişi kırmak için değişik dönemlerde değişik girişimler oldu. 84’teki ölüm orucu yine buna karşıydı. Ve burada ölüm orucunda esas olarak Devrimci Sol tutukluları ama aynı zamanda başka gruplardan da isimler vardı. Mesela hayatını kaybeden Fatih Öktülmüş, şimdi adı neye dönüştü bilmiyorum ama o zamanki adıyla Devrimci Proletarya’ydı yanlış hatırlamıyorsam, o grubun liderlerinden birisiydi. Fatih Öktülmüş’ü apayrı bir isim olarak onu daha sonra sizlere anlatmayı istiyorum.
Ama bugün Abdullah Meral’den, Apo’dan bahsetmek istiyorum. Çünkü Apo şahsen tanıdığım, benden yaşça büyük birisi. Ama şöyle bir ilginçlikti; o hem çalışan hem okuyan birisiydi. Hep bıyıksız hali gözüküyor ama sarıydı yanılmıyorsam, sarı bıyıkları vardı. Çok yakışıklı birisiydi. O zamandan biliyoruz. Çünkü bizim Galatasaray Lisesi’nin yanındaki bir binada, içinde gibi bir binada okuyordu onlar. Yabancı Diller Yüksekokulu gibi bir şeydi. Tam adını şimdi hatırlayamayacağım. O dönemde biz lisede okuyorduk, onlar da orada üniversitede okuyorlardı ve çok da yakındık. Bize, hani nasıl denir, abilik yapardı ve çok öne çıkan birisiydi. Şimdi yıllar sonra öğrendim ki o tarihte evliymiş ve çocuğu da varmış hatta, Gonca Kurtuluş. Çocuğu olduğunu hiç bilmiyordum. Çünkü bizim o dönemde evlenmek, çocuk sahibi olmak pek yaygın bir şey değildi. Apo, Abdullah Meral öyleymiş. Kardeşi Menekşe de yıllar sonra bir polis operasyonunda İstanbul Kartal’da öldürüldü. Bir diğer kardeşi Fatma da geçen yıl hayatını kaybetti. Ailece sol hareket içerisinde yer almış insanlardı. Hep böyle gülerken hatırlıyorum. Bir de tabii yaşça büyük olduğu için böyle bizimle dalga geçerdi. Biz küçük solculardık, onlar büyük abilerdi, şakayla karışık dalga geçerlerdi. Çok yardım etmişlerdir bize zor zamanlarda. Kendisini saygıyla ve sevgiyle anıyorum. Söylediklerim bu kadar, iyi günler.







