
Dijital âlemde maskeli olma yani kimliğini farklı biçimlerde gizleme, sosyal medya ve demokrasi çalışmalarında kimi zaman karmaşık tartışmalara konu olur. Sosyal medya, çıktığı ilk dönemlerden itibaren özellikle bloglarla, forumlarla, etkileşimi mümkün kılan tartışma alanlarıyla yatay bir iletişim sağladığı düşüncesiyle coşkuyla karşılanmıştı. “İşte gerçek bir kamusal alan” çığlıklarını hatırlıyorum. Özellikle gerçek hayatta düşüncelerini özgürce ifade edemeyen kırılgan topluluklara alabildiğine geniş bir alan açılmıştı artık. Özellikle baskıcı toplumlarda siyasi görüşlerini serbestçe ifade edemeyen, örgütlenemeyen muhalifler anonimliğe sığınıyorlardı. Sahte profiller, takma adlar, bağlantısız (unlinkable) paylaşımlar bu kişilere bir koruma kalkanı sağlıyordu. Örneğin, Endonezya üzerine yapılan bilimsel araştırmalar bize anonim kalma seçeneğinin vatandaşların siyasi katılımını artırdığını; insanların hukuki ve sosyal yaptırımlardan korunmak için anonimliği bir “başa çıkma mekanizması” olarak kullandığını gösteriyordu. Bu bağlamda düşünüldüğünde, anonimlik kişisel güvenlik ve özgür ifade imkânı yarattığı, baskı altındaki aktivistlere, politik muhaliflere, toplumsal olarak dışlanmış topluluklara güvenli bir alan açtığı için bir hak olarak görülüyordu. Çeşitli coğrafyalarda farklı demografik değişkenlerle yapılan çalışmalar ve uluslararası insan hakları örgütlerinin raporları anonim olma hakkına vurgu yapıyordu. Örneğin, Ermenistan’da yapılan bir çalışmada erkeklerin kadınlara oranla daha fazla sahte hesap açtığı, kendileri hakkında özellikle yanlış bilgi verdiği ve ancak bu şekilde siyasi görüşlerini anonim olarak paylaştığı görülüyordu. Sanal âlemde bir yandan da “mahremiyet” kavramı yeniden tanımlanıyordu. Reddit gibi platformlarda insanların farklı kimliklerini güvenli biçimde sergilemesi ve “görünür olup aynı zamanda güvende kalması” ancak takma adlarla (pseudonimlikle) mümkün olabiliyordu.

Anonimlik toksik ortamı besliyor
Sosyal medyada anonimlik, ifade özgürlüğü ve mahremiyet kapsamında son derece kritik bir araç olsa da bilimsel çalışmaların çoğu nefret söylemi, taciz, siber zorbalık ve yanlış bilgiyi yayma gibi kötüye kullanımları belirgin bir biçimde artırdığını gösteriyor. Anonimlik çoğu araştırmada çevrimiçi saldırganlığı kolaylaştıran bir risk faktörü olarak tanımlanıyor. Kimi araştırmalar doğrudan bir artış bulurken, kimileri dolaylı veya hatta zayıflatıcı etkilere işaret ediyor; yani ilişki güçlü ancak nüanslı. Sosyal medyada anonimlik güç dengelerini altüst ederek algıyı kurban aleyhine çeviriyor ve toksik ortamı besliyor. Anonimliğe olanak tanıyan platformlarda siber zorbalık ve trol davranışları çok sık görünüyor. Örneğin X’te nefret söylemi, hakaret, saldırgan söylemler en fazla anonim hesaplardan yayılıyor. Ve tabii yine bu hesaplar sahte haber, dezenformasyon ve bilgi kirliliğini büyüterek kamunun haber alma hakkını da gasp ediyor.
E-Devlet üzerinden “dijital anahtar”
Ülkemizde ise sosyal medya platformlarına girişlerde e-Devlet üzerinden kimlik doğrulama zorunluluğu getirilerek anonim hesapların azaltılması ve siber suçlarla mücadele hedefleniyor. Bu sistem hayata geçerse kullanıcılar e-Devlet üzerinden kişiye özel olarak üretilen bir “dijital anahtar” ile platformlara giriş yapacak. Bu anahtar sosyal medya kullanıcısının “15 yaş üstü” olduğunu teyit eden bir mühür niteliğinde olacak ve kişisel veriler BTK (Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu) bünyesinde korunacak. Bu düzenleme ile özellikle dezenformasyon, siber zorbalık ve katalog suçlarla daha etkin mücadele edilmesi amaçlansa da anonimlik hakkı fiilen ve hukuken ortadan kalkmış olacak. Son noktada herkesin sosyal medya hesabı e-Devlet üzerinden T.C. kimlik numarasına kriptografik olarak mühürlenecek.
Bilimsel araştırmalar, kullanıcıların mahremiyet ihtiyacını ve kimlik saklamanın meşru gerekçelerini açıkça gösterirken, devletlerin ve platformların bu alanı düzenlemeye yönelik baskılarının da arttığını ortaya koyuyor. Keşke bu tartışmaları “anonimlik olsun mu olmasın mı?”dan çok “nasıl, hangi bağlamda ve hangi kurallarla olsun?” sorusuna yönlendirip politik hamlelerden kurtarabilsek. Ve keşke sağduyulu, yurttaşı koruyan ve hesap verilebilir sosyal medya politikaları üretebilsek. Ancak konu sosyal medya gibi iki yanı keskin bir kılıç olunca, ne yazık ki kötü kullanım örnekleri mahremiyet hakkını adeta lime lime ediyor ve sonuçta kişisel veriler ya devletlerin ya şirketlerin kullanımına sunuluveriyor. Görünen o ki, anonim olmanın ikili ancak karşıt yapısı daha uzun süre konuşulacağa benziyor.














