
Kahramanların, gösterişin, fiziksel çekiciliğin ve başarının sürekli yeniden üretildiği dizi ve sinema dünyasında ayrıksı bir hikâye bulmak gittikçe zorlaşırken çok tuhaf bir şey oldu. MUBİ’de gösterime giren Bir Şair (Un Poeta) filmine rastladım. Kolombiyalı yönetmen Simón Mesa Soto’nun 78. Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış bölümünden Jüri Ödülü ile döndüğü filmi alışık olduğumuz neredeyse tüm sinemasal anlatı kalıplarını yerle bir ediyordu. Bunu nasıl yaptığını anlatmaya çalışayım, eminim bana hak vereceksiniz.

Film, Medellín’in yoksul mahallelerinde kırklı yaşlarda olmasına rağmen annesiyle yaşayan, gençken iki kitap yayınlamış ancak edebiyat çevrelerinde dikkate alınmayan başarısız şair Oscar’ın (Ubeimer Rios) öyküsü. Oscar’ın ayrıldığı karısıyla yaşayan ve aralarında derin bir duygusal mesafe olan ergen bir kızı (Daniela rolünde Alisson Correa) var. Babasından açıkça utandığını anlıyoruz. Oscar, İngilizcede kolaylıkla “loser” (kaybeden) olarak tanımlanabilecek, annesinden para isteyen, onun arabasını kullanan, işsiz, alkol problemi olan bir adam. Üstelik sinemada neredeyse çirkin anti-kahraman kavramını yeniden tanımlayacak bir fiziksel görünüşe sahip. Onun melankolik hâlleri ve şiir çevreleri tarafından aşağılanması kimi zaman insanın içini acıtırken, kimi zaman da gülümsetiyor. Kız kardeşinin zoruyla başladığı lise edebiyat öğretmenliği sırasında şiire ilgisi olan öğrencisi Yurlady (Rebecca Andrade) ile tanışıyor ve onun şiir yeteneği Oscar’ın hayatına anlam katıyor. Onun yeteneğini desteklemek, onu ellerinden kopup giden kendi kızının yerine koymak ve asla erişemediği edebiyat başarısını öğrencisi üzerinden elde edeceğine inanmak Oscar’ı hayata bağlıyor. Yurlady’nın yoksul ailesi şiirin onlara ekonomik bir çıkış yolu sağlayacağına inandıkları için Oscar’ın kızlarına olan ilgisini kabul ediyor. Ancak Yurlady’nin şair olma gibi bir niyeti yok zaten Oscar da berbat bir akıl hocası. Bu arada, çirkin kahramanımız çevresindeki her şeyi mahvetme potansiyeline sahip olduğu için yavaş yavaş işler çığırından çıkması da kaçınılmaz.

Belgesel tadında bir kara mizah
Profesyonel bir aktör olmayan Ubeimer Rios, öylesine inandırıcı bir Oscar olmuş ki filmin belgesel tadına son derece katkıda bulunuyor. Mesela Oscar gururlu bir kişilikten bir zavallıya hızla geçiş yapabiliyor. Ona karşı sürekli karışık duygular içinde izliyoruz filmi ancak yönetmen Soto karakterlerine karşı kamerasını ve sinema dilini asla yargılayıcı bir yerden kurmuyor; hicvettiği daha çok iki yüzlü sanat dünyası ve edebiyat kliklerinin yarattıkları acınası iktidar alanları. Oyunculuğa ek olarak Bir Şair’i ayrıksı kılan diğer öğe de sinematografisi. Görüntü yönetmeni Juan Sarmiento G., 16 mm’lik el kamerasıyla sürekli devinimli çekimlerine grenli tonlar eklemiş. Diyaloglar arasında hızla gelip giden ve sallanan kamera filme belgesel tadı veriyor. Kara mizaha ve gelişen olayların absürt yapısına uygun yüksek patlamalı müzik kullanımı da çok başarılı.
Bu arada arka planda Kolombiya’daki toplumsal alt sınıfların yaşamlarını, kontrolsüz doğumla gelen aşırı kalabalık aileleri, sıkışık yaşam alanlarını, gençlerin umutsuzluğunu ve kadınların ailelerin tüm emek yükünü nasıl üstlendiklerini de görüyoruz. Filmde ne sinemasal yönden, ne estetik olarak ne de tema açısından hiçbir şey kusursuz değil. Karakterler, aldıkları kararlar ve düştükleri durumlar zaaflarla dolu. Zaten tam da bu insani yan sizi yakalıyor. Kimi zaman filmde tempo epeyce düşse de, kendinizi bu tamamen samimi sinemasal deneyime kaptırıyorsunuz. Bir Şair (Un Poeta) bu yıl En İyi Uluslararası Film Kategorisinde Kolombiya’nın Oscar adayı. Kazanırsa hiç şaşırmam.














