İSTANBUL (Medyascope) – İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun yargılandığı diploma davası 25 Aralık’a ertelendi. Peki, İmamoğlu diploma davasında ne anlattı?
Haberin özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- Ekrem İmamoğlu’nun diploma davası 25 Aralık’a ertelendi.
- İmamoğlu, yargılandığı davalarda hukuksuzluk ve adaletsizlik iddialarında bulundu.
- İmamoğlu, devletin kendisine verdiği belgenin 36 yıl sonra yok sayılmasını eleştirdi.
- Kendisiyle birlikte 28 kişinin diplomasının iptal edildiğini ancak yalnızca kendisine ceza davası açıldığını belirtti.
- İmamoğlu, mücadele ederken halkının hak ve özgürlükleri için savaştığını vurguladı.

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun, iptal edilen üniversite diplomasına ilişkin “zincirleme şekilde resmi belgede sahtecilik” suçlamasıyla yargılandığı davanın duruşması 25 Aralık’a ertelendi.
Eski CHP Genel Başkanlarından Murat Karayalçın, CHP’nin seçilmiş genel başkanı Özgür Özel, CHP’nin seçilmiş İl Başkanı Özgür Çelik ve İBB Başkanvekili Nuri Aslan da duruşmaya katıldı.

Ekrem İmamoğlu bugün üç davada birden yargılandı. İmamoğlu, öncelikle “siyasal casusluk” davasına katıldı. Ardından, İmamoğlu’nun avukatı Hasan Fehmi Demir, İmamoğlu’nun öncelikle diploma davasına katılmak istediğini belirtti. Mahkeme heyeti talebi kabul etti. İmamoğlu, diploma davasına katılmak için salondan ayrıldı.
Duruşma 25 Aralık’a ertelendi
Savcı, İdare Mahkemesi’ndeki diploma davasının sonucunun kesinleşip kesinleşmediğinin sorulmasını istedi. Hâkim, İstanbul 5. İdare Mahkemesi’ndeki diploma davasının sonucunun mahkemeye iletilmesini istedi. İdare Mahkemesi’ndeki dosyanın Danıştay’a taşınması nedeniyle sürecin uzun süreceğini belirten hâkim, bir sonraki celsenin 25 Aralık’ta görülmesine karar verdi.
İmamoğlu salondan ayrılırken “Özgür Özel Genel Başkanımın yolunda yürümekten onur duyuyorum” dedi. İmamoğlu, casusluk davasının görüldüğü salona geçti.
İmamoğlu diploma davasında ne anlattı?
Diploma davasının görüldüğü salona götürülen Ekrem İmamoğlu, “Her şeyden önce demokrasi mücadelesi verdiğimin, adalet ve cumhuriyet mücadelesi verdiğimin altını çizerek başlamak istiyorum. Bu ortamda bu binada ilginç bir gün yaşıyoruz. Bir başka duruşma salonundan buraya geldim çünkü aynı binada üç duruşmayla karşı karşıyayım” sözleriyle konuşmasına başladı.
Ekrem İmamoğlu, “Hakkımda iddianame düzenleyen savcıların tamamı ödüllendirildi. Hepsi, tamamı. Benim davalarıma bakan 18 hakim değişti. Bu yer değiştirme, sürgün cezaevlerine kolluk güçlerine yansıyor. Bunlar da beni motive ediyor” dedi.
Adım adım çökertilen bir hukuk düzeninin olduğunu belirten İmamoğlu, “Tabii adım adım çökertilen bir hukuk düzeninin olduğunu, teslim alınan yargıyı ve millet adına karar vermesi gerekirken, ne yazık ki bir avuç siyasi muhterisin iradesine teslim edilmek istenen adalet sistemini milletimizin vicdanına anlatmak için buradayım. Benim bütün duruşmalarım bir bütün halinde yorumlanabilir. Hepsine birden ‘İmamoğlu davaları’ da denebilir, ‘demokrasi mücadelesi davaları’ da denebilir” dedi.
Demokrasi mücadelesi ve cumhuriyet mücadelesi verdiğini belirten Ekrem İmamoğlu, büyük bir hukuksuzlukla karşı karşıya kaldığını vurguladı. Mücadele etmenin kendisini diri tuttuğunu söyleyen İmamoğlu, komedyen Deniz Göktaş’ın tutuklanmasına tepki gösterdi, kayınbiraderinin hâlâ tutuklu olduğuna dikkat çekti ve hakkında açılan makam aracı davasını hatırlattı.
İmamoğlu, “NATO toplanıyor Ankara’da. Ben 15,5 milyon ay almış bir cumhurbaşkanı adayıyım. Ne anlatacak bu ülkenin başındaki? ‘Rakibimi hapse attım, 20 tane dava açtım’ mı diyecek?” diye sordu.
“Günü geldiğinde hesap verecekler”
“Hepsi tek merkezden verilen zavallı talimatlar” diyen İmamoğlu, “Bir suçlama daha ekleyelim diye gece gündüz çalıştıklarını biliyorum. Hapiste unutulan kayınbiraderim var benim. Uyuşturucu kullanıyormuş! Testi negatif çıktı, tüccar yaptılar adamı. Aileye saldırıyorlar” ifadelerini kullandı. Ekrem İmamoğlu, Adalet Bakanlığı Genel Müdürü olarak atanan Cahit Cihat Sarı’nın, savcılıktaki ifade işlemleri sırasında kendisine, “Yarın siz Cumhurbaşkanı olursunuz, masanın bu tarafına geçersiniz, bizi siz yargılarsınız” dediğini anlattı. İmamoğlu, “Kafaya bakar mısınız? Biz kimiz, siz kimsiniz” dedi.
İmamoğlu, “hukuksuzluk triatlonu” yaşandığını söyledi. “Avrupa’nın en büyük salonunu yapıyoruz dediler, 1 buçuk milyar harcadılar bununla nasıl gurur duyulur” diyen İmamoğlu, “18 yaşındaki Ekrem’in yargılandığını” ifade etti. İmamoğlu devamında, “Devlet, kendi verdiği belgeyi 36 sene sonra yok sayabilecek kadar hukuku eğip büktü” diye konuştu.
İşte İmamoğlu’nun konuşmasından öne çıkanlar:
“Her şeyden önce demokrasi mücadelesi verdiğimin ve demokrasinin yanı sıra aynı zamanda kararlı bir şekilde adalet ve Cumhuriyet mücadelesi verdiğimin altını çizerek sözlerime başlıyorum. Gerçekten bugün burada, bu ortamda, bu binada çok ilginç bir gün yaşıyoruz. Bu sabah bir başka duruşma salonuna kısa bir uğradım, oradan bu salona geldim. Çünkü aynı binada üç duruşmayla karşı karşıyayım. Tabii adım adım çökertilen bir hukuk düzeninin olduğunu, teslim alınan yargıyı ve millet adına karar vermesi gerekirken, ne yazık ki bir avuç siyasi muhterisin iradesine teslim edilmek istenen adalet sistemini milletimizin vicdanına anlatmak için buradayım. Benim bütün duruşmalarım bir bütün halinde yorumlanabilir. Hepsine birden “İmamoğlu davaları” da denebilir, “demokrasi mücadelesi davaları” da denebilir.”
“Mücadele vermek beni diri tutuyor”
“Bir insan nasıl böyle bir şeye maruz kalabilir? Nasıl böyle bir sağanak altında kalabilir? Çok enteresan. Dünyada bir örneği var mıdır? Açıkçası bilmiyorum, herhalde yoktur diye düşünüyorum. Ama “Yahu ne durumdasın Ekrem? Nasılsın, iyi misin?” Vallahi çok iyiyim. Yani çok çok iyiyim. Allah’a şükürler olsun. Sağlığım da çok iyi, moralim de çok iyi, kararlılığımın her geçen gün daha da arttığını ifade edeyim.
Yani bugün bu sabah buraya gelişimin içerisindeki maceralar bile beni güçlendiriyor. Yani cezaevinden çıkarken yanıma yedek bir fanila ve yedek bir gömlek almak için mücadele vermek de beni diri tutuyor. Onları almak için bir saat onun kavgasını vermek de diri tutuyor. E buraya geldikten sonra o duruşma salonuna mı bu duruşma salonuna mı ya da avukatımla bir 10 dakika görüşeyim derken ayaküstü beş dakika görüşmeme fırsat verilme mücadelesi içinde olmak da beni çok diri tutuyor.
Rabbime şükürler olsun. Herhalde öyle doğdum, dünyaya öyle geldim, bilmiyorum nasıl bir genetiktir. Belki doğduğum yöreden, belki anacığımdan, babacığımdan bir şekilde hayatta beslendiklerimden böyle bir dünya, böyle bir yaşamın içerisindeyim.

“Hakkımda makam aracı davası açıldı”
Çok ilginç bir şey var burada. Yeni bir dava bu da. Beylikdüzü makam aracı davası var. Benim bir tane makam aracı davası açıldı. Makam aracı davası açıldı hakkımda. İlk defa açıklamak zorunda kalıyorum. Evet, ben 12 yıldır makam aracı olarak kendi aracımı kullandım ve yargılanıyorum. Yani ben belediyenin arabasını kullanmadım, ne Beylikdüzü’nde ne Büyükşehir’de.
Evet, açıklıyorum, ben makam aracımın benzinini de ben aldım, bakımını da ben yaptırdım, lastiğini de ben yaptırdım. Yani makam aracı 12 yıl boyunca kendi arabamı kullandım ve benim hakkımda dava açıldı. Niye biliyor musunuz? Makam aracını ne var Beylikdüzü’nde deyince minibüs getirdiler. Fahiş bir fiyatı var aylık kirası. Aynısından benim de var. Yani bugünün parası 300-400 bin lira aylık kirası. Dedim ki yazık günah, benim arabam var, ben arabamı kullanayım. Dediler olmaz, yani firmanın arabası belediye. E bir protokol yapın, protokol yaptılar.
Protokol sadece Ekrem İmamoğlu kendi aracını tahsis ediyor belediyeye. Masraflarını da kendi karşılıyor. Ama çok enteresan bir şekilde şöyle bir aksilik olmuş, arabama iki defa benzin almışlar belediyenin hesabından, bir defa da lastik almışlar. Bu sonradan tespit edilmiş. 2022’de o dönemin İçişleri Bakanı “Ekrem hakkında bir şey bulun” diye iki ay, üç ay Beylikdüzü Belediyesi’ne teftiş yolladılar. Burada buldukları para üzerinden benim hakkımda dava açtılar. Ama esasen bunu öğrenince arkadaşlarım faiziyle de 400 küsur bin lirayı geçen sene, 2025 yılında benim firmam yatırmış belediyeye, Beylikdüzü Belediyesi’ne. Ona rağmen dava açtılar. Eylülde duruşmam var.
Ben tabii ne giden hakkında bir fikrim var, ne gelen hakkında bir fikrim var. Giden hakkında da fikrim yok çünkü karar vermemişti, gelen hakkında da bir fikrim yok kararını göreceğiz. Dolayısıyla bu yer değiştirme, bu sürgün… Bu sürgün yer değiştirme şimdi bakıyorum cezaevlerine yansıdı, bazen bakıyorum kolluk güçlerine yansıyor. Üzüntüyle izliyorum bunları yani. Acayip bir durum. Bunlar da beni motive ediyor bu arada.
“Bu vatanın evladıyım”
Ondan sonra onunla sonsuza kadar mücadele azmim de vardır, onu da söyleyeyim. Hiç kimsenin ayak izi kaybolmaz, herkesin ayak izi bellidir. Dolayısıyla böyle bir durumdayız. Hâkimler değişti, heyetler değişti, mahkemeler değişti. Değişmeyen tek şey Ekrem İmamoğlu’nu mutlaka mahkum etme iradesi. “Ekrem İmamoğlu’nu mahkum edeceğiz.” Değişmeyen tek şey.
Tabi bunun son örneğini İBB davasında bir kez daha yaşadık. Mahkeme başkanı hiçbir hukuki gerekçe olmaksızın daha önce olur verdiği… Yani ben İBB davasında sözüm ona “suç örgütü lideri” olarak yargılanıyorum. Ve 1 kişiyi sıralamada benden sonraya yazmışlar. Önümüze kondu, hatta konmadı. Sıralama böyle, “Yok fotoğraf çekin, yok ilk duruşmayı” bahsediyorum İBB davasında. Ben buna itiraz ettim, dedim ki: “Beni lütfen ilk dinleyin, ilk.”
18 yaşındaki Ekrem’i burada yargılıyorsunuz Sayın Hakim. 18 yaşındaki Ekrem, nasıl bir üçkağıt yaptı, nasıl bir evrakta sahtecilik yaptı? Allah’ım ya Rabbim ya Resulullah! Daha da önemlisi devletin kendi verdiği belgeyi 36 yıl sonra yok sayabilecek kadar hukuku eğip bükebileceğine ilişkin çok tehlikeli bir anlayış gözler önüne seriliyor. Bu dava, dört yıl boyunca ders çalışarak hakkımla kazandığım diplomamın yok sayılıp iptal edilmesi, hem de hayatımın en anlamlı dönemlerinde yani… Herkes bir dönsün bakalım; 17, 18, 19, 20, 21, 22… O yılların emeğini, çabasını bir çırpıda yok etme davası.
Adam şoka girmiştir yani. Adama ne dese kabul edecekler. Yani “Ekrem’e 5 milyon euro verdim de” deseler imza atacak altına. Attı ya bir tanesi! Yazık! Utanç verici! Utanç verici yani, gülüyorum bunlara ya. Utanç verici. Ekrem’e saldırdılar. Kaç yaşında Ekrem? 17 yaşında. 17 yaşındaki Ekrem’e saldırdılar. Yazıklar olsun! Benim ve birçok arkadaşımın, yüzlerce insanın aylardır muhatap olduğu bu absürt davalar işte… Birçok arkadaşım da buna muhatap oldu.
“Ceza davası sadece bana açıldı”
Ya hukuk tarihinde var mı bu? Benimle beraber 28 kişinin geriye dönük diploması iptal edildi ama bu dava sadece Ekrem’e açıldı. Soruşturma ve operasyon sadece Ekrem’e yapıldı. Hepsi tek merkezden verilen zavallı talimatlar, utanç verici! Ve işte bir insan boyundan büyük işlere girince böyle oluyor, altından çıkamaz hale geliyor. Bu ülkenin insanları yıllar sonra geriye dönüp baktığında ne diyecekler, hiç düşündünüz mü? “31 sene sonra geçişini iptal ettik, 36 yıl sonra verilen diplomasını iptal ettik” yani “evrakta sahtecilik iddiaları uydurduk.” Bunu nasıl anlatacak? Şurada bunu dinleyen insanlar nasıl anlatacak, merak ediyorum. Bırakın ya gelecekte çocuklarına anlatmayı, yarın nasıl anlatacaklar?
Hapiste unutulan kayınbiraderim var benim, biliyor mu- hapiste unuttular onu. Yargılamasını bile yapamıyorlar şu anda. Adamı uydurdular, hapse attılar ya! Bir beyanla hapse attılar adamı ya! Neymiş? Uyuşturucu kullanmış ve uyuşturucu temin etmiş. Testleri negatif çıktı, bu sefer adamı uyuşturucu tüccarı yaptılar, biliyor musunuz? Sonra tüccar yaptılar, dediler: “Konu Bodrum’undur”, mahkemeyi oraya yolladılar. Bodrum Mahkemesi “Aman aman” dedi, “biz bunlara bakamayız”, Bakırköy’e yolladılar. O dedi ki: “Ben de bakamam” dedi. Şimdi Yargıtay’da, adam yatıyor! Aileye, aileye saldırıyorlar, aileye! Utanç verici bunlar, utanç!
Çıkacak ne diyecek? “Ey devlet başkanları!” Hani eskiden diyordu ya: “Ey Amerika! Ey Avrupa!” Şimdi diyecek ki: “Ey devlet başkanları! Ne derseniz o. Ama bak ben böyle yapıyorum.” Utanç verici! Tek sebebi var; koltuğu kendine ait zannediyor. Değil! Sana ait değil ya. Milletin oyuyla seçilirsin, seçilmediğin zaman da tıpış tıpış gidersin. Onun için bir adamın verdiği talimatla iptal edilen diplomam hakkında beni sorgularken ben de şunu sorguluyorum, söyleyeyim: Sizin diplomanızı kim koruyacak? Yarın verdiğiniz bu kararları kim koruyacak? Ne kadar geçerli olacak verdiğiniz kararlar? Kalıcı mı olacak zannediyorsunuz?
Sizin sahip olduğunuz makam, yetki de bir gün birinin canı istediğinde geri alınamaz mı? Vallahi alır. Vallahi alır, billahi alır. Bu soruyu sormak benim hakkım. Çünkü bana uygulanan mantık yarın herkese uygulanabilir ve uyguluyorlar da. Çünkü bana uygulanan mantık, çünkü bana uygulanan mantık artık ona keyif veriyor. Uyguluyorlar. İşte 19 Mart darbesi de o uygulamanın bir parçası, Cumhuriyet Halk Partisi’ne 21 Mayıs’ta yapılan darbe de butlan safsatası da aynı bütüncül operasyonların bir parçasıdır. Onun için artık her şey mümkündür.
Oysa kazanılmış hak diye bir kavram var ve bu kavram herkes için vardır ya da hiç kimse için yoktur. İstanbul 5. İdare Mahkemesi’nde görülen diplomamın iptali nedeniyle açtığımız davada, davalı taraf İstanbul Üniversitesi’nin avukatı aslında hem idare davasını hem de huzurdaki ceza davasını aslında tek cümleyle özetledi. Bu arada hatırlatalım; diploma iptaline yaptığımız itirazı değerlendiren bu mahkemenin de bütün üyeleri de yani bunu söyleyeyim, bu mahkemede de değişti. Bizim itirazımızı yaptığımız idare mahkemesinin de bütün üyeleri değişti. Yani ilk itirazımızı yaptığımız 5. İdare Mahkemesi’nin bütün üyeleri değişti, karşımıza bir heyet geldi. Burada mahkemesi yapıldı, yeni bir heyet. Güya bizi dinlediler pürdikkat. Pürdikkat bizi dinlediler güya. Ve o heyet huzurunda İstanbul Üniversitesi’nin avukatları çıktı, aynen şunu söyledi, aynen şunu söyledi iki avukat: “Sayın davacının yaptığı bir eylemden bahsetmiyoruz.” Yani benim geçişte hiçbir yanlış eylemimi bulmadıklarını ifade ettiler. Hiçbir usulsüz eylemimi bulmadıklarını ifade ettiler. Aynen bunu söylediler: “Sayın davacının, yani Ekrem İmamoğlu’nun yaptığı bir eylemden bahsetmiyoruz.”
“Diplomam niye iptal edildi?”
Madem her şey usulüne uygun, hukuka aykırı bir işlem yok, ben niye sanık kürsüsündeyim? İstanbul Üniversitesi tarafından “Kabul şartlarını sağlamıştır, kayıt işlemi usulüne göre uygundur, hukuka aykırı herhangi bir durum yoktur” cevabı veriliyorsa, bu kadar basit, bu kadar açık bir beyan varsa Ekrem İmamoğlu niye sanık sandalyesinde? Çünkü o zaman henüz kirli eller oraya değmemiş. Henüz talimatı alan savcılık, “İvedi iptal edin” diye yazı yazmamış. Üniversite kendi iradesiyle cevap vermiş.
Tek cümleyle özetleyeyim; İstanbul Üniversitesi’nin kendi rektörünün imzasıyla taşıyan, kendi rektörünün, bu şu anki rektörünün imzasını taşıyan bilgi notunda “Ekrem İmamoğlu diploması hukuka uygundur” diyor.
“İstanbul Üniversitesi CİMER’de “Usulsüzlük yok” diyor, Rektör “Hukuka uygun” diyor, YÖK Denetleme Kurulu “Bütün şartları taşıyor” diyor; biz burada neyi yargılıyoruz? Ama bir kirli el korkuyla; terfi, makam, mevki, menfaat diyorum bunların şeyine, yöntemlerine. Makam, mevki, menfaat talimatıyla devreye giriyor ve bu olayları yaşıyoruz. Bu ülkenin resmi kayıtları var; üniversitesi var, arşivi, devlet kurumları var. Hepsini yok sayıp sonra dönüp bana “Bunu açıkla” diyorlar bu kürsüde. Tabii ki açıklamayacağım. Açıklaması gereken ben değilim. Açıklaması gereken kendi kayıtlarını inkar eden ve yok sayan bu zavallı zihniyet.
Eğer siz bu davayı kendi hür iradenizle, vicdanınızla yürütemiyorsanız, eğer bir telefon, bir talimat, bir korku sizi bu kürsüde oturduğunuz o sıfattan koparıyorsa işte o zaman asıl iptal edilmesi gereken benim diplomam değil, bu mesleğe duyulan güven olur.
Sorun milletin iradesini hukuk kavramlarının arkasına saklanarak yok sayma alışkanlığını yaratmaktır. Evet, bu çok gerçek bir tehdittir ve en büyük beka sorunudur. 7 yıl önce ilk denemeyi yaptılar, 6 Mayıs’ta seçimi iptal ettiler, 6 Mayıs 2019’da kazandığımız seçimi iptal ettiler, millet gerekeni yaptı. 19 Mart ve 21 Mayıs darbeleriyle de milletin kutsal iradesine darbe yapmaya devam ediyorlar.
Bir gecede yönetimler değişti. Bir gecede kayyumlar atandı. Bir gecede ekranların sesi, kampüslerin kapısı, şirketin iradesi değiştirildi. Sonra bazı kayyumlar kaldırıldı. Holding sahipleri, akrabaları, yöneticileri aylarca hapis yattı. Manşetlerden inmediler. TV’lerde, gazetelerde itibar suikastları yapıldı. Sonra bir gecede tahliye ettiler, gündem yok. Kayboldu gitti. Niye yaşandı bunlar? Bu nasıl bir şey?
Deniz Göktaş’ın tutuklanmasına tepki gösterdi
Deniz Göktaş adında genç bir kardeşimiz. Ben de vallahi ilk kez haberde çıkınca gördüm. Notlarını yolladılar. Bana da hicivler yapmış, güldüm okurken. “Ben de” dedi, “gidiyorum. Yanıma sadece bir fanila aldım, bir şey aldım. Zaten fazla kalamam, geri döneceğim ülkeme” dedi. Adamcağız, genç adam döndü. Adamı tutukladılar. Ters kelepçe yapıp kameranın önünde dört defa, beş defa gezdirdiler delikanlıyı. Niye? “İyi çekim yapalım” diye. Ya, ya bu ülkenin kolluk gücü, bu ülkenin yargısı bunu ne zaman yaptı? Ben hatırlamıyorum ya. Bunu bir buçuk senedir yapıyorlar. Bunu ne zaman yaptı? Bu ne zaman bu hale geldi yani? Bu ülkenin yargısı ne zaman bu hale geldi? Ve gencecik adamı tutukladılar ya. Tutukladılar, attılar kuyu tipi hücreye, Çorlu’ya. Milletin iradesini bir çırpıda çalanlar şimdi kahkahadan korkup neşesini çalmaya çalışıyorlar. Böyle bir hırsızlık olur mu ya? Ama neşemizi çalamayacaklar.

Gazetecilere “Yazma” diyorlar
Şirketlere “İtaat et” diyorlar. Sanatçılara “Sus” diyorlar. Gazetecilere “Yazma” diyorlar. Akademisyenlere “Düşünme” diyorlar. Komedyene “Güldürme” diyorlar. Sanatçıya “Konuşma” diyorlar. Millete ise korku ve endişe içinde yaşamasını dayatıyorlar. Halbuki biz hangi terbiye ile büyüdük? “Haksızlığa karşı susan dilsiz şeytandır.” Öyle değil mi? Bunu söylemek kolay ama milletine korku aşıla. İstiklal Marşı’mız ne diyor? “Korkma!” “Korkma” diye başlıyor yani ya. Mehmet Akif niye “Korkma” diye başlattı? En zor koşullarda niye “Korkma” diye yazdı? Ben korkmuyorum. 86 milyon yurttaşın da korkmayacağını düşünüyorum, öyle hissediyorum.
Rakibinden korkuyor, rakip partiden korkuyor, partisinin seçtiği liderinden dahi korkuyor. Yani bir rakip parti liderini seçmiş, ondan korkuyor. Böyle bir şey olur mu ya? Sandıkta heyecan uyandıramayacağını biliyor. Demokratik rekabetten uzaklaşma tek çıkarı, başka bir çıkarı kalmadı. Cumhuriyetin kurumlarını korumak yerine siyasi hesapların aracı haline gelir durumda bir kişiden bahsediyoruz. Çünkü artık hedefi seçim kazandırmak değil; hedef, hedefi iktidarın el değiştirmesini engellemek. Bunun için de rakibi devre dışı bırakmak, rakip siyasi partiyi devre dışı bırakmak, başka birileri varsa onları da devre dışı bırakmak. Başka bir seçeneği yok. Benim diplomamın iptali ya da bu ceza davalarının tamamının sebebi budur. Onun için bu ülkenin sonraki cumhurbaşkanına milletin değil, kendi kurduğu düzenin karar vermesini istiyor.”
“Diploma davası” nasıl başlamıştı?
Girne Amerikan Üniversitesi’nden İstanbul Üniversitesi’ne 1990’da yatay geçiş yapan Ekrem İmamoğlu, 1994’te İstanbul Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden mezun olmuştu.
İmamoğlu, 2017’de İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde yüksek lisansını, “Belediyelerde insan kaynakları yönetimi Beylikdüzü Belediyesi örneği” teziyle tamamlamıştı.
İstanbul Üniversitesi Yönetim Kurulu, 18 Mart 2025’te İmamoğlu dâhil 28 kişinin lisans diplomalarını, 1990 yılında “usulsüz yatay geçiş yapılması” gerekçesiyle iptal etmişti. İmamoğlu, İstanbul Üniversitesi Yönetim Kurulu’nun 18 Mart 2025 tarih ve 3/1 sayılı işlemine itiraz etti. 6 Mayıs 2025’te İmamoğlu, “yokluk” ve “açık hata” gerekçeleriyle diplomasının iptal kararının iptal edilmesini talep etmişti.
“İptalin iptali” davasını açan İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan, 1,5 ay sonra İBB soruşturması kapsamında tutuklanmıştı.
İstanbul 5. İdare Mahkemesi, 22 Mayıs 2025’te İstanbul Üniversitesi’ne müzekkere yazarak iptal kararına dayanak olan bilgi ve belgeleri istemişti. Bir ay sonra Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından, İstanbul 5. İdare Mahkemesi Başkanı Recep Şendil ve üye hâkim Gün Yazıcı görevden alınmış, yerlerine yeni isimler atanmıştı.
Yeni heyet, 30 Temmuz 2025’te diploma iptali kararının yürütmesinin durdurulması talebini reddetmişti. İmamoğlu’nun yüksek lisans diploması da iptal edilmişti.
Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesine karşı açtığı dava, İstanbul 5. İdare
Mahkemesince oybirliğiyle reddedilmişti. Mahkeme, “açık hata” ve “tanınma şartıyla” ret kararı vermişti. İmamoğlu’nun geçiş yaptığı dönemde “tanınma şartı” olmamasına, 2020 ve 2024 yıllarında “usulsüzlük yok” kararlarına rağmen dava reddedilmişti.







