Önder Özden yazdı: Bürokratik ihtimaller

Bürokrasinin sesi yok. Belki daha doğru ifadeyle, onun sesini ancak beklerken duyarız. Bürokrasinin tınısını, sıra numarasının yanmasını, bir dilekçenin sonuçlanmasını ya da bir e-postaya cevap gelmesini beklerken duymamak mümkün değil. Vergi dairesinde, üniversitede, belediyede, hastanede hatta şirkette bu ritim neredeyse sonsuzca yankılanır. Hatta bazen bilgisayarımızın önünde, yüklenmeyen bir sayfaya bakarken onu dinlerken buluruz kendimizi.

Beklemek, bu bakımdan bürokrasinin ana dili, tının söze döküldüğü yer.

Yine de ve garip bir şekilde, anlamlandırmakta zorlandığımız fakat oldukça iyi tanıdığımız hisse kapılırız bürokrasinin tınısına eşlik ettiğimizde. Bu his, adlandırdığımız anda ise basitçe ortadan kalkmaz. Tam tersine, daha da yoğunlaşır. Sanki dünyanın kendisi birbirine benzeyen koridorlardan oluşmuş gibi. Kapılar değişiyor; içeride oturanlar değişiyor; tabelalar değişiyor. Fakat odaların ruhu ya da duyulan ritim aynı kalıyor.

Bir memurun, bu nedenle, huysuzluğu kişisel olmaktan ziyade, bilakis kurumsaldır.

O halde bürokrasi dediğimiz şey, insanların karakterlerini değil, ruh hâllerini standartlaştıran devasa bir mekanizma.

Önder Özden yazdı: Bürokratik ihtimaller
Önder Özden yazdı: Bürokratik ihtimaller

İmzanın gölgesi

Bürokratik tınının yarattığı bu his elbette sıkıntıdan başkası olamaz. Fakat can sıkıntısı çoğu zaman şiddetin en zarif hali, elbisesi. Vergi memurunun arkasındaki polisin sopası çoğu zaman gözlerden uzaktır. Ve aslında görünmesine de gerek yoktur. Bir copun gerçekten kullanılmasından daha etkili olan şey, kullanılabileceğinin bilinmesidir. Devlet bazen tam da görünmediği ölçüde güçlüdür. Bu bakımdan bürokrasi hiçbir zaman yalnızca dosyalardan ibaret değildir. İçinde yaşadığımız dönemde dosya dediğimiz şey, katlanmış şiddet ihtimali bir bakıma.

Bugün ise Türkiye’de bunu yeniden öğreniyoruz (belki de unutmamıza hiç izin verilmedi bu topraklarda). Bir savcı tek başına korkutucu değildir. Herhangi bir klasör ya da bir mühür de. Ama bunlar yan yana geldiğinde, defaatle tanık olduğumuz üzere belediye başkanları rahatlıkla hapse gönderilebiliyor. Gazeteciler susturulabiliyor. Muhalifler, yıllarca sürecek hukuki süreçlere sıkıca bağlanabiliyor. Zor, sıkıntının sakladığı o gizem, cübbeye bürünen adalet bürokrasisince taşınıyor artık.

Bunları deneyimledikçe de bürokrasinin, şiddetin en iyi terzisi olduğunu söylememek elde değil.

Önder Özden yazdı: Bürokratik ihtimaller
Önder Özden yazdı: Bürokratik ihtimaller

Koridorlarda saklambaç

Kafka’yı yeniden okumak için kötü bir zamanda yaşamıyoruz bu bakımdan. Örneğin Dava’nın kahramanı Josef K. neden yargılandığını öğrenemez. Ya da K. Şato’nun kapılarına bir türlü ulaşamaz, kapılar hep biraz daha uzakta kalır, bir türlü onlara erişemez. Kafka’nın romanlarında kimse açıkça yalan söylemez. Kimse doğruyu da söylemez. Aksine herkes (memurlar) görevini yapıyor görünür.

Yine de bu romanları okurken tuhaf bir hisse kapılmamak elde değil. Kafka’nın memurları aslında çoğu zaman çalışıyormuş gibi görünmez. Sanki oyun oynuyorlar çeşitli unvanlarının ardında – bir tür saklambaç. Herkesin bir unvanı var; ama bu unvanlar sanki gerçek mesleklerden çok tiyatro kostümlerini andırır. Herkes bir başkasını arar. Bir başkası onu başka birine gönderir. Bir odadan diğerine geçilir. Bir kapı kapanır, diğeri açılır. Sanki çocukların saklambaç oyununun sonsuz bir versiyonu yaşanmaktadır. Bazen onların gerçekten bir devlet görevlisi mi yoksa çocukluğunu fazla ciddiye almış oyuncular mı olduğundan emin olunamaz.

Belki bürokrasinin en büyük sırrı, saklı ihtimali burada yatmakta. Bürokrasi çalışmaya çok benzeyen bir performans ya da henüz oyuna dönüşmeyi başaramamış bir çalışma.

Aradaki mesafe ise umduğumuzdan daha kısa.

Bürokrasi ve testere

Bürokrasi on yıllardır eleştirinin odağında, kısmen haklı olarak. Çünkü bugünkü çalışma hayatının büyük kısmını zaten üretim değil, bürokrasi oluşturuyor. İnsanların zamanının önemli bir bölümü dosya hazırlamakla, toplantıya girmekle, sunum yapmakla, rapor üretmekle ya da başka raporları değerlendirmekle geçiyor. Bu nedenle, örneğin Elon Musk’ın testereli fotoğrafını anmamak mümkün değil. Aşırı sağ siyasetçiler bu günlerde devleti, bürokratik aygıtı küçültmekten söz ediyor. Her seçim döneminde birileri “bürokrasiyi azaltacağız” temalı kampanyalar yürütüyor. Bürokrasi karşıtlığı neredeyse evrensel bir siyasal slogan hâline gelmiş durumda. Fakat bürokrasiden nefret edenlerin ilk yaptığı şey çoğunlukla kendilerine yakın bir bürokrasi kurmak oluyor. Demek ki mesele çoğu zaman bürokrasi değil.

Mesele, kimin bürokrasisi olduğu. Ya da bürokrasinin kimin adına şiddet uyguladığı. Çünkü testere dosyaları kesebilir fakat şiddetin alışkanlıklarını, izlerini yok edemez.

Önder Özden yazdı: Bürokratik ihtimaller
Önder Özden yazdı: Bürokratik ihtimaller

Çalışmadaki oyun

Son yıllarda bürokrasi eleştirisine eşlik eden başka bir mesele de yankılanıyor sosyal ve siyasal tartışmalarda: “Yapay zekâ işlerimizi elimizden alacak.” Garip bir ruh hali: bir yandan ofis işlerinde çalışanlar bürokratik yükün azaltılması gerektiği gerekçesiyle işsizlikle tehdit edilirken, diğer yanda teknolojinin işleri elden alacağına ilişkin anksiyete toplumu kuşatıyor.

Biraz iddialı bir çıkış olsa da çoğumuzun yaptığı işlerin önemli bir kısmının zaten iş olmadığını da belki de kabul etmek gerekiyor. Toplantıya hazırlanmak için toplantı yapmak. Bir raporu özetleyen rapor yazmak. Sunumu anlatacak sunumu hazırlamak. Bir elektronik formu doldurabilmek için başka bir elektronik form doldurmak. Bütün bu işlemler, üretimden çok bürokratik yeniden üretimin biçimleri. Belki yapay zekâ önce bu tür “işleri” elimizden alır. Fakat buna kayıp denip denemeyeceği büyük bir soru işareti.

Bu dönüşümle birlikte belki de, Kafka’nın farkında olduğu, çalışmanın, bürokrasinin içindeki oyunu ayırt etme şansımız olur. Çünkü oyun ile bürokrasi birbirlerine uzak değiller. İkisi de kurallarla yaşar. İkisi de rollere ihtiyaç duyar. İkisi de organizasyondur. Aralarındaki fark, oyunun kurallarının değiştirilebilir olmasıdır. Bürokrasi, şiddetin gölgesi altında oynanan bir oyundur.

Önder Özden yazdı: Bürokratik ihtimaller
Önder Özden yazdı: Bürokratik ihtimaller

Oyunun devleti

Belki de ütopyaları farklı kılan da bürokrasinin bu boyutunu keşfetmiş olmaları. Ve Kafka’nın büyüklüğünün kanıtı, onun eserlerini de ütopik kılan da bu. Neredeyse her ütopya kusursuz bir organizasyon üzerine temellenir. Birlikte yaşamanın koreografisine dayanırlar. Çünkü her ütopya biraz bürokratik olmak zorunda.

Birilerinin yemek hazırlaması gerek, birilerinin trenleri çalıştırması, birilerinin hastalara bakması gerek. Bu nedenle, aslında cehennem, bürokrasinin varlığı değildir. Aksine cehennem, bürokrasinin kendisini doğa yasası sanmasıdır. O halde mesele, tek başına bürokrasiyi ortadan kaldırmak değil, onu oyuna çevirmektir. Bunun için bürokrasi zorun gölgesinden çıkmak zorunda. Üretkenliği ölçmenin, itaati denetlemenin, disiplin dağıtmanın ve cezalandırmanın aygıtı olmaktan vazgeçmek zorunda.

O zaman belki ilk kez dosyalar hafifler. Koridorlar kısalır. Kapılar gerçekten oyalamanın ötesinde açılır. Rakamlar ilk kez gerçekten bir oyunun parçasına dönüşür. Çalışma ilişkisinin ötesinde bağlar kurulur. Organizasyonun kendisi, sömürüyü eğlence gibi gösteren uygulamalardan ziyade, yaratıcı bir etkinliğe dönüşür. Çalışma yalnızca zorunluluğun değil, keşfin de alanına dönüşür.

Ve memurlar, sonunda, yalnızca rollerini oynayan insanlar olduklarını hatırlar. Belki o gün çalışmak da ilk kez çalışmaya benzemez, oyuna dönüşür. Ve bir ihtimal bütün büyük ütopyalar, en başından beri, tam da bunu hayal ediyordu.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş