Doğan Göçmen yazdı: 1 Mayıs, halk kitleleri ve sol

Geniş emekçi halk kitlelerinde 1 Mayıs etkinliklerine olan ilgide büyük bir gerileme olduğu açıktır. Bu gözlem yaygın bir şekilde dile getiriliyor. Bu söz konusu durum, işçilerin ve emekçilerin ekonomik koşullarının kötüleşmesinin giderek daha çok derinleşmesine ve hâlihazırda elde edilmiş yasal düzenlemelere dayanan ve toplu sözleşmeler çerçevesinde elde edilen hakların değişik yöntemlerle ihlal edilmesinin yaygınlaşmasına rağmen oluşmuştur. Dar kapsamlı fakat ulusal çapta oldukça olumlu etki uyandıran Doruk Madencilik işçilerinin zaferle taçlanan espri dolu zeki eylemleri gerilemenin sürmesini engelleyememiştir. Duruma dair oluşumsal bütüncül bir çözümlemenin gerekliliği her tarafta hissedilmektedir. Konunun birçok karmaşık, yapısal, ulusal, bölgesel ve uluslararası uğrağı vardır. Burada bunlardan sadece birkaçı üzerinde yoğunlaşmanın faydalı olacağını sanıyorum. Aşağıda bu konuda eleştiriye açık ve geliştirilmeye muhtaç birkaç gözlemimi ve izlenimimi paylaşmak istiyorum.

1 Mayıs halk kitleleri ve sol
Doğan Göçmen yazdı: 1 Mayıs, halk kitleleri ve sol

İşçi ve sendikal harekette durum

Nasıl ki halk arasında hükümete karşı muhalefet yapma isteği, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) sergilediği muhalefet yapma eğiliminden çok daha güçlü ise, büyük sendika konfederasyon yönetimlerinin eylem yapma eğilimi, işçilerin meydanlara çıkma isteğinden çok daha zayıftır. Bu durumun işçileri ve emekçileri frenlediğini ve demoralize ettiğini tahmin etmek zor değildir. Farklı seviyelerdeki sendika yönetimleri, emekçileri organize edip onları talepleri doğrultusunda mobilize etmek yerine; sendika üyelerini kendi başlarına bırakıp, adeta atıl ve etkisiz hale getirerek sendikal eylemliliği bir iki kişiden oluşan şube ve sendika yönetiminin eylemliliği ile sınırlamaktadırlar. Bu durumun işçiler ve emekçiler arasında ortak bir aidiyet ruhunun ve eylem eğiliminin ve birliğinin oluşmasını engellediği, üyelerin birbirlerine karşı olan güveni ve birbirleri üzerindeki sosyal kontrol ve dayanışma mekanizmalarını zayıflattığı çok açıktır. İşçilerin ve emekçilerin dipten ve tabandan gelen bir “grassroots” hareketi ile bu duruma bir çözüm üretmek zorunda olduğu gittikçe daha çok açıklık kazanmaktadır.

CHP’nin eylem çizgisi ve sosyal demokrat hareket

CHP’nin Kılıçdaroğlu döneminde sadece tüzükten kaynaklanan süreçlerin ve formalitelerin yerine getirildiği bir örgütlülüğe dönüştürülmüş olması, yerel seçimlerde alınan beklenmeyen “büyük zaferle” tersine dönen bir sürecin yaşanmasına yol açmıştır. Bu süreç İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesi ve tutuklanması ile birlikte hız kazanarak partinin olduğu kadar toplumun geniş kesimlerini de içine almıştır. Fakat CHP yönetimi, parti tabanında ve halkın geniş kesimlerinde oluşan eylem arzusu ve kararlılığı karşısında adeta “korkarak” eylemleri İstanbul dışına taşıyıp ülke çapına yaymaktan çekinmiştir. Bunun kaçınılmaz sonucu olarak toplumun geniş kitlesel kesimlerinde oluşan eylem arzusu giderek sönümlenmeye başlamıştır. Bu, CHP’nin oldukça hareketli ve dinamik görünmesine rağmen giderek yaygınlaşan bir durumdur. CHP’nin bu durumdan çıkıp ülkenin politik süreçlerinin etkili asıl aktörü haline gelebilmesi için, CHP yönetiminin önünde bir taraftan eylemleri dalga dalga tüm ülkeye yayarken, bunun tamamlayıcısı olarak, diğer taraftan orijinal sosyal demokrat değerleri peyderpey yeniden edinme çabası içine girmekten başka bir seçeneği bulunmamaktadır.

Barış süreci ve Kürt hareketinin pasifleştirilmesi

Öyle anlaşılıyor ki “terörsüz Türkiye” olarak işletilen barış süreci, geniş emekçi halk kitlelerini pasifleştirme planının bir parçası olarak devreye sokulmuştur. Kürt hareketi geleneksel olarak “radikal” ve “sosyalist” sol ile güçlü organik bağlara sahiptir ve solun en etkili kesimini oluşturmaktadır. Sürecin başlamasıyla Kürt hareketinde eylem ve protesto isteğinde bir düşüş olmuştur. Bu sürecin Kürt hareketi üzerindeki öncelikli belirgin etkisi olarak, harekete mensup olanların sol harekete karşı ilgi ve bağlantısının azalması gösterilebilir. Kürt hareketinin içinde bulunduğu bu durumunun etkisi hareketin kendisiyle sınırlı kalmaktadır. Hareketin genel olarak sol hareket üzerindeki güçlü etkisi nedeniyle bu durum genel sol harekete ve eylemliliğe de olumsuz yansımaktadır. Süreç uzadıkça genel sol hareket üzerindeki bu olumsuz etkisi de artacaktır.

Genel olarak solun durumu

Genel olarak solun en büyük problemi, henüz 21. yüzyılın doğal halk önderlerini çıkaramamış olmasıdır. Son 45-50 yıl içinde oluşup ortaya çıkan yeni durumda hâlâ “eski” önderlerle ve “eski” yöntem ve araçlarla çalışılmasıdır. Diğer bir deyişle 1980’li yılların ikinci yarısından sonra oluşmaya başlayan toplumsal ilişkilerde, sınıf yapılarında, insanlık halinde ve dünya durumunda belirgin bir şekilde ortaya çıkmış olsa da; sol henüz yeni dönemin programlarını ve kadrolarını ortaya çıkaramamıştır. Bu nedenle eskinin ve geçiş döneminin kadroları ve programlarıyla duruma hâkim olması mümkün görünmemektedir.

Bu yapısal probleminin yanında sol, hem CHP’nin yarattığı pasifleştirici durumun hem de Kürt hareketinin içine sokulduğu bekleyiş halinin olumsuz etkileri nedeniyle kitleler üzerindeki zaten azalmış olan etkisi giderek daha da azalmaktadır. Bunun solun eylemlerine yansımaması mümkün değildir. Genel olarak solun ve sosyalistlerin bu moral bozucu ve yıkıcı etkiden kurtulup çıkabilmesi için her şeyden önce kadın, gençlik ve öğrenci hareketi ile sıkı bir ilişki içinde bahsettiğimiz yapısal problemlerine hızla çözüm üretmesi gerekmektedir. Bu başarılabildiği oranda kadın ve gençlik hareketi ihtiyaç duyduğu sınıf karakteri kazanacak ve sendikal hareket üzerinde de yenileyici etkisi olacaktır ve kendisi de bu yenilikten beslenecektir.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.