Kemal Can yazdı: Muhalefetin enformasyon kaynakları

“Nasıl bir dünya için ve kimlerle birlikte yol yürümek istiyorum?” “Varmayı istediğim yer ve orada bulunmasını isteyeceklerim kimler?” “Aynı yerde olmayı, ayrı durmayı isteyeceklerim neler?” Hayata dair en temel ve dolayısıyla en politik sorular bunlar herhâlde. Zira insanın varlığının anlamı diğerleriyle (dünyayla) kurduğu ilişkiyle biçimleniyor. Kimlik böyle oluşuyor, tercihler de. Varoluşçu pencereden bakıp, tamamen özgür tercihlerden hatta “özgürlüğe mahkûm olmaktan” söz etmiyorum elbette. İlişkileri, kendimizi ve ait olduğumuzu iddia edebileceğimiz dünyayı tamamen özgür tercihlerimizle kuramıyoruz. Hele bugünün dünyasında, yüksek hızlı iletişim atmosferinde; içinde olduğumuz, kaldığımız ya da öyle tanımlandığımız çok az şeyi biz belirliyoruz. Sonsuz gibi görünen tercihler sadece kaba gürültü, aslında çok az seçeneğe sıkıştırılmış durumdayız.

Bunlar kadim ve derin sorunlar. Ontolojik derinleşmeye daha fazla dalmadan, meselenin siyasetteki somut etkisine girelim. Malum, sadece Türkiye ve bazı otoriter yönetimlerin baskı ortamlarıyla sınırlı olmayan –küresel– bir siyasi sığlaşma yaşanıyor. Son on yılları domine eden popülist dalga ve giderek sertleşen kutuplaştırma da bunu daha ağırlaştırmış durumda. Siyasi tercihler, güçlü talep ve iddialar; bazen henüz zamanı gelmediği için, bazen de maksimalist bulunduğu için geriye çekilmek zorunda. Buna karşılık ya tepkisel aşırılıklara ya da pasif direnme çabalarına izin veriliyor. Etkili, gürültücü ve “güçlü” olmak –görünmek– sadece öfkeli kalabalıkların elinde. Gücü kullananlar ölçüsüzlükte sınır tanımıyor. Bütün ayrıntıları, nüansları ortadan kaldıran, önemli hak taleplerini (kazanımlarını) bile aşağılayan kaba bir vasata mahkûm herkes.

Kemal Can yazdı: Muhalefetin enformasyon kaynakları
Kemal Can yazdı: Muhalefetin enformasyon kaynakları

Popülizm veya uyumlanma zorlaması

Popülizmin, otoriterleşmenin ve faşizan momentin en belirgin enstrümanı kutuplaşma. Kutuplaşma ise yapısı gereği indirgemeci ve daraltıcı. Çünkü pozitif tasarımlar veya hayaller (ütopya), hatta çözüm önerisi yerine karşıtlıkları dayatıyor. Bütün siyasi alanı, birbirine karşı olan gruplardan oluşan ve iki öbeğin de karşısındakine göre tarif edildiği bir zemin bu. Çok farklıları bile aynı çuvala sokan, yakın olabilecekleri ayrı paketleyen bir durum. Ancak hadisenin otoriter veya faşizan sapma dışında, demokratik hatta uzlaşmacı sistem arayışlarında da karşılığı var. En bariz örneği iki partili sistemler. Bir zamanlar çok popüler olan ama boyası çabuk dökülen “Macronculuk” örnek gösterilebilir. Kutuplaşma yerine sahte bir uyumlanmayı zorlayan, “sivrilikleri” makul ortalamaya ve en sonunda saçma bir aynılaşmaya ilerleten tutum.

Bugün sıkıntıda olan “Batı demokrasileri”, hem neoliberal modelin siyasi mimarisi hem de onun kriziyle girdiği –iyice sağa yatmış– aşırılaşmayla, aynı dinamiği besledi: siyasi dengenin belirleyicisi ana öbekler iyice amorf hâle geldi, vasıflar ve tercihler silikleşti. Üstelik bu yaratılan biçimsizlik, “ideolojiler öldü”, “sınıf bir şeyi tarif etmiyor” diye yeni bir çarpıtmanın da kanıtı yapıldı. İşçilerin işçi partilerine, ezilmişlerin sol partilere oy vermiyor hâle gelmesi, onların işçilikleri ve ezilmişlikleri gerçeğinin değişmesinden değil, başka bir bağlama tıkılmış, başka sorulara cevaba zorlanmış olmalarından. Aslında hayli uzun süren fikrî ve fiilî kuşatmanın ertesinde üretilmiş siyasi hatlar ve bloklar, çoğu öldüğü ilan edilen, bir şey açıklamadığı söylenen sosyal-siyasal aidiyetlerin hepsinden çok daha anlamsız, daha az şeyi açıklıyor ve güncel jargonla söylersek bomboş.

Kemal Can yazdı: Muhalefetin enformasyon kaynakları
Kemal Can yazdı: Muhalefetin enformasyon kaynakları

“Sunta” gibi ittifaklar

Siyasi alanı bölen blokları, yan yana durmaktan ziyade aynı yere tıkıştırılmış kalabalıklara çeviren sahici gerekçeler de mevcut elbette. Başkanlık sistemi ve 50+1 düzeni bu saçmalığa rasyonel bir gerekçe uydurmakta en çok kullanılanı. “Sosyoloji” istismarıyla bir tür zorunluluk olarak sunulan ittifak düzeni de, küresel örnekler gösterilerek makul seçenek olarak uzun süre işlem gördü. Elbette bitmek bilmeyen olağanüstülük hâli ve acil önlemler paketi de önemli faktör. Bu yüzden, “bırak şimdi bu fantezileri” diyenler gayet haklı olabilirler. Fakat… “Ben bunlarla niye bir aradayım, niye olmak zorundayım?” “Muhaliflerin hepsi aynı şeye mi itiraz ediyor?” “Bu tam olarak neyin ve kimlerin ittifakı (veya adayı) olacak?” Bu sorular da önceden, şimdi ve gelecekte haklı olacak. Yaratılan açmaz sadece ahlaki bir sıçrama veya tutarlılıkla aşılabilecek gibi basit değil.

Belki baskı (pres) altındaki ve ısıtılarak (katkılarla) sıkıştırılmış parçacıkların isteksizce yapışmasıyla imal edilen suntaya benzetilebilir. Kendisi bir madde değil ama bir arada duruyor, fena sıkıştırıldığı için de kolay ayrılamıyor. Belki fonksiyonel, hafif ve kullanışlı ama fazla dayanıklı sayılmaz. (Her benzetme sorunludur, onun için fazla uzatmayalım.) Zaten sunta bile siyasi bloklara göre daha uyumlu malzeme. Neticede kendi tercihlerinden doğmayan, başkaları karşısındaki pozisyonu yüzünden bir arada durmaya zorlanmanın ortadan kalkması için; her itiraz, tercih ve talebin bu mecburiyetten özgürleşmesi gerekiyor. Fakat karşınızdaki güç, sayısal denge, güç asimetrisi gibi pek çok faktör bu özgürleşmenin irade hatta niyet sorunu olmasına izin vermiyor. Ancak bir arada durma sıkıntısı, illâ dışlayarak ya da kapsayarak tartışılmak zorunda değil. Farkında olmak ve “mesafeyi” korumak da önemli bir seçenek.

Kemal Can yazdı: Muhalefetin enformasyon kaynakları
Kemal Can yazdı: Muhalefetin enformasyon kaynakları

Enformasyon kanalları sorunu

Türkiye’deki bir başka anormallik, zaten pek birbirine benzemeyenlerin buluştuğu blokların haber edinme, ajite ve motive olma kaynaklarıyla ilgili. Kanıtlayamayacağım hâlde çok iddialı olduğum bir durum, iktidar medyasındaki en irrite edici programların en sıkı takipçilerinin muhalefet çevreleri olması. Mesela katılımcılarını burada saymayacağım bir TGRT programını canlı olarak izlemeseler bile sosyal medyada en çok paylaşan, orada söylenenleri referans alarak en fazla tartışan, muhalefet sosyal medyası. İktidarın içinde veya çevresinde herhangi bir ağırlığı olmayan bir sürü isim, iki günde bir söyledikleriyle önemli haber sayılarak “muhalif” kanallara konuk oluyor, “sopalı yorumlara” konu ediliyor. Senelerdir süren bu fonksiyonları verimli bulunduğu için hâlâ ekmek yiyenler var.

“İktidarın muhalefetin içindeki eli” meselesi hep en acayip komplo teorilerinin konusu oldu. Oysa muhalefetin iktidar eliyle manipüle edilmesi için çok karmaşık görevlendirmelerden, kapalı kapıların arkasında olup bitenlerden daha sarih araçlar söz konusu. Gündem kurmada neredeyse sıfırı tüketmiş iktidarın enformasyon faaliyetlerinin büyük alıcısının muhalefet olduğu ortada. Herhangi bir ortak grup karakteri taşımayan muhalefet bloku, son derece sorunlu kaynaklardan beslenerek kanaat oluşturmaya çalışıyor. Üstelik bu kanaatleri de enerjisinin büyük kısmını iç mücadelede tüketmek için kullanıyor. (Aslında haksızlık etmeyeyim, muhalefet kamuoyunun sessiz büyük çoğunluğu çok daha serinkanlı ve deneyimli ama kayıtsız kalmakta zorlanıyor.) Kanaat üretim merkezleri, medya, sosyal medya ve profesyoneller ise ya sahiden kötü besleniyor ya da daha fenası yanlış tezlerinde kullanılacak argümanları yanlış adreslerden topluyor.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.