
“Ege kıyılarında basit bir tatil istiyoruz” dedi Zoom ekranından bana gülümseyen Kanadalı ağabeyim, “huzur içinde kitabımızı okuyabileceğimiz sessiz bir konaklama yeri olsun yeter.” Oysa bilmez ki yaz tatillerinde bizim memlekette en büyük lükstür sessizlik. O “basit” diye nitelenen beklenti için kucak dolusu paralar dökülür ülkemizde. Birazcık huzur, bangır bangır olmayan müzik ve halden anlayan bir turizm anlayışı için Kaz Dağları’nın tepesinde kendini dünyadan izole etmiş minik bir butik otele Miami’deki beş yıldızlı otelden daha fazla konaklama bedeli verilir mesela. Ne o, minik bahçesi içinde bulunduğu köyden kendini soyutlamış diye.
Türkiye’de son yıllarda sessizlik lüks bir hizmete dönüştü. Özellikle butik oteller “sakinlik”, “huzur”, “doğayla baş başa kalma” gibi vaatlerle çok yüksek fiyatlar talep ediyor. Elbette küçük ölçekli, doğaya saygılı, kalabalıktan uzak işletmelerin bir maliyeti var. Bunun farkındayım ancak burada düşündürücü olan şu: Eskiden bir kasabanın, bir köyün, bir koyun doğal hali olan sessizlik, bugün ancak yüksek ücret ödeyenlerin ulaşabildiği ayrıcalıklı bir ürüne dönüşmüş vaziyette. Mesela web sitelerinde “huzurlu” tatil vaat eden bir Ege otelinde müziğin kısılmasını rica ettiğimizde yüzlerdeki şaşkınlık ifadesi genel turizm anlayışı hakkında pek çok şeyi ele veriyor. “Misafirlerimiz böyle istiyor” ya da “ilk kez bu tür bir talep duyuyoruz” gibi açıklamalar, memlekette hâlihazırda bin bir çeşit azınlıkta olma hissimize bir yenisini ekliyor. Bu basit istek bizi adeta tuhaf, nesli tükenmiş yaşam türleri kategorisine sokuyor. Dalgaların sesi, yaprakların hışırtısı, ağustos böceklerinin vızıltısı, kısaca doğanın bin bir çığlığı ne zamandan beri bize yetmiyor?
Son zamanlarda birçok tatil bölgesinde sessizlik neredeyse bir kusur gibi görülüyor. Bir plaj sakinse, “burada hayat yok” deniyor. Bir otel akşamları yüksek sesli müzik yapmıyorsa “eğlencesiz” sayılıyor. Bir köy, bir koy ya da küçük bir kasaba huzurluysa, kısa sürede “keşfedilip” kalabalıklaştırılıyor. Sonra da o yerin bizi kendine çeken esas ruhu ortadan kalkıyor. Bu, yaman bir çelişkiyi de beraberinde getiriyor. Önce kıyıları, kasabaları ve tatil bölgelerini gürültüyle dolduruyoruz. Sonra o gürültüden kaçmak isteyenlere “sessiz tatil” adı altında pahalı paketler satıyoruz. Yani herkesin ortak hakkı olması gereken huzur, piyasada özel ve ayrıcalıklı bir kategoriye dönüştürülüyor. Sessizlik artık doğanın normal hali değil, satın alınan bir konfor gibi sunuluyor.

Sessizlik elitist bir talep mi?
Bu da tatil kültürümüzde yeni bir eşitsizlik yaratıyor. Kalabalık ve gürültülü plajlar geniş kitlelere kalırken, sessizlik yüksek fiyatlı butik otellerin pazarlama cümlesi haline geliyor ve yeni bir elitizm simgesi sayılıyor. Oysa sessizlik sadece parası yetenlerin yaşayabileceği bir ayrıcalık olmamalı. Bir sahil kasabasında gece dalga sesini duyabilmek, sabah kuş sesleriyle uyanmak, sokakta yüksek müzik ve araç gürültüsüne boğulmadan yürüyebilmek herkes için mümkün olmalı.
Bu yüzden turizm anlayışımızı temelinden değiştirmemiz gerekiyor. Her tatil eğlence merkezine dönüşmek zorunda değil. Her koyda “beach club” olmak zorunda değil. Her otel yüksek sesle misafir memnuniyeti üretmek zorunda değil. Bazen iyi turizm daha az şey yapmaktır. Daha az ışık, daha az ses, daha az kalabalık, daha çok saygı.
Dünyada “sakin turizm”, “yavaş şehir”, “doğa dostu tatil” gibi kavramların öne çıkması tesadüf değil. İnsanlar artık sadece gezmek istemiyor, iyileşmek istiyor. Kalabalıktan kaçmak, telefonu biraz unutmak, sabah alarm yerine kuş sesiyle uyanmak, denizi müziksiz dinlemek istiyor. Çünkü sessizlik boşluk değildir. Sessizlik tatilin en derin halidir ve turizm önce bu sessizliğe yer açmayı öğrenmelidir. Tatildeyken, özellikle biz kentli insanlar, kendi iç sesimizi yeniden duyamazsak, başka ne zaman duyacağız? Peki ben Kanadalı aileme sessiz bir tatilin bu kadar sıradışı bir istek ya da karşılanması bu denli güç bir turistik talep olduğunu nasıl anlatacağım? Ağabeyim gülümseyerek hâlâ “biz basit insanlarız, basit isteklerimiz var. Sessizlik olsun yeter” diyor. Yutkunuyorum.














