Hasan Göğüş, sefaretnamesine Zor Başkentlerde Diplomasi adını vermiş.
Görev yaptığı yerlere bakınca, bu “zor başkentlerin” Yeni Delhi, Atina, Viyana ve Lizbon olduğu anlaşılıyor.
Bu başkentlerden sadece Yeni Delhi meslek haricinde de çeşitli zorluklar barındırıyor.
Üstelik Hasan Göğüş, Yeni Delhi’ye bir değil, iki kere gitmiş.
İlk gidişi, aynı zamanda diplomat olarak ilk yurtdışı görevi.
12 Eylül’ün hemen ardından Yeni Delhi’ye ikinci katip atanıyor, 2002’de aynı şehre bu kez büyükelçi olarak gönderiliyor.
Yeni Delhi’nin zorlukları varsa da Hasan Göğüş’ü pek etkilememiş.
Yabancıların ikamet ettiği mutena bir semtte, bahçe içinde dört odalı bir villa kiralamış; temizlikçisi, çamaşırcısı, bahçıvanı, yer süpürücüsü, bekçisi eksik değilmiş -Fatin Rüştü Zorlu döneminde alınan Büyükelçilik Konutu da Beyaz Saray’ı andıran, kolonyal mimarisiyle göz alıcı bir binaymış.
“Hindistan, bir diplomata ilk çıkışında tasavvur edemeyeceği kadar rahat bir yaşam tarzı sunan nadir ülkelerden biridir.”
80’lerin Hindistanında yoksulluğun ve yoksunluğun kol gezdiğini, işlerin ancak rüşvetle çözülebildiğini görüyoruz.
Yirmi sene sonra geldiğindeyse ülkenin büyük bir dönüşüm geçirdiğine şehit olmuş.
“1980’li yıllarda bir tükenmezkalem içinin dahi karaborsa satıldığı Hindistan’da artık elektronik aletler dahil tüm tüketim maddelerini piyasadan almak mümkün hale gelmişti. Sokaklar lüks arabadan geçilmiyordu. Hatta büyük şehirlerde ciddi bir trafik problemi ve hava kirliliği görülmeye başlanmıştı.”
Türkiye’nin Hindistan’la ilişkileri Pakistan yüzünden hiçbir zaman potansiyeline kavuşamamıştır.
Büyükelçi Göğüş de buna değiniyor.
“Hindistan’la ikili ilişkilerimiz daima Pakistan’la aramızdaki çok yakın dostluk ve kardeşlik münasebetlerinin gölgesinde kalmıştır. Keşmir sorununda bizim Pakistan’ın yanında yer almamız, buna karşılık Kıbrıs’la ilgili olarak Hindistan’ın Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin görüşlerini desteklemesi ilişkilerimizi sürekli baskı altında tutup olumsuz etkilemiştir.”
Hindistan’da üç gün üç gece süren ve on milyonlarca dolar harcanan düğünleri de, organ kaçakçılığı yapan mafyayla birlikte çalışan doktorları da görmüş.
Fakir Hintlilerin böbreklerini üç otuz paraya alan bir çete, anlaştığı doktorlarla işbirliği yaparak o böbrekleri Batılı “ihtiyaç sahiplerine” binlerce dolara satıyormuş.
Gene de, Göğüş, insanın Hindistan’la ilişkisinin aşk ya da nefretten biri olacağını iddia ediyor.
O, altı sene geçirdiği Hindistan’ı çok sevenlerden olmuş.

Göğüş’ün anılarında dikkat çeken konulardan biri, meslekten hariciyeciler ile siyasetçilerin kimi zaman taban taban zıt yaklaşımları.
Mesela, bir toplantıya ilk kez katılan bir siyasetçi, oraya defalarca gitmiş olan ve usulü çok daha iyi bilen diplomatın önerilerini, bazen de ikazlarını dinlemeyip iç politikaya yönelik bir konuşma yaptığında bir hariciyecinin ne hissettiğini çok iyi anlatıyor.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2008 seçimleri, Türkiye’nin büyük bir başarısıyla sonuçlanmıştı.
Türkiye, girdiği seçimi büyük bir oy farkıyla kazanmıştı.
Genel kabul, yeniden aday olmak için bir süre geçmesi gerektiğidir.
Oysa, iktidar, 2008’den sonra 2015 için de adaylık başvurusunda bulundu.
Sonuç facia oldu, 2008’den 2014’e iç siyasetin göstergeleri olumsuz yönde ne kadar çok değiştiyse, dış politikadaki karşılığı da farklı olmadı ve Türkiye seçimleri kaybetmekle kalmadı, kazamayacağı belli olduktan sonra çekilmeyerek teamülü de çiğnedi.
Göğüş, 2008’deki büyük başarının mimarlarından biri.
“Ben görevden ayrılırken bıraktığım bir raporda bundan sonraki seferde 2019-2020 dönemine aday olmamızı önermiştim. (…) Ancak 2011’de beklenmedik bir şekilde 2015-2016 dönemi için (…) adaylığımız açıklandı. Maalesef bu seçimler bizim için hüsranla neticelendi. 2008’deki seçim zaferinin bir parçası olarak 6 yıllık bir aradan sonra 2014’te kaybettiğimiz seçimler hakkında yorumda bulunmak istemiyorum. Ancak ikinci turda oylarımızın düşme eğilimine rağmen geleneklere ve diplomatik nezakete aykırı bir şekilde adaylıktan çekilmeyip sadece 61 oy alabildiğimiz üçüncü turda ısrar etmemizin büyük bir hata olduğunu da söylemeden geçemeyeceğim.”
Mukayese için, Türkiye’nin 2008’de 151 oy aldığını hatırlatmış olayım.
Bir büyükelçinin görev yaptığı dönemde başarılı olmasının çok çeşitli kriterleri olabilir ama sanırım ticaret hacminin artması bütün bu iyi ilişkilerin doğal sonucu olarak görülebilir.
Büyükelçi Göğüş’ün görev yaptığı ülkelerde Türkiye ile ticaret hacminin ve ilişkilerin artmasına ciddi bir katkı sağladığı anlaşılıyor.
THY’nin Yeni Delhi seferleri yoğun ısrarı neticesinde kendi döneminde başlamış.
Daha sonra, Yeni Delhi seferleri sıklaştırılırken Mumbai uçuşları da eklenmiş.
Göğüş, büyükelçilik dönemlerinde Selanik, Graz ve Porto uçuşlarının başlamasına da vesile olmuş.
“Büyükelçilik yıllarımda Türkiye ile görev yaptığım ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin geliştirilmesine daima büyük çaba harcadım. Bu çerçevede Hindistan’da ikili ticaret hacmimizi dört yılda 360 bin dolardan 1.5 milyar dolara, Yunanistan’da iki yılda 2.5 milyar dolardan 4 milyar dolara, Avusturya’da ikili ilişkilerimizin krizde olduğu üç yılda 2.4 milyar avrodan 2.9 milyar avroya, Portekiz’de de iki yılda 1.2 milyar dolardan 1.8 milyar dolara çıkarmayı başardım.”
2009 ile 2011 arasında Atina Büyükelçisi olarak görev yapmaya başlayan Göğüş, mesleki açıdan en zevkli günleri bu şehirde geçirmiş.
Dışişleri Bakanlığı’na Ahmet Davutoğlu’nun geçmesiyle birlikte başlayan Yüksek Düzeyli Stratejik Konsey toplantıları, Yunanistan’la ilk kez Hasan Göğüş’ün büyükelçilik döneminde düzenlenmiş -2009.
Türkiye ile Yunanistan arasında Cumhuriyet tarihi boyunca yapılan kadar anlaşmanın imzalandığı yıllara tekabül eder.
Yorgo Papandreu, seçimi kazanıp Yunanistan Başbakanı olduktan sonra ilk yurtdışı seyahatini Türkiye’ye yapmıştı.
Bir süre sonra düzenlenen ilk YDSK toplantısında da yirmiiki anlaşma imzalanmıştı.
Hasan Göğüş o toplantının sonuçlarına dair şöyle yazıyor.
“Son zamanlarda ziyaretlerin başarısı, çok yanlış bir yaklaşımla imzalanan anlaşmaların sayısı ve iki liderin görüşme sürelerinin uzunluğuyla ölçülmeye başlandı. (…) Birinci YDSK toplantısı sırasında Yunanistan ile 22 anlaşma imzaladık. Ama bu arada sayıyı artırmak için bazı metinleri ikiye üçe bölüp farklı anlaşmalar olarak imzalattığımızı da itiraf etmeliyim.”
Göğüş’ün anılarını okuyunca bu “22” sayısının doğru olsa da hakiki olmadığı sonucuna ulaşmak mümkün ama ben biraz farklı düşünüyorum, o günün gazetelerinde, dönemin Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun toplantının ardından gazetecilere yaptığı bir açıklamayı gördüm.
Davutoğlu, “psikolojik bir değişim atmosferi” yaratmayı hedeflediğini açıklamış.
Bence kamuoyu desteğini elde edebilmek için böyle “jestler” yapılmasında mahsur yok, 22 değil de 13 olsa ne değişir mesela?
Ekonomide nasıl Keynes’ten beri “beklentilerin” belirleyici olduğunu biliyorsak, bence, beklentiler, dış politikada da, ikili ilişkilerde de aynı şekilde belirleyici.
Göğüş’ün gerek Davutoğlu gerekse de Babacan’la iyi ilişkileri olmuş.
“Sayın Davutoğlu Dışişleri Bakanlığı yaptığı dönemde, benim baktığım ülkelerdeki muhataplarıyla çok yakın ilişkiler tesis etmişti. Hemen hepsine ilk isimleriyle hitap edebiliyordu.”
Kitapta, Ahmet Davutoğlu’nun Bakanlık günlerine ilgili iki matrak anı var, onları anlatayım.
“Davutoğlu’nun yurtdışı seyahatleri genellikle son iki üç günde netlik kazanırdı. Hangi ülkeye gidileceğine bazen aynı gün karar verildiği bile olurdu. Bir keresinde özel kalem müdürü bir gece önce arayıp ertesi gün Minsk’e gidileceğini söyleyince o tarihte Belarus’taki Büyükelçimiz Nezihi Özkaya’yı inandıramamış. Ertesi sabah havaalanındayken ben büyükelçiyle konuşup ikna etmek zorunda kaldım.”
Hasan Göğüş devam ediyor.
“Bu hikâyelerin en komiği de bir Körfez ziyareti sırasında yaşanmış. Katar ziyaretinde emirin tahsis ettiği özel uçakla son anda bir başka ülkeye geçilmeye karar verilince bizim heyetin geri kalanı kendi uçağımıza bindiğinde pilotlar nereye gidileceğini sormuş. Bizimkilerin cevabı, kendileri de bilmediğinden ‘Öndeki uçağı takip edelim’ olmuş.”
Atina’dan sonra Viyana ile Lizbon’da büyükelçilik görevini üstlenmiş.
Hatıratını okuyunca, Avrupa’nın bu iki müstesna şehrinde de mesleki açıdan eskiye nazaran mutlu ve huzurlu olmadığı anlaşılıyor -Viyana’daki konserlerle Lizbon’daki futbol maçlarını hariç tutuyorum.
Gerçi, mesleğe Lizbon Büyükelçisi olarak veda etmenin ne büyük bir şans ve ayrıcalık olduğunu da defaaten vurguluyor.
Hasan Göğüş, kırkiki yıllık diplomasi kariyerinin son konuşmasını 10. Büyükelçiler Konferansı’nda en kıdemli büyükelçi olarak yapmış.













