Kemal Can yazdı: “Tek adamların” karar zafiyeti

Tek adam iktidarlarının daha beteri, henüz ne yapacağına karar vermemiş ama herkesi vereceği kararları beklemeye mahkum etmiş tek adamın iktidarı. Gezegen ve bu ülke, bir süredir bu kabusu yaşıyor. Trump, hem yaptıklarıyla hem söyledikleriyle sürekli belirsizlik yaratarak ve hep bir sonraki adım için -kendine sakladığı- kararını adres göstererek dünyayı diken üstünde tutuyor. NATO’nun geleceği, ekonomik faturanın büyüklüğü, insanların ve ülkelerin kaderi; bir adamın, henüz açık biçimde deklare etmediği kararını bekliyor. Türkiye ise seçimden yargı kararlarına, “süreçten” ekonomik programa kadar her konuda, mührü elinde tutan Erdoğan’ın “iradesine” dikkat kesilmiş. Bizzat AKP’liler tarafından yargı kararlarının sadece nasıl verileceği değil, verilen kararların ne zaman açıklanacağının bile tek adam iznine (“tensiplerine”) bağlı olduğu hiç çekinmeden anlatılıyor.

Neden böyle olduğu konusunda, birbiriyle çok zıt ama aynı ölçüde iddialı değerlendirmeler yapılıyor. Bir grup her iki örnekte de (Trump ve Erdoğan) “tek adamların” çok zorda oldukları için ne yapacaklarına karar veremediği ve panik içinde davrandığı inancında. İşlerinin bittiğine inanma hevesi, bu yaklaşımın tribününü kalabalıklaştırıyor. Bir diğer grup ise “tek adam iktidarlarının” önlerince hiçbir engel kalmadığı için her istediklerini yapabilmenin keyfini sürdükleri hatta aşırı rahat oldukları kanaatinde. Kararsızlık veya çelişki gibi görünen tutumlarının, “çılgınlık” veya güç zehirlenmesi gibi çoğunlukla irrasyonel gerekçelere bağlandığını izliyoruz. Alışılmadık ve öngörülemez anormallerin eline kalmışlık derin umutsuzluk yaratıyor. Açık söylemek gerekirse, her yaklaşımın -bütün abartılı iddialara rağmen- çok anlaşılır ve gayet açıklayıcı tarafları var.

“Tek adamın” imaj belası

Otoriter yönetimlerin güç gösterilerine ihtiyacının artması ve karar zafiyeti göstermeye başlamaları, dışardan fark edilen ya da edilemeyen zayıflık hissinin yükselmesiyle doğrudan bağlantılı. Bu tür semptomlar artınca, güç kaybının en üstlerde bile hissedilir hale geldiği, tereddütlerin arttığı elbette düşünülebilir. Diğer taraftan önündeki engelleri temizleyerek ya da kendi dışında dikkate almak zorunda olduğu şeyleri iyice azaltarak ilerleyenlerin, hızla ölçüsüz bir cüret seviyesine vardıkları örnek çok. Panik halinde bütün düğmelere çaresizce basıyor olabilirler veya elini iyice rahatlatmış olarak optimum zamanlama (belki de “tadını çıkarma”) peşinde oldukları düşünülebilir. Ancak bütün ihtimallerde; “tek adamların”, hakkında düşünülenleri yönetme ihtiyacı ortak. Hatta tamamen irrasyonel sayılabilecek hezeyanlarda ve megalomani ataklarında bile.  

Aşırı zayıflayan veya acayip güçlendiğine inanan ya da kontrolü iyice kaybetmiş egoların ortak meselesi, kendisinin nasıl algılanacağını yönetme ihtiyacı. Algıyı değiştirmek ve pekiştirmek daimi bir zahmet. Bu yüzden kararsızlık ve çelişki gibi görünen davranış veya sözler, kendisiyle fazla ilgili akıl yürütmenin penceresinden bambaşka görünebiliyor, çok başka işlevler edinebiliyor. “Tek adamların” öngörülemez tutumları diğer bütün aktörler açısından çok kısıtlayıcı bir tahakküm aracına (silahına) dönüşüveriyor ama bunun iki ucu keskin bir bıçak olduğu da açık. Verilmiş kararlarla sadece alınabilecek “sonuçlar” kullanılabilirken karar yetkisi çok daha uzun süre verimli olabiliyor. Ancak herkesi kendi -vermediği ya da beklettiği- karara mahkum ederken, bu eylemsizliğin kendisi için de kuşatmaya dönüşmesi bir paradoks. Trump İran’da bu sarmalın tam göbeğinde ama biz Türkiye’ye dönüp, Erdoğan’ın “kararsızlıklarına” bakalım.

Erdoğan’ın verimsiz eylemsizliği

“Tek adamların” karar zafiyeti
Kemal Can yazdı: “Tek adamların” karar zafiyeti

Siyaset gündeminin -güncel dalgalanmalardan bağımsız- üç aktif başlığı var. Aslında bu başlıklar Erdoğan tarafından aynı sayfada ele alınıyor. Birinci başlık, mevcut iktidarın devamını sağlayacak -bazılarının rejim inşası saydığı- yapısal tanzim. Anayasa değişikliğinden (Erdoğan sonrasını biçimlendirecek) AKP’nin tazelenmesine kadar çeşitli alt başlıkları mevcut. Genel siyasi dizaynın parçası olan muhalefetin tanzimi, operasyonlar ve CHP’nin akıbetinden oluşan ikinci başlık ise en hareketli olanı. Elbette kapalı ve donmuş görünen “süreç” de bütün bu rotaları yatay ve dikey kesen ama daha büyük tasarımın parçası olan diğer başlık. Bütün bunların artık iyice yaklaşmış olan seçimle doğrudan ilişkisi var. Her meseleyi “iktidarda kalmak” önceliğine göre konumlayan Erdoğan, bu başlıkların hiçbirinde asıl tercihini ortaya koymuş ve nihai hamlesini yapmış değil. Herkesi beklemeye mahkum ederken kendisini de artan tereddütlere hapsediyor.

Yukarıda değindiğim “kararsızlık gerekçeleri şablonu” yine karşımıza çıkıyor. “Zor durumda, beklediği hiçbir sonucu alamadığı için ne yapacağını bilmez halde” diyenler var. “Ne yapacağından ve alacağı sonuçtan gayet emin olduğu için eli çok rahat, sadece zamanını bekliyor” diyenler de. Oysa hadise böyle keskin tespitlerin yanıltıcı olacağı bir durum gibi görünüyor. İşlerin yolunda gitmediği orta ve kısa vadeli planların istendiği gibi işlemediği ortada. Özellikle ekonomideki sıkıntının bazı kararları almakta ve uygulamakta geciktirici olduğu anlaşılıyor, pek de gizlenmiyor. Başta süreç olmak üzere bazı adımların “fayda-zarar” bilançosunun henüz netleşmediği, en azından Erdoğan’ın ikna olmakta zorlandığı hatta muhasebenin farklı lobilerce ayrı değerlendirildiği söyleniyor. Doğru zamanlama ve optimum fayda hesaplarının ise pek çok dinamiğin aktif etkisine daha açık hale geldiğini görmemek zor.

Kararsızlığın gerekçesini ifşa etmek

Erdoğan’ın, bazıları tanıdık, bazıları yeni hamlelerle dengeyi kendi lehine çevirmeye hazırlandığı iddiaları hep gündemde. İktidar cenahının “reis iradesini” en önemli faktör halinde tutma gayreti yanında, muhalefet kamuoyunun da -bazı profesyonellerce beslenen- endişeleri, dikkatleri iktidarın muhtemel hamleleri üzerinde tutuyor. Fakat yargıya ihale edilmiş operasyonlar hariç tutulursa; Erdoğan uzun zamandır, hamlelerde fazla yavaş hatta aşırı eylemsiz. Aktif başlıklarda karar ertelemeyi hala avantaj gibi kullanabildiği söylenebilir belki . Bu avantaj ise “tek adamın” “kader” belirleyici olacağı beklentisinin devamına bağlı. Ayrıca “uygun zamanlama” bahanesi de yedek kullanımda. Ancak hemen her başlıktaki kararsızlığın ve eylemsizliğin sadece bilgisi değil nedenleri konuşulmaya başlanınca tablo değişebiliyor. “Tek adamın” hızlı, kolay ve etkili karar alma yeteneği efsanesi çöküveriyor. Hatta fayda maksimize etme mecburiyeti karar zafiyetine dönüşüyor.

Muhalefet kamuoyu, henüz “iktidar ne yapacak” kısmını tartışmaktan ileriye gidebilmiş değil. Muhtemel tehlikeler ve “işbirlikçi hainler”, iktidarın seçenek kısıtlılığından çok daha fazla dikkat çekiyor. Oysa “tek adamları” karar bekletme silahından ve eylemsizlik avantajından arındırmak için onları eyleme zorlamak veya eylemsizliklerinin gerekçelerini konuşmaya başlamak çok daha etkili. Seçim hamlesi -devamı gelmemiş olsa bile- bu açıdan dikkat çekici ilhamlar verdi. Erdoğan’ın faydayı maksimize etme ve her başlıktan verimli sonuç çıkarıp bunları asıl derdiyle ilişkilendirme gibi zorlu bir sınavı var. Dolayısıyla Erdoğan’ın karar zafiyeti ve eylemsizliği, çaresizlikten olmasa bile sahici bazı sıkıntılardan kaynaklanıyor. Bunu açığa çıkarmanın ve baskıya dönüştürmenin yolu, iktidar çevrelerinin örtülü biçimde “durum kontrol altında” imajını beslemek için servis ettiği kulislere bel bağlamak olmamalı. 

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.