İmamoğlu üç davada yargılanıyor

İSTANBUL (Medyascope) – İBB Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu üç davada yargılanıyor.  İmamoğlu, Merdan Yanardağ, Necati Özkan ve Hüseyin Gün’ün “siyasal casusluk” iddiasıyla tutuklu yargılandığı dava görülüyor. İmamoğlu’nun diplomasıyla ilgili “resmi belgede sahtecilik” suçlamasıyla açılan davanın duruşması 25 Aralık’a ertelendi. İBB davası da sürüyor.

Medyascope Haber Müdürü Göksel Göksu, Medyascope muhabirleri Furkan Karabay, Fırat Fıstık ve Ali Deniz Çakır gelişmeleri Silivri’de takip ediyor. Medyascope editörleri gelişmeleri aktarıyor.

Casusluk davası 29 Eylül'e ertelendi

“Casusluk” davasında Ekrem İmamoğlu, Merdan Yanardağ, Necati Özkan ve Hüseyin Gün’ün tutukluluk halinin devamına karar verildi. Duruşma, 29 Eylül’e ertelendi.

Fatih Keleş’in savunmasını ara vermek için kesen mahkeme başkanı, "Burada duralım yarın devam edelim. Avukatlarınızla beraber lütfen yarın akşama kadar savunmanızı toparlayın. Çarşamba sabah Ekrem Bey’e geçeceğiz” dedi.

Fatih Keleş'in savunması başladı

İBB davasında, Tuncay Yılmaz’ın avukatlarının savunmaları sona erdi. Mahkeme başkanı, İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş’i savunma yapmak üzere kürsüye çağırdı. Keleş, kimlik tespitinin ardından savunmasına başladı. Böylelikle Ekrem İmamoğlu, tutuklular arasında en son savunma yapacak isim oldu.

Fatih Keleş, 19 Mart 2025’te evinden gözaltına alındığını, dört gün boyunca nezarethanede tutulduğunu ve emniyet ile savcılık aşamalarında neyle suçlandığını somut olarak anlayamadığını söyledi. Keleş, 23 Mart’ta tutuklanarak Marmara Ceza İnfaz Kurumu’na gönderildiğini, yaklaşık 20 gün sonra ise Kocaeli Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’na sevk edildiğini ifade etti.

Bir hafta içinde üç kez koğuşunun değiştirildiğini aktaran Keleş, yaklaşık bir ay sonra kendisine “5 dakikada hazır ol, İstanbul Adliyesi’ne, mahkemeye götürüleceksin” denildiğini ve apar topar İstanbul Adliyesi’ne götürüldüğünü anlattı. Keleş, avukatını görmek istediğini ancak savcılıkta “Avukata gerek yok, ifade almayacağız, sohbet edeceğiz” denilerek avukatına haber verilmediğini iddia etti.

Keleş, İstanbul Adliyesi’nde üç soruşturma savcısının kendisiyle görüştüğünü belirterek, bu görüşmede soruşturmada ikinci adam olduğu, akrabalarının da risk altında bulunduğu ve etkin pişmanlıktan yararlanmasının doğru olacağı yönünde ifadeler kullanıldığını anlattı. Kimseye iftira atamayacağını söylediğini belirten Keleş, beklenen yanıtı vermemesi üzerine yeniden cezaevine gönderildiğini kaydetti.

Keleş, 23 Temmuz’da dosyada etkin pişmanlıktan yararlanan başka bir şüphelinin avukatının cezaevinde kendisini ziyaret ettiğini belirterek, savcılığın istediği hususları anlatması halinde serbest kalabileceğinin, en azından aile bireylerinin tahliye edilebileceğinin, aksi halde hakkındaki suçlamaların ağırlaşacağının söylendiğini belirtti. Bu teklifi reddettiğini söyleyen Keleş, 5 Ağustos’ta aynı avukatın başka bir avukatla birlikte yeniden ziyarete geldiğini ve bu kez başka bir dosyanın itirafçısı olan Aziz İhsan Aktaş’ı öldürmek üzere birilerini azmettirdiği yönünde iddialarla karşı karşıya bırakıldığını anlattı.

Keleş, şunları söyledi:

“5 Ağustos günü bu avukat, yanında başka bir avukatla beraber yine ziyaretime geldi gece 23:00'te. Hakkımda garip iddialar olduğunu, bu iddiaların başka bir dosyanın itirafçısı olan Aziz İhsan Aktaş’ı öldürmek için birilerini azmettirdiğim şeklinde olduğunu söyleyerek üzerimde yeniden baskı kurdular. Ve ben yine kendilerini geri gönderdim. Bu durumu avukatıma mektupla bildirdim. Aradan 11 gün geçtikten sonra bir gazetenin manşetinde suikast planına karıştığım şeklinde haberler yapıldı ve manşetten verildi. O dosyadan da ifade vermek zorunda kaldım.

Hakkımdaki tek delil gazetedeki haberdir. Hem bu avukatlar hem de haberi yapanlar hakkında haberlerin yapıldığı gün avukatım aracılığıyla suç duyurusunda bulundum. Bana karşı kurulan bu somut ve büyük komploya karşı başvurduğum hukuk yolundan ne elde edebilirim, henüz hiç bilmiyorum. Bugüne kadar tek bir kişinin bile ifadesi alınmadı.

Bizlerle ilgili soyut iddialarla yargısız infazlar yapılırken saçma sapan beyanlarla oğlum, abim, yeğenim, hatta şoförüm tutuklanırken bütün delilleriyle ortaya koyduğumuz komploya karşı yaptığımız suç duyurusu dosyası ise savcılık savcılık geziyor. Kimse en ufak bir soruşturma yapmak istemiyor. Bu tablo yalnızca hukuksuzlukların yaşandığı bir süreç değil, aynı zamanda insani ve vicdani bir meseledir. Aile bağlarının suç unsuru gibi gösterildiği bir süreç yaşanmaktadır. Ben sadece tutuklu değilim. Tutuklu bir evladın da babasıyım.”

Aziz İhsan Aktaş davasında karara doğru: Son beyanlar alınıyor

Haber: Furkan Karabay

Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin, Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat ve Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara dahil 7 kişinin tutuklu olduğu, 200 sanıklı “Aziz İhsan Aktaş” davasının üçüncü duruşmasına 13. günde, Silivri’de Marmara Ceza İnfaz Kurumları karşısında bulunan 6 No’lu duruşma salonunda devam edildi.

Duruşmaya, "Suç işlemek amacıyla örgüt kurma", "ihaleye fesat karıştırma", "özel belgede sahtecilik", "resmi belgede sahtecilik", "rüşvet" ve "edimin ifasına fesat karıştırmak" suçlarından toplam 103 yıldan 280 yıla kadar hapsi talep edilen Aziz İhsan Aktaş’ın kardeşi Doğan Aktaş'ın avukatı beyanda bulundu.

Duruşma savcısının müvekkili hakkında hapis cezası istediği mütalaaya itiraz eden Doğan Aktaş’ın avukatı, “örgüt üyeliği” suçlamasının temelinin, aralarındaki akrabalık ilişkisi olduğunu öne sürdü.

Aktaş’ın avukatı devamında, “Kimse, aile bağları gerekçe gösterilerek suçlanamaz, örgüt üyesi gösterilemez. İddia makamının mütalaasına katılmıyoruz” ifadelerini kullandı. Bu hafta Rıza Akpolat’ın da mütalaaya karşı beyan vermesi ardından mahkemenin karar için araya gitmesi bekleniyor.

Davanın geçmişi

İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi, kamuoyunda “Aziz İhsan Aktaş iddianamesi” olarak bilinen 578 sayfalık iddianameyi kabul etmişti.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Bürosu tarafından hazırlanan iddianamede 19 kişi mağdur sıfatıyla yer alırken, şüpheli sayısı 200’e ulaşmıştı. 

İddianamede, CHP Adana Milletvekili Burhanettin Bulut ve İstanbul Milletvekili Özgür Karabat hakkında fezleke düzenlenerek Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildiği de belirtilmişti.
İddianamede, şüpheli olmayan Ekrem İmamoğlu’nun adı 14 sayfada geçmişti. İmamoğlu için “suç örgütü lideri Ekrem İmamoğlu” ve “Ekrem İmamoğlu suç örgütü” ifadelerinin kullanıldığı görülmüştü.

Şüpheliler arasında Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar ve Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere yer alıyor. Ayrıca Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara, Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar ve Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin de aralarında bulunuyor.

Savcılık, Aziz İhsan Aktaş hakkında dokuz farklı suçtan toplam 270 yıldan 704 yıla kadar hapis cezası talep etmişti.

Aktaş’a yöneltilen suçlar arasında “suç işlemek amacıyla örgüt kurma”, “ihaleye fesat karıştırma” ve “edimin ifasına fesat karıştırma” yer alıyor. Ayrıca “resmî belgede sahtecilik”, “özel belgede sahtecilik” ve “kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık” suçları da bulunuyor.

“Rüşvet verme”, “suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama” ve “gerçeğe aykırı fatura düzenleme” suçlamaları da Aktaş’a yöneltilmişti.

Savcı, esas hakkındaki mütalaasını açıklamıştı

Bir önceki duruşmada (14 Mayıs), “suç örgütü lideri” olduğu iddia edilen tutuksuz Aziz İhsan Aktaş’ın 13 eylemden beraatı, 35 ayrı eylemden de cezalandırılması talep edilmişti. Aziz İhsan Aktaş’ın “suç işlemek amacıyla örgüt kurma”, 29 kez “ihaleye fesat karıştırma,” 19 kez “özel belgede sahtecilik”, dört kez “resmi belgede sahtecilik”, üç kez “rüşvet” ve üç kez “edimin ifasına fesat karıştırmak” suçlarından toplam 103 yıldan 280 yıla kadar hapsi talep edilmişti.

Tutuklu Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın “suç örgütü üyeliği”nden beraatı, 30 kez “ihaleye fesat karıştırma”, 17 kez “özel belgede sahtecilik”, iki kez “resmî belgede sahtecilik”, bir kez “nitelikli dolandırıcılık”, iki kez “rüşvet”, “suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama” ve “haksız mal edinme, mal kaçırma veya gizleme” suçlarından toplam 86 yıldan 234 yıla kadar hapsi istenmişti.

Oya Tekin’e “rüşvet alma”, Ahmet Özer’e iki farklı eylem üzerinden “ihmal suretiyle görevi kötüye kullanma”, Zeydan Karalar’a “rüşvet alma”, Utku Caner Çaykara’ya “rüşvet alma”, Kadir Aydar’a “rüşvet alma” suçlamasından hapis cezası istenmişti. Oya Tekin’in eşi Celal Tekin hakkında 59 numaralı eylem kapsamında “rüşvet alma” suçundan ceza istenmişti.

Ali Rıza Yılmaz hakkında farklı eylemlerden “ihaleye fesat karıştırma” ve “özel belgede sahtecilik” suçlarından ceza talep edilmişti. Mütalaada ayrıca örgüt bünyesinde olduğu belirtilen 16 şirket ile bazı malvarlıklarının müsaderesi istenmişti.

İBB davasında İmamoğlu en son savunma yapacak

İBB davasında, Tuncay Yılmaz’ın avukatlarının savunmaları sona erdi. Mahkeme başkanı, İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş’i savunma yapmak üzere kürsüye çağırdı. Keleş, kimlik tespitinin ardından savunmasına başladı. Böylelikle Ekrem İmamoğlu, tutuklular arasında en son savunma yapacak isim oldu.

Ekrem İmamoğlu, "Bana casus diyenin alnını karışlarım” dedi. İmamoğlu, Merdan Yanardağ ve Necati Özkan'ı göstererek, "Bu iki insandan casus çıkmaz. Burada vereceğiniz karar tutukluluğun devamıysa onu da kabul etmiyorum” diye konuştu.

Ekrem İmamoğlu sözlerine, "Savcıların, hakimlerin ve mahkemelerin gölgesine sığınarak siyaset yapma makamı haline getirdi Adalet Bakanlığı'nı" diyerek devam etti. İmamoğlu, "Ne yazık ki her kuralın yerle bir edildiği bir ortamda, ne AYM kararları, ne AİHM kararları en doğru şekilde analiz edilmediği ve detaylı bir şekilde değerlendirilmediği bir Türkiye'de yaşıyoruz" dedi.

MİT Başkanı İbrahim Kalın'a seslenen İmamoğlu, "Bir yazı yazacak Ekrem casus mu, Merdan casus mu, Necati casus mu Hüseyin casus mu diye. Niye konuşmuyor, bir yazı yollamıyor” diye belirtti.

Ekrem İmamoğlu, AYM kararına rağmen tahliye edilmeyen tutsak TİP Hatay Milletvekili Can Atalay, AİHM kararına rağmen tahliye edilmeyen eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’tan bahsetti. İmamoğlu, Atalay ve Demirtaş’ın Silivri'deki birçok arkadaşı gibi özgürlüklerinin çalındığını söyledi.

İmamoğlu'ndan Deniz Göktaş'ın tutuklanmasına tepki

Ekrem İmamoğlu konuşmasının devamında, komedyen Deniz Göktaş’ın tutuklanmasına da tepki gösterdi. İmamoğlu, “Bu genç komedyen arkadaşımızın beni de eleştiren benimle de hiciv yapan esprilerini dinledim ve buradan suç çıkaran ve bunu yapıp hemen bir mahkemede kuyu tipi bir cezaevine gönderen neyle bağdaştığını, buna hangi aklın evet dediğini anlamak bile mümkün değil" dedi.

İmamoğlu'ndan NATO Zirvesi öncesi yapılan operasyonlara tepki

Furkan Karabay'ın aktardığına göre casusluk davasında Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan’ın avukatlarının ardından söz aldı. İmamoğlu, ”Beni adliyeye götürmeye korkuyorlar. Kimi kimden kaçırıyorlar belli değil, korku ya da başka bir şey, onu bilemem" dedi. İmamoğlu, eski Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı’nın açtığı davada, 60 kilometre yol gittikten sonra aracın bozuk olduğu iddiasıyla geri döndürüldüğü süreci anlattı.

"Hukuksuzluk triatlonu içinde mücadelemi sürdürüyorum" diyen İmamoğlu, şunları söyledi:

“Ayrı salonlarda hukuk cinayeti işlenmeye devam ediliyor. Yağmacıların karşısında dimdik ayakta durmaya devam ediyor ve bu konuda kesinlikle ve kesinlikle kararlı olduğumu, bu üç davanın bir arada görüldüğü bugünde yılmadan tam aksine gücünü büyüterek, milletten aldığı o kararlılıkla da sonsuz mücadele verdiğimi buradan belirtmek isterim. Halk gücünü arkasına almış bir insanın casusluk gibi son derece ağır ve son derece vahşi bir suçlamanın olduğu mahkemedeyiz.”

İmamoğlu, 15 milyon 500 bin oyla cumhurbaşkanı adaylığını elde ettiğini, 25 milyon insanın da imza verdiğini ifade etti.

Ekrem İmamoğlu, 7-8 Temmuz’da Ankara’da düzenlenecek olan NATO Zirvesi öncesinde yapılan operasyonlar ve yasaklara dikkat çekti. İmamoğlu, "NATO zirveleri 6 milyonluk Ankara'nın 10'da biri ülkelerde yapıldı ama böyle sıkıyönetim ortamı yaşanmadı. Milletin sesinden korkan anlayış, dünyaya 'Bakın, her şeyi kontrol ediyoruz' mesajı verme gayretinde. Devlet ciddiyeti yoksulluğu maskelemekle olmaz, dünyanın gözü üzerinde değilken de vatandaşa önem vermekten geçer. Bu ikiyüzlü ortamın, aldatmacanın başka bir arka planı” dedi.

İBB davasında 62. gün: Mahkemeden taleplere ret

Haber: Furkan Karabay

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 59’u tutuklu, 414 sanıklı İBB davasının ilk duruşması 62. günde, değişen adıyla İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’nin karşısındaki 1 No’lu Duruşma Salonu’nda devam ediyor.

Duruşma başlangıcında Necati Özkan’ın avukatı Kazım Yiğit Akalın söz aldı. Akalın, geçen haftaki tartışma sonrası savunması yarım kalan Murat Ongun’un avukatı Rahşan Sertkaya Daniş’in savunmasına devam etmesini talep etti. Mahkeme başkanı talebi kabul etmedi.

İmamoğlu İnşaat Genel Müdürü Tuncay Yılmaz’ın savunmasına geçildi. CHP İstanbul İl Başkanlığı binasının alımıyla suçlanan Yılmaz, konuyla ilgili hiçbir dahli olmadığını belirtti. Ekrem İmamoğlu'nun şirketlerinin genel müdürü olması nedeniyle 16 aydır tutuklu olduğunu ifade etti. Tuncay Yılmaz, CHP İstanbul İl Başkanlığı binasının alımı sırasında para sayılırken fotoğrafının olduğunu, o gün Fatih Keleş'e yardımcı olduğunu belirtti.

Yılmaz devamında, "Bana paranın götürüleceği yerin konumunu verdi. Paranın sayılması esnasında kısa süre orada oldu paranın kaynağı ile ilgili bir bilgim yoktur" dedi.

Mahkeme başkanı, Tuncay Yılmaz’a, ne kadar süredir Ekrem İmamoğlu’yla çalıştığını sordu, Yılmaz, 2016'dan itibaren beraber çalıştıklarını söyledi. Ardından duruşma savcısı, Tuncay Yılmaz'a "İl binasının alınma sürecinde Fatih Keleş neden işin içinde?" diye sordu. Yılmaz, "Partinin belediye meclis üyesi" diye yanıtladı.

Sorgunun ardından Tuncay Yılmaz’ın avukatı Ali Kemal Yıldız’ın savunmasına geçildi. Avukat Yıldız, iddia makamının temel görevinin duruşmaya objektif katkı sunmak olduğunu söyledi. Yıldız, "İddia makamından beklentilerimiz; iddianameye yönelik eleştirilere katlanabilme özelliği bulunmalıdır. 1.5 yıldır tutuklular kendilerine göre soyut dayanaksız iddialar ile tutuklandılar. Bu kişilerden ne bekleniyor. Her sanığın agresif savunma yapma hakkı vardır. Somut delil yok. Sanık ve müdafiler iddianamenin ön yargılı olduğunu siyaseten hazırlandığını söyleyebilir” dedi.

Yıldız devamında müvekkilinin hakkında delil olmadığını ve gizli tanık ifadeleriyle tutuklandığını belirtti. Gizli tanık beyanıyla soruşturmanın yapılması ve yürütülmesinin mümkün olmadığını söyleyen Yıldız, dosyadaki gizli tanıkların fiziki kimlikleriyle dinlenmesini talep etti.

Yıldız, müvekkilinin şirket çalışanı olduğunu, var olduğu iddia edilen örgütle ilgili kendisine yöneltilen bir eylem isnadı olmadığına dikkat çekti. Yıldız, "Oturmak için aldığı evi borçla satın almış. Nasıl bir örgüt üyesi bu? İddianın akla mantığa uygun olması gerekiyor. Örgütle ilgili herhangi bir delil ortaya konulamamıştır” diye konuştu.

Casusluk davasında neler oldu?

Seçilmiş İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, İmamoğlu’nun danışmanı Necati Özkan, gazeteci Merdan Yanardağ ile Hüseyin Gün’ün yargılandığı "siyasal asusluk" davasının ikinci duruşması, İstanbul 25. Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi yerleşkesi karşısındaki 4 No’lu salonda görülüyor.

Yeni heyetin atandığı İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nce görülen duruşmaya, tutuklu İmamoğlu, Özkan ve Yanardağ katıldı. İmamoğlu’nun avukatı Hasan Fehmi Demir, müvekkilinin bugün üç farklı davasının olduğunu söyledi. Demir, İmamoğlu’nun öncelikle diploma davasına katılmak istediğini belirtti. Mahkeme heyeti talebi kabul etti. İmamoğlu, diploma davasına katılmak için salondan ayrıldı.

Duruşmada tanık olarak dinlenen Lale Uğuzay, Merdan Yanardağ’ın Seher Alaçam’ın şoföründen para aldığına dair iddiaları “Sizin yanınıza giremez şoför zaten. Benim bilgim olmadan sizin yanınıza giremez” diyerek yalanladı.

Mütalaa açıklandı

Tutukluluk incelemesi üzerine mütalaasını açıklayan duruşma savcısı, "Kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin bulunması” iddiasıyla, İmamoğlu, Özkan , Yanardağ ve Gün’ün ayrı ayrı tutukluluklarının devamını talep etti.

Savcının mütalaası sonrası söz alan Merdan Yanardağ, “NATO haydut ve emperyalist bir örgüttür. Hayatını NATO'ya karşı mücadele ile geçirmiş insanları siyasi casusluk ile suçlanıyor. Bu dava, Ekrem İmamoğlu davası... Muhalefeti susturmak, bizi susturmak amacıyla açılan siyasi dava. Bu mantığa göre bütün siyasi partilerin casusluk suçu ile yargılanması gerekir” dedi.

Yanardağ devamında, “Savcı, Hüseyin Gün'ün ifadesinde ‘Merdan Yanardağ'ın bu çalışmaların basın ayağında görev aldığını’ söylediğini ileri sürüyor. Hüseyin Gün'ün ifadesinde böyle bir şey yok” dedi. Gün de “yok” diyerek Yanardağ’ı teyitledi.

Yeni atanan mahkeme heyeti duruşmada

Celse arasında atanan yeni mahkeme heyetine “Hoş geldiniz” diyen Necati Özkan, “Allah utandırmasın. Çok zor bir davadayız. Türkiye tarihinde hiç görülmemiş gayri hukuki ve gayri ahlaki bir davadayız. Size düşen görev çok büyük. Hoş geldiniz. İnşallah adalete ve hukuka uygun bir karar verirsiniz” ifadelerini kullandı.

Necati Özkan'ın avukatı Kazım Yiğit Akalın, mahkeme başkanına seslendi. ”Sabah 09:00 akşam 18.00, sizinle HTS kaydı veriyoruz. Aynı yerden baz vermek esasen bir delil değil” diyen avukat Akalın, Hüseyin Gün ile Necati Özkan'ın HTS kayıtları incelendiğinde Balıkesir'de buluştuklarının iddia edildiğini ancak iki ismin de aynı yıl içinde Balıkesir’de olmadığını belirtti.

“Casusluk” iddiasına karşı Milli İstihbarat Teşkilatı'na yazı yazdıklarını belirten Akalın, "Ne cevap gelecek merakla bekliyoruz" dedi. Akalın devamında, Hüseyin Gün'ün casus olarak suçlandığını ancak bu suçlamayla karşılaşan birinin telefonunun şifresini vermesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu söyledi.

Hüseyin Gün'ün altı yıl boyunca casusluk yaptığının iddia edildiğini vurgulayan Akalın, “Jandarma istihbarat uyumuş, emniyet istihbarat uyumuş, MİT uyumuş. Bir tane uyuşturucu müptelası kardeş sayesinde casus ortaya çıkmış. Bunu söylemeye utanmaz mı insan” dedi.

İddianameden

İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilen iddianamede İmamoğlu, seçim kampanyalarının direktörü Necati Özkan, gazeteci Merdan Yanardağ ve iş insanı Hüseyin Gün’e “siyasi casusluk” suçlaması yöneltildi. Ancak casusluğun kim tarafından hangi devlete veya istihbarat örgütüne yapıldığına dair herhangi bir tespit yer almamıştı.

15 yıldan 20 yıla kadar hapis cezası talep eden savcılığın hazırladığı 162 sayfalık iddianamenin büyük bölümünü Hüseyin Gün’ün etkin pişmanlık ifadeleri, dijital materyaller ve not defterinde yazanlar oluşturmuştu.

Mahkeme, iddianamede geçen OSINT ve DARKWEB’deki verilerin atılı suç tarihi öncesinde internet ortamına sızmış veriler olup olmadığını, sızdıysa bu verilerin hangi tarihte ne şekilde internet ortamına sızdığının raporunun çıkarılmasına karar vermişti.

Mahkemenin kararı üzerine siber güvenlik ve adli bilişim alanında uzman bir isim tarafından bilirkişi raporu hazırlandı. Mahkemeye sunulan 2 Mart 2026 tarihli raporda iddianamede yer alan “İmamoğlu döneminde İBB verilerinin OSINT ve DARKWEB’e sızdırıldığı” iddiasının doğru olmadığı belirtilmişti.

“Sızıntı İmamoğlu öncesinde oldu” raporu

62 sayfalık raporun sonuç kısmında, iddianamede bahsi geçen verilerin ibb.gov.tr veri tabanından ele geçirilip geçirilmediğine ilişkin yapılan iş ve işlemlere dair tutanak, bilgi ya da belge olmadığından herhangi bir değerlendirme yapmanın mümkün olmadığı ifade edilmişti.

Raporda, sızdığı belirtilen verilerin kamuya açık alanlarda bulunduğu belirtildi ve “Söz konusu verilerin daha önce gerçekleşmiş veri ihlalleri kapsamında internete yansımış olabileceğini göstermektedir” denilmişti.

Yani bilirkişi raporunda, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın aksine, suçlamaya konu sızıntıların İmamoğlu döneminden önce yapıldığına dikkat çekilmişti.

Özgür Özel: "Kimin Cumhurbaşkanı olacağının önemi yok"

Seçilmiş CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Silivri'de konuştu. Özel, Ekrem İmamoğlu hakkında açılan davalara itiraz etti, "Burada yapılan ne yargılamadır, ne adaleti aramadır. Burada yapılan şekil şartı tamamlamak bile değildir. Burada yapılan gürültüye getirmek, gözden kaçırmak, değersizleştirmek, önemsizleştirmek ve burada yapılan iş aslında çoktan verilmiş kararın buradaki yargılamada kendini savunanın sözünün hiçbir değeri olmadığını, avukatın sözünün değerinin olmadığını, eşzamanlı olarak aynı anda bir kişiyi üç yerde birden yargılıyor olmanın aslında bütün gücün, kudretin, talimatın bir yerde olduğunun, bir yerden geldiğinin ve burada hepimize söylenen şey şu. ‘Hiç boşuna uğraşmayın. Biz kararı çoktan verdik, mahkum edeceğimizi ettik. Bundan sonrası bizim bileceğimiz iştir’ demektir. Bugün burada yapılan şey şu. Rejim adalete meydan okumaktadır. Rejim adalete talimat vermektedir" sözleriyle iktidarı ve yargıyı eleştirdi.

Diploma davasının açılmasına sert tepki gösteren Özel, "17 yaşındaki Ekrem’in gidip de üniversite okuduğu yerde yapılan iş ve işlemlerden gelmişler 33 sene sonra Ekrem İmamoğlu’nu sorumlu tutuyorlar ve diplomayı iptal etmeye kalkıyorlar. Açık söyleyelim, bakın... Ekrem İmamoğlu gelse bugün ve hakime, savcıya, polise başvursa. ‘Bundan 33 - 35 yıl önce İstanbul Üniversitesi’nde bırakın evrakta sahteciliği, ben adam öldürme suçu işledim’ dese, ‘Ben birini öldürdüm’ dese, ‘Bu ağacın altına gömdüm’ dese ve kazsalar, kemikleri bulsalar, silah bulsalar, üzerinde Ekrem İmamoğlu’nun parmak izini bulsalar Ekrem İmamoğlu’na dava açamıyorlar. Çünkü çoktan zaman aşımı olmuş" diye konuştu.

İBB davasının ilk duruşmasının 9 Temmuz'da bitirilmek istendiğini, Ekrem İmamoğlu'nun savunma yapmasının engellenmeye çalışıldığını ifade eden Özgür Özel, "Ekrem Başkan bu zorlamayla bu birinci celsede savunma yapmayacak ancak ağustos ise ağustos, bir gün, nereye kaçarsanız kaçın. O ikinci celse açıldığında çatır çatır savunma yapılacak. Gerçekler açığa çıkacak. Partinin Genel Başkanı olarak Ekrem İmamoğlu’nun ve bütün arkadaşlarımızın, yol arkadaşı olarak, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bir vatandaşı olarak söylüyorum. Ekrem İmamoğlu’nun savunma hakkını size kısıtlatmayacağız. Gerçekleri teker teker yüzünüze okuyacağız. Attığınız bütün iftiraların, bütün yalanların altında kalacaksınız. Aynı gün bir kişi hem yolsuzlukla hırsızlıkla rüşvetle casuslukla ve diploma sahteciliğiyle suçluyorsanız buradan çıkacak bir tek sonuç var. Siz bu karşınızdaki kişiden çok korkuyorsunuz. Bir kişi aynı zamanda hem evrak sahtecisi, diploma sahtecisi, hem hırsız, hem yolsuz, hem ihaleye fesat karıştıran, hem rüşvet alan, hem irtikap yapan hepsi birden bir kişi olacak diye bu kadar zorluyorsanız belli ki sizin bu kişi siyaseten yenme ümidiniz kalmamış. Tek ümidiniz, attığınız iftiralar. O da bize yakışmaz" dedi.

"Bir müjde vermek isterim"

Özgür Özel şöyle devam etti:

"Buradan bir müjde vermek isterim. Adayın kim olduğundan, Genel Başkanın kim olduğundan, bu yürüyüşün yolunda kimin durduğundan, kimin döndüğünden, kimin düştüğünden, kimin içeride yattığından, kimin yolda yürüdüğünde bağımsız olarak şunu söylüyorum. Yol, cümleden olur. Yol, cümlemizden uludur. Yol, yolcudan bile uludur. Çünkü yolun sonu doğru bir yoldur… Hangimiz Cumhurbaşkanı olacağız hiç önemi yok. Kimin Cumhurbaşkanı olacağının önemi yok ama eninde sonunda benim, Ekrem Başkanın, Mansur Başkanın ve sizin desteklediği biri… Eninde sonunda… Bu kararlılık tek kararlılığımızdır. Bundan sonrasını onlar düşünsün. Hepinizi saygıyla selamlıyorum, iyi ki varsınız, Ekrem Başkanın savunması haftaya kalacaksa haftaya, ağustosta olacaksa ağustosta, ne zaman olacaksa burada olacağız. Hep birlikte olacağız. Hepinizi seviyorum, sağ olun"

Casusluk davası devam ediyor. Celse arasında atanan yeni mahkeme heyetine “Hoş geldiniz” diyen Necati Özkan, “Allah utandırmasın. Çok zor bir davadayız. Türkiye tarihinde hiç görülmemiş gayri hukuki ve gayri ahlaki bir davadayız. Size düşen görev çok büyük. Hoş geldiniz. İnşallah adalete ve hukuka uygun bir karar verirsiniz” ifadelerini kullandı.

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Herkese merhaba!

Gün boyu yaşanan gelişmeleri canlı aktarım sayfamızdan aktarmaya devam ediyoruz. Tam da bu noktada küçük bir hatırlatma yapmak istiyoruz.

Haberciliğimizi sürdürebilmek sizlerin desteğiyle mümkün. Medyascope’a destek olmak ise sadece beş dakika. 

Doğru ve güvenilir haberciliğin devam etmesi için tıkla ➡️ https://abonelik.medyascope.tv/

İmamoğlu casusluk davasına katıldı

İmamoğlu, 4 No’lu salondaki “Casusluk” davasına katıldı.

Eski CHP Genel Başkanlarından Murat Karayalçın, CHP’nin seçilmiş genel başkanı Özgür Özel, CHP’nin seçilmiş İl Başkanı Özgür Çelik ve İBB Başkanvekili Nuri Aslan da duruşmaya katıldı.

İmamoğlu’nun eşi Dilek Kaya İmamoğlu ve oğlu Selim İmamoğlu da duruşmayı takip ediyor.

İmamoğlu'nun diploma davasındaki savunmasından öne çıkanlar

Ekrem İmamoğlu'nun yargılandığı diploma davası 25 Aralık'a ertelendi. Peki İmamoğlu savunmasında neler söyledi? İşte savunmasından öne çıkanlar: 

Her şeyden önce demokrasi mücadelesi verdiğimin ve demokrasinin yanı sıra aynı zamanda kararlı bir şekilde adalet ve Cumhuriyet mücadelesi verdiğimin altını çizerek sözlerime başlıyorum. Gerçekten bugün burada, bu ortamda, bu binada çok ilginç bir gün yaşıyoruz. Bu sabah bir başka duruşma salonuna kısa bir uğradım, oradan bu salona geldim. Çünkü aynı binada üç duruşmayla karşı karşıyayım. Tabii adım adım çökertilen bir hukuk düzeninin olduğunu, teslim alınan yargıyı ve millet adına karar vermesi gerekirken, ne yazık ki bir avuç siyasi muhterisin iradesine teslim edilmek istenen adalet sistemini milletimizin vicdanına anlatmak için buradayım. Benim bütün duruşmalarım bir bütün halinde yorumlanabilir. Hepsine birden “İmamoğlu davaları” da denebilir, “demokrasi mücadelesi davaları” da denebilir.

Mücadele vermek beni diri tutuyor

Bir insan nasıl böyle bir şeye maruz kalabilir? Nasıl böyle bir sağanak altında kalabilir? Çok enteresan. Dünyada bir örneği var mıdır? Açıkçası bilmiyorum, herhalde yoktur diye düşünüyorum. Ama "Yahu ne durumdasın Ekrem? Nassın, iyi misin?" Vallahi çok iyiyim. Yani çok çok iyiyim. Allah'a şükürler olsun. Sağlığım da çok iyi, moralim de çok iyi, kararlılığımın her geçen gün daha da arttığını ifade edeyim. Yani bugün bu sabah buraya gelişimin içerisindeki maceralar bile beni güçlendiriyor. Yani cezaevinden çıkarken yanıma yedek bir fanila ve yedek bir gömlek almak için mücadele vermek de beni diri tutuyor. Onları almak için bir saat onun kavgasını vermek de diri tutuyor. E buraya geldikten sonra o duruşma salonuna mı bu duruşma salonuna mı ya da avukatımla bir 10 dakika görüşeyim derken ayaküstü 5 dakika görüşmeme fırsat verilme mücadelesi içinde olmak da beni çok diri tutuyor. Rabbime şükürler olsun. Herhalde öyle doğdum, dünyaya öyle geldim, bilmiyorum nasıl bir genetiktir. Belki doğduğum yöreden, belki anacığımdan, babacığımdan bir şekilde hayatta beslendiklerimden böyle bir dünya, böyle bir yaşamın içerisindeyim.

Hakkımda makam aracı davası açıldı

15 davanın içinde çok ilginç davalar var. Mesela ahmak davası. Şimdi burada bunu dünyada herhangi bir ülkeye gitsek anlatsak, saatler sürse anlatamayız yani. Ahmak davası, casusluk davasını anlatamayız. E içinde bulunduğumuz duruşma salonunda diploma davasını da anlatamayız yani. Kurultay davasını hiç anlatamayız. Yani gerçekten anlaması da mümkün değil. Yani ben ona da muhatabım. Bir defa SEGBİS ile katıldım. E çok ilginç davalar var. Geçenlerde bir belediye başkanına hakaret davası. İki defa hakkımda beraat veriliyor, ısrarla getireceksiniz diyor hakim. Ben giderken 60 kilometre gittik, araba bozuldu. Savcılığın talimatı var geri dönmemiz isteniyor dendi. 60 kilometre gittikten sonra bozuk arabayla 60 kilometre geri geldik. Halbuki 50 kilometre sonra Anadolu Adliyesi'nde olma imkanımız vardı. Böyle işlerle uğraşıyoruz. “Ne oluyor Ekrem, yani canın sıkılıyor mu?” Elbette üzülüyorum, kızıyorum. Ama nasıl bir şeydir? Kızgınlık, öfke bir gün sonra acayip bir motivasyona dönüyor. Yani tarif edilemez. Yazdığım metinlere bile ben şaşıyorum yani nasıl çıktı bunlar zihnimden diye o anda. Yani topluma aktardığım duyguların, düşüncelerimin bile böyle sıçrama gösteriyor yani kendiliğinden köpürüyor. Çok ilginç bir şey var burada. Yeni bir dava bu da. Beylikdüzü makam aracı davası var. Benim bir tane makam aracı davası açıldı.

Makam aracı davası açıldı hakkımda. İlk defa açıklamak zorunda kalıyorum. Evet, ben 12 yıldır makam aracı olarak kendi aracımı kullandım ve yargılanıyorum. Yani ben belediyenin arabasını kullanmadım, ne Beylikdüzü'nde ne Büyükşehir'de. Evet, açıklıyorum, ben makam aracımın benzinini de ben aldım, bakımını da ben yaptırdım, lastiğini de ben yaptırdım. Yani makam aracı 12 yıl boyunca kendi arabamı kullandım ve benim hakkımda dava açıldı. Niye biliyor musunuz? Makam aracını ne var Beylikdüzü'nde deyince minibüs getirdiler. Fahiş bir fiyatı var aylık kirası. Aynısından benim de var. Yani bugünün parası 300-400 bin lira aylık kirası. Dedim ki yazık günah, benim arabam var, ben arabamı kullanayım. Dediler olmaz, yani firmanın arabası belediye. E bir protokol yapın, protokol yaptılar. Protokol sadece Ekrem İmamoğlu kendi aracını tahsis ediyor belediyeye. Masraflarını da kendi karşılıyor. Ama çok enteresan bir şekilde şöyle bir aksilik olmuş, arabama iki defa benzin almışlar belediyenin hesabından, bir defa da lastik almışlar. Bu sonradan tespit edilmiş. 2022'de o dönemin İçişleri Bakanı "Ekrem hakkında bir şey bulun" diye 2 ay, 3 ay Beylikdüzü Belediyesi'ne teftiş yolladılar. Burada buldukları para üzerinden benim hakkımda dava açtılar. Ama esasen bunu öğrenince arkadaşlarım faiziyle de 400 küsur bin lirayı geçen sene, 2025 yılında benim firmam yatırmış belediyeye, Beylikdüzü Belediyesi'ne. Ona rağmen dava açtılar. Eylülde duruşmam var.

Hakkımda iddianame düzenleyen savcıların tamamı ödüllendirildi. Tamamı! Eksiksiz! Yani şu uydurma, şu absürt iddianameyi yazan dahil hepsi ödüllendirildi. Hukuka bağlı kalmayı tercih eden -yani öyle düşünüyorum, çünkü sonuçlarını görmedim birçoğunun- 18 hakim değişti. Benim mahkemelerimde 18 hakim değişti, bu mahkemenin sayın hakimi dahil. Yani karşımdaki sayın hakim sonradan görevlendirilen hakim. Ben tabii ne giden hakkında bir fikrim var, ne gelen hakkında bir fikrim var. Giden hakkında da fikrim yok çünkü karar vermemişti, gelen hakkında da bir fikrim yok kararını göreceğiz. Dolayısıyla bu yer değiştirme, bu sürgün... Bu sürgün yer değiştirme şimdi bakıyorum cezaevlerine yansıdı, bazen bakıyorum kolluk güçlerine yansıyor. Üzüntüyle izliyorum bunları yani. Acayip bir durum. Bunlar da beni motive ediyor bu arada.

Bu vatanın evladıyım

Bunları niye söylüyorum? Çünkü benim her devletin her kadrosuna saygım yüksek. Yani burada bulunan devleti temsil eden ama iddia makamı, ama yargı, ama kolluk gücü, ama kim olursa olsun içinde hangi vücudun olduğunu olduğuna bakmaksızın yüksek saygı duyan bir devlet terbiyem var benim. Ben öyle bir evladım yani, bu vatan evladıyım ben. Devlet terbiyesiyle büyüdüm. Ona yüksek saygıyla bakarım. Nereye kadar? Kişiliğini belli edene kadar. Ondan sonra onunla sonsuza kadar mücadele azmim de vardır, onu da söyleyeyim. Hiç kimsenin ayak izi kaybolmaz, herkesin ayak izi bellidir. Dolayısıyla böyle bir durumdayız. Hâkimler değişti, heyetler değişti, mahkemeler değişti. Değişmeyen tek şey Ekrem İmamoğlu'nu mutlaka mahkum etme iradesi. "Ekrem İmamoğlu'nu mahkum edeceğiz." Değişmeyen tek şey. Size zarar vermeyecekse su isteyeceğim.

Hakim: Tabi içebilirsiniz.

Ekrem İmamoğlu: Tabi bunun son örneğini İBB davasında bir kez daha yaşadık. Mahkeme başkanı hiçbir hukuki gerekçe olmaksızın daha önce olur verdiği... Yani ben İBB davasında sözüm ona "suç örgütü lideri" olarak yargılanıyorum. Ve 1 kişiyi sıralamada benden sonraya yazmışlar. Önümüze kondu, hatta konmadı. Sıralama böyle, "Yok fotoğraf çekin, yok ilk duruşmayı" bahsediyorum İBB davasında. Ben buna itiraz ettim, dedim ki: "Beni lütfen ilk dinleyin, ilk"

18 yaşındaki Ekrem'i burada yargılıyorsunuz Sayın Hakim. 18 yaşındaki Ekrem, nasıl bir üçkağıt yaptı, nasıl bir evrakta sahtecilik yaptı? Allah'ım ya Rabbim ya Resulullah! Daha da önemlisi devletin kendi verdiği belgeyi 36 yıl sonra yok sayabilecek kadar hukuku eğip bükebileceğine ilişkin çok tehlikeli bir anlayış gözler önüne seriliyor. Bu dava, 4 yıl boyunca ders çalışarak hakkımla kazandığım diplomamın yok sayılıp iptal edilmesi, hem de hayatımın en anlamlı dönemlerinde yani... Herkes bir dönsün bakalım; 17, 18, 19, 20, 21, 22... O yılların emeğini, çabasını bir çırpıda yok etme davası.

İktidar ve koltuk hırsıyla bu korkak zihniyetin… Devletin bütün gücünü kullandılar, bütün gücünü! Savcılığın talimatıyla, operasyondan bir gün önce gitmişler, bulmuşlar benim Kıbrıs'taki üniversitemin genel sekreterini, evine jandarmayı yollamışlar bir gün önce. Adamcağız korkmuştur herhalde, 70 küsur yaşlarında bir beyefendiyi almışlar. Niye? Bana bir gün sonra operasyon yapacaklar ya, işlemi tamamlamaları lazım. Alelacele bir şey konuşsunlar. Adam şoka girmiştir yani. Adama ne dese kabul edecekler. Yani "Ekrem'e 5 milyon euro verdim de" deseler imza atacak altına. Attı ya bir tanesi! Yazık! Utanç verici! Utanç verici yani, gülüyorum bunlara ya. Utanç verici. Ekrem'e saldırdılar. Kaç yaşında Ekrem? 17 yaşında. 17 yaşındaki Ekrem'e saldırdılar. Yazıklar olsun! Benim ve birçok arkadaşımın, yüzlerce insanın aylardır muhatap olduğu bu absürt davalar işte... Birçok arkadaşım da buna muhatap oldu.

Ceza davası sadece bana açıldı

Bu arada söyleyeyim; benim gibi 28 arkadaşımın diploması iptal edildi ama bu ceza davası sadece bana açıldı. Bunların hiçbirine açılmadı. Niye? Ekrem ile ilgili aceleleri var. Ya hukuk tarihinde var mı bu? Benimle beraber 28 kişinin geriye dönük diploması iptal edildi ama bu dava sadece Ekrem'e açıldı. Soruşturma ve operasyon sadece Ekrem'e yapıldı. Hepsi tek merkezden verilen zavallı talimatlar, utanç verici! Ve işte bir insan boyundan büyük işlere girince böyle oluyor, altından çıkamaz hale geliyor. Bu ülkenin insanları yıllar sonra geriye dönüp baktığında ne diyecekler, hiç düşündünüz mü? "31 sene sonra geçişini iptal ettik, 36 yıl sonra verilen diplomasını iptal ettik" yani "evrakta sahtecilik iddiaları uydurduk." Bunu nasıl anlatacak? Şurada bunu dinleyen insanlar nasıl anlatacak, merak ediyorum. Bırakın ya gelecekte çocuklarına anlatmayı, yarın nasıl anlatacaklar?

Bu mücadelem şahsi bir mücadele değil, bu ülkenin gençlerinin hak ve özgürlükleri mücadelesidir. Beni ikna edemedikleri her gün, toplumu ikna edemedikleri her an biraz daha gerildiklerini biliyorum. Biraz daha azgın hırs ve ihtiraslara büründüklerini görüyorum. "Bir gerekçe daha icat edelim" diye gece gündüz çalıştıklarını biliyorum. "Bir suçlama daha ekleyelim, aile fertlerine ıstırap, işkence çektirelim" diye nasıl adi kararları aldıklarını görüyorum. Bu bir hakikat arayışı mıymış? Asla değil.

Hapiste unutulan kayınbiraderim var benim, biliyor mu- hapiste unuttular onu. Yargılamasını bile yapamıyorlar şu anda. Adamı uydurdular, hapse attılar ya! Bir beyanla hapse attılar adamı ya! Neymiş? Uyuşturucu kullanmış ve uyuşturucu temin etmiş. Testleri negatif çıktı, bu sefer adamı uyuşturucu tüccarı yaptılar, biliyor musunuz? Sonra tüccar yaptılar, dediler: "Konu Bodrum'undur", mahkemeyi oraya yolladılar. Bodrum Mahkemesi "Aman aman" dedi, "biz bunlara bakamayız", Bakırköy'e yolladılar. O dedi ki: "Ben de bakamam" dedi. Şimdi Yargıtay'da, adam yatıyor! Aileye, aileye saldırıyorlar, aileye! Utanç verici bunlar, utanç!

Çıkacak ne diyecek? "Ey devlet başkanları!" Hani eskiden diyordu ya: "Ey Amerika! Ey Avrupa!" Şimdi diyecek ki: "Ey devlet başkanları! Ne derseniz o. Ama bak ben böyle yapıyorum." Utanç verici! Tek sebebi var; koltuğu kendine ait zannediyor. Değil! Sana ait değil ya. Milletin oyuyla seçilirsin, seçilmediğin zaman da tıpış tıpış gidersin. Onun için bir adamın verdiği talimatla iptal edilen diplomam hakkında beni sorgularken ben de şunu sorguluyorum, söyleyeyim: Sizin diplomanızı kim koruyacak? Yarın verdiğiniz bu kararları kim koruyacak? Ne kadar geçerli olacak verdiğiniz kararlar? Kalıcı mı olacak zannediyorsunuz?

Burada konuşulan mesele diploma değil ki. Bir devletin verdiği belgenin, bir devletin tanıdığı unvanın, bir devletin tesis ettiği hakkın güvencesi meselesini konuşuyoruz. 35 yıl önce usulüne uygun alenen ilan edilmiş, üç öğretim üyesinin altında imzası olan, incelemesinden geçen bir işlemin bugün yokluk gerekçesiyle bir çırpıda ortadan kaldırılabiliyorsa, o zaman bu ülkede hiçbir hak, hiçbir unvan, hiçbir karar nihai değildir. Sizin sahip olduğunuz makam, yetki de bir gün birinin canı istediğinde geri alınamaz mı? Vallahi alır. Vallahi alır, billahi alır. Bu soruyu sormak benim hakkım. Çünkü bana uygulanan mantık yarın herkese uygulanabilir ve uyguluyorlar da. Çünkü bana uygulanan mantık, çünkü bana uygulanan mantık artık ona keyif veriyor. Uyguluyorlar. İşte 19 Mart darbesi de o uygulamanın bir parçası, Cumhuriyet Halk Partisi’ne 21 Mayıs’ta yapılan darbe de butlan safsatası da aynı bütüncül operasyonların bir parçasıdır. Onun için artık her şey mümkündür.

Oysa kazanılmış hak diye bir kavram var ve bu kavram herkes için vardır ya da hiç kimse için yoktur. İstanbul 5. İdare Mahkemesi’nde görülen diplomamın iptali nedeniyle açtığımız davada, davalı taraf İstanbul Üniversitesi’nin avukatı aslında hem idare davasını hem de huzurdaki ceza davasını aslında tek cümleyle özetledi. Bu arada hatırlatalım; diploma iptaline yaptığımız itirazı değerlendiren bu mahkemenin de bütün üyeleri de yani bunu söyleyeyim, bu mahkemede de değişti. Bizim itirazımızı yaptığımız idare mahkemesinin de bütün üyeleri değişti. Yani ilk itirazımızı yaptığımız 5. İdare Mahkemesi’nin bütün üyeleri değişti, karşımıza bir heyet geldi. Burada mahkemesi yapıldı, yeni bir heyet. Güya bizi dinlediler pürdikkat. Pürdikkat bizi dinlediler güya. Ve o heyet huzurunda İstanbul Üniversitesi’nin avukatları çıktı, aynen şunu söyledi, aynen şunu söyledi iki avukat: "Sayın davacının yaptığı bir eylemden bahsetmiyoruz." Yani benim geçişte hiçbir yanlış eylemimi bulmadıklarını ifade ettiler. Hiçbir usulsüz eylemimi bulmadıklarını ifade ettiler. Aynen bunu söylediler: "Sayın davacının, yani Ekrem İmamoğlu'nun yaptığı bir eylemden bahsetmiyoruz."

Diplomam niye iptal edildi?

Tek doğru cümlesi buydu savunmanın. Şimdi soruyorum: O zaman benim diplomam niye iptal edildi? Eylem yok, kast yok, hile yok ama diploma da yok! Sonra da bana resmi belgede sahtecilik isnadı yöneltiliyor ve onun için buradayız. Valla Türk halkı izliyor, millet izliyor, özenle de takip ediyor. Gerçekten insanın aklıyla alay edecek şekilde bir süreç yürütülüyor. Hafızanızı tekrar tazeleyeyim. 24 Mart 2020’de İstanbul Üniversitesi’ne CİMER’den başvuru yapılıyor. İstanbul Üniversitesi ne cevap veriyor biliyor musunuz? "Ekrem İmamoğlu kabul koşullarını yerine getirerek kayıt olmuştur. Hiçbir sorun yoktur." Madem her şey usulüne uygun, hukuka aykırı bir işlem yok, ben niye sanık kürsüsündeyim? İstanbul Üniversitesi tarafından "Kabul şartlarını sağlamıştır, kayıt işlemi usulüne göre uygundur, hukuka aykırı herhangi bir durum yoktur" cevabı veriliyorsa, bu kadar basit, bu kadar açık bir beyan varsa Ekrem İmamoğlu niye sanık sandalyesinde? Çünkü o zaman henüz kirli eller oraya değmemiş. Henüz talimatı alan savcılık, "İvedi iptal edin" diye yazı yazmamış. Üniversite kendi iradesiyle cevap vermiş.

İstanbul Üniversitesi bu kumpasın sadece uygulayıcısı mı olacak, yoksa bu sürecin hesabını da verecek mi? Verecek. Bakın bu son rektörün, bu son rektörün görevde olduğu 7 Ekim 2024 tarihli yatay geçiş bilgi notu var. Bu bilgi notunda diyor ki: "1982 tarihli yatay geçiş yönetmeliğinde yurt dışındaki üniversitenin YÖK tarafından tanınması diye bir şart bulunmamaktadır" diyor. "96 yılına kadar da böyle bir tanıma ve denklik yönetmeliği de yoktur" diyor. Demek istiyor ki: "Ekrem İmamoğlu'nun böyle bir şartı sağlama gerekliliği yok. Biz kabul ettik ve aldık" diyor. Onun için sorun görülmediğini ifade ediyor. YÖK’ün sonradan aldığı tanıma kararlarının bu olayda uygulanamayacağını anlatıyor. Tek cümleyle özetleyeyim; İstanbul Üniversitesi’nin kendi rektörünün imzasıyla taşıyan, kendi rektörünün, bu şu anki rektörünün imzasını taşıyan bilgi notunda "Ekrem İmamoğlu diploması hukuka uygundur" diyor.

Bitti mi? Hayır. YÖK Denetleme Kurulu, 17 Şubat 2025, operasyona iki ay kala… Raporunda deniliyor ki: "Ekrem İmamoğlu eğitim aldığı üniversitede 2 yıl öğrenim görmüş, bütün derslerini başarıyla tamamlamış, not ortalaması şartını sağlamış, yürürlükteki yönetmeliğin aradığı bütün koşulları yerine getirmiştir." Bunun da özeti çok açık. Yatay geçişin gerektiği işlemleri, bütün şartları yaptık. İstanbul Üniversitesi avukatı ne diyor? "Ekrem İmamoğlu'nun yaptığı hiçbir usulsüz eylem yok" diyor. E İstanbul Üniversitesi CİMER'de "Usulsüzlük yok" diyor, Rektör "Hukuka uygun" diyor, YÖK Denetleme Kurulu "Bütün şartları taşıyor" diyor; biz burada neyi yargılıyoruz? Ama bir kirli el korkuyla; terfi, makam, mevki, menfaat diyorum bunların şeyine, yöntemlerine. Makam, mevki, menfaat talimatıyla devreye giriyor ve bu olayları yaşıyoruz. Bu ülkenin resmi kayıtları var; üniversitesi var, arşivi, devlet kurumları var. Hepsini yok sayıp sonra dönüp bana "Bunu açıkla" diyorlar bu kürsüde. Tabii ki açıklamayacağım. Açıklaması gereken ben değilim. Açıklaması gereken kendi kayıtlarını inkar eden ve yok sayan bu zavallı zihniyet.

Tabi şunu söylemek istiyorum; eğer siz bu davayı kendi hür iradenizle, vicdanınızla yürütemiyorsanız, eğer bir telefon, bir talimat, bir korku sizi bu kürsüde oturduğunuz o sıfattan koparıyorsa işte o zaman asıl iptal edilmesi gereken benim diplomam değil, bu mesleğe duyulan güven olur. Eğer bir gün bir başka mahkeme, bir başka heyet sizin de bu kararı "Usulüne uygun değildir" diyerek 35 yıl sonra eline alıp baksa acaba bugün sorduğunuz soruları kendinize sorar mısınız "Bu nasıl oldu?" diye. Utanç verici bir paradoksu size yaşatır bu durum. Bunları hatırlatmak için söylüyorum sadece.

Bu tabii diplomalar, bu iptallerin sonu nedir? Milletin iradesini yok sayma girişimlerinin aşamasıdır. Sorun milletin iradesini hukuk kavramlarının arkasına saklanarak yok sayma alışkanlığını yaratmaktır. Evet, bu çok gerçek bir tehdittir ve en büyük beka sorunudur. 7 yıl önce ilk denemeyi yaptılar, 6 Mayıs’ta seçimi iptal ettiler, 6 Mayıs 2019’da kazandığımız seçimi iptal ettiler, millet gerekeni yaptı. 19 Mart ve 21 Mayıs darbeleriyle de milletin kutsal iradesine darbe yapmaya devam ediyorlar.

Türkiye’nin en önemli medya kuruluşlarının bağlı olduğu holdinglerde, üniversitelerde aynı yöntemi gördük. Bir gecede yönetimler değişti. Bir gecede kayyumlar atandı. Bir gecede ekranların sesi, kampüslerin kapısı, şirketin iradesi değiştirildi. Sonra bazı kayyumlar kaldırıldı. Holding sahipleri, akrabaları, yöneticileri aylarca hapis yattı. Manşetlerden inmediler. TV'lerde, gazetelerde itibar suikastları yapıldı. Sonra bir gecede tahliye ettiler, gündem yok. Kayboldu gitti. Niye yaşandı bunlar? Bu nasıl bir şey? Ama geride büyük bir tahribat kaldı. Hukuka güven duygusu yıkıldı. Bu anlayışla şirketlere el uzatılıyor. Medyaya uzatılıyor, üniversitelere uzatılıyor, sanat dünyasına uzatılıyor. Aylarca insanlar yatıyor, komşuluk yapıyoruz. Yani yan yana avukatlarla görüşürken görüyoruz. Yazık. Bir yapımcı kadın aylarca özgürlüğünden mahrum bırakıldı aylarca. Neler söylendi, neler yapıldı hakkında. Ve mesaj verildi. Konuşan sanatçıya, susmayan gazeteciye, itiraz eden akademisyene, bağımsız duran iş insanına mesaj verildi.

Deniz Göktaş'ın tutuklanmasına tepki gösterdi

Hatta mizaha bile tahammülleri kalmadı. Deniz Göktaş adında genç bir kardeşimiz. Ben de vallahi ilk kez haberde çıkınca gördüm. Notlarını yolladılar. Bana da hicivler yapmış, güldüm okurken. "Ben de" dedi, "gidiyorum. Yanıma sadece bir fanila aldım, bir şey aldım. Zaten fazla kalamam, geri döneceğim ülkeme" dedi. Adamcağız, genç adam döndü. Adamı tutukladılar. Ters kelepçe yapıp kameranın önünde dört defa, beş defa gezdirdiler delikanlıyı. Niye? "İyi çekim yapalım" diye. Ya, ya bu ülkenin kolluk gücü, bu ülkenin yargısı bunu ne zaman yaptı? Ben hatırlamıyorum ya. Bunu bir buçuk senedir yapıyorlar. Bunu ne zaman yaptı? Bu ne zaman bu hale geldi yani? Bu ülkenin yargısı ne zaman bu hale geldi? Ve gencecik adamı tutukladılar ya. Tutukladılar, attılar kuyu tipi hücreye, Çorlu’ya. Milletin iradesini bir çırpıda çalanlar şimdi kahkahadan korkup neşesini çalmaya çalışıyorlar. Böyle bir hırsızlık olur mu ya? Ama neşemizi çalamayacaklar.

Adliye koridorlarını magazin koridorlarına çevirdiler. İsimler değişti, başlıklar değişti, dosya numaraları değişti, yöntem değişmedi. Etkin pişmanlıkçılar, "pişmancık" diyor bir tutsak arkadaşımız bunlara, “etkin pişmancıklar.” Kamuoyu önünde peşinen mahkum edilen insanlar. Beyanlarla.

Gazetecilere "Yazma" diyorlar

Bu ülkede korkuyu yaymak istiyorlar ey halkım! İnsanlara "Konuşma" diyorlar. İnsanlara, şirketlere "İtaat et" diyorlar. Sanatçılara "Sus" diyorlar. Gazetecilere "Yazma" diyorlar. Akademisyenlere "Düşünme" diyorlar. Komedyene "Güldürme" diyorlar. Sanatçıya "Konuşma" diyorlar. Millete ise korku ve endişe içinde yaşamasını dayatıyorlar. Halbuki biz hangi terbiye ile büyüdük? "Haksızlığa karşı susan dilsiz şeytandır." Öyle değil mi? Bunu söylemek kolay ama milletine korku aşıla. İstiklal Marşı’mız ne diyor? "Korkma!" "Korkma" diye başlıyor yani ya. Mehmet Akif niye "Korkma" diye başlattı? En zor koşullarda niye "Korkma" diye yazdı? Ben korkmuyorum. 86 milyon yurttaşın da korkmayacağını düşünüyorum, öyle hissediyorum.

Rakibinden korkuyor, rakip partiden korkuyor, partisinin seçtiği liderinden dahi korkuyor. Yani bir rakip parti liderini seçmiş, ondan korkuyor. Böyle bir şey olur mu ya? Sandıkta heyecan uyandıramayacağını biliyor. Demokratik rekabetten uzaklaşma tek çıkarı, başka bir çıkarı kalmadı. Cumhuriyetin kurumlarını korumak yerine siyasi hesapların aracı haline gelir durumda bir kişiden bahsediyoruz. Çünkü artık hedefi seçim kazandırmak değil; hedef, hedefi iktidarın el değiştirmesini engellemek. Bunun için de rakibi devre dışı bırakmak, rakip siyasi partiyi devre dışı bırakmak, başka birileri varsa onları da devre dışı bırakmak. Başka bir seçeneği yok. Benim diplomamın iptali ya da bu ceza davalarının tamamının sebebi budur. Onun için bu ülkenin sonraki cumhurbaşkanına milletin değil, kendi kurduğu düzenin karar vermesini istiyor.

Diploma davası 25 Aralık'a ertelendi

İmamoğlu savunmasını tamamladı ve diploma davası 25 Aralık'a ertelendi.

Duruşma biterken İmamoğlu, "Ben Özgür Özel başkanımın yolunda yürümekten gurur duyuyorum" dedi.

 

Medyascope muhabiri Furkan Karabay'ın aktardığına göre diploma davasında savunma yapan İmamoğlu, Adalet Bakanlığı Genel Müdürü olarak atanan Cahit Cihat Sarı’nın, savcılıktaki ifade işlemleri sırasında kendisine, “Yarın siz Cumhurbaşkanı olursunuz, masanın bu tarafına geçersiniz, bizi siz yargılarsınız” dediğini anlattı.

İmamoğlu, “Kafaya bakar mısınız? Biz kimiz, siz kimsiniz” dedi.

İmamoğlu'ndan Deniz Göktaş tepkisi: "Neşemizi çalamayacaklar"

Medyascope muhabiri Fırat Fıstık'ın aktardığına göre İmamoğlu, Deniz Göktaş'ın tutuklanmasına da tepki gösterdi. 

Göktaş'ın kendisi hakkında da hicivler yaptığını ve bu esprilere güldüğünü ifade eden İmamoğlu, Göktaş'ın ters kelepçe ile Vatan Emniyet'e götürülmesine de tepki gösterdi:

"Deniz Göktaş adında genç kardeşimiz. Bana da hicivler yapmış güldüm. Adamı tutukladılar, ters kelepçe yapıp 4-5 kere gezdirdiler delikanlıyı. Bu ülkenin kolluk gücü, yargısı bunu ne zaman yaptı ya? Tutukladılar ya attılar kuyu tipi hücreye. Şimdi de kahkahadan korkup milletin neşesini çalmaya çalışıyorlar ama neşemizi çalamayacaklar."

 

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş