Kemal Can yazdı: Siyaseti senaryolarla düşünmek

Kimin bedduası tuttu bilinmez ama “acayip zamanlarda” yaşadığımız kesin. Hem küresel trend hem Türkiye siyaseti, birkaç on yıldır sürekli “tanzim” operasyonları ve olağanüstülük rüzgarında sürükleniyor. Şimdi birileri çıkıp “siyaset zaten bunları yönetme sanatı” diyebilir ama durum biraz daha karışık ve anormal. Bazen mutant formüller öne çıkıyor bazen en bildik (arkaik) refleksler geri geliyor. İktidarıyla muhalefetiyle, egemen blokla radikal dinamiklerle herkesi önüne katıp sürükleyen ama ne kendisini ne durumu değiştiren daimi bir çalkantı bu. Gramsci’nin “interregnum”u hâlâ en mantıklı açıklama gibi duruyor: “Eski ölürken yeni doğmakta zorlanıyor”. Ancak en kötü ve ne yazık ki en akla yakın benzerlik, geçen yüzyılın ilk çeyreğini çağrıştırıyor. Yeterli miktarda anormal etkili pozisyonlara yerleşmiş durumda ve tarzları hızla herkese bulaşıyor. Hep olduğu gibi, “acayip zamanlar” kendi insanını (duygusunu) buluyor ya da üretiyor.

Daimi olağanüstülük durumunda ileriyi görmek, olabilecekler hakkında tahmin yapabilmek zor. Muhtemel senaryoları kestirebilmek için, iktidar (güç) sahiplerinin kafalarından geçenlere, yapabileceklerine, yapmayı tasarladıklarına yoğunlaşmak zorunlu hale geliyor. Çünkü doğal akışına izin verilmeyen toplumsal-siyasal dinamikler, sürekli tanzim ve yönlendirme taarruzu altında. Özne olarak öne çıkması gerekenler, çıkabilecekler ise yoğun baskı ve kuşatmada. Kurumsal, kavramsal “kağıt kaleler” yıkılmış. Bir ihtimal olarak kendini hissettiren hatta ucunu gösteren olumlu dalgalar, anti-siyaset mühendisliği eliyle ve gayet kaba “Bizans oyunlarıyla” hemen boşa düşürülüyor. Üstelik bütün bu operasyonları yürütenler tutarsızlıklarını, öngörülemezliği kendilerini tehdit eden bir güven sorunu olmaktan çıkarıp; avantaja hatta gizli silaha dönüştürebiliyor. Açık beceriksizliklerine rağmen, başaramama korkusunu, yenilgi endişesini hep başkalarına taşıtıyorlar. Böyle olunca, onların “yapabilecekleri ” konusunu düşünmekten, olacakları tahmin etmeye zaman kalmıyor.

Yapacakları belli ama ya olacaklar…

Bu yazının ilhamı, dostum Tanıl Bora’yla geçtiğimiz gün yaptığımız sohbetten geldi. “Gündemdeki konular ve hakim ‘cereyanlar’, hangi senaryoları öne çıkarıyor ve hangi senaryolar daha muhtemel görünüyor” konusunu konuştuk. Ve gerçekten uzunca bir süredir iktidarın yapmakta oldukları, beklenen veya beklettiği hamleleri hakkında fazla yazıp konuştuğumu fark ettim. İktidarın çeşitli başlıklarda (süreçlerde) yürüttüğü hamleler, operasyonlar; Erdoğan’ın kafasından geçenler, söyledikleri ve beklettikleri; bunların muhatapları ve kamuoyunun ruh hali üzerindeki etkileri üzerine çok vakit harcıyoruz. İktidar cephesindeki niyet beyanı ve önceki pratiklerden yakın dönem gündemini kestirmeye çalışıyoruz. Bazı şeyler çok derin kulislere ihtiyaç duymayacak kadar açık seçik hatta fazlasıyla kaba zaten. Bütün bunlar hakkında fikir yürütmek iyi de, “başımıza gelecek” konusunda iç rahatlatmaya ya da netleşmeye yetmiyor.

Diğer taraftan, objektif (sayısal) veriler, yürümekte olan gündemin muhtemel yolculuğu veya yakın geçmişteki tecrübeler ışığında tahminlerde bulunmak fazlasıyla riskli. Siyasi değerlendirmelerin borsa veya emlak danışmanlığı hatta bahis tüyosu gibi algılaması çok yaygın. Bir kısım samimi hayal kırıklığının, bir kısım husumet ehlinin ve bir kısım siyasi çarpıtmanın “yanlış yönlendirme”, karamsarlık yayma ya da “umut satma” suçlamalarına maruz kalma ihtimali çok yüksek. Ancak yapılan hamleleri ve tasarlananları; olası senaryolar, gerçekleşme ihtimalleri, güçlü ve zayıf tarafları üzerinden tartışmanın da çok geliştirici ve çekici bir tarafı var. Ayrıca bir şeyin gerçekleşme ihtimalini veya hevesini, bunu neden istediğini, neden istenmesi gerektiğini unutmadan düşünmek gayet insani ve son derece lüzumlu. Bu yüzden, olasılıklar üzerinden yakın dönemin olası senaryolarına bir bakalım.

Üç “siyasi senaryo” grubu

Önce dolaşımda olan üç ana ihtimal grubundan bahsedelim. Muhalefet kamuoyu penceresinden baktığımızda ilk grup, “bütün çabalarına rağmen iktidarın istediklerinin olmayacağı ve artık sona geldiği” fikrinde sağlam durmaya çalışıyor. Özel, İmamoğlu ve CHP’nin ayakta tutmaya çalıştığı, tam ikna olmayanların bile bu çizgide kalmaya çalıştığı yüksek siyasi iyimserlik. Diğer uçta ise mevcut durumun çok daha sertleşeceği, seçimin bile yapılmayacağı koşulların yaratılacağı, ortalığın dümdüz edilmeye hazırlanıldığı ve son eşiğin de geçildiğini söyleyen yüksek siyasi kötümserlik yer alıyor. (İktidarın “yeni rejim” kurma özgüveni veya sadece korkusunu gerekçe kabul eden farklı alt gruplar var) Üçüncü grup, sanki orta yol gibi duran ama kategorik olarak asıl zemini -artık pek de işlemeyen- reel politika (oyun) alanı gören bir ara yaklaşımdan besleniyor. 2023 sonucunu bizzat yaratanlar ya da o sonucun tekrarından endişe duyanlar, “sosyoloji” ekibi ve ittifak mühendisleri de burada.

imamoğlu özel erdoğan
Kemal Can yazdı: Siyaseti senaryolarla düşünmek

Senelerdir bazen ekonomik göstergeler (boş tencere) kimi zaman anketler kimi zaman da “biten hikâye” gerekçelerine yaslanarak tekrarlanan “bittiler ve gidiyorlar otomatiği”, hem pek doğrulanmadı hem de siyasetin doğasına uygun ve gerçekçi değil. Bu iktidarın -sandıkta- yenilebilir olmasının, 10 yıldır geçerli bir ihtimal olması zorunlu bir istikamet üretmiyor. Diğer taraftan iktidarın arzu ettiği “rejimi” tamam etmek için yüksek bir güç ve özgüvene sahip olduğunun kanıtları da zayıf. “Devleti ele geçirmek” veya “dış meşruiyet” rejim kurmak için şart ama yeterli sayılmaz. Ayrıca iktidarın yenilgiden kaçmak için bütün gemileri yakacak hale geldiğini düşünsek bile, izlediği yolun bu kestirme için fazla uzun ve karmaşık olduğu açık. Taktik manevralar, yargı kumpasları, siyasi mühendislik ve algı yönetimiyle alınacak sonuçlardan tam emin olunamadığını, abartılı zorlamalardan çıkartıyoruz. Zira sürekli artan doz ile o dozun yan etkileri aynı anda devrede. Bu hakikat, formül bağımlısı üçüncü yolun da zafiyeti.

En muhtemel tablo ve sürprizi

Yaygın senaryolara ilişkin değerlendirmeden de anlaşılacağı üzere, peşin kazanç ve kesin kayıp ihtimallerinin çok güçlü olmadığını düşünüyorum. Ancak bu durum; iktidarın, kısmen siyasi araçları da kullanarak reel politik komplolar kurduğu veya ancak bu alanda engellenebileceği anlamına gelmiyor. İktidarın “yenileceği bir seçime girmek istemeyeceği” net ama bunun için neleri göze alabileceği ve daha önemlisi bunu yapsa bile nasıl sonuç alacağı konusunda hâlâ tereddütler var. Üstelik bu tedirginlik iktidarın en tepesinde ve şimdilik ağırdan alıp idare etme avantajını kullanıyor. Erdoğan’ın saklayamadığı refleksleri, beklettiği konular, yokladığı seçenekler ve güvendiği odaklar, yepyeni ve daha radikal bir hareket tarzına yöneleceği fikrini pek desteklemiyor. İktidarın mümkün ve tatmin edici bulduğu için deneyeceği senaryo, 2023’ün -sadece taktik imkanlarla sınırlı kalmadan- tekrarını sağlamak gibi görünüyor: “Suya götürüp susuz getirmek”.

Siyasi alan iyice daralmış, siyasetsizleşme iyice derinleşmiş olmasına rağmen, reel (kurumsal) siyaset, kısa vadeli senaryo zenginliğinde pek önde. Nihai tablodaki ve olası senaryolardaki belirleyiciliği çok zayıf retorik, güncel siyaset diye takip ediliyor. Her şeyin zaten tanzim edildiğini iddia eden ve her gelişmeyi buna ekleyebilen komplo teorileri yine atakta. İktidarı, 2023 tekrarı için cesaretlendiren de biraz bu durum galiba. Muhalefetin terkibi, CHP’deki kanat ağırlıkları, aday tartışmaları; ittifak formülleri, ihanet-sadakat meseleleri ve elbette “seçilmiş veri” servisi (anketler) yoğunlaşmaya başladı. Bir tarafta düşük yüzdeli “anahtar partiler” CHP’ye aday öneriyor, bir tarafta yine “kazanma formülü” kılığında güvensizlik yayılıyor. “Nasıl kazanırız?” veya “Ne olursa kazanamayız?” sorularını (kamuoyu) seçmen mönüsü haline getirince, yenilmek için dişli rakibe pek ihtiyaç kalmıyor. Ancak öngörülemezlik kimsenin tapulu malı değil. Daha önce de olduğu gibi bu senaryonun bile -yazılmış finale ikna olmayarak- başka biçimde sonlanması mümkün.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.