DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, grup toplantısında Suriye’de 30 Mart mutabakatının sağlanmasının ardından Türkiye’de çözüm sürecinin hızlanması çağrısı yaptı. Demokratikleşme, hukuk ve özgürlükler perspektifiyle yaklaştıklarını vurgulayan Hatimoğulları “Umut hakkı, Sayın Abdullah Öcalan dâhil ağırlaştırılmış müebbet rejimindeki siyasi tutsaklar için tanınmadan hukuki zemin eksik kalır. Barış sürecinin en önemli aktörü Sayın Abdullah Öcalan’dır ve buna göre hareket edilmelidir” diye konuştu.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, grup toplantısında sözlerine 13 Şubat 2024’te İliç’te maden faciasında hayatını kaybedenleri anarak başladı. Hatimoğulları’nın gündeminde çözüm süreci, Epstein dosyaları, 6 Şubat depremleri de vardı.
“30 Ocak mutabakatı sabote edilmemeli”
Hatimoğulları, çözüm sürecine dair değerlendirmelerinde Suriye’de Şam hükümeti ile SDG arasındaki mutabakata işaret etti:
“Her seferinde ‘önce orası’ denildi. Barış sürecinde somut adımlar atılmadı. Biz ‘Türkiye’de barışı başka dosyaların rehinesi hâline getirmeyin’ dedik. SDG ve Şam yönetimi arasında 30 Ocak Mutabakatı imzalandı.
Uluslararası topluma düşen görev, Suriye’de tarafların sağladığı uzlaşıya destek vermektir. Türkiye’ye bu konuda daha büyük görev ve sorumluluk düşüyor. 30 Ocak Mutabakatı sabote edilmemeli; komşu ülke Suriye’de bu mutabakatın hayata geçmesi için katkı sunulmalı. Bu, hem Suriye’nin hem de Türkiye’nin geleceği için hayati önemdedir.”
Suriye’de mutabakat sağlanmasıyla Türkiye’deki süreçte de yol alındığını söyleyen Hatimoğulları “Artık Türkiye’deki iktidarın ve devlet aklının elinde mazeret kalmamış olmalı” dedi. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun ortak rapor yazım sürecinde sona geldiğini belirten Hatimoğulları “Bu rapor, temennilerin ötesine geçmeli; barışı gerçekten mümkün kılacak siyasal ve hukuki bir çerçeve ortaya koymalıdır” diye konuştu.
Bir kez daha umut hakkının tanınması çağrısı
Barış sürecini demokratikleşme, hukuk ve özgürlükler şeklinde üç temel perspektifle ele aldıklarını söyleyen Hatimoğulları, kayyum uygulamasına son verilmesi, dağda olanların demokratik yaşama katılmasının sağlaması, siyasi tutukluların serbest bırakılması ve Türk Ceza Kanunu ile Terörle Mücadele Kanunu’nda değişiklikler yapılması gibi taleplerini sıraladı. Hatimoğulları şunları söyledi:
“AYM ve AİHM kararlarının uygulanmadığı bir ülkede barış söylemi inandırıcılığını yitirir. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, tüm Kobane davası tutsakları; Osman Kavala, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Çiğdem Mater ve bütün siyasi mahpuslar içerideyken barış sağlam zemine oturamaz. Kent Uzlaşısı nedeniyle tutuklu bulunanlar, bütün seçilmiş belediye başkanları derhal serbest bırakılmalı. Umut hakkı, Sayın Abdullah Öcalan dâhil ağırlaştırılmış müebbet rejimindeki siyasi tutsaklar için tanınmadan hukuki zemin eksik kalır. Barış sürecinin en önemli aktörü Sayın Abdullah Öcalan’dır ve buna göre hareket edilmelidir.“
Hakan Fidan’a cevap
Grup toplantısının ardından Hatimoğulları’na, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın “Suriye ayağı bittikten sonra Irak ayağı da var” sözleri soruldu. Sürecin ilerlemesinde Suriye’nin beklendiğine yönelik açıklamaları hatırlatan Hatimoğulları şöyle yanıt verdi:
“Suriye’de atılan adımlar ve mutabakatın hayata geçmesi ile beraber süreç çok ciddi biçimde hafifledi. Bu haftadan itibaren Türkiye’nin temel gündemi ve temel konusunun komisyonun çalışmaları ve yeni atılacak somut adımları olmasını beklerken Sayın Hakan Fidan’ın yapmış olduğu açıklamayı son derece talihsiz buluyoruz. Adeta haritadan bakarcasına ‘Yeni arızalar nasıl yaratılabilir, yeni yokuşlar nasıl üretilebilir’ diye bakılıyor. Bu açıklamayı sürecin ruhuna uygun olarak görmüyoruz. Biz bölgesel düzeyde barışın ilerlemesi için daha yapıcı adımların atılmasını beklemekteyiz.”
Epstein tepkisi: “Dokunulmazlıkları mı var?”
Tülay Hatimoğulları, Epstein dosyalarıyla ilgili “Kapitalist sistemin çürümüşlüğünü, insanlığı yok edecek kadar pervasızlaştığını bir kez daha gözler önüne serdi. Bu dosyada ortaya çıkan isimler, ağlar bir sapkının basitçe hikayesi değil; bir sistemin nasıl işlediğinin açık kanıtıdır” diye konuştu.
Epstein için “dünya siyasetini ve ticaretini etkileyen güç, para, iktidar ve ülkelerin istihbarat teşkilatlarıyla ortaklık ve cinsel istismarın kesiştiği küresel bir ağın parçası” diyen Hatimoğulları şunları söyledi:
“Epstein dosyasında Türkiye’den ismi geçen bir isim var. Bu isim Susurluk kazasından, mafya-devlet siyaset ilişkilerinden, uyuşturucu kaçakçılığından bir isim bu, hepiniz tanıyorsunuz. Bu ismin Epstein dosyasında defalarca geçiyor olması bizi şaşırtmadı. Bütün bu isimler hakkında acilen soruşturma başlatılmalıdır. Türkiye’den götürülen çocukları kim kaçırdı, belgeleri ortada. Yargı neden suskun bu konuda? Yoksa bu isimlerin dokunulmazlığı mı var? Acilen soruşturma başlatılmalı. Bu sadece adalet meselesi değil, aynı zamanda bu ülkede yaşayan kadınların ve çocukların güvenlik meselesi.”
6 Şubat anması: “Ders çıkarılsın diye…”
Üçüncü yıldönümü geride kalan 6 Şubat depremlerinin ilk günlerinde devletin olmadığını söyleyen Hatimoğulları “Başta İstanbul olmak üzere, bütün deprem bölgelerinde önlem alınsın, ders çıkarılsın diye gündemde tutuyoruz” dedi. Hatimoğulları şunları söyledi:
“Şimdi toplu konutlar yapılıyor. Anahtar teslim edilenlere boş senet imzalatılıyor. Depremzedeye müşteri muamelesi yapılıyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanı özel bir ticari şirketin patronu gibi çalışıyor. İktidarın mantığı bu. Depremzededen para kazanmak. Bu utanç verici bir durum. Bir daha söylüyoruz: Deprem konutları depremzedeye ücretsiz verilmeli. İmzalanan senetler yok hükmünde olmalı.
Deprem bölgesinde çok ciddi elektrik kesintileri var. Buna acil önlem alınmalı.“
ESP’ye operasyona tepki
Hatimoğulları ESP’ye dönük operasyonda 96 kişinin gözaltına alınarak, ESP Genel Başkanı ve eski HDP Milletvekili Murat Çepni ile birlikte 77 kişinin tutuklanmasına tepki gösterdi. “Neyle suçlanıyorlar biliyor musunuz” diye soran Hatimoğulları şöyle konuştu:
“Çocuk emeğini sömüren MESEM’lere karşı yaptıkları eylemler, Suruç katliamı anmaları, Che Guevara posteri bulundurmak ve Adliye Sarayı’nda görülen bir toplumsal davayı takip etmek… Bunları suç olarak addetmişler. Ha bir de suç sayılan Komünist Manifesto kitabı var. Manifesto kapitalizme karşı; işçinin, emekçinin, yoksulun, ezilenin, sömürülenin hakkını savunan bir ideolojinin temelini oluşturur. Hemen herkesin kütüphanesinde yer alıyor. Bunu suç sayanlar oturup Komünist Manifesto’yu bir defa hakkıyla okusa hayatı değişir; güçten değil ezilenlerden yana olur.”
İran’da rejime “dış müdahaleye zemin” uyarısı
İran’da devam eden protestolara dönük müdahaleler için rejimi uyaran Hatimoğulları “İran yönünden bir tufan yaklaşıyor. İran’da çıkacak bir tufan bölgenin tamamını vurabileceği gibi bütün dünyayı da sarsacaktır. İran’da halklara sıkılan her kurşun, dış müdahalelere zemin hazırlıyor. Çözüm ne halklara kurşun sıkmak, ne de dış müdahaledir” ifadelerini kullandı.








