İSTANBUL (Medyascope) – Savcılık Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan, Merdan Yanardağ ve Hüseyin Gün’ün tutukluluk halinin devamını isterken, mütalaaya karşı savunma yapan İmamoğlu “Benim için fark eden bir şey yok” dedi. Mahkeme, Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan, Merdan Yanardağ ve Hüseyin Gün’ün tutukluluğuna devam kararı verdi.

Bilmeniz gerekenler
Tutuklanarak İBB Başkanlığı’ndan uzaklaştırılan CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, İmamoğlu’nun danışmanı Necati Özkan, gazeteci Merdan Yanardağ ile Hüseyin Gün’ün yargılandığı “Casusluk” davasının ilk duruşmasına, üçüncü günde devam edildi.
Mahkeme ara kararında Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan, Merdan Yanardağ ve Hüseyin Gün’ün “Delillerin toplanmaması” ve “Kuvvetli suç şüphesi” nedeniyle tutukluluk halinin devamına karar verdi.
Tele1’in satışının engellenmesi talebi de mahkeme tarafından reddedildi.
Tutukluluğuna devam kararı verilen Merdan Yanardağ “Bu karar iktidarın korkusudur” derken, Necati Özkan, “Adalete ve devlete inanmaya devam ediyoruz” dedi.
Mahkeme 11 Haziran’da sanıkların tutukluluk incelemelerinin yapılmasını kararlaştırdı. Bir sonraki duruşma 6 Temmuz’da görülecek.
Savcılık mütalaası
Silivri’de görülen duruşmada savcılık, İmamoğlu, Özkan, Yanardağ ve Hüseyin Gün’ün tutukluluğunun devamını talep etti:
“Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanlığı’ndan;
İBB’ye ait kullanılan IP adreslerinin ve ilgili sunucu sağlayıcılarının istenilmesi,
İBB.gov.tr uzantılı sistemlere erişim sağlayan kullanıcı IP kayıtlarının tespiti,
Söz konusu IP adresleri üzerinden hangi kullanıcı hesaplarıyla giriş yapıldığının, erişim tarih ve saat bilgileriyle birlikte belirlenmesi,
Bu doğrultudaki log kayıtlarının temin edilmesi,
İBB Başkanlığı ve Bilgi İşlem Daire Başkanlığı’ndan; Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanlığı’ndan temin edilen IP adresleri ve kullanıcı bilgileriyle ilgili olarak, iddianamenin 117, 122 ve 123. sayfalarında yer alan görsellerdeki e-mail adreslerinin gerçek olup olmadığının tespiti,
E-maillerde adı geçen kişilerin suç tarihlerinde İBB’de çalışıp çalışmadıklarının belirlenmesi,
İBB.gov.tr uzantılı sistemlere erişim sağlayan kullanıcı IP kayıtları, erişim zaman damgaları, mail oturum kayıtları ve güvenlik loglarının incelenmesi,
İlgili e-mail hesapları üzerinden İBB.gov.tr uzantılı sistemlere bağlı mail server, VPN, Active Directory, uzak erişim sistemleri veya diğer kurumsal sistemlere bağlantı sağlanıp sağlanmadığının tespiti,
Log kayıtlarının incelenerek yetkisiz erişim, veri sızıntısı veya hesap ele geçirilmesi bulgularının bulunup bulunmadığının belirlenmesi,
Elde edilen ham verilerin düzenlenerek rapor hâline getirilmesi,
İddianamede ve tanıkların dijital inceleme raporlarında yer alan bilgi ve belgelerin, devletin güvenliği veya iç ya da dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgiler olup olmadığı yönünde görüş bildirilmesi,
Tanıkların dinlenmesi için gerekli işlemlerin yapılması,
Tanık ve sanık müdafilerinin taleplerinin dosyaya yenilik katmayacağı değerlendirilerek reddine karar verilmesi,
Sanıkların üzerlerine atılı suçları işlediklerine dair somut delillerin bulunduğu, atılı suçun vasıf ve mahiyeti, suç için kanunda öngörülen cezanın alt ve üst sınırları, mevcut tutukluluk süresinin ölçülü olduğu, delil toplama işlemlerinin henüz tamamlanmadığı ve adli kontrol hükümlerinin bu aşamada yetersiz kalacağı değerlendirilerek tutukluluk hâlinin devamına karar verilmesi talep edildi.”
İmamoğlu’nun mütalaaya karşı savunması
Mütalaaya karşı savunma yapmak için kürsüye gelen Ekrem İmamoğlu, “Bu iddianame hukuk cinayetidir. Talimat doğrultusunda her şeyi yapabilecek kişilerdir” dedi.
Savcının mütalaasından sonra söz alan Ekrem İmamoğlu, “İddia makamının ipe un sereceğini tahmin ediyordum. Benim için fark eden bir şey yok. Aynı kara düzen devam etmektedir. İddia makamı siyasi iktidara bağlı bir ofis gibi çalışmaktadır” dedi.
İmamoğlu sözlerine şöyle devam etti:
“İddia makamı ne yazık ki siyasi iktidara bağlı bir ofis gibi çalışmaktadır. Bunu açıkça ifade ediyorum. Çünkü bu dava siyasidir. Bu dava, iktidarı korumak isteyen bir zihniyetin ve yargı içerisindeki aparatlarının hazırladığı bir kurgudur. Üstelik kötü bir kurgu. Gerçekten absürt, akıl dışı ve gerçeklikten kopuk bir kurgu.
Ortada ne somut bir delil ne de gerçek bir beyan olduğu hâlde, ‘deliller ortada’ diyebilen bir iddia makamıyla karşı karşıyayız. Aslında bu sürecin aylar öncesinden planlandığını artık hepimiz görüyoruz.
Kapalı kapılar ardında konuşulduğunu, insanların korkutulmaya çalışıldığını, ‘casusluk dosyası hazırlanıyor’ diye daha Temmuz aylarında bazı kişilere mesajlar gönderildiğini dün de dinledik, bugün de başka salonlarda duymaya devam ediyoruz. Dolayısıyla ben artık şaşırmadığımı ifade etmek istiyorum.
Ama Yüce Türk yargısının bu şekilde aşağılanmasına katkı sunan uygulamaları da derin bir üzüntüyle takip ettiğimi söylemek zorundayım.
Bu iddianameyi hazırlayanlar kötü niyetlidir. Talimat doğrultusunda hareket eden insanlardır. Kariyer, makam ve terfi uğruna her şeyi yapabilecek bir anlayıştan söz ediyoruz.
Zaten bir kısmı bugün geldikleri makamlarla bunun karşılığını da almıştır. Kimi bakan olmuştur, kimi bakan yardımcısı, kimi genel müdür…”
“Böylesine siyasi ve uydurma bir suçlamayla neyin tutuklaması Allah aşkına?”
“Millet güle güle yapacak sana” diyen Ekrem İmamoğlu, “Bu ülkenin başından kimsenin yaralanarak, zedelenerek gitmesini istemem” dedi.
“Böyle bir iddianameyle, böylesine siyasi ve uydurma bir suçlamayla neyin tutuklaması Allah aşkına? Gerçekten neyin tutuklaması? Bu trajikomik bir durumdur. Yazıktır. Utanç vericidir” diyen İmamoğlu şöyle devam etti:
“Hiç kimse bulunduğu makamın tapusuna sahip değildir. Millet isterse gelir, ‘Güle güle’ der ve gönderir. Ben yıllardır şunu söyledim: ‘İnşallah bu ülkenin başındaki insanlar arkalarından kötü sözler söylenmeden gider.’ Bunu neden söylediğimi biliyor musunuz?
Çünkü bu ülkenin başındaki hiçbir insanın yaralanarak, zedelenerek gitmesi beni mutlu etmez. Tarihte bunun örnekleri vardır ve toplumların hafızasında kara lekeler olarak kalmıştır.
Türkiye’nin sorması gereken temel mesele şudur: Bu ülkenin bir Anayasası var mı? Türkiye demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti mi? Bunlar artık herkesin sorması gereken sorular hâline gelmiştir.
Şimdi bana tutukluluğa ilişkin görüşüm soruluyor. Böyle bir iddianameyle, böylesine siyasi ve uydurma bir suçlamayla neyin tutuklaması Allah aşkına? Gerçekten neyin tutuklaması? Bu trajikomik bir durumdur. Yazıktır. Utanç vericidir.
Bu ülke neden bu hâle geldi? Böyle bir suçlamanın düşünülmesi bile akıl dışıdır. Bugün burada verilen zarar sadece kişilere verilmiş bir zarar değildir.
Asıl zarar yargı kurumunun kendisine verilmektedir. Dolayısıyla toplumun adalet duygusuna zarar verilmektedir. Toplumsal barışa zarar verilmektedir. İnsanlar kutuplaştırıldı. Bölündü. Parçalandı.
Ben bunu çocukluğumdan beri hisseden, farklı kesimlerden insanlarla büyümüş biri olarak söylüyorum. Bu ayrışmanın acısını hissediyorum. Çünkü bunun aileleri bile parçalayabileceğini bilen bir insanım. İnsanlar partileri içinde bile bölündü. İşte bu yüzden çok büyük zarar veriliyor.
Bakın; 40 yıllık bir gazeteciyi tutukluyorsunuz. 42 yıllık bir iletişimciyi tutukluyorsunuz. Merdan Yanardağ ve Necati Özkan gibi bu ülkenin yetiştirdiği iki aydını, iki fikir insanını ‘casusluk’ ve ‘vatan hainliği’ suçlamalarıyla tutukluyorsunuz. Millet buna bazen acıyla, bazen kahkahayla tepki veriyor.”
Merdan Yanardağ’ın mütalaaya karşı savunması
Ekrem İmamoğlu’nun ardından gazeteci Merdan Yanardağ kürsüye geldi.
Mütalaaya karşı savunma yapan Yanardağ, “Bir darbe rejimiyle karşı karşıyayız. Bu iddianame siyasi savunmayı bile haketmiyor. Sahte belgeler var” dedi.
“Bugün temel vatandaşlık hakları bile suç gibi gösterilmektedir” diyen Yanardağ, şunları söyledi:
“Ortada siyasi bir iddianame vardır. Bu nedenle ben burada yaptığım hukuki savunmayı sadece bir savunma olarak değil, bir ‘karşı iddianame’ olarak görüyorum. Çünkü ideolojik ön kabullerle hazırlanmış bir metinle karşı karşıyayız.
Bu iddianame; gazetecileri, muhalifleri, cumhuriyetçileri, solcuları ve iktidarı eleştiren herkesi ‘casusluk’ gibi ağır suçlamalarla ilişkilendirmeye çalışan bir anlayışın ürünüdür.
Bugün temel vatandaşlık hakları bile suç gibi gösterilmektedir. Seçme ve seçilme hakkı… Seçimlere katılmak… Bir adayı desteklemek… Hatta seçim kazanmak…
Bütün bunlar dolaylı biçimde suç gibi sunulmaktadır. Ve bu dava üzerinden oluşturulacak kararlarla yeni bir ‘istisna hukuku’ yaratılmaya çalışılmaktadır. Biz tam olarak böyle bir iddianameyle karşı karşıyayız.”
“Burada toplumun bir kesimini diğer kesimine karşı kışkırtan bir süreç işletiliyor” diyen Merdan Yanardağ, davanın toplumsal barışı etkilediğini söyledi.
Yanardağ sözlerine şöyle son verdi:
“Bu dava toplumsal barışı doğrudan etkileyecektir. Çünkü bu iddialarla toplumun bir bölümü diğerine karşı düşmanlaştırılıyor. Ve buna rağmen bir gün hesap verilecektir.
Çünkü ortadaki en büyük kanıt, iddianamenin kendisidir. Kanıt budur. Ve bu iddianamede açık çarpıtmalar vardır.
Darbe yapmakla hukuk düzenini araçsallaştırmak arasında nitelik bakımından bir fark yoktur.
Evet, mahkemeniz çok önemli tarihsel bir kavşaktadır.
Ya toplumsal barışa yeniden hizmet edecek bir karar verilecektir — çünkü bir ülkede adalet yoksa barış da olmaz — ya da tarihte başka örneklerde olduğu gibi hukuk siyasal gücün gölgesinde bırakılacaktır.”
Necati Özkan’ın mütalaaya karşı savunması
Merdan Yanardağ’ın ardından Necati Özkan, mütalaaya karşı söz aldı.
Özkan, iddianamenin “çıkar amaçlı” olduğunu söyledi:
“Bu iddianame ideolojik değil; tamamen pragmatist, yani çıkar amaçlı bir iddianamedir. Türkçesiyle söyleyeyim: Bu bir ‘çıkar iddianamesidir.’
Tek bir hedef vardır: Ekrem İmamoğlu’nu içeride tutmak, Merdan Yanardağ gibi isimleri baskı altında bırakmak, mal varlıklarına el koymak ve siyasal sonuç üretmek. Özeti budur.”
Hüseyin Gün’ün, üst düzey devlet görevlileriyle ilişkilerine dikkat çeken Necati Özkan, “Burada başka bir gerçeklik ortaya çıkıyor” dedi.
Özkan şunları ifade etti:
“Çünkü dosyaya tekrar baktığımda, Hüseyin Gün’ün devlet kurumlarıyla, hatta 15 Temmuz sonrasında FETÖ’ye karşı yürütülen süreçlerde devletle temas hâlinde çalıştığını gösteren bilgiler olduğunu gördüm.
İddianamenin başındaki bazı raporlara tekrar baktım. Orada görüyoruz ki; Cumhurbaşkanlığı düzeyinde yurtdışı temaslarına ilişkin organizasyonlar yapılmış.
Örneğin: İngiltere Başbakanı ile görüşme organizasyonu, II. Elizabeth ile temas kurulması girişimleri, hatta Donald Trump ile görüşme organizasyonlarına ilişkin çalışmalar…
Bunları okuyunca şunu düşündüm: Buradaki asıl hikâye bizimle ilgili olmayabilir. Asıl mesele, Hüseyin Gün ve çalışma çevresindeki insanların bazı şirket verilerine nasıl ulaştıklarıyla ilgili olabilir. Dosyada bunun izleri var.”
Hüseyin Gün’ün mütalaaya karşı savunması
Necati Özkan’dan sonra Hüseyin Gün söz aldı.
İBB davasında da “örgüt yöneticisi” iddiasıyla yer alan Hüseyin Gün, “Ben bir örgüt yöneticisi değilim” dedi.
“Benimle bu dosyada yer alan kimseye casusluk iftirası atmadım, atmam” diyen Hüseyin Gün, “Ben ifademde ne örgüt yöneticisi ne de casusluk suçunu işlediğime dair bir ikrarda bulunmadım” dedi.
Casusluk suçlamasını reddeden Hüseyin Gün, savcılık ve kolluk ifadelerinde de bir suç işlediğini söylemediğini, kimseye “casus” demediğini belirtti.
“Yurtdışında devlet yararına olduğunu düşündüğüm çeşitli faaliyetlerde de bulundum” diyen Gün, “Ben kimin casusuyum, kime çalışmışım” dedi.
Gün, şunları ifade etti:
“Gerek TEM’de verdiğim ifadede, gerekse huzurunuzdaki savunmamda bildiğim her şeyi devlet terbiyesi ve kişisel haysiyet anlayışım içerisinde samimiyetle anlattım.
Ve özellikle altını çiziyorum: Bu dosyada birlikte yargılandığım hiç kimse hakkında ‘casusluk’ isnadında bulunmadım, bulunmam. Savcılığın bu beyanları ‘etkin pişmanlık’ kapsamında değerlendirmesi tamamen kendi hukuki yorumudur.
Bu iddianame hukuken yok hükmündedir. Çünkü ortada cevaplanması gereken temel sorular var: Ben kimin casusuyum? Hangi devlet sırrını ele geçirdim? Kime servis ettim? Bundan nasıl bir çıkar sağladım?”
“İmamoğlu için on günlük bir sosyal medya analizi yapılmış olmasından ‘seçim manipülasyonu’ sonucu çıkarmak mümkün değildir”
Hüseyin Gün sözlerine şöyle son verdi:
“Olmayan bir şey varmış gibi gösterilemez. Ben teknoloji yatırımları yapan bir insanım. Ama hiçbir zaman kendi milletine hakaret edecek kadar aklını küçümseyen biri olmadım.
Burada birlikte yargılandığımız Ekrem İmamoğlu için on günlük bir sosyal medya analizi yapılmış olmasından ‘seçim manipülasyonu’ sonucu çıkarmak mümkün değildir. Çünkü bu doğrudan Türk milletinin iradesine hakarettir. Seçimleri yazılımlar kazanmaz. Seçimleri adaylar kazanır. Teknoloji en fazla küçük ölçekte katkı sağlayabilir.
Ama on gün içinde milyonlarca insanın siyasi tercihini değiştirecek bir ‘algı operasyonu’ yapıldığı iddiası gerçekçi değildir. Mümkün değildir.
Söyleyeceklerim bunlardan ibarettir. Ben yüce Türk yargısına olan güvenimi koruyorum. Bugün olmazsa yarın, ama sonunda adaletin tecelli edeceğine inanıyorum.”
- Casusluk davasında 2. gün | Merdan Yanardağ: “Bolsonaro, Amerika’ya kaçarken yakalandı ama vicdanlı davrandılar, Türkiye’de ne olacağını göreceğiz”
- Ekrem İmamoğlu: “Psikolojik işkenceler altında bu mücadeleyi veriyoruz, çok gururluyum çünkü biz kazanacağız”
- Casusluk davası Silivri’de başladı: İlk duruşmada neler yaşandı?
- Merdan Yanardağ, Medyascope’a konuştu: “14-28 Mayıs seçimlerinin ilk somut sonucu benim tutuklanmamdır”
- Özgür Özel’den Silivri çıkarması: Gazetecileri ve Gezi tutuklularını ziyaret etti








