İmamoğlu üç davada yargılanıyor

İSTANBUL (Medyascope) – İBB Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu üç davada yargılanıyor.  İmamoğlu, Merdan Yanardağ, Necati Özkan ve Hüseyin Gün’ün “siyasal casusluk” iddiasıyla tutuklu yargılandığı dava görülüyor. İmamoğlu’nun diplomasıyla ilgili “resmi belgede sahtecilik” suçlamasıyla açılan davanın duruşması devam ediyor. İBB davası da sürüyor.

Medyascope Haber Müdürü Göksel Göksu, Medyascope muhabirleri Furkan Karabay, Fırat Fıstık ve Ali Deniz Çakır gelişmeleri Silivri’de takip ediyor. Medyascope editörleri gelişmeleri aktarıyor.

İmamoğlu casusluk davasına katıldı

İmamoğlu, 4 No’lu salondaki “Casusluk” davasına katıldı.

Eski CHP Genel Başkanlarından Murat Karayalçın, CHP’nin seçilmiş genel başkanı Özgür Özel, CHP’nin seçilmiş İl Başkanı Özgür Çelik ve İBB Başkanvekili Nuri Aslan da duruşmaya katıldı.

İmamoğlu’nun eşi Dilek Kaya İmamoğlu ve oğlu Selim İmamoğlu da duruşmayı takip ediyor.

İmamoğlu'nun diploma davasındaki savunmasından öne çıkanlar

Ekrem İmamoğlu'nun yargılandığı diploma davası 25 Aralık'a ertelendi. Peki İmamoğlu savunmasında neler söyledi? İşte savunmasından öne çıkanlar: 

Her şeyden önce demokrasi mücadelesi verdiğimin ve demokrasinin yanı sıra aynı zamanda kararlı bir şekilde adalet ve Cumhuriyet mücadelesi verdiğimin altını çizerek sözlerime başlıyorum. Gerçekten bugün burada, bu ortamda, bu binada çok ilginç bir gün yaşıyoruz. Bu sabah bir başka duruşma salonuna kısa bir uğradım, oradan bu salona geldim. Çünkü aynı binada üç duruşmayla karşı karşıyayım. Tabii adım adım çökertilen bir hukuk düzeninin olduğunu, teslim alınan yargıyı ve millet adına karar vermesi gerekirken, ne yazık ki bir avuç siyasi muhterisin iradesine teslim edilmek istenen adalet sistemini milletimizin vicdanına anlatmak için buradayım. Benim bütün duruşmalarım bir bütün halinde yorumlanabilir. Hepsine birden “İmamoğlu davaları” da denebilir, “demokrasi mücadelesi davaları” da denebilir.

Mücadele vermek beni diri tutuyor

Bir insan nasıl böyle bir şeye maruz kalabilir? Nasıl böyle bir sağanak altında kalabilir? Çok enteresan. Dünyada bir örneği var mıdır? Açıkçası bilmiyorum, herhalde yoktur diye düşünüyorum. Ama "Yahu ne durumdasın Ekrem? Nassın, iyi misin?" Vallahi çok iyiyim. Yani çok çok iyiyim. Allah'a şükürler olsun. Sağlığım da çok iyi, moralim de çok iyi, kararlılığımın her geçen gün daha da arttığını ifade edeyim. Yani bugün bu sabah buraya gelişimin içerisindeki maceralar bile beni güçlendiriyor. Yani cezaevinden çıkarken yanıma yedek bir fanila ve yedek bir gömlek almak için mücadele vermek de beni diri tutuyor. Onları almak için bir saat onun kavgasını vermek de diri tutuyor. E buraya geldikten sonra o duruşma salonuna mı bu duruşma salonuna mı ya da avukatımla bir 10 dakika görüşeyim derken ayaküstü 5 dakika görüşmeme fırsat verilme mücadelesi içinde olmak da beni çok diri tutuyor. Rabbime şükürler olsun. Herhalde öyle doğdum, dünyaya öyle geldim, bilmiyorum nasıl bir genetiktir. Belki doğduğum yöreden, belki anacığımdan, babacığımdan bir şekilde hayatta beslendiklerimden böyle bir dünya, böyle bir yaşamın içerisindeyim.

Hakkımda makam aracı davası açıldı

15 davanın içinde çok ilginç davalar var. Mesela ahmak davası. Şimdi burada bunu dünyada herhangi bir ülkeye gitsek anlatsak, saatler sürse anlatamayız yani. Ahmak davası, casusluk davasını anlatamayız. E içinde bulunduğumuz duruşma salonunda diploma davasını da anlatamayız yani. Kurultay davasını hiç anlatamayız. Yani gerçekten anlaması da mümkün değil. Yani ben ona da muhatabım. Bir defa SEGBİS ile katıldım. E çok ilginç davalar var. Geçenlerde bir belediye başkanına hakaret davası. İki defa hakkımda beraat veriliyor, ısrarla getireceksiniz diyor hakim. Ben giderken 60 kilometre gittik, araba bozuldu. Savcılığın talimatı var geri dönmemiz isteniyor dendi. 60 kilometre gittikten sonra bozuk arabayla 60 kilometre geri geldik. Halbuki 50 kilometre sonra Anadolu Adliyesi'nde olma imkanımız vardı. Böyle işlerle uğraşıyoruz. “Ne oluyor Ekrem, yani canın sıkılıyor mu?” Elbette üzülüyorum, kızıyorum. Ama nasıl bir şeydir? Kızgınlık, öfke bir gün sonra acayip bir motivasyona dönüyor. Yani tarif edilemez. Yazdığım metinlere bile ben şaşıyorum yani nasıl çıktı bunlar zihnimden diye o anda. Yani topluma aktardığım duyguların, düşüncelerimin bile böyle sıçrama gösteriyor yani kendiliğinden köpürüyor. Çok ilginç bir şey var burada. Yeni bir dava bu da. Beylikdüzü makam aracı davası var. Benim bir tane makam aracı davası açıldı.

Makam aracı davası açıldı hakkımda. İlk defa açıklamak zorunda kalıyorum. Evet, ben 12 yıldır makam aracı olarak kendi aracımı kullandım ve yargılanıyorum. Yani ben belediyenin arabasını kullanmadım, ne Beylikdüzü'nde ne Büyükşehir'de. Evet, açıklıyorum, ben makam aracımın benzinini de ben aldım, bakımını da ben yaptırdım, lastiğini de ben yaptırdım. Yani makam aracı 12 yıl boyunca kendi arabamı kullandım ve benim hakkımda dava açıldı. Niye biliyor musunuz? Makam aracını ne var Beylikdüzü'nde deyince minibüs getirdiler. Fahiş bir fiyatı var aylık kirası. Aynısından benim de var. Yani bugünün parası 300-400 bin lira aylık kirası. Dedim ki yazık günah, benim arabam var, ben arabamı kullanayım. Dediler olmaz, yani firmanın arabası belediye. E bir protokol yapın, protokol yaptılar. Protokol sadece Ekrem İmamoğlu kendi aracını tahsis ediyor belediyeye. Masraflarını da kendi karşılıyor. Ama çok enteresan bir şekilde şöyle bir aksilik olmuş, arabama iki defa benzin almışlar belediyenin hesabından, bir defa da lastik almışlar. Bu sonradan tespit edilmiş. 2022'de o dönemin İçişleri Bakanı "Ekrem hakkında bir şey bulun" diye 2 ay, 3 ay Beylikdüzü Belediyesi'ne teftiş yolladılar. Burada buldukları para üzerinden benim hakkımda dava açtılar. Ama esasen bunu öğrenince arkadaşlarım faiziyle de 400 küsur bin lirayı geçen sene, 2025 yılında benim firmam yatırmış belediyeye, Beylikdüzü Belediyesi'ne. Ona rağmen dava açtılar. Eylülde duruşmam var.

Hakkımda iddianame düzenleyen savcıların tamamı ödüllendirildi. Tamamı! Eksiksiz! Yani şu uydurma, şu absürt iddianameyi yazan dahil hepsi ödüllendirildi. Hukuka bağlı kalmayı tercih eden -yani öyle düşünüyorum, çünkü sonuçlarını görmedim birçoğunun- 18 hakim değişti. Benim mahkemelerimde 18 hakim değişti, bu mahkemenin sayın hakimi dahil. Yani karşımdaki sayın hakim sonradan görevlendirilen hakim. Ben tabii ne giden hakkında bir fikrim var, ne gelen hakkında bir fikrim var. Giden hakkında da fikrim yok çünkü karar vermemişti, gelen hakkında da bir fikrim yok kararını göreceğiz. Dolayısıyla bu yer değiştirme, bu sürgün... Bu sürgün yer değiştirme şimdi bakıyorum cezaevlerine yansıdı, bazen bakıyorum kolluk güçlerine yansıyor. Üzüntüyle izliyorum bunları yani. Acayip bir durum. Bunlar da beni motive ediyor bu arada.

Bu vatanın evladıyım

Bunları niye söylüyorum? Çünkü benim her devletin her kadrosuna saygım yüksek. Yani burada bulunan devleti temsil eden ama iddia makamı, ama yargı, ama kolluk gücü, ama kim olursa olsun içinde hangi vücudun olduğunu olduğuna bakmaksızın yüksek saygı duyan bir devlet terbiyem var benim. Ben öyle bir evladım yani, bu vatan evladıyım ben. Devlet terbiyesiyle büyüdüm. Ona yüksek saygıyla bakarım. Nereye kadar? Kişiliğini belli edene kadar. Ondan sonra onunla sonsuza kadar mücadele azmim de vardır, onu da söyleyeyim. Hiç kimsenin ayak izi kaybolmaz, herkesin ayak izi bellidir. Dolayısıyla böyle bir durumdayız. Hâkimler değişti, heyetler değişti, mahkemeler değişti. Değişmeyen tek şey Ekrem İmamoğlu'nu mutlaka mahkum etme iradesi. "Ekrem İmamoğlu'nu mahkum edeceğiz." Değişmeyen tek şey. Size zarar vermeyecekse su isteyeceğim.

Hakim: Tabi içebilirsiniz.

Ekrem İmamoğlu: Tabi bunun son örneğini İBB davasında bir kez daha yaşadık. Mahkeme başkanı hiçbir hukuki gerekçe olmaksızın daha önce olur verdiği... Yani ben İBB davasında sözüm ona "suç örgütü lideri" olarak yargılanıyorum. Ve 1 kişiyi sıralamada benden sonraya yazmışlar. Önümüze kondu, hatta konmadı. Sıralama böyle, "Yok fotoğraf çekin, yok ilk duruşmayı" bahsediyorum İBB davasında. Ben buna itiraz ettim, dedim ki: "Beni lütfen ilk dinleyin, ilk"

18 yaşındaki Ekrem'i burada yargılıyorsunuz Sayın Hakim. 18 yaşındaki Ekrem, nasıl bir üçkağıt yaptı, nasıl bir evrakta sahtecilik yaptı? Allah'ım ya Rabbim ya Resulullah! Daha da önemlisi devletin kendi verdiği belgeyi 36 yıl sonra yok sayabilecek kadar hukuku eğip bükebileceğine ilişkin çok tehlikeli bir anlayış gözler önüne seriliyor. Bu dava, 4 yıl boyunca ders çalışarak hakkımla kazandığım diplomamın yok sayılıp iptal edilmesi, hem de hayatımın en anlamlı dönemlerinde yani... Herkes bir dönsün bakalım; 17, 18, 19, 20, 21, 22... O yılların emeğini, çabasını bir çırpıda yok etme davası.

İktidar ve koltuk hırsıyla bu korkak zihniyetin… Devletin bütün gücünü kullandılar, bütün gücünü! Savcılığın talimatıyla, operasyondan bir gün önce gitmişler, bulmuşlar benim Kıbrıs'taki üniversitemin genel sekreterini, evine jandarmayı yollamışlar bir gün önce. Adamcağız korkmuştur herhalde, 70 küsur yaşlarında bir beyefendiyi almışlar. Niye? Bana bir gün sonra operasyon yapacaklar ya, işlemi tamamlamaları lazım. Alelacele bir şey konuşsunlar. Adam şoka girmiştir yani. Adama ne dese kabul edecekler. Yani "Ekrem'e 5 milyon euro verdim de" deseler imza atacak altına. Attı ya bir tanesi! Yazık! Utanç verici! Utanç verici yani, gülüyorum bunlara ya. Utanç verici. Ekrem'e saldırdılar. Kaç yaşında Ekrem? 17 yaşında. 17 yaşındaki Ekrem'e saldırdılar. Yazıklar olsun! Benim ve birçok arkadaşımın, yüzlerce insanın aylardır muhatap olduğu bu absürt davalar işte... Birçok arkadaşım da buna muhatap oldu.

Ceza davası sadece bana açıldı

Bu arada söyleyeyim; benim gibi 28 arkadaşımın diploması iptal edildi ama bu ceza davası sadece bana açıldı. Bunların hiçbirine açılmadı. Niye? Ekrem ile ilgili aceleleri var. Ya hukuk tarihinde var mı bu? Benimle beraber 28 kişinin geriye dönük diploması iptal edildi ama bu dava sadece Ekrem'e açıldı. Soruşturma ve operasyon sadece Ekrem'e yapıldı. Hepsi tek merkezden verilen zavallı talimatlar, utanç verici! Ve işte bir insan boyundan büyük işlere girince böyle oluyor, altından çıkamaz hale geliyor. Bu ülkenin insanları yıllar sonra geriye dönüp baktığında ne diyecekler, hiç düşündünüz mü? "31 sene sonra geçişini iptal ettik, 36 yıl sonra verilen diplomasını iptal ettik" yani "evrakta sahtecilik iddiaları uydurduk." Bunu nasıl anlatacak? Şurada bunu dinleyen insanlar nasıl anlatacak, merak ediyorum. Bırakın ya gelecekte çocuklarına anlatmayı, yarın nasıl anlatacaklar?

Bu mücadelem şahsi bir mücadele değil, bu ülkenin gençlerinin hak ve özgürlükleri mücadelesidir. Beni ikna edemedikleri her gün, toplumu ikna edemedikleri her an biraz daha gerildiklerini biliyorum. Biraz daha azgın hırs ve ihtiraslara büründüklerini görüyorum. "Bir gerekçe daha icat edelim" diye gece gündüz çalıştıklarını biliyorum. "Bir suçlama daha ekleyelim, aile fertlerine ıstırap, işkence çektirelim" diye nasıl adi kararları aldıklarını görüyorum. Bu bir hakikat arayışı mıymış? Asla değil.

Hapiste unutulan kayınbiraderim var benim, biliyor mu- hapiste unuttular onu. Yargılamasını bile yapamıyorlar şu anda. Adamı uydurdular, hapse attılar ya! Bir beyanla hapse attılar adamı ya! Neymiş? Uyuşturucu kullanmış ve uyuşturucu temin etmiş. Testleri negatif çıktı, bu sefer adamı uyuşturucu tüccarı yaptılar, biliyor musunuz? Sonra tüccar yaptılar, dediler: "Konu Bodrum'undur", mahkemeyi oraya yolladılar. Bodrum Mahkemesi "Aman aman" dedi, "biz bunlara bakamayız", Bakırköy'e yolladılar. O dedi ki: "Ben de bakamam" dedi. Şimdi Yargıtay'da, adam yatıyor! Aileye, aileye saldırıyorlar, aileye! Utanç verici bunlar, utanç!

Çıkacak ne diyecek? "Ey devlet başkanları!" Hani eskiden diyordu ya: "Ey Amerika! Ey Avrupa!" Şimdi diyecek ki: "Ey devlet başkanları! Ne derseniz o. Ama bak ben böyle yapıyorum." Utanç verici! Tek sebebi var; koltuğu kendine ait zannediyor. Değil! Sana ait değil ya. Milletin oyuyla seçilirsin, seçilmediğin zaman da tıpış tıpış gidersin. Onun için bir adamın verdiği talimatla iptal edilen diplomam hakkında beni sorgularken ben de şunu sorguluyorum, söyleyeyim: Sizin diplomanızı kim koruyacak? Yarın verdiğiniz bu kararları kim koruyacak? Ne kadar geçerli olacak verdiğiniz kararlar? Kalıcı mı olacak zannediyorsunuz?

Burada konuşulan mesele diploma değil ki. Bir devletin verdiği belgenin, bir devletin tanıdığı unvanın, bir devletin tesis ettiği hakkın güvencesi meselesini konuşuyoruz. 35 yıl önce usulüne uygun alenen ilan edilmiş, üç öğretim üyesinin altında imzası olan, incelemesinden geçen bir işlemin bugün yokluk gerekçesiyle bir çırpıda ortadan kaldırılabiliyorsa, o zaman bu ülkede hiçbir hak, hiçbir unvan, hiçbir karar nihai değildir. Sizin sahip olduğunuz makam, yetki de bir gün birinin canı istediğinde geri alınamaz mı? Vallahi alır. Vallahi alır, billahi alır. Bu soruyu sormak benim hakkım. Çünkü bana uygulanan mantık yarın herkese uygulanabilir ve uyguluyorlar da. Çünkü bana uygulanan mantık, çünkü bana uygulanan mantık artık ona keyif veriyor. Uyguluyorlar. İşte 19 Mart darbesi de o uygulamanın bir parçası, Cumhuriyet Halk Partisi’ne 21 Mayıs’ta yapılan darbe de butlan safsatası da aynı bütüncül operasyonların bir parçasıdır. Onun için artık her şey mümkündür.

Oysa kazanılmış hak diye bir kavram var ve bu kavram herkes için vardır ya da hiç kimse için yoktur. İstanbul 5. İdare Mahkemesi’nde görülen diplomamın iptali nedeniyle açtığımız davada, davalı taraf İstanbul Üniversitesi’nin avukatı aslında hem idare davasını hem de huzurdaki ceza davasını aslında tek cümleyle özetledi. Bu arada hatırlatalım; diploma iptaline yaptığımız itirazı değerlendiren bu mahkemenin de bütün üyeleri de yani bunu söyleyeyim, bu mahkemede de değişti. Bizim itirazımızı yaptığımız idare mahkemesinin de bütün üyeleri değişti. Yani ilk itirazımızı yaptığımız 5. İdare Mahkemesi’nin bütün üyeleri değişti, karşımıza bir heyet geldi. Burada mahkemesi yapıldı, yeni bir heyet. Güya bizi dinlediler pürdikkat. Pürdikkat bizi dinlediler güya. Ve o heyet huzurunda İstanbul Üniversitesi’nin avukatları çıktı, aynen şunu söyledi, aynen şunu söyledi iki avukat: "Sayın davacının yaptığı bir eylemden bahsetmiyoruz." Yani benim geçişte hiçbir yanlış eylemimi bulmadıklarını ifade ettiler. Hiçbir usulsüz eylemimi bulmadıklarını ifade ettiler. Aynen bunu söylediler: "Sayın davacının, yani Ekrem İmamoğlu'nun yaptığı bir eylemden bahsetmiyoruz."

Diplomam niye iptal edildi?

Tek doğru cümlesi buydu savunmanın. Şimdi soruyorum: O zaman benim diplomam niye iptal edildi? Eylem yok, kast yok, hile yok ama diploma da yok! Sonra da bana resmi belgede sahtecilik isnadı yöneltiliyor ve onun için buradayız. Valla Türk halkı izliyor, millet izliyor, özenle de takip ediyor. Gerçekten insanın aklıyla alay edecek şekilde bir süreç yürütülüyor. Hafızanızı tekrar tazeleyeyim. 24 Mart 2020’de İstanbul Üniversitesi’ne CİMER’den başvuru yapılıyor. İstanbul Üniversitesi ne cevap veriyor biliyor musunuz? "Ekrem İmamoğlu kabul koşullarını yerine getirerek kayıt olmuştur. Hiçbir sorun yoktur." Madem her şey usulüne uygun, hukuka aykırı bir işlem yok, ben niye sanık kürsüsündeyim? İstanbul Üniversitesi tarafından "Kabul şartlarını sağlamıştır, kayıt işlemi usulüne göre uygundur, hukuka aykırı herhangi bir durum yoktur" cevabı veriliyorsa, bu kadar basit, bu kadar açık bir beyan varsa Ekrem İmamoğlu niye sanık sandalyesinde? Çünkü o zaman henüz kirli eller oraya değmemiş. Henüz talimatı alan savcılık, "İvedi iptal edin" diye yazı yazmamış. Üniversite kendi iradesiyle cevap vermiş.

İstanbul Üniversitesi bu kumpasın sadece uygulayıcısı mı olacak, yoksa bu sürecin hesabını da verecek mi? Verecek. Bakın bu son rektörün, bu son rektörün görevde olduğu 7 Ekim 2024 tarihli yatay geçiş bilgi notu var. Bu bilgi notunda diyor ki: "1982 tarihli yatay geçiş yönetmeliğinde yurt dışındaki üniversitenin YÖK tarafından tanınması diye bir şart bulunmamaktadır" diyor. "96 yılına kadar da böyle bir tanıma ve denklik yönetmeliği de yoktur" diyor. Demek istiyor ki: "Ekrem İmamoğlu'nun böyle bir şartı sağlama gerekliliği yok. Biz kabul ettik ve aldık" diyor. Onun için sorun görülmediğini ifade ediyor. YÖK’ün sonradan aldığı tanıma kararlarının bu olayda uygulanamayacağını anlatıyor. Tek cümleyle özetleyeyim; İstanbul Üniversitesi’nin kendi rektörünün imzasıyla taşıyan, kendi rektörünün, bu şu anki rektörünün imzasını taşıyan bilgi notunda "Ekrem İmamoğlu diploması hukuka uygundur" diyor.

Bitti mi? Hayır. YÖK Denetleme Kurulu, 17 Şubat 2025, operasyona iki ay kala… Raporunda deniliyor ki: "Ekrem İmamoğlu eğitim aldığı üniversitede 2 yıl öğrenim görmüş, bütün derslerini başarıyla tamamlamış, not ortalaması şartını sağlamış, yürürlükteki yönetmeliğin aradığı bütün koşulları yerine getirmiştir." Bunun da özeti çok açık. Yatay geçişin gerektiği işlemleri, bütün şartları yaptık. İstanbul Üniversitesi avukatı ne diyor? "Ekrem İmamoğlu'nun yaptığı hiçbir usulsüz eylem yok" diyor. E İstanbul Üniversitesi CİMER'de "Usulsüzlük yok" diyor, Rektör "Hukuka uygun" diyor, YÖK Denetleme Kurulu "Bütün şartları taşıyor" diyor; biz burada neyi yargılıyoruz? Ama bir kirli el korkuyla; terfi, makam, mevki, menfaat diyorum bunların şeyine, yöntemlerine. Makam, mevki, menfaat talimatıyla devreye giriyor ve bu olayları yaşıyoruz. Bu ülkenin resmi kayıtları var; üniversitesi var, arşivi, devlet kurumları var. Hepsini yok sayıp sonra dönüp bana "Bunu açıkla" diyorlar bu kürsüde. Tabii ki açıklamayacağım. Açıklaması gereken ben değilim. Açıklaması gereken kendi kayıtlarını inkar eden ve yok sayan bu zavallı zihniyet.

Tabi şunu söylemek istiyorum; eğer siz bu davayı kendi hür iradenizle, vicdanınızla yürütemiyorsanız, eğer bir telefon, bir talimat, bir korku sizi bu kürsüde oturduğunuz o sıfattan koparıyorsa işte o zaman asıl iptal edilmesi gereken benim diplomam değil, bu mesleğe duyulan güven olur. Eğer bir gün bir başka mahkeme, bir başka heyet sizin de bu kararı "Usulüne uygun değildir" diyerek 35 yıl sonra eline alıp baksa acaba bugün sorduğunuz soruları kendinize sorar mısınız "Bu nasıl oldu?" diye. Utanç verici bir paradoksu size yaşatır bu durum. Bunları hatırlatmak için söylüyorum sadece.

Bu tabii diplomalar, bu iptallerin sonu nedir? Milletin iradesini yok sayma girişimlerinin aşamasıdır. Sorun milletin iradesini hukuk kavramlarının arkasına saklanarak yok sayma alışkanlığını yaratmaktır. Evet, bu çok gerçek bir tehdittir ve en büyük beka sorunudur. 7 yıl önce ilk denemeyi yaptılar, 6 Mayıs’ta seçimi iptal ettiler, 6 Mayıs 2019’da kazandığımız seçimi iptal ettiler, millet gerekeni yaptı. 19 Mart ve 21 Mayıs darbeleriyle de milletin kutsal iradesine darbe yapmaya devam ediyorlar.

Türkiye’nin en önemli medya kuruluşlarının bağlı olduğu holdinglerde, üniversitelerde aynı yöntemi gördük. Bir gecede yönetimler değişti. Bir gecede kayyumlar atandı. Bir gecede ekranların sesi, kampüslerin kapısı, şirketin iradesi değiştirildi. Sonra bazı kayyumlar kaldırıldı. Holding sahipleri, akrabaları, yöneticileri aylarca hapis yattı. Manşetlerden inmediler. TV'lerde, gazetelerde itibar suikastları yapıldı. Sonra bir gecede tahliye ettiler, gündem yok. Kayboldu gitti. Niye yaşandı bunlar? Bu nasıl bir şey? Ama geride büyük bir tahribat kaldı. Hukuka güven duygusu yıkıldı. Bu anlayışla şirketlere el uzatılıyor. Medyaya uzatılıyor, üniversitelere uzatılıyor, sanat dünyasına uzatılıyor. Aylarca insanlar yatıyor, komşuluk yapıyoruz. Yani yan yana avukatlarla görüşürken görüyoruz. Yazık. Bir yapımcı kadın aylarca özgürlüğünden mahrum bırakıldı aylarca. Neler söylendi, neler yapıldı hakkında. Ve mesaj verildi. Konuşan sanatçıya, susmayan gazeteciye, itiraz eden akademisyene, bağımsız duran iş insanına mesaj verildi.

Deniz Göktaş'ın tutuklanmasına tepki gösterdi

Hatta mizaha bile tahammülleri kalmadı. Deniz Göktaş adında genç bir kardeşimiz. Ben de vallahi ilk kez haberde çıkınca gördüm. Notlarını yolladılar. Bana da hicivler yapmış, güldüm okurken. "Ben de" dedi, "gidiyorum. Yanıma sadece bir fanila aldım, bir şey aldım. Zaten fazla kalamam, geri döneceğim ülkeme" dedi. Adamcağız, genç adam döndü. Adamı tutukladılar. Ters kelepçe yapıp kameranın önünde dört defa, beş defa gezdirdiler delikanlıyı. Niye? "İyi çekim yapalım" diye. Ya, ya bu ülkenin kolluk gücü, bu ülkenin yargısı bunu ne zaman yaptı? Ben hatırlamıyorum ya. Bunu bir buçuk senedir yapıyorlar. Bunu ne zaman yaptı? Bu ne zaman bu hale geldi yani? Bu ülkenin yargısı ne zaman bu hale geldi? Ve gencecik adamı tutukladılar ya. Tutukladılar, attılar kuyu tipi hücreye, Çorlu’ya. Milletin iradesini bir çırpıda çalanlar şimdi kahkahadan korkup neşesini çalmaya çalışıyorlar. Böyle bir hırsızlık olur mu ya? Ama neşemizi çalamayacaklar.

Adliye koridorlarını magazin koridorlarına çevirdiler. İsimler değişti, başlıklar değişti, dosya numaraları değişti, yöntem değişmedi. Etkin pişmanlıkçılar, "pişmancık" diyor bir tutsak arkadaşımız bunlara, “etkin pişmancıklar.” Kamuoyu önünde peşinen mahkum edilen insanlar. Beyanlarla.

Gazetecilere "Yazma" diyorlar

Bu ülkede korkuyu yaymak istiyorlar ey halkım! İnsanlara "Konuşma" diyorlar. İnsanlara, şirketlere "İtaat et" diyorlar. Sanatçılara "Sus" diyorlar. Gazetecilere "Yazma" diyorlar. Akademisyenlere "Düşünme" diyorlar. Komedyene "Güldürme" diyorlar. Sanatçıya "Konuşma" diyorlar. Millete ise korku ve endişe içinde yaşamasını dayatıyorlar. Halbuki biz hangi terbiye ile büyüdük? "Haksızlığa karşı susan dilsiz şeytandır." Öyle değil mi? Bunu söylemek kolay ama milletine korku aşıla. İstiklal Marşı’mız ne diyor? "Korkma!" "Korkma" diye başlıyor yani ya. Mehmet Akif niye "Korkma" diye başlattı? En zor koşullarda niye "Korkma" diye yazdı? Ben korkmuyorum. 86 milyon yurttaşın da korkmayacağını düşünüyorum, öyle hissediyorum.

Rakibinden korkuyor, rakip partiden korkuyor, partisinin seçtiği liderinden dahi korkuyor. Yani bir rakip parti liderini seçmiş, ondan korkuyor. Böyle bir şey olur mu ya? Sandıkta heyecan uyandıramayacağını biliyor. Demokratik rekabetten uzaklaşma tek çıkarı, başka bir çıkarı kalmadı. Cumhuriyetin kurumlarını korumak yerine siyasi hesapların aracı haline gelir durumda bir kişiden bahsediyoruz. Çünkü artık hedefi seçim kazandırmak değil; hedef, hedefi iktidarın el değiştirmesini engellemek. Bunun için de rakibi devre dışı bırakmak, rakip siyasi partiyi devre dışı bırakmak, başka birileri varsa onları da devre dışı bırakmak. Başka bir seçeneği yok. Benim diplomamın iptali ya da bu ceza davalarının tamamının sebebi budur. Onun için bu ülkenin sonraki cumhurbaşkanına milletin değil, kendi kurduğu düzenin karar vermesini istiyor.

Diploma davası 25 Aralık'a ertelendi

İmamoğlu savunmasını tamamladı ve diploma davası 25 Aralık'a ertelendi.

Duruşma biterken İmamoğlu, "Ben Özgür Özel başkanımın yolunda yürümekten gurur duyuyorum" dedi.

 

Medyascope muhabiri Furkan Karabay'ın aktardığına göre diploma davasında savunma yapan İmamoğlu, Adalet Bakanlığı Genel Müdürü olarak atanan Cahit Cihat Sarı’nın, savcılıktaki ifade işlemleri sırasında kendisine, “Yarın siz Cumhurbaşkanı olursunuz, masanın bu tarafına geçersiniz, bizi siz yargılarsınız” dediğini anlattı.

İmamoğlu, “Kafaya bakar mısınız? Biz kimiz, siz kimsiniz” dedi.

İmamoğlu'ndan Deniz Göktaş tepkisi: "Neşemizi çalamayacaklar"

Medyascope muhabiri Fırat Fıstık'ın aktardığına göre İmamoğlu, Deniz Göktaş'ın tutuklanmasına da tepki gösterdi. 

Göktaş'ın kendisi hakkında da hicivler yaptığını ve bu esprilere güldüğünü ifade eden İmamoğlu, Göktaş'ın ters kelepçe ile Vatan Emniyet'e götürülmesine de tepki gösterdi:

"Deniz Göktaş adında genç kardeşimiz. Bana da hicivler yapmış güldüm. Adamı tutukladılar, ters kelepçe yapıp 4-5 kere gezdirdiler delikanlıyı. Bu ülkenin kolluk gücü, yargısı bunu ne zaman yaptı ya? Tutukladılar ya attılar kuyu tipi hücreye. Şimdi de kahkahadan korkup milletin neşesini çalmaya çalışıyorlar ama neşemizi çalamayacaklar."

 

Avrupa'daki belediye ağlarından NATO Zirvesi öncesi İmamoğlu davasına ilişkin ortak bildiri

Eurocities, Pact of Free Cities ve B40 Balkan Kentleri Ağı, İmamoğlu'nun yargılandığı davaya ilişkin ortak bildiri yayımladı. Üç ağ, Türk makamlarına savunma hakkının güvence altına alınması ve uzun tutukluluk halinin sona erdirilmesi çağrısında bulunurken, Ankara'da gerçekleştirilen NATO Zirvesi'ne katılan devlet ve hükümet başkanlarından da bu endişeleri Ankara ile görüşmelerinde gündeme getirmelerini istedi.

"Bu hafta dünya Ankara'yı izleyecek. Aynı zamanda Silivri'yi de izlemeli" ifadelerinin kullanıldığı bildiride, Ankara'da toplanan NATO Zirvesi'ne katılan devlet ve hükümet başkanlarına, bu endişeleri Ankara ile görüşmelerinde doğrudan gündeme getirmeleri çağrısında bulunuldu.

İmamoğlu da bildiriyi paylaştı

İmamoğlu, yayımlanan ortak bildiriyi sosyal medya hesabından paylaştı:

"Belediye Başkanları Gent'ten Mathias De Clercq, Amsterdam'dan Femke Halsema ve Zagreb'den Tomislav Tomašević'e; ayrıca Eurocities, Özgür Kentler Paktı (Pact of Free Cities) ve B40 Balkan Kentleri Ağı çatısı altında dayanışma gösteren yüzlerce kente teşekkür ediyorum.

Yayımladığınız açıklama, birçok ulusal hükümetin dile getirmediğini ifade ediyor. Başkentler hak ve özgürlüklerin aşınması karşısında sessiz kalırken, hatta bazıları buna neden olanlarla el sıkışırken, demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü savunanlar kentler oluyor. Bu tesadüf değil. Belediye başkanları, zirvelerin diplomatik hesaplarına değil, yurttaşlarına karşı sorumludur.

Demokrasi kentlerde doğdu. Ve bugün tehdit altındayken, onu yeniden savunanlar da Gent'te, Amsterdam'da, Zagreb'de ve İstanbul'da kentler oluyor. Ben yaptığım herhangi bir şey nedeniyle değil, 16 milyon İstanbullunun sandıkta ortaya koyduğu irade nedeniyle yargılanıyorum.Dünya Ankara'yı izleyecek. Sizin sayenizde dostlarım, Silivri'yi de izleyecek."

 

Diploma davasında konuşan Ekrem İmamoğlu, "hukuksuzluk triatlonu" yaşandığını söyledi. "Avrupa’nın en büyük salonunu yapıyoruz dediler, 1 buçuk milyar harcadılar bununla nasıl gurur duyulur" diyen İmamoğlu, "18 yaşındaki Ekrem'in yargılandığını" ifade etti.

İmamoğlu devamında, "Devlet, kendi verdiği belgeyi 36 sene sonra yok sayabilecek kadar hukuku eğip büktü" diye konuştu.

Kendisiyle birlikte 28 kişinin diplomasının iptal edildiğini ancak ceza davasının bir tek kendisine açıldığını söyleyen Ekrem İmamoğlu, "Hukuk tarihinde böyle bir şey var mı?" diye sordu.

“Hepsi tek merkezden verilen zavallı talimatlar" diyen İmamoğlu, "Bir suçlama daha ekleyelim diye gece gündüz çalıştıklarını biliyorum. Hapiste unutulan kayınbiraderim var benim. Uyuşturucu kullanıyormuş! Testi negatif çıktı, tüccar yaptılar adamı. Aileye saldırıyorlar” ifadelerini kullandı.

İmamoğlu, "NATO toplanıyor Ankara'da. Ben 15,5 milyon ay almış bir cumhurbaşkanı adayıyım. Ne anlatacak bu ülkenin başındaki? 'Rakibimi hapse attım, 20 tane dava açtım' mı diyecek?" diye sordu.

Özgür Özel: "Savunmadan korkan bir iddia makamı varsa o makam iftira makamına dönüşmüş demektir"

Seçilmiş CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Silivri'de İmamoğlu'nun davalarını takip etmek üzere bulunduğu sırada yaptığı açıklamada, İBB davasında savunma hakkının kısıtlandığını söyleyerek "Savunmadan korkan bir iddia makamı varsa o makam iftira makamına dönüşmüş demektir" dedi:

"Ancak tarih önünde Ekrem Başkan'ı haksızca yargılayanlar, yaftalayanlar, iftiralarla hem ona hem bütün arkadaşlarımıza iftira edenler ve haysiyet cellatlığında bulunanlar şimdi söz savunmaya gelince kısıtlamaya gidiyorlar. Bunu tarih önünde not ediyoruz. Tabii ki bununla ilgili hukuki mücadelemiz de devam edecek. Her türlü mücadeleyi vereceğiz. Ancak savunmadan korkan bir iddia makamı varsa o makam iftira makamına dönüşmüş demektir."

Furkan Karabay'ın aktardığına göre casusluk davasında Merdan Yanardağ, savcılığın Hüseyin Gün'ün izleyici mesajını keserek kendisine talimat verilmiş gibi iddianameye koyduğunu söyledi

Yanardağ şunları söyledi:

"Bu davadan bir ceza çıkarsa Türkiye'deki herkes casusluktan yargılanabilir. Bu iddianamede imzası olan Can Tuncay bugün Adalet Bakan Yardımcısı'dır. Bu makam siyasi makamdır. Bu makamdaki kişi siyasi toplantılara katılıyor. AKP iktidarının imzası bu iddianamenin altında var."

Fırat Fıstık'ın aktardığına göre Ekrem İmamoğlu, "İnsanlar İBB davası diyor, İmamoğlu davası diyor. Ben ona Erdoğan'ı niçin 4 kez yendin, bir kez daha yenebilirsin davası diyorum" dedi. 

İBB davası devam ediyor

Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 59’u tutuklu, 414 sanıklı İBB davasının ilk duruşması 62. günde, değişen adıyla İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’nin karşısındaki 1 No’lu Duruşma Salonu’nda devam ediyor.

Duruşma başlangıcında Necati Özkan’ın avukatı Kazım Yiğit Akalın söz aldı. Akalın, geçen haftaki tartışma sonrası savunması yarım kalan Murat Ongun’un avukatı Rahşan Sertkaya Daniş’in savunmasına devam etmesini talep etti. Mahkeme başkanı talebi kabul etmedi.

İmamoğlu İnşaat Genel Müdürü Tuncay Yılmaz’ın savunmasına geçildi.

İmamoğlu diploma davasında konuşuyor:

"Bir insanı üç ayrı mahkemede savunma yapmaya başlamanın hukukla, vicdanla alakası yok. İBB davasını 9 Temmuz'da bitireceğim ısrarının da anlamı yok. Bu mahkeme Türkiye'yi, dünyayı, demokrasiyi ilgilendiriyor. 'Ya bize ne bizim için bir kişiyi ilgilendiriyor' diyebilirsiniz ama öyle değil. Bu ülkenin insanı bile yurtdışına kaçıyor. 60 milyar doları geçti yurtdışında yatırım yapan Türk şirketleri. Sanmayın sadece bu iş tek bir kişiyi ilgilendiriyor. Bu demokrasi meselesi. Bu aceleyi kabul etmem mümkün değil."

Diploma davasında konuşan Ekrem İmamoğlu, "Hakkımda iddianame düzenleyen savcıların tamamı ödüllendirildi. Hepsi, tamamı. Benim davalarıma bakan 18 hakim değişti. Bu yer değiştirme, sürgün cezaevlerine kolluk güçlerine yansıyor. Bunlar da beni motive ediyor" dedi.

 

Merdan Yanardağ savcılık mütalaası sonrası konuştu

Medyascope muhabiri Furkan Karabay'ın aktardığına göre savcının mütalaası sonrası söz alan Merdan Yanardağ, “NATO haydut ve emperyalist bir örgüttür. Hayatını NATO'ya karşı mücadele ile geçirmiş insanları siyasi casusluk ile suçlanıyor. Bu dava, Ekrem İmamoğlu davası... Muhalefeti susturmak, bizi susturmak amacıyla açılan siyasi dava. Bu mantığa göre bütün siyasi partilerin casusluk suçu ile yargılanması gerekir” dedi.

Yanardağ devamında, “Savcı, Hüseyin Gün'ün ifadesinde ‘Merdan Yanardağ'ın bu çalışmaların basın ayağında görev aldığını’ söylediğini ileri sürüyor. Hüseyin Gün'ün ifadesinde böyle bir şey yok” dedi. Gün de “yok” diyerek Yanardağ’ı teyitledi.

CHP'nin seçilmiş genel başkanı Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu'nun duruşmalarını takip etmek üzere Silivri'de.

Fotoğraf: Fırat Fıstık

özgür özel

Diploma davasında neler oluyor?

Medyascope muhabiri Fırat Fıstık'ın aktardığına göre Ekrem İmamoğlu, diploma davasında konuşuyor:

"Her şeyden önce demokrasi mücadelesi verdiğimin, adalet ve cumhuriyet mücadelesi verdiğimin altını çizerek başlamak istiyorum. Bu ortamda bu binada ilginç bir gün yaşıyoruz. Bir başka duruşma salonundan buraya geldim çünkü aynı binada üç duruşmayla karşı karşıyayım. Bir insan nasıl böyle bir şeye maruz kalabilir? Dünyada örneği var mıdır? Yoktur diye düşünüyorum. Peki nasılsın Ekrem? Valla çok iyiyim. Sağlığım da iyi, kararlılığım da iyi. Çok güçlüyüm. Cezaevinden çıkarken yanıma yedek gömlek, fanila almak için onun kavgasını vermek de beni diri tutuyor. O duruşma salonuna mı şu duruşma salonuna mı...Bu da beni diri tutuyor. Herhalde dünyaya böyle geldim. Böyle bir yaşamın içerisindeyim."

İmamoğlu diploma davasında

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun, iptal edilen üniversite diplomasına ilişkin "zincirleme şekilde resmi belgede sahtecilik" suçlamasıyla yargılandığı dava, İstanbul 59. Asliye Ceza Mahkemesi’nce, Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi yerleşkesi karşısındaki 2 No’lu duruşma salonunda görülüyor.

Duruşmayı çok sayıda izleyici, milletvekilleri ve CHP’nin seçilmiş genel başkanı Özgür Özel takip ediyor.

2 yıl 6 aydan 8 yıl 9 aya kadar hapis cezası istenen İmamoğlu, duruşmada hazır bulundu. İmamoğlu, “Her şeyden önce demokrasi mücadelesi verdiğimin, adalet ve cumhuriyet mücadelesi verdiğimin altını çizerek başlamak istiyorum. Bu ortamda bu binada ilginç bir gün yaşıyoruz. Bir başka duruşma salonundan buraya geldim çünkü aynı binada 3 duruşmayla karşı karşıyayım” sözleriyle konuşmasına başladı.

“Diploma davası” nasıl başlamıştı?

Girne Amerikan Üniversitesi’nden İstanbul Üniversitesi’ne 1990’da yatay geçiş yapan Ekrem İmamoğlu, 1994’te İstanbul Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden mezun olmuştu.

İmamoğlu, 2017’de İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde yüksek lisansını, “Belediyelerde insan kaynakları yönetimi Beylikdüzü Belediyesi örneği” teziyle tamamlamıştı.

İstanbul Üniversitesi Yönetim Kurulu, 18 Mart 2025’te İmamoğlu dâhil 28 kişinin lisans diplomalarını, 1990 yılında “usulsüz yatay geçiş yapılması” gerekçesiyle iptal etmişti. İmamoğlu, İstanbul Üniversitesi Yönetim Kurulu’nun 18 Mart 2025 tarih ve 3/1 sayılı işlemine itiraz etti. 6 Mayıs 2025’te İmamoğlu, “yokluk” ve “açık hata” gerekçeleriyle diplomasının iptal kararının iptal edilmesini talep etmişti.

“İptalin iptali” davasını açan İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan, 1,5 ay sonra İBB soruşturması kapsamında tutuklanmıştı.

İstanbul 5. İdare Mahkemesi, 22 Mayıs 2025’te İstanbul Üniversitesi’ne müzekkere yazarak iptal kararına dayanak olan bilgi ve belgeleri istemişti. Bir ay sonra Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından, İstanbul 5. İdare Mahkemesi Başkanı Recep Şendil ve üye hâkim Gün Yazıcı görevden alınmış, yerlerine yeni isimler atanmıştı.

Yeni heyet, 30 Temmuz 2025’te diploma iptali kararının yürütmesinin durdurulması talebini reddetmişti. İmamoğlu’nun yüksek lisans diploması da iptal edilmişti.

Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesine karşı açtığı dava, İstanbul 5. İdare
Mahkemesince oybirliğiyle reddedilmişti. Mahkeme, “açık hata” ve “tanınma şartıyla” ret kararı vermişti. İmamoğlu’nun geçiş yaptığı dönemde “tanınma şartı” olmamasına, 2020 ve 2024 yıllarında “usulsüzlük yok” kararlarına rağmen dava reddedilmişti.

Savcı tutukluluğun devamını talep etti

Furkan Karabay'ın aktardığına göre casusluk davasında tanık olarak dinlenen Lale Uğuzay, Merdan Yanardağ’ın Seher Alaçam’ın şoföründen para aldığına dair iddiaları “Sizin yanınıza giremez şöfor zaten. Benim bilgim olmadan sizin yanınıza giremez” diyerek yalanladı.

Tutukluluk incelemesi üzerine mütalaasını açıklayan duruşma savcısı, "Kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin bulunması” iddiasıyla, İmamoğlu, Özkan, Yanardağ ve Gün’ün ayrı ayrı tutukluluklarının devamını talep etti.

İmamoğlu casusluk davasından ayrıldı

Seçilmiş İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, İmamoğlu’nun danışmanı Necati Özkan, gazeteci Merdan Yanardağ ile Hüseyin Gün’ün yargılandığı "siyasal casusluk" davasının ikinci duruşması, İstanbul 25. Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi yerleşkesi karşısındaki 4 No’lu salonda görülüyor.

Yeni heyetin atandığı İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nce görülen duruşmaya, tutuklu İmamoğlu, Özkan ve Yanardağ katıldı. İmamoğlu’nun avukatı Hasan Fehmi Demir, müvekkilinin bugün üç farklı davasının olduğunu söyledi. Demir, İmamoğlu’nun öncelikle diploma davasına katılmak istediğini belirtti. Mahkeme heyeti talebi kabul etti. İmamoğlu, diploma davasına katılmak için salondan ayrıldı.

İddianameden

İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilen iddianamede İmamoğlu, seçim kampanyalarının direktörü Necati Özkan, gazeteci Merdan Yanardağ ve iş insanı Hüseyin Gün’e “siyasi casusluk” suçlaması yöneltildi. Ancak casusluğun kim tarafından hangi devlete veya istihbarat örgütüne yapıldığına dair herhangi bir tespit yer almamıştı.

15 yıldan 20 yıla kadar hapis cezası talep eden savcılığın hazırladığı 162 sayfalık iddianamenin büyük bölümünü Hüseyin Gün’ün etkin pişmanlık ifadeleri, dijital materyaller ve not defterinde yazanlar oluşturmuştu.

Mahkeme, iddianamede geçen OSINT ve DARKWEB’deki verilerin atılı suç tarihi öncesinde internet ortamına sızmış veriler olup olmadığını, sızdıysa bu verilerin hangi tarihte ne şekilde internet ortamına sızdığının raporunun çıkarılmasına karar vermişti.

Mahkemenin kararı üzerine siber güvenlik ve adli bilişim alanında uzman bir isim tarafından bilirkişi raporu hazırlandı. Mahkemeye sunulan 2 Mart 2026 tarihli raporda iddianamede yer alan “İmamoğlu döneminde İBB verilerinin OSINT ve DARKWEB’e sızdırıldığı” iddiasının doğru olmadığı belirtilmişti.

“Sızıntı İmamoğlu öncesinde oldu” raporu

62 sayfalık raporun sonuç kısmında, iddianamede bahsi geçen verilerin ibb.gov.tr veri tabanından ele geçirilip geçirilmediğine ilişkin yapılan iş ve işlemlere dair tutanak, bilgi ya da belge olmadığından herhangi bir değerlendirme yapmanın mümkün olmadığı ifade edilmişti.

Raporda, sızdığı belirtilen verilerin kamuya açık alanlarda bulunduğu belirtildi ve “Söz konusu verilerin daha önce gerçekleşmiş veri ihlalleri kapsamında internete yansımış olabileceğini göstermektedir” denilmişti.

Yani bilirkişi raporunda, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın aksine, suçlamaya konu sızıntıların İmamoğlu döneminden önce yapıldığına dikkat çekilmişti.

Medyascope muhabirleri Fırat Fıstık ve Furkan Karabay'ın aktardığına göre Ekrem İmamoğlu ilk olarak casusluk davasının görüldüğü duruşma salonuna girdi. Merdan Yanardağ, Necati Özkan ile birlikte salonda.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş