Önder Özden yazdı – Dünyanın sonuna 1999 metre kala: Samara’nın yolculuğu

Dünyanın sonuna geldiğimizi varsaydığımızda, hele ki bu sona, 1999 metre yukarıdan bakabilme imkânına sahipsek, manzaranın oldukça görkemli olacağını düşünmemek elde değil. Böyle bir dünyada yaşam ırmağının akışı, karşılıklılığın, söz almanın ve vermenin döngüsü olmaktan çıkar. Nehir kurumaya yazgılıdır. Geriye, nehrin bıraktığı armağanlardan, doğru zamanda ve yerde bulunarak payını alabilenler kalır. Artık mesele, nehirle birlikte akmak ya da onu beslemek değil, bilâkis ondan bir şeyler edinebilmektir. Dünya sona yaklaştıkça, armağan da karşılıklılığını kaybeder.

Caroline Wahl’ın Almanya’da adından söz ettiren son romanı 1999 Meter über dem Meer (Deniz Seviyesinden 1999 Metre Yukarıda), Samara adlı karakteriyle bizi böyle bir dünyanın içine bırakıyor. Wahl, art arda yayımladığı dört romanıyla üretken bir yazar olmanın ötesinde, kendi edebî evrenini de kurmaya başlamış görünüyor. İlk romanının sinemaya uyarlanması ve kitaplarının hem eleştiriler hem de takdirle karşılanması, bu evrenin etrafında oluşan ilgiyi açıklıyor. Son romanın kahramanı Samara da yazarın önceki kitaplarından birinde karşımıza çıkmıştı.

Ne var ki Samara’nın dünyası, yeni bir şey keşfetmenin, kendisini yeni deneyimlere açmanın ya da onunla yeni bağlar kurmanın dünyası değil. Daha ziyade, karşısına çıkan insanlardan ve durumlardan kendisine bir şeyler devşirdiği, her karşılaşmada kendisine yeni bir biçim verdiği bir dünya bu. Samara, insanların dünyalarına girmekten çok, o dünyaların kendisine sunabileceği armağanlarla ilgileniyor: Bağlanmadan karşılaşmak, karşılaşmanın içinde kaybolmadan ondan bir şey almak.

Kıyametten önce korkusuzluk

Romanın bir yerinde Samara, “Ich habe nichts zu verlieren” (Kaybedecek hiçbir şeyim yok), diyor. İfade, onun yolculuğunun ruhunu ele veren bir tür parola gibi. Samara için artık kaybedilecek bir şey kalmamışsa, yaşanacakların da belirli bir yönü, önceden çizilmiş bir rotası olması gerekmiyor. Nitekim şöyle düşünüyor:

“Dann egal, wie diese Geschichte nun weitergeht, auch falls ich bei der Weiterfahrt den Pass runterstütze und sterbe oder ab morgen ein richtiges lahmes Leben mit Nine-to-five-Bürojob ohne Berge usw. führen muss, dann habe ich wenigstens eine einzigartige Woche erlebt, an die ich mich zurückerinnern kann.”

Yani hikâye bundan sonra nasıl devam ederse etsin; ister yolculuğuna devam ederken ölsün, ister ertesi günden itibaren dağlardan uzak, dokuz-beş mesaili sıkıcı bir ofis hayatına başlasın, en azından geriye dönüp hatırlayabileceği eşsiz bir hafta yaşamıştır. Geleceğin ne getireceği artık o kadar da önemli değildir. Önemli olan, şimdiki zamanın içinden bir şey çekip çıkarabilmek, sonrasına dair beklentileri askıya alabilmektir.

Samara’nın etrafındaki havada hissettiği titreşim de bu sona yaklaşma duygusunu besler. Bir yerde, “Dieses Flimmern in der Luft, spürst du das auch? So als wäre die Luft elektrisch aufgeladen oder würde vibrieren” diye sorar. Sanki hava elektrikle yüklenmiş, titreşmeye başlamıştır; birazdan bir tsunami, bir volkan patlaması ya da bir uzaylı istilası gerçekleşecekmiş gibidir. Dünyada bir şey olacak, ama ne olacağı bilinmemektedir.

Böyle bir beklenti içinde, dünyanın sonuna dair belirsizlik, bir tür kişisel “özgürleşme” imkânına dönüşür. Gelecek güvence ya da herhangi bir söz vermediği (veremediği) için, kişi kendisini geleceğe karşı sorumlu hissetmekten de kurtulur.

Başkalarının dünyasında

Samara okulunu yeni bitirmiş ve Berlin’de bir işe başlayacaktır. Roman, işe başlamadan önce Bali’ye yaptığı kısa bir tatille açılır. Ancak 22 günlük bu tatil, onun için neredeyse cehennemi bir deneyime dönüşür. Seyahat kültürünün klişeleriyle karşılaşır; kendisini Almanya’dan farklı bir yerde bulur, fakat bu farklılığı deneyimlemekten de pek hoşlanmaz. Sıcaktan, denizden hoşlanmaz; alışkanlıklarının peşinden giderek sürekli maden suyu arar örneğin. Almanya’ya döndüğünde ise süt içme takıntısına yeniden kavuşur. Üstelik bu takıntı, zaman zaman sağlığına zarar verdiğini bilmesine rağmen devam eder. Sütü üreten Müller şirketinin yöneticisinin aşırı sağcı AfD ile yakınlığını da bilmektedir. Yine de sütünden vazgeçemez.

Bu küçük ayrıntı, Samara’nın dünyayla kurduğu ilişkinin tuhaflığının ispatı neredeyse: Bir şeyin sorunlu olduğunu bilmek, ondan vazgeçmek için yeterli değildir. Bilgi, davranışa dönüşmek zorunda değildir; hatta bazen hiçbir şeyi değiştirmez.

Berlin’de bir ajansın influencer’larla şirketleri buluşturan bir ajansta çalışmaya başlar. Kısa bir değerlendirme döneminin ardından kalıcı pozisyona geçtiği gün doktora gider. Aslında herhangi bir sağlık şikâyeti yoktur; fakat doktor, Samara’nın sessizliğini işyerindeki toksik ortamın belirtisi olarak yorumlar. Samara bu yorumu düzeltmez. İki haftalık raporunu alır ve çıkar. Ardından evini boşaltır, kira sözleşmesini fesheder ve babasının hediye ettiği Mercedes’le İsviçre’ye, yüksek sosyetenin mekânı St. Moritz’e doğru yola koyulur.

Yolculuk boyunca karşısına çıkan insanlara her seferinde başka biri olarak görünür. Bir köyde işe yeni başlayacak genç bir doktor, St. Moritz’de ise sosyal medyada varlık göstermeyen, kendisini tanıtmayan, gizli bir sanat kolektifiyle çalışan bir fotoğrafçıdır. Samara’nın yanında hiç bırakmadığı Leica’sıyla çektiği fotoğraflar, bir anda yüksek sosyetenin salonlarında karşılık bulur. Bir süre sonra, gazetelerde gerçek kimliği açığa çıktığında bile, kendisini gizemli bir sanatçı olarak konumlandırmayı başarmıştır.

Burada Samara’nın yalan söyleyip söylemediği sorusu bile ikincil kalır. Her zaman açıkça yalan söylemez; bazen karşılaşmanın kendisine sunduğu imkânı kullanır, bazen de başkalarının onun hakkında kurduğu hikâyeye müdahale etmez. Kendisine sunulan kimliği giyer, gerektiğinde çıkarır ve bir başkasını giyer. Sanki kimlik, içine yerleşilecek bir ev değil, bir süreliğine kullanılabilecek bir oda gibidir.

Bildiğimiz dünyanın sonunda

Samara’nın yolculuğu bu bakımdan çıkarcı bir yolculuk fakat burada mesele yalnızca kişisel çıkar değildir; daha derinde, dünyayla kurulan ilişkinin karşılıklılıktan kopması bulunur. İnsanlarla, onların anlam dünyalarına katılmak için değil, onlardan bir şey alabilmek için karşılaşır. Köyde de yüksek sosyetenin salonlarında da aynı mantık işler. Berlin’deki iş arkadaşları, birlikte yaşadığı insanlar ya da yolda tanıştığı kişiler arasında temel bir fark yoktur. Hiçbir dünya, Samara’nın içine yerleşmek isteyeceği kadar anlamlı görünmez. Her biri, içinden bir şeyler alınabilecek geçici bir duraktır.

Wahl’ın romanı yer yer tekrarlara ve klişelere yaslansa da genç kuşakların ruh hâline dokunduğu ölçüde ilgi çekici belki de. Çünkü Samara’nın dünyasında yeni bir şey kurma, bir şeyi baştan yaratma ya da geleceğe yönelik bir bağlılık geliştirme arzusu zayıflamıştır. Dünya sona yaklaşıyorsa, neden bir şey inşa etmek için uğraşalım? Nehrin kuruyacağına inanıyorsak, neden ona bir şey verelim? Geriye kalanlardan payımızı almak varken neden karşılıklılığı sürdürelim?

Belki de Avrupa sokaklarında bugün karşılaştığımız siyasal protestoları anlamak için bu ruh hâlini göz önünde bulundurmak gerekiyor. Neye karşı olunduğunun bilindiği fakat geleceğe dair vaadin ortaya çıkmadığı eylemler bunlar. Dünyanın geleceğine ilişkin güvenin aşınması, insanları yalnızca umutsuzluğa sürüklemiyor; aynı zamanda siyasetin imkânlarını da değiştiriyor. Birlikte kurulacak bir geleceğin anlamını yitirdiği yerde siyaset de ortak bir dünya yaratma çabası olmaktan çıkıp mevcut dünyadan neyin alınabileceğine ilişkin bir mücadeleye dönüşeme riskiyle karşı karşıya kalıyor.

Samara, deniz seviyesinden 1999 metre yukarıda, kendisine sunulan armağanları toplamaya devam ediyor. Nehrin kuruyup kurumayacağını beklemiyor bile. Ama nehir gerçekten kuruduğunda, geriye kalanlarla ne yapacağı sorusu hâlâ cevaplanmış değil.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş