
Kız neşesi candır; dünyanın koru, ateşidir; insanlığın devamlılığı için yıkımları, kötülükleri onaran şifadır.
Kız neşesi biz kadınlar için zorluklara dayanma gücü ve enerji deposudur. (s.15)
…
Anaokullarından ilkokullara, liselerden üniversitelere, fabrikalardan plazalara, kitap okuma gruplarından yün örme gruplarına, lokantalarda artık kendi başlarına akşam yemeğine çıkanlardan konserlere beraber gidenlere kadar, nerede kadın varsa orada neşe, kahkaha, sevinçli yaşam enerjisi ve dayanışma gücü vardır. Kızlar, kadınlar ve kocakarılar, yani bizler, hep kikirder, güler; acıya, baskıya, kabalığa ve zorbalığa kız neşesinin gücüyle direniriz. (s.14)
Bu satırlar Buket Uzuner’in Everest Yayınları’ndan çıkan Bir Hayatta Kalma ve Direniş Gücü Olarak Kız Neşesi adlı kitabından. Bu minik deneme kitabında Uzuner, aslında tarihsel olarak var olan bir olguya tam da cuk oturan bir isim vermiş olmanın ve bu ismin toplum tarafından benimsenmesinin coşkusuyla yazmış. İyi ki de yazmış.
Bu kadar eril hoyratlık, yaşadığımız gündelik zorluklar ve dayatmalar karşısında içimizdeki umudu, yaşam sevincini ve çocuksu coşkuyu nasıl koruyacağımızı düşünüyorum bir süredir; en çok da bireysel mutluluğun ötesinde kadınlar olarak inadına nasıl hayatta kalacağımızı ve toplumun soldurmaya ant içmiş neşemize nasıl sahip çıkacağımızı.

“Kişisel olan politiktir”
Tarih boyunca patriyarkal toplumlar kadınların öfkesinden korktuğu kadar neşesini de küçümsedi. Erkeklerin kurduğu kamusal dünyanın “önemli” kabul edilen meseleleri karşısında kadınların sohbetleri, dostlukları, eğlenceleri ve gündelik uğraşları değersiz sayıldı. Ev içindeki kahkahalar, komşu ziyaretleri, birlikte yapılan el işleri, genç kızların hayalleri ya da kadınların kendi aralarındaki kültürel üretimleri çoğu zaman tarihin kenar notlarında bırakıldı. Oysa feminist tarihçiler uzun zamandır bize başka bir şey söylüyor: Kadınların bir araya gelme biçimleri yalnızca sosyal faaliyetler değil, aynı zamanda hayatta kalma stratejileriydi. Örneğin on dokuzuncu yüzyılda Avrupa ve Amerika’daki kadın okuma kulüpleri bunun önemli örneklerinden biridir. Dışarıda siyaset yapmaları, üniversitelere gitmeleri ya da birçok mesleğe girmeleri engellenen kadınlar, evlerde ve salonlarda bir araya gelerek kitap okudular, tartıştılar ve düşünsel ağlar kurdular. İlk bakışta sıradan görünen bu toplantılar, kadın hakları hareketlerinin filizlendiği alanlardan biri oldu. Benzer şekilde Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde kadın dergileri etrafında oluşan okur toplulukları yalnızca edebiyat konuşmuyordu. Kadınlar birbirlerine mektuplar yazıyor, eğitim hakkını, çalışma yaşamını ve kamusal görünürlüğü tartışıyorlardı. Kahve eşliğinde yapılan sohbetler ile siyasal dönüşüm arasında sanıldığından çok daha güçlü bir bağ vardı. Kuşkusuz, ünlü feminist sloganın “kişisel olan politiktir” olması bir rastlantı değildir. Kadınların dostlukları, dayanışmaları ve birlikte ürettikleri neşe de işte tam da bu nedenle politiktir.
Tekinsiz bir güç olarak “kız neşesi”
Kız neşesi bu noktada daha da önem kazanıyor. Bugün genç kadınların birbirlerinin başarılarını coşkuyla kutlaması, arkadaşlarına çiçek göndermesi, birlikte seyahat etmesi, ortak ilgi alanları etrafında topluluklar kurması ya da birbirlerinin görünürlüğünü artırması yalnızca bireysel tercihler değil çünkü. Bütün bunlar aynı zamanda rekabet yerine dayanışmayı koyan bir kültürel pratiğin parçaları. Kadınlar, sadece dünyanın karanlık fikirlerine ve şeytani hâllerine birlikte direnmenin ötesinde, derin kişisel yaslarını ve aşk acılarını da paylaşarak birbirlerini iyileştiriyorlar. Bu yüzden kız neşesi tüm baskıcı iktidarların karşısına kontrol altına alınamaz, yönetilemez, tekinsiz bir güç olarak dikiliveriyor.
Tarih yalnızca savaşların, liderlerin ve büyük kararların hikâyesi değildir. Aynı zamanda mutfaklarda edilen sohbetlerin, arkadaşlar arasında paylaşılan sırların, kadınların birbirine öğrettiği şarkıların ve birlikte atılan kahkahaların da tarihidir. Kız neşesi dediğimiz şey, tam olarak bu görünmez tarihin bugüne uzanan yankısı aslında. Bugün bu yankıyı kulakları sağır edecek kadar büyütmek de bizlerin elinde.














