Önder Özden yazdı: Özel bir keskinlik

Ludwig Wittgenstein kesinlik üzerine düşünürken, “Eğer benim adım Ludwig Wittgenstein olmasaydı, neyin doğru, neyin yanlış olduğunu nasıl bilebilirdim?” sorusunun yanıtını arar. Kesinliği böylesi bir soruyla ilişkilendirmenin kendisi ilk başta sorunlu gibi görünüyor. Belli bir özel ada sahip olmakla doğru ile yanlış ve de kesinlik arasında nasıl bir bağlantı olabilir ki? Başlı başına garip bir denklem.

Fakat bir ismin yalnızca bir şeyi adlandırmakla kalmayıp, etrafındaki her şeyi bir biçimde yerli yerine oturtması, bu denklemi anlamayı belki de mümkün kılar. Çünkü isim, bir duruma kesinlik kazandırır; diğer şeylerin ve ilişkilerin nasıl anlaşılacağını, nereye yerleştirileceğini, neyin ne anlama geleceğini belirler.

İsim, bu anlamda yalnızca bir isim değil, keskin bir bıçak: kesiyor, ayırıyor, düzenliyor, biçimlendiriyor. Bir şeyin, bir durumun sınırlarını belirliyor ve böylece ona bir anlam kazandırıyor. Belirsizliği azaltıyor; şüpheyi, tereddüdü, güvensizliği bir ölçüde dışarıda bırakıyor. Bir ismin etrafında başka isimler de kendi konumlarını buluyorlar. İsim bir ağırlık merkezi yaratıyor ve diğer her şey buna göre yeniden düzenleniyor, şekil alıyor.

Ve bazen kesime dayalı bu denklem siyasette, farklı bir tonda kendini ifade ediyor.

Kesinliğin hukuku

Bugün bunun çok somut bir örneğiyle, hatta aslında birbiriyle ilişkili birkaç örneğiyle karşı karşıyayız.

PKK’nin silah bırakması, silahlı yapı mensuplarının silahsızlandırılması sonrasında rehabilitasyon ve topluma yeniden katılmaları üzerine bir süreç yürütülüyor. Bütün bunlar, elbette, şiddetin sona ermesi ve siyasal alanın genişlemesi bakımından son derece önemli gelişmeler. Fakat tam burada çok basit, hatta ilk bakışta teknik görünen bazı sorular ortaya çıkıyor.

Süreçten geri dönüş
Önder Özden yazdı: Özel bir keskinlik

Bu insanlar dağdan inip yarın Erdoğan’ı eleştirirse ne olacak? Erdoğan’a hakaretten örneğin tutuklanabilirler mi? Mevcut politikaların herhangi birine karşı çıktıklarında onları koruyacak hangi hukuki mekanizma var? Silahını bırakmış, topluma yeniden katılmış bir insanın yarın bir tweet’i, bir konuşması ya da bir siyasal eleştirisi nedeniyle yeniden yargı mekanizmasının içine çekilmeyeceğinin garantisi nedir?

Ya da DEM’in kazandığı, fakat seçilmiş başkanlarının hâlâ görevlerine dönemediği belediyeler ne olacak? Bunun için olağanüstü bir hukuki mekanizma gerekmiyor. Alınacak bir idari karar yeterli. Peki, bu karar neden alınmıyor? Daha da önemlisi, DEM belediyelerinin de tıpkı muhalefetin diğer belediyelerinde olduğu gibi yolsuzluk iddiaları üzerinden yargısal süreçlerle görevden alınmalarını engelleyen ne var?

Buradaki mesele yalnızca DEM meselesi de değil.

Muhalefet partilerinden herhangi bir siyasetçiyi, mevcut politikaları veya rejimi eleştirdiği için yeniden cezaevine göndermeyecek hangi kurumsal mekanizma var? Ümit Özdağ’ın uzun süre cezaevinde kalmış olması hâlâ ortada duran bir örnek. Böyle bir şeyin yeniden gerçekleşmeyeceğinin güvencesi nedir?

Bu soruların her biri, aslında kesinlik denklemiyle bağlantılı. Çünkü eğer bir siyasal düzen yalnızca “bundan sonra böyle olmayacak” dediğinde normalleşmiş olmazsa ve normalleşme, bundan sonra neyin nasıl yapılacağının kurallarla ve kurumlarla güvence altına alınmasıyla mümkünse, böylesi bir normalleşmeyi engelleyen içinde yaşadığımız kesinlik hâli.

DEM Parti yerel seçim bildirgesini açıkladı
Önder Özden yazdı: Özel bir keskinlik

19 Mart’tan sonra kesilen hat

Bu kesinlik hâli 19 Mart ve sonrasında yaşananlarla doğrudan ilişkili. 19 Mart’tan sonra insanlar bir ismin etrafında toplandılar. Direnerek, sokağa çıkarak, itiraz ederek, içinde yaşadığımız duruma da kesinlik eklediler; özellikle bir isme, Özgür Özel adına, keskinlik kazandırdılar.

Burada bir yanlış anlaşılmanın önüne geçmek için dipnot düşmek gerekiyor. Özgür Özel’i mistik bir kişilik, eleştirilemez bir kahraman ya da herkesin önünde eğildiği karizmatik bir lider olarak okumamak gerek. Mesele zaten Özgür Özel’in kişisel özelliklerinden ötesini imliyor. Çünkü bu özel ismi keskinleştiren tek başına Özgür Özel’in kendisi değil; aksine inatla sokakları dolduran, ve onun gittiği her yerde Özel’e dokunarak keskinliği, kesinliği yeniden üreten halk.

özgür özel
Önder Özden yazdı: Özel bir keskinlik

Halk bu özel ismin etrafında toplandı, ona siyasal bir anlam yükledi. Onu neredeyse bir tür kesici alete dönüştürdü. Ve bu bıçak şimdi siyasal alanın başka isimlerini de yeniden düzenliyor.

Bu nedenle bugün uzun süredir duymadığımız adlar, çoktan emekliliğe ayrılmış olması gerekenlerin, yenilgiyi bize lütuf gibi sunmaya çalışanların isimleri yeniden dolaşımda. Çünkü, bir kez daha altını çizmek gerekir ki, bir isim keskinleştiğinde, bıçağa döndüğünde etrafındaki bütün isimlerin konumları da değişiyor.

Özgür Özel adı bugün bu işlevi üstlenmiş durumda.

Bu isim, yalnızca bir partinin genel başkanının adı değil artık; aksine, bir ihtimali, bir rejim değişikliği ihtimalini işaret ediyor. Mevcut rejimde yarattığı sarsıntı da buradan kaynaklanıyor. Çünkü mesele bir kişinin iktidara gelmesi değil; siyasal düzenin değişebileceği ihtimalinin kendisi.

Dolayısıyla bu ismin etrafında oluşan kesinlik, aslında mevcut rejim açısından tam tersine bir belirsizlik, hatta anormallik yaratıyor. Durumun kesinliği, keskinliği, başkalarını belirsizliğe ve anormalliğe sevk ediyor.

Yeni kesinlikten eski güvenliğe

Belki de bu nedenle, bıçağın keskinliğini azaltmak için eski isimlere yeniden tutunma çabası da sıklıkla karşımıza çıkıyor.

Eski isimler, hem iktidar hem de bazen muhalif dili konuşanlar tarafından tekrar sahneye çağrılıyor. Eski tartışmalar yeniden dolaşıma sokuluyor. Eski aktörlerin yeni bir siyasal pozisyonun önünü kesmek için yeniden kullanılması mümkün hale geliyor.

Amerika’da yaşayan ve sözümona demokrasi üzerine yazan, tarihsel olarak problemli isimlerin yan yana getirilmesine karşı haklı bir tepkinin ürünü olan Alevi Bildirisi’ne imza atan bir profesörün bile dönüp dolaşıp butlancı isimlerinin yanında saf tutması bu açıdan şaşırtıcı değil.

Çünkü anlaşılan o ki bazıları yeni bir kesinliğin ortaya çıkmasından çok, kesintiden önceki isimlere takılıp kalmayı tercih ediyor, bu tercihin yarattığı bütün kötülüklere rağmen.

Bazıları için, eski isimler daha güvenlidir. Onlar, tanınır; onlarla nasıl kavga edeceği, onların nasıl eleştirileceği ya da savunulacağı bilinir. Oysa yeni durumun keskinliği, kesinlik hâli ve yeni isim ise bütün bu düzeni yeniden şekillendirerek bozuyor. Eski harita artık işe yaramaz duruma geliyor. En nihayetinde harita değişiyor ama bazıları hâlâ eski haritaya bakarak yeni yolu tarif etmeye çalışıyor.

Kesinliğin karşısında susmak

Orada ortaya çıkan sonuç, iktidarın bütün kurumları kullanarak meclis üyelerini tehdit ederek başkanvekilliğini ele geçirdiği, Üsküdar Belediyesi Başkanvekilliği seçimini de sanki sıradan ve normal bir seçim prosedürü olarak tartışmaya devam etmek benzer şekilde keskinliği görmemek anlamına geliyor. Belki de tam da bu bakımdan başka bir Wittgenstein cümlesini hatırlamamak elde değil: Dilin sınırlarına gelindiğinde susmak gerekir. Fakat bu cümleye ufak bir not da düşmek gerek: Bazen kesinliğin duvarına çarptığımızda, ismin keskinliğiyle yüzleştiğimizde de susmak gerekir.

Ama burada “susmak” eleştirmemek anlamına gelmiyor elbette. Her şeyi kabul etmek, itiraz etmemek, mevcut durumu olduğu gibi bırakmak anlamına değil, aksine bazen susmak, önce karşımızdaki kesinliğin hakkını vermek anlamına geliyor.

O halde mesele, bir bakıma, önceki durumun isimlerine ya da tartışmalarına tutunmak değil kesildikten sonraki durumun kesinliğini görmek ve sükutunu dinleyebilmektir.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş