İSTANBUL (Medyascope, Özlem Temena, Vedat Yalvaç) – İstanbul Beyoğlu’nun arka sokaklarında yer alan Tarlabaşı, yıllardır savaşın, yoksulluğun ve göçün buluştuğu mahallelerden biri. Aynı sokaklarda Suriyeliler, Iraklılar, Kürtler, Afganlar, Bangladeşliler ve Afrikalılar yaşam savaşı veriyor. Ancak bu mahallede yaşayan birçok göçmen için hayat yalnızca barınma ve geçim mücadelesinden ibaret değil. Mülteci hukukundaki eksiklikler nedeniyle sağlık ve eğitim gibi en temel haklara erişemiyorlar.
Kayıt dışı çalıştıkları için çoğu zaman sigortasız işlerde, asgari ücretin altında çalışmayı kabul etmek zorunda kalıyorlar. Hastalandıklarında ise masrafları karşılayamayacakları için ağrılarla, hastalıklarla evde yaşamaya çalışıyorlar. Kimi zaman iyileşmeyi, kimi zaman da işleşmek için mucizeyi bekliyorlar.
Tarlabaşı’nda yaşayan üç kadın göçmenin yaşadıkları, sağlık hakkına erişimin nasıl bir krize dönüştüğünün kanıtı.

Ganalı Monika yaklaşık 10 yıldır İstanbul’da yaşıyor. Arkadaşı Hawwa’nın doğum yaptıktan sonra hastane borcunu ödeyemediği için bebeğinin hastanede tutulduğunu anlatıyor. Monika, olası doğum masraflarını karşılayamayacağı için anne olmaktan korktuğunu söylüyor.
24 yaşındaki Sierra Leoneli Agnes ise dört yıldır Tarlabaşı’nda yaşıyor. Kız kardeşinin tedavi sürecinde ailenin sayısız belge imzalamak zorunda kaldığını anlatıyor. Agnes’e göre birçok kadın hastaneye gitmekten korktuğu için evde iyileşmeyi bekliyor.
Üç kadın arasında en ağır hikâye ise Bangladeşli Tülü’nün. Dört yaşındaki kızına kanser teşhisi konuldu. Doktorlar ameliyat ve kemoterapinin gecikmemesi gerektiğini söylüyor. Aile kısa süre önce ikamet izni aldı. Ancak bu izin, çocuğun ihtiyaç duyduğu kanser tedavisinin masraflarını karşılamıyor.

Türkiye’nin 1951 Cenevre Sözleşmesi’ni coğrafi sınırlamayla uygulaması nedeniyle Avrupa dışından gelen göçmenler tam mülteci statüsü alamıyor. Afrikalı ve Asyalı göçmenlerin uluslararası koruma başvurusu yapması durumunda sağlık güvencesi yalnızca belirli bir süre devam ediyor. Süre dolduğunda kamu hastanelerinde “turist tarifesi” üzerinden ücretlendirme yapılıyor. Kayıt dışı çalışan göçmenlerden sigorta katkı payı değil, tedavi ücretinin tamamı talep ediliyor. Bu da sağlık hizmetini birçok kişi için fiilen erişilemez hale getiriyor.
Mülteci hakları uzmanı Özgür Aktütün’e göre mülteci hukukunda tıkanma yaşansa bile İnsan Hakları Sözleşmesi mültecilerin sağlık hakkına erişimini destekliyor. Türkiye’nin uluslararası insan hakları sözleşmelerine ve Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne taraf olduğunu hatırlatan, Aktütün, “Çocuk hakları hukukunu imzalamış bir ülkede bir çocuğun yaşamını sağlık hizmetine erişemediği için riske atmak hukuksuzluk değil midir?” diye soruyor.
Tarlabaşı Dayanışması’nın kurucularından Mehmet Yeralan ise yıllardır mahallede göçmenlerin sağlık sorunlarıyla ilgileniyor. Ambulans çağırmaktan hastane süreçlerini takip etmeye kadar birçok konuda destek olmaya çalıştıklarını anlatan Yeralan, ‘benim yapacaklarım sınırlı’ diyor.
Yeralan sözlerini tamamlıyor;
“Afrika’da su kuyuları açmaya gidiyoruz. Güzel, açalım. Ama burnumuzun dibindeki Afrikalıyı, Pakistanlıyı, Afganistanlıyı göremiyoruz.”
Proje hakkında
“Medya Özgürlüğüne Destek – Güçlü Dayanışma, Güçlü Medya” projesi Avrupa Birliği tarafından finanse edilmekte ve Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), Gazeteciler Cemiyeti (GC) ve İzmir Gazeteciler Cemiyeti (IGC) tarafından yürütülmektedir. Programın genel amacı, “Türkiye’de medya çoğulculuğunun ve özgür basının güçlendirilmesine” katkıda bulunmaktır.








