Nuray Mert yazdı: Siyonizm ve Rıfat Bali meselesi

Şimdiye kadar başıma yeterince dert açtım, güncel tartışmalardan uzak durayım diyorum. Mesele sıradan siyasi çekişmelere gelince iş kolay, zaten halihazırda didişen taraflardan hiçbirine yakınlık duymuyorum. Ama, ‘haksıksızlıklık karşısında susan dilsiz şeytandır’ diyen bir inancın mensubu olduğum için her zaman susmak, bir noktadan sonra artık bir iman meselesi haline geliyor.

Uzun zamandır İsrail’in Filistinlilere yaptıkları karşısında haklı tepkilerin yanı sıra, işin antisemitizme varması konusunda bir şey yazmak istiyordum. Bir yandan sağlık sorunlarım, diğer yandan böyle bir ortamda yanlış anlaşılmak dışında bir faydası olmadığını düşündüğüm için bu konudan uzak durmayı tercih ettim. Zamanında, Doğu Konferansı adı altında bölgemizde barış ve demokrasi adına yola çıkmış, Ortadoğu ülkelerine geziler yapmış, farklı çevreler ile diyalog kurmaya çalışmıştık. Bu süreçte, İsrailli barış yanlıları ile de görüşmemiz gerektiğini ileri sürdüğüm için, hakkımda türlü tezvirat çıkmıştı. Dahası, bu tezviratları çıkaranlar ile yüzleşmek istediğimde sözlerini inkâr ettiler. Gizleyecek bir şeyim olmadığı için içim rahat, alnım ak.

Son günlerde, bir medya sitesinde ‘ben siyonistim’ dediği için, Rıfat Bali’ye karşı bir linç kampanyası başlatılmış vaziyette. Rıfat, benim sevdiğim ve çalışmalarına büyük saygı duyduğum bir arkadaşım. Zamanında, koruma kalkanı olsun diye daha önce Siyonist olmadığımı söylemiştim diyor. Aslında konuya bu noktadan başlamak lazım; bir Türkiye Yahudisi neden koruma kalkanına ihtiyaç duyar?  Hemen ardından bir diğer soru; bir Türkiye Yahudisi Siyonist olmaz mı?

Siyonizm ve Rıfat Bali
Nuray Mert yazdı: Siyonizm ve Rıfat Bali meselesi

Siyonizmin bir küfür haline geldiği bir ortamda olamaz, olursa başına dert açar. Oysa, Siyonizm Yahudilerin kendilerine ait bir devleti olması gerektiğini ileri süren bir tür milliyetçiliktir. Siyonist olmak İsrail’in dün veya bugün uyguladığı şiddet ve katliamları onaylamak anlamına gelmez. İsrail’in kolonyalist bir devlet olarak kurulmuş olması ve Ortadoğu’da husumet unsuru haline gelmesi bir vakıa. Ancak, bu konuyu tartışırken, 19. yüzyılın sonlarında, Yahudilerin bir devlet kurma ideolojisi geliştirdikleri koşulları göz önünde bulundurmak gerekiyor. Modern dönem öncesi, Hristiyan Avrupa’da Yahudilik, dini bir dışlanma ve onun ötesinde zulüm içinde yaşama nedeni idi. Başlangıçta, Batı’da sekülerleşme ve uluslaşma Yahudiler için bir kurtuluş imkânı gibi göründü. Dini farklılık yerine ulusal birliğin alması ile ayrımcılığın sona ereceği bekleniyordu. Öyle olmadı. Zira, seküler ulus kimliği her durumda içinde dini kimlik barındırıyordu. Yahudi bir Fransız, Alman, hatta İngiliz dindar olsun olmasın hiçbir zaman tam bir vatandaş muamelesi görmüyordu. Modernleşmesi Fransız ihtilali ile radikal bir dönüşüm sürecinden geçen, laiklik fikrinin kurucusu Fransa’da bile durumun bu olduğu Dreyfus davası (1894) ile teyit edilmiş oldu. Siyonizmin kurucu fikir babası Theodor Herzl, özellikle bu davadan sonra, Yahudilerin ancak kendi devletleri olursa özgürce yaşama imkânı bulacağı noktasından hareket ediyordu.  Bu devletin Filistin’de kurulması düşüncesi, dini mitolojiden beslendiği kadar güncel gelişmeler ile de belirlendi.

Önceleri dini nedenler ile dışlanan Yahudiler, modern dönemde Batı kimliği dışında, yabancı, semitik bir ırk olarak tanımlanıp aşağılanmaya başladı. ‘Sizin yeriniz Avrupa değil, ait olduğunuz Filistin’e gidin’ denmesi Filistin’in Yahudi yurdu olduğu fikrini besledi. Daha sonra işin içine, bölgede öncelikle İngiltere’nin olmak üzere kolonyalist hesaplar girdi. Hitler Almanya’sında yaşananlar bu sürece eklemlendi. 1948’de İsrail devletinin kurulması ardından, Arap dünyasında ortaya çıkan tepkiler nedeniyle bu sefer bölgede yaşayan Yahudiler İsrail’in uzantısı olarak görülüp, göçe zorlandı.  Sonuçta, Siyonist ideoloji ile alakası olmayan Yahudiler de soluğu İsrail’de almak zorunda kaldı, diğer bir deyişle İsrail, farklı nedenler ile Yahudiler için bir sığınak halini almış oldu. Müslüman dünyada İsrail’e karşı tepkiler, bu duygu ve fikri pekiştirdiği ölçüde olay bir kısır döngüye dönüştü.

Rıfat Bali’nin sözünü ettiği ‘her Yahudi’nin Siyonist olduğu’ fikri böyle gelişti. Nitekim, Bali’ye karşı linç kampanyasına katılan bir Türkiye Yahudisi de ‘Bu ülkede rahatsız oluyorsa başka yere gitsin’ diyerek bu döngü içinden konuşmuş. Rıfat Bali İsrail’de yaşamayı seçen bir Yahudi olsa, kolaylıkla bunu yapabilirdi, dahası milliyetçi geçinen pek çoklarının çocukları yurtdışına yerleşmeyi seçerken onun çocukları bu ülkede yaşıyor. Çünkü burası onların da ülkesi. İsrail’i hini hacette bir sığınak olarak kabul etmek anlamında Siyonist olmak başka, Türkiye’de yaşamak ve bu ülkeye sadakat ile bağlanmak başka şeyler. Rıfat Bali’yi yıllardır tanırım, bu konuda sohbet ederiz. Son olarak en çok gücüne gidenin “askerlikte bu ülkeyi savunmak için namusum ve şerefim üzerine yemin ettiğim halde hain damgası yemek” olduğunu söyledi. Onun gibi bir insan için bu yeminin samimiyetinden bir an bile kuşku duymuyorum.

İsrail ile çifte vatandaşlığı olan Yahudiler ve bunların bazılarının İsrail ordusunda hizmet etmesi sorun ise, işin doğrusu bu uygulamanın kaldırılması. Tüm Yahudileri zan altında bırakmanın alemi yok. Diğer önemli bir husus, bizim devletimizin İsrail devletini resmen tanıyor olmasına rağmen, sanki böyle bir şey yokmuş gibi davranılması. Memnun olmayanlar, bu konuda ne düşündüklerini daha açık bir şekilde ifade etseler, daha haysiyetli bir iş yapmış olurlar. Sabah akşam rahmet okudukları Menderes’in iktidar dönemi, Türkiye’nin İsrail ile ilişkilerinin geliştiği dönem, bu konudaki görüşlerini de merak etmemek mümkün değil.  İslamcıların Filistin Kurtuluş Örgütü döneminde ilgilenmedikleri, 1970’de FKÖ’nün kamplarının Kara Eylül denilen katliam sonrası bu ülkeden kovulması konusunda hala tek laf etmemeleri de başka bir çelişki. Arap dünyasının Filistinlilerin haklarına sahip çıkma konusundaki iki yüzlülüklerinden başlayarak konuşulacak o kadar çok şey var ki. Şimdilik uzatmayalım.

Halihazırda en büyük sorun, bazı İslamcıların ne itikadi, ne insani olmayan bir Yahudi düşmanlığı sergiliyor hale gelmesi. Daha önce İsrail’den söz ederken şimdilerde toptan Yahudi karşıtı bir dil kullanıyor olması. Diğer taraftan, birisi, ‘ölen her sivile karşı bir İsrailli ölmeli’ diye yazarken, çoluk çocuk herkesi kastediyor olmalı, değilse ağzından çıkanı kulağı duymalı. ‘Onlar da sivil öldürüyor’ bir gerekçe olabilir mi, onların ahlakı ile mi davranılsın? O zaman onlara neden isyan ediyoruz.

Ayrıca, İsrail’de hükümetlerinin siyasetine karşı çıkan onca insan ne olacak? Kendileri bedelli askerlikle kurtulurken, İsrail’de askere gitmeyi reddederek hapis yatmayı göze alanlar da öldürülecek İsraillilere dahil olacak mı?     

Son olarak, ‘müslümanları katleden’ tek ülkenin İsrail olmadığını da hatırlamak gerek. ABD’yi, ‘İsrail’in, Netanyahu’nun oyununa gelmekle’ temize çıkarmaya varan, büyük güçler karşısında tırsıklık da ayrı bir iki yüzlülük.

Samimiyetle söylüyorum, iyi ki bu dönemde AK Partisi iktidarda, oturdukları köşelerde ‘ak tolgalı beylerbeyliği’ne soyunanlar, ancak İslamcı bir iktidar ve onun Cumhurbaşkanı olan, kitlesine hakim lideri tarafından halkı kin ve nefrete sürüklemek konusunda gemlenebilirdi. Yoksa, bunların laflarına kananlar sokaklara dökülürdü maazallah.    

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.