İSTANBUL (Medyascope) – Ekrem İmamoğlu, Merdan Yanardağ ve Necati Özkan’ın yargılandığı casusluk davası devam ediyor. Yanardağ, “Bolsonaro, Amerika’ya kaçarken yakalandı. Ama vicdanlı davrandılar; yargılanma sürecinde ev hapsine aldılar. Türkiye’de ne olacağını göreceğiz” dedi. Özkan ise bu süreçte yaşadıklarını anlatarak “Hepimiz biliyoruz. Bu, hakikat dışı bir dava” dedi. Davada savunmalar sona erdi, savcılığın yarın, tahliye talepleri üzerine mütalaa vermesi ardından mahkemenin ara kararını açıklaması bekleniyor.

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, seçim kampanyalarının direktörü Necati Özkan, gazeteci Merdan Yanardağ ve iş insanı Hüseyin Gün hakkındaki “siyasal ve askeri casusluk” davasının ilk duruşması, ikinci günde Silivri’deki Marmara Ceza İnfaz Kurumu kampüsü karşısında bulunan 4 No’lu salonda görüldü.
İlk gün (11 Mayıs) Hüseyin Gün ve İmamoğlu’nun savunmaları tamamlanmıştı. Bugün Merdan Yanardağ savunma yaptı.
Mahkeme başkanı, duruşmaya yarın (13 Mayıs) devam edileceğini söyledi. Savcılığın yarın, tahliye talepleri üzerine mütalaa vermesi ardından mahkemenin ara kararını açıklaması bekleniyor.
Dün savunmasını yapan Ekrem İmamoğlu, İBB davasında olacağını söylemişti. “Casusluk” davasında Necati Özkan, Merdan Yanardağ ve Hüseyin Gün salonda hazır bulundu.
- Ekrem İmamoğlu: “Psikolojik işkenceler altında bu mücadeleyi veriyoruz, çok gururluyum çünkü biz kazanacağız”
- Casusluk davası başladı – Ekrem İmamoğlu: “Absürtlükte sınır tanımayan utanç verici bu rezilliğe karşı savunma yapmayacağım”
- “Roma’yı benim yaktığım daha gerçekçi”: İmamoğlu’nun savcılıktaki ifadesinin tam metni
27 Ekim’den bu yana tutuklu olan gazeteci Merdan Yanardağ, savunmasına başladı. Yanardağ sözlerine, “Dün iki savunma izledik. Birisi kısa süre sonra cumhurbaşkanı olacak Ekrem İmamoğlu’ydu, diğeri Hüseyin Gün’dü. Bu dava siyasi gerekçelere dayalıdır” diyerek başladı.
“Kazanmayı daha büyük bir suç sayıyor”
Yanardağ şöyle devam etti:
“Demokrasiyi, demokratik hak ve özgürlükleri, temel vatandaşlık haklarını suç sayan bir iddianameyle karşı karşıyayız. Suç sayıyor. Seçimlere katılmayı, seçimleri kazanmayı, televizyon yayını yapmayı, siyasal eleştiride bulunmayı suç saymaya çalışan bir iddianameyle karşı karşıyayız. Kazanmayı daha büyük bir suç sayıyor. İddianamenin ruhu, iddianamenin son sayfasında açık. Dün Sayın Ekrem İmamoğlu oturdu, ben bir kez daha okuyacağım. Zaten iddianamenin altındaki imza kim? Dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Can Tuncay. Nerede şu anda? Bakan Yardımcısı. Bakan Yardımcılığı nedir? Siyasal bir makam. Yani AKP’ye iltica etmiş bir başsavcı vekiliyle karşı karşıyayız ve bu iddianamenin altında imzası var. Bakan Yardımcılığı siyasal bir makamdır.”
“Casusluk” soruşturması sırasında TELE1’e el konulmasına ve kayyum atanmasına dikkat çeken Merdan Yanardağ, operasyonun iki temel amacı olduğunu söyledi:
- Casusluk soruşturması: İşte Hüseyin Gün’ün iddialarına İmamoğlu, Özkan ve Yanardağ’ın verdiği cevaplar
- Ekrem İmamoğlu, Merdan Yanardağ ve Necati Özkan “casusluk” suçlamasıyla tutuklandı
“Bu operasyonun iki temel amacı var. Birincisi, TELE1’e el koymak; benim ve arkadaşlarımı susturmaya çalışmak. TELE1 Türkiye’de medya dünyasında önemli bir kurum. TELE1, çok uzun süredir medyada gazetecilerin kurduğu, yönettiği ve çalıştığı televizyon dünyasında tek medya kuruluşu. Tamamı patron kuruluştu; kimseyi suçlamak ya da aşağılamak için kullanmıyorum, durum tespiti yapıyorum. Ticari kuruluştu. TELE1 ticari bir kuruluş değil. TELE1, gazetecilerin bir araya gelerek oluşturduğu, bağımsız, tarafsız fakat siyasal ve felsefi tercihleri olan bir kanal.”
“Seher Alaçam’ı, TELE1 izleyicisi, Cumhuriyetçi bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı” olarak bildiğini söyleyen Merdan Yanardağ, Hüseyin Gün’ü “Alaçam’ın oğlu” olarak tanıdığını belirtti:
“Türkiye’nin her yerinden bize telefon gelir. Bilemezsiniz, bizim böyle izleyicilerimiz var. Biz her programda, sizin de izlediğiniz bazı programlarda karşılaşmışsınızdır, seyircilere çağrı yaparız: ‘Sorularınız, görüşleriniz, eleştirileriniz varsa şuraya yazın.’ İzleyiciden soru alınır, talimat alınmaz. Hiç kimseden talimat alınmaz. Hele benim gibi 40 yıl bu meslekte olan, belli bir duruşu, belli bir dünya görüşü, belli bir felsefi tercihi olan ve bugüne kadar ilkeleriyle ayakta kalmış birine kimsenin talimat verme hakkı yoktur. Kimse yapamaz.”
Bolsonaro’yu hatırlattı
Brezilya’da, İşçi Partisi lideri Lula da Silva’nın mahkumiyet sürecini hatırlatan Merdan Yanardağ, “Bolsonaro, Amerika’ya kaçarken yakalandı. Ama vicdanlı davrandılar; yargılanma sürecinde ev hapsine aldılar. Türkiye’de ne olacağını göreceğiz” dedi.
- Bu kez de casus olmakla suçlanıyor: İmamoğlu hakkında bugüne kadar açılan davalar ve soruşturmalar neler?
- Casusluk soruşturması İBB’ye kayyum riski yaratır mı?
Lula da Silva, 2018’de hakkındaki bir “yolsuzluk” suçlamasıyla tutuklanmış, seçime girmesi engellenmişti. Fakat bu dosyadan 2021’de aklanmış, 2022’de devlet başkanı olmuştu.
Yanardağ, şunları ifade etti:
“Bolsonaro’ya karşı iktidar olan Lula da Silva örneği önemlidir. Çünkü Bolsonaro, Trump’ın desteğiyle, Amerikan emperyalistlerinin desteğiyle Türkiye’deki rejime ya da Macaristan’daki rejime benzer bir düzen kurmaya çalıştı. Lula’yı hapsettiler. Oysa Lula geçmişte sendika lideriydi, daha sonra da sol siyasetin liderlerinden biri oldu. Brezilya dünyanın en büyük ülkelerinden biri. G7’ye alınması bile düşünülüyor. Büyük, sanayileşmiş bir ülke. Latin Amerika’nın en güçlü ve en kalabalık ülkesi. Ve orada kumpası bozdu, çıktı, seçime girdi, devlet başkanı oldu. Şimdi Bolsonaro, Amerika’ya kaçarken yakalandı. Ama vicdanlı davrandılar; yargılanma sürecinde ev hapsine aldılar. Türkiye’de ne olacağını göreceğiz.”
“Niyet mi okuyorsunuz siz yahu?”
Merdan Yanardağ, Hüseyin Gün’ün ifadesinde yer almayan hususlar üzerinden kendilerine “casusluk” suçlaması yapıldığını belirtti. Yanardağ, “Türkiye Cumhuriyeti’nin savcısı nasıl böyle bir yalanı buraya koyabilir? Var mı ifadesinde böyle bir şey? Hüseyin Bey, siz böyle bir şey dediniz mi” diye sordu. Hüseyin Gün, “Hayır” dedi:
“Öyle bir hava oluşturuldu ki dün dinledik kendisini. Etkin pişmanlığın büyük bir ihtimalle tam ne anlama geldiğini de sonradan öğrenmiş olmalı. Çünkü etkin pişmanlık ifadesinde de bunu söylüyor. Ama kamuoyuna öyle yansıtıldı ki yandaş medya tarafından, Türkiye Gazetesi, TGRT, Sabah, Takvim ve diğerleri tarafından ‘Hüseyin Bey etkin pişmanlık ifadesi verdi, itirafçı oldu. Merdan Yanardağ’ın, Necati Özkan’ın ve Ekrem İmamoğlu’nun casusu olduğunu itiraf etti’ diye yayınlar yaptılar. Hayır, öyle bir şey söylemedi Hüseyin Bey. İfadesinde öyle bir şey yok. Peki Türkiye Cumhuriyeti’nin savcısı nasıl böyle bir yalanı buraya koyabilir? Var mı ifadesinde böyle bir şey? Hüseyin Bey, siz böyle bir şey dediniz mi? Hayır. Peki kayıtlarda var mı? Yok. Dokuz sayfadan itibaren casusluk kavramını genişletmeye çalışıyor. Yabancı bir ülkeye gerek yok, yabancı örgüte gerek yok. Hatta anlaşmaya da gerek yok. Bir de efendim, bilgi teyidine de gerek yok. Oraya kadar götürüyor.
Niyet mi okuyorsunuz siz yahu? Bu nasıl bir savcılık makamı? Ben merak ediyorum. Cumhuriyetin savcıları mı bunlar, iktidarın mı? Bir siyasal grubun, bir ekibin savcıları mı bu iddianameyi yazdı? Merak ediyorum. Bilgi teyidine de ihtiyaç yok. Peki nasıl belirlediniz casus olduğunu bu insanların? O halde sizin niyetiniz TELE1’i ve Merdan Yanardağ’ı etkisizleştirmek. Ekrem İmamoğlu’nu etkisizleştirmek. Necati Özkan’ı iş yapamaz hale getirmek. Kazanılmış seçimleri lekelemek. Amacınız o.”
Necati Özkan: “Siz de biz de görüyoruz, bu hakikat dışı bir davadır”
“Casusluk” davasında, Merdan Yanardağ’ın ve avukatlarının ardından Necati Özkan savunma yaptı.
Özkan savunmasına, “Beraber dinlediğiniz Sayın Ekrem İmamoğlu’nun, oyun dışına atılması ve siyasi olarak etkisiz hâle getirilmesi amacıyla kurgulanmış bir dizi dava nedeniyle; benim de bu davaları büyütmek için tutuklanan insanlardan biri olduğumu biliyorum” diyerek başladı.
Özkan devamında şunları söyledi:
“Bu süreç içerisinde hukuka olan inancımla, adalete olan inancımla, devlet terbiyesiyle ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nde 10 yılı aşkın süre yaptığım görev nedeniyle sabrediyorum. Aynı zamanda bu ülkenin geleceğine duyduğum inanç nedeniyle de sabrediyorum. Elbette 67 yaşında bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak zamanımın sınırlı olduğunu biliyorum. Ama yapabilecek başka bir şeyim olmadığı için de sabretmeye devam ediyorum. Huzurunuzdaki dava, temelsiz gerekçelerle kurgulanmış, hakikat dışı bir davadır. Siz de görüyorsunuz, biz de görüyoruz, bütün ülke görüyor. Burada dinlenen sanıkların anlattıklarıyla bunu her defasında görüyoruz.”
“Casusluk” suçlaması sonrası yaşadıklarını anlatan Necati Özkan, 42 yıllık şirketinin kapanma noktasına geldiğini ve işten çıkarmalar yaptığını söyledi:
“Ben burada 14 aydır tutukluyum. Çoluğumdan çocuğumdan, hayatımdan uzak şekilde her günü yaşıyorum. Ama bunun bile çok büyük bir önemi yok aslında. Çünkü bizim bu koskoca devlet içerisindeki varlığımızın ya da yokluğumuzun bir hükmü yok ki Sayın Başkanım. Binlerce yıllık bir devletten söz ediyoruz. Ben ne yaptım? 42 yıldır çalıştığım şirketi kapatma noktasına geldim. 31 Aralık itibarıyla personelin tamamının kıdem tazminatlarını ödeyerek işlerine son verdim. Çünkü bu davadan sonra işin başka bir yere gittiğini gördüm.
‘Yapabileceğim bu kadar’ dedim. Bugünün sistemi maalesef bizi bu noktaya getirdi. Oysa ben kendi sektöründe en yüksek oranda vergi veren, en fazla insan çalıştıran; hem ülkesi için hem bu ülkenin markaları için hem de Türkiye’nin yurtdışındaki büyük projeleri için çalışan ve başarılar elde etmiş bir insanım. Ama artık bırakıyorum. Bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne ve bu yetkileri bu şekilde kullananlara teşekkür ediyorum.”
“Milletin aklıyla alay ediliyor”
Necati Özkan, hem mahkemenin aldırdığı hem de dosyaya sunulan bilirkişi raporlarının suçlamaları çürüttüğünü söyledi.
Özkan, şunları söyledi:
“İBB çalışanlarının kullandığı şifrelerin burada iddia edildiği gibi 45 karakterli olmadığı, normalde 8 ila 12 karakter arasında olduğu ortaya çıktı. Yani bu iddianamenin dayandığı bütün yapı çöktü. Tamamı çöktü. Ama buna rağmen öylesine gözü kara bir metin yazılmış ki… ‘Ne olursa olsun, yeter ki bir algı oluşsun’ anlayışıyla hazırlanmış sanki. İnsan ister istemez şunu soruyor: Biz bu ülkenin düşmanı mıyız? Bunu niye yapıyorsunuz? Bundan ne elde edeceksiniz? İddianamede deniyor ki: ‘İBB’ye ait e-mail içerikleri ve veriler yabancı istihbarat servisleri tarafından ele geçirilmiş, bu veriler algı oluşturmak amacıyla kullanılmış ve böylece seçimlerin Ekrem İmamoğlu lehine manipüle edilmesi sağlanmıştır.’ Hangi istihbarat servisi? Kuzey Kore mi? Suudi Arabistan mı? Kim olduğu bile belli değil. İddianame adeta şunu söylüyor: ‘Ekrem İmamoğlu seçimi kazandıysa kesin bir manipülasyon vardır. Hiçbir şey yoksa bile mutlaka bir şey vardır.’ Bu nasıl bir mantık? Bu milletin aklıyla alay etmektir.”
Necati Özkan, iddianamede geçen “Şüpheli Hüseyin Gün’ün ByLock benzeri kripto haberleşme programı olan Wicker kullandığı ve Necati Özkan’la bütün yazışmalarını bu program üzerinden yaptığı” ifadelere dikkat çekti:
“İddianame diyor ki: ‘Şüpheli Hüseyin Gün’ün ByLock benzeri kripto haberleşme programı olan Wicker kullandığı ve Necati Özkan’la bütün yazışmalarını bu program üzerinden yaptığı…’ Sayın Başkanım, ben 19 Mart 2025 sabahı gözaltına alındım. Telefonuma el konuldu. Şifresini de kendim verdim. Telefonum 14 aydır devletin elinde. Devletin her türlü uzmanı, silinmiş mesajları bile geri getirebilen uzmanları telefonu inceledi. Peki benim telefonumda Wicker bulundu mu? Bulunmadı. Peki ‘Necati Özkan’la Wicker üzerinden yapılan yazışmalar, diye anlatılan şey ne çıktı? Bir fotoğraf albümünden alınmış birtakım görüntüler. Şimdi soruyorum: Böyle iddianame olur mu?”
Necati Özkan’ın avukatı Akalın: “Düşman hukukuyla yazılan iddianame”
Necati Özkan’ın avukatı Kazım Yiğit Akalın, savunmasına başladı. Avukat Akalın, iddianamenin “düşman hukuku”yla yazıldığını söyledi.
Akalın, şunları ifade etti:
“Burada karşımıza çıkan şey tam anlamıyla düşman ceza hukuku. Eğer karşınızdaki insanı vatandaş olarak değil de düşman olarak görürseniz, işte böyle iddianameler yazarsınız. O zaman görmeniz gereken şeyleri görmez, görmemeniz gereken şeyleri görürsünüz.
Bu iddianame baştan sona bilinçli körlükle hazırlanmış bir metindir. Lehe delil toplamak bir yana, mevcut lehe delilleri bile görmezden gelen bir yaklaşım vardır. Bugün burada anlatılanların tamamı, biraz önce söylenenler de biraz sonra söylenecek olanlar da ‘düşman ceza hukuku’ anlayışının sonucudur.”








