Aslı Tunç yazdı | Tuhaf bir tiyatro deneyimi: Havada Türk popu, sahnede Yugoslav politik hicvi

Aslı Tunç yazdı | Tuhaf bir tiyatro deneyimi: Havada Türk popu, sahnede Yugoslav politik hicvi
Aslı Tunç yazdı | Tuhaf bir tiyatro deneyimi: Havada Türk popu, sahnede Yugoslav politik hicvi

Bir İstanbullu sanatsever için yaz akşamlarının en keyifli konser mekânlarından biridir Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu. Sıcak yaz günlerinin sonunda hafif esintinin ve yavaştan yükselen ayın eşliğinde dünyanın en büyük caz müzisyenlerini dinleme fırsatı herhalde çok az sayıda dünya kentinde vardır. 4000 kişilik mekân, Maçka Vadisi’nin yamacına oyulmuş taş basamaklı oturma düzeniyle klasik bir antik yarım amfi (semi-circular amphitheatre) formuna sahiptir. Bu geometri inanılmaz akustik avantajlar sağlar. Bir kere Boğaz’dan gelen hafif meltem genelde sahneyi arkadan öne doğru tarar; bu da sesin seyirciye doğru “taşındığı” hissi yaratır. Buranın doğal topografyası ve açık hava geometrisi sayesinde caz ve akustik müzik performansları için Türkiye’nin en avantajlı mekânlarından biri olarak kabul edilmesi rastlantı değildir. Doğal eğim ve dikey konumlanma açısı sayesinde ses arka sıralara kadar net bir şekilde ulaşır. Konserler için 21:00–23:00 saatleri aralığı, taş yüzeylerin gündüz depoladığı ısıyı yavaşça salmaya başladığı ve dolayısıyla ses kırılmasının en dengeli olduğu zaman dilimi olduğu için özellikle seçilir.

Bu büyülü mekânda sayısız sanatçıyı dinlediğim için kendimi ayrıcalıklı hissediyorum; Diana Krall, Jamie Cullum, Chris Botti, Esperanza Spalding, Pat Metheny, Gregory Porter, Chick Corea, Marcus Miller, Al Jarreau, Dianne Reeves ve daha pek çok sanatçının inanılmaz performansları benim gibi sanatseverlerle buluştu yıllarca.

Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’nun sahne sanatlarıyla ilişkisi ise pek bilinmez. 1950’de mekânın ilk açılışı Sofokles’in Kral Oidipus tragedyasıdır. Daha metropolleşmemiş 1950’lerin İstanbul’unun alabildiğine sessiz yaz akşamlarında bir Yunan trajedisini izlemek kim bilir ne güzeldi? İstanbul’un nüfusu o yıllarda yaklaşık 1-1,5 milyondu. Düşünün, çevresel açıdan tamamen izole bir vadinin içinde ve o dönemde çok az insan ve trafik gürültüsünden uzakta tiyatro oyunu izliyorsunuz.

Sessiz şehirden mega kentin kaosuna

Geçen akşam Harbiye sahnesinin akustik serüveninin nerelere sürüklendiğine yani 1950’lerin sessiz kentinden 2026’nın mega kaosuna nasıl geldiğimize tanıklık ettik. Işıl Kasapoğlu’nun yönettiği, Bülent Emin Yarar ve Yetkin Dikinciler’in oynadığı Profesyonel adlı eseri izlemek için Harbiye’deydik. Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu hınca hınç doluydu. İlk tepki olarak Dušan Kovačević’in 1990 yılında kaleme aldığı politik bir hicve gösterilen bu yoğun ilgiye sevinmeden edemedik. Bu metin Yugoslavya’nın son yıllarına damgasını vuran en keskin siyasal taşlama metinlerinden biri olarak bilinir. Oyun, Slobodan Milošević rejiminin Državna bezbednost (Devlet Güvenlik) aygıtının muhalif aydınlar üzerindeki psikolojik kuşatmasını, akıllıca kurgulanmış üç karakter üzerinden kara komedi estetiğiyle anlatır. Profesyonel, gündelik hayatın içinde totaliter mekanizmaların nasıl içselleştirildiğini, “düşman” kavramının nasıl üretildiğini ve aydın-sanatçı ikileminin trajikomik boyutlarını çarpıcı bir dille yansıtır.

Aslı Tunç yazdı | Tuhaf bir tiyatro deneyimi: Havada Türk popu, sahnede Yugoslav politik hicvi
Aslı Tunç yazdı | Tuhaf bir tiyatro deneyimi: Havada Türk popu, sahnede Yugoslav politik hicvi

Harbiye’de yerle bir olan tiyatro zevki

Yugoslavya’nın son yıllarındaki ahlaki çürümeyi, sanatçı vicdanını ve devlet baskısını anlatan kara komediyi klasik tiyatro sahnesini dev Açıkhava atmosferine yerleştirmeye çalışınca ise olanlar olmuş, ne yazık ki. Öncelikle, aktörlerin sözleri gece hayatının yüksek desibelli pop müziğine kurban gitti. Özellikle arkada oturan izleyiciler kesinlikle oyuna odaklanamadı; sahne yanlarına kurulmuş dev ekranlara bakarak Sırp mizahının kıvrak diyaloglarını takip etmeye çalıştılar. Sadece seyirciler değil, sahnedeki iki yetenekli aktör de repliklerine karışan müzikten etkilendiler. Gece hayatından taşan pop müziği tiyatro zevkini yerle bir ediyordu.

Harbiye’nin akustik avantajları elbette çevresel bağlamından bağımsız düşünülemez. 2000’lerin başından bu yana Maçka–Teşvikiye hattında yoğunlaşan kentsel dönüşüm, Beşiktaş ve Nişantaşı eksenindeki mekânlardan kontrolsüz müzik yayılımı, Cemil Topuzlu Açık Hava’nın ses kalitesini tehdit eden bir unsura dönüşmüş vaziyette. Konserler teknolojik olarak akustik niteliği tutturarak büyüleyici olmayı sürdürse de bu mekân kesinlikle (hele de bir cumartesi gecesi) klasik bir tiyatro sahnelemesine uygun değil. Bu durumun hem sahnede ter döken aktörlere, hem kucak dolusu bilet parası veren izleyiciye hem de tiyatro metninin sanatsal içeriğine haksızlık olduğunu düşünüyorum. Önümüzdeki hafta bu konudan hareketle geleneksel sahne algısını kıran “mekâna-özgü” (site-specific) tiyatro anlayışından bahsetmek üzere.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş