Önder Özden yazdı: Özel Mao’nun izinde

Sol kulvarda ulusal bağımsızlık savaşçısı olmakla övünen Doğu Perinçek’in geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklama insanın zihnine takılıp kalıyor; belki açıklamanın derinliğinden değil, daha çok taşıdığı tuhaflıktan dolayı. Özgür Özel’in ve Ekrem İmamoğlu’nun silahlı güçleri olmadığı için iktidar olamayacaklarını ifade etti Vatan Partisi lideri. Türkiye siyasetinde uzun zamandır birbirinden garip açıklamalar duyulduğu için insanın ilk refleksi bunu da geçip giden gündelik saçmalıklardan biri olarak görmek olabilir. Fakat bazı cümlelerin kaderi böyledir; onları ciddiye almak istemezsiniz ama onlar yine de peşinizi bırakmazlar. Bir süre sonra insan kendisini cümlenin doğruluğunu ya da yanlışlığını tartışırken değil, bu cümlenin hangi dünya tasavvurundan çıktığını düşünürken bulur.

İstisnayı mahremden okumak
Önder Özden yazdı: Özel Mao’nun izinde

Öncelikle kendimizi, ister istemez Türkiye’de neden hâlâ bazı siyasal figürlerin emekliliğe uğurlanamadığını sorgular hâlde buluyoruz. Bu yalnızca Perinçek’e özgü bir durum değil kuşkusuz. Siyasetin çeşitli köşelerinde, tarihin çoktan arkalarında bıraktığı tartışmalarla yaşamaya devam eden, buna rağmen kamusal alanda görünürlüğünü koruyan bir kuşak bulunuyor. İnsan bazen onların siyaset yaptıklarını değil de siyasetin içinde kalmaya çalıştıklarını düşünüyor. Sanki mücadele ettikleri dünyanın büyük kısmı ortadan kalkmış, kavramları yıpranmış, ittifakları değişmiş, düşmanları dost olmuş, dostları düşman olmuş ama onlar bütün bunlara rağmen sahneden çekilmemekte ısrar ediyor gibiler.

Perinçek’in durumu belki biraz daha ilginç. Bir zamanlar NATO karşıtlığıyla, anti-emperyalist söylemleriyle ve devletin çeşitli yönelimlerine karşı geliştirdiği sert eleştirilerle tanınan bir siyasal figürün, bugün Erdoğan iktidarının çeşitli hamlelerine fiilen eşlik eden bir pozisyonda bulunması zaten başlı başına tarihsel bir ironi oluşturuyor. Hele hele Türkiye’nin NATO zirvesini Ankara’da ağırladığı, fiilî bir olağanüstü halin ilan edildiği, neredeyse sömürge valisinin kaleminden çıkmış izlenimi veren düzenlemelerle şehir hayatının askıya alındığı bir anda… Böyle bir manzara içerisinde yine de Perinçek’in ağzından çıkan “silahlı güçleri yok” cümlesi, farkında olsun ya da olmasın, yalnızca Özgür Özel’e ya da Ekrem İmamoğlu’na ilişkin bir değerlendirme olmaktan çıkıyor.

Mühür, mahkeme ve mühimmat

Çünkü söyledikleri başka sorulara kapı aralıyor. Her şeyden önce Perinçek aslında seçim kazanmanın bir işe yaramayacağını ima ediyor. Çünkü Perinçek’in sözleri, devletin zor kullanma kapasitesini oluşturan bütün kurumların — ordunun, polisin, yargının, bürokrasinin ve daha genel anlamda devlet aygıtının — belirli bir siyasal merkezin etrafında toplandığını varsayıyor. Bazen başkalarınca da dillendirilen ve neredeyse korkutucu bir düzeyde kulağa normal gelmeye başlayan bu fikir, Erdoğan’ın her ne olursa olsun görevde kalacağını ve devlet kurumlarının seçim gibi “gereksiz ve anlamsız” bir oyuna göre devredilemeyeceğini buyuruyor. Bu bakımdan aslında Perinçek’in ifadesi muhalefetin zayıflığından çok mevcut rejimin niteliğine ve geleceğine dair bir söz. Demokrasisiz, 80’liklerin rejimi…

Dağın açtığı patika

Fakat bütün bunların yanında söz konusu ifade, silahlı güçlerden söz etmeye başladığı anda, özellikle de bu sözler kendisini sol gelenek içerisinde tanımlamış bir siyasetçiden geldiğinde, birdenbire sosyalist hareketlerin uzun özellikle gerilla mücadelesine dayanan tarihi beliriyor insanın karşısında. Mao’nun Uzun Yürüyüşü geliyor akla örneğin. Çin’in kırsal bölgelerine çekilen, siyasal mücadelenin merkezini şehirlerde değil, yoksul köylülerin yaşadığı bölgelerde yeniden kurmaya çalışan bir hareketin hikâyesi. Çin’deki başarı düşünüldüğünde, Mao’nun yalnızca bir askerî strateji geliştirmediğini, aynı zamanda siyasetin öznesini yeniden tanımladığını da vurgulamamak elde değil. Şehirlerdeki seçkin kadroların yerine köylüleri koymuş, siyasetin yönünü onların yaşadığı yerlere çevirmiş ve tam da bu nedenle yürüyüş bir geri çekilme olmaktan çıkmış, iktidara doğru uzanan bir güzergâha dönüşmüştü.

Önder Özden yazdı: Özel Mao’nun izinde

Maddiliğe karışan ihtimaller

Aynı anda Mao’nun yürüyüşünün, köylülerle birlikte kat ettiği yolun izi sürüldüğünde ve belki de Perinçek’e de ilham veren Marx’ın o meşum ifadesini anmamak da elde değil. Eleştirinin silahının silahların eleştirisinin yerini alamayacağı ve maddi kuvvetin ancak maddi kuvvet tarafından alt edilebileceği yönündeki meşhur sözünü düşünmeden edemiyor insan. Fakat burada da maddi kuvvetin ne olduğu ve ne tür bir niteliğe sahip olduğu çok da açık değil.

Oysa Perinçek’in lügatında cevap oldukça açık görünüyor. Maddi kuvvet silahla, orduyla ve teknolojik üstünlükle ilişkili. Ve aslında devlet aygıtından başka bir şey değil “duayen” siyasetçinin mantığında. Her hâlükârda rejim değişiklikleri ancak başka bir zor aygıtının ortaya çıkmasıyla mümkün olabilir. Sanki tarih boyunca bütün dönüşümler yalnızca bir ordunun başka bir orduyu yenmesinden ibaretmiş gibi.

Fakat maddi güce ilişkin bu sınırlılık, tahayyülsüzlüğün ifadesi. Her şeyden önce silahlanmak, maddi güce kavuşmak başkalarının varlığıyla da mümkün. Birlikte hareket etmek de maddidir örneğin. Adalet duygusu ile umudun insanlar arasında dolaşımda olması da maddiliğin bir biçimidir. Kendinizi yalnız hissetmediğiniz bir kalabalığın parçası olmak da, birlikte yürümek de maddidir.

Hatta bazen, fiziksel anlamda hiçbir silah taşımayan insanların birbirlerinden aldıkları güç, yalnızca polis, mahkeme, bürokrasi ve zor araçlarında görünür hâle gelen bir kuvvetten daha etkili sonuçlar yarattığına tarih defaatle tanıklık etti. Tarih, birlikteliğin maddiliğiyle son derece maddi sonuçlar ürettiğinin hikâyesidir de.

Savunmanın hikâyesi

Ve gerilla, aslında tam da bu birlikteliğin maddiliğidir Perinçek’in ellerinde fiziksel gücün ruhsuzluğuna indirgenmeye çalışılsa da. Gerillanın varoluş koşulu savunmadır; kimileri bu savunmayı toprağa ve belki de toprağın bahşettiği simgeyle, bu simgeyi korumakla ilişkilendirir. Oysa askerî bir özne olmanın ötesinde gerilla sıradan ve bir o kadar da bağlayıcı bir motivasyonun ürünüdür. Gerilla köylerde ya da işgale karşı direnişte bu motivasyonu harekete geçirir. Söz konusu olan, birlikteliği ve birlikte yaşayabilme imkânını korunma motivasyonudur. Gerillayı yaşadığı yere, alıştığı hayata, komşularına, diline, hatıralarına ve geleceğe bağlayan ve bunlar için mücadele etmeye davet eden tam da bu birliktelik imkânıdır. Savunması ancak birlikte yürüme imkânını savunduğu ölçüde anlam kazanır. Bu nedenle korumadan başka bir anlam dünyası ve maddi gücü yoktur.

Eğer gerillanın özünde savunduğu şey topraktan önce birliktelik, yan yana durabilme, birlikte yürüme ve nefes alma ihtimaliyse ve tam da bu ihtimallerin neden olduğu maddi güç gerillanın asli gücüyse, özellikle butlan/kayyum kararının ardından Özel’in kimliğinde yansıyan bu gerillavari ağ değil midir? Eğer bizler yalnızca politikacıları değil fakat onların şahsında belirli mümkünatları destekliyorsak çoğu zaman, ihtimallerin tehdit altında olduğu bir anda mesele savunanları savunmak hâlini almaz mı? Her bir seçmen çoktan bir gerillaya dönüşmez mi?

Önder Özden yazdı: Özel Mao’nun izinde

İhtimale doğru yürüyüş

Perinçek, iktidarın zor araçlarını görüyor; oysa mesele ortak yaşamın gücü. Perinçek, maddi kuvveti devletin tekelinde bulunan araçlarda arıyor; fakat söz konusu olan insanların yan yana gelme kapasitesinde de ete kemiğe bürünen maddi kuvvet.

Ve şimdi birliktelik ve ihtimale doğru yürüyüş, güç dengesini çoktan dönüştürmeye başladı bile.

Unutmamak gerekir ki bazı kuvvetler göründüklerinden çok daha maddidir.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş