Fraktal İstanbul’dan Fraktal Paris’e: Tarık Tolunay ile kent haritaları

Kentçizer Tarık Tolunay, mizah dergilerinden dijital sanata uzanan yolculuğunda şehirleri katmanlı bir hafızayla yeniden kurarken; yapay zeka çağında özgün fikrin kime ait olduğunu, üretimin yalnızlığını ve daralan alanlarda bile varlığını sürdüren yaratıcılığı anlatıyor.

Geleneksel mizah dergiciliğinden dijital mecralara, mahkeme çizerliğinden kent çizerliğine uzanan yolculuğuyla Tarık Tolunay; Fractal serisinde şehirleri katman katman ele alıyor. Gırgır’dan NFT’lerin dünyasına uzanan bu yol, onun için bir yerden başka bir yere geçişten çok; araç ve mecra değişimi. Çizerek yaşayan biri olarak çizgiyi ana dili kabul ediyor ve aktarmak istediklerini bu dilde kuruyor.

Çalışmalarındaki detaycılık ilk kez görenlerde peygamber sabrı gerektiren bir işle uğraştığı izlenimi yaratsa da işin matematiği ona göre oldukça basit: doğru bir planlama ve parçaların bir araya gelişi.

Fakat işin yorucu kısmını da es geçmemek gerekiyor. Motivasyonunun azaldığını hissettiği anlarda içindeki ikinci sesin “devam et” dediği, gelgitlere rağmen işi tamamlamaya odaklandığı bir süreçten söz ediyor.

“İnsanlar hedefe nasıl ulaştığınızdan çok, masaya ne koyduğunuzla ilgileniyor. Bu, uzun ve yalnız bir yolculuk. Bu süreçte acımasız bir patron ve itaatkar bir işçiyim. Kendimi kırbaçla çalıştırıyorum diyebilirim.”

Fraktal İstanbul’dan Fraktal Paris’e: Tarık Tolunay ile kent haritaları

Kent okuryazarlığı

Sanatçının İstanbul’la kurduğu ilişki kişisel bir bağın ötesinde, tarihsel bir sorumluluğa uzanıyor. Yüzyıllar boyunca seyyahlar ve ressamlar tarafından defalarca çizilen bu kentin, fethetmekle övünenler tarafından yeterince görsel kayda geçirilmemiş olması dikkatini çekiyor. Matrakçı Nasuh’tan sonra bizim tarafımızdan çizilmiş bir İstanbul’a neredeyse hiç rastlamaması, üretimini çağını kayda alma sorumluluğu ve kentler üzerinden insanlığın hikayesini çözümleme çabasına itiyor.

Şehri yalnızca bir arka plan ya da güzergah olarak değil, katmanlı bir anlatı olarak görebilmenin öğrenilebilen bir bakış açısı olduğu görüşünde. Kent okuryazarlığı da tam burada öne çıkıyor: “Geçmişten bugüne kenti kent yapan, içinde yaşayan insanlar ve bıraktıkları izler.”

Fractal İstanbul’un ardından gelen Fractal Paris, bu kez yabancı bir şehri odak noktası haline getiriyor. İdeal olanın, bir kenti ziyaretçisinden çok orada yaşayan ve kentin DNA’sını bilen biri tarafından çizilmesi olduğu görüşünde. İstanbul’da bunu bizzat deneyimledi. Ancak bugünün dünyasında sınırlı bilginin yerini, internette erişilebilen sınırsız görsel ve tarihsel arşivler alıyor. Doğru şekilde okunduğunda bir şehirde doğma ya da yaşama zorunluluğu ortadan kalkabiliyor. Paris’teki konumunu hala bir ziyaretçi olarak tanımlasa da, “şehirlerin anası” dediği İstanbul’dan sonra odağına girmeyi fazlasıyla hak eden bir şehir olduğunu söylüyor.

Mahkeme ressamlığı

Sanatçının siyasi tarafı mahkeme ressamlığı günlerinde belirginleşiyor. Fotoğrafın yasak olduğu dönemlerde Cumhuriyet, NuSe ve Gezi davalarının görsel kaydını çizimle tutmak, yalnızca yapılabilir değil, “yapılması gereken” bir sorumluluk Tolunay’a göre. Kimi çizerlerin fotoğraf makinesi keskinliğinde belgelediği sahnelerde o daha yorumlayıcı bir dil kurmayı tercih ediyor:

“Orada olan biten yalnızca fiziksel bir durum değil, aynı zamanda duygusal ve tarihsel sahnelerdi.”

Yapay zeka

Günümüz dünyasının en tartışmalı konularından biri hiç şüphesiz yapay zeka. Sanatı, felsefeyi; kısacası insan zihninin anlam ürettiği her alanı bize yeniden düşündüren bir mesele. Tolunay’ın ise durduğu yer net: yapay zeka bir araç, asıl fikir ise hala insana ait. Yapay zekanın geçmiş birikimi yeniden yorumlama gücünü kabul etmekle birlikte, gerçekten yeni ve özgün fikir üretme aşamasına henüz gelinmediği görüşünde. Bu nedenle çalışmalarında kendi ürettiği “Neuron-based Creativity – Zero AI” ifadesine yer veriyor:

“Zaman harcayan, sabır gerekktiren üretimler ister istemez başka bir yoğunluk taşır. Bu da izleyiciyle kurulan ilişkiyi değiştirir.”

Yapay zekayı ise şu sözlerle tanımlıyor: “Bir ayna gibi görüyorum. Aynada gördüğümüz yansımadan korkuyorsak, mesele aynayla değil, kendimizle ilgilidir.”

Devrin şartlarının yaratıcılığa etkisi

Bir diğer tartışmalı konu olan; devrin şartlarının yaratıcılığa etkisiyle ilgili de net görüşleri var sanatçının. İfade özgürlüğünün baskı altında olduğu dönemlerde bile üretimin durmayacağına inanıyor. “Tarih boyunca tekrar eden bir döngü bu: Her iktidar elindekini muhafaza etmek, gücünü sürdürmek ister. Ama yenilik ihtiyacı bir noktada kapıya dayanır. Kaçınılmaz olan olur; değişime ayak direyenler sonunda tarihin çöplüğüne gider.” Fikri olanların daima kendilerini ifade edecek bir yol bulacağını belirtiyor.

Kendi seslerini arayan ve meselesi olan gençlere tavsiyesi ise şu şekilde: “Üretmeye devam edilmeli. Söylenecek olan söylenmeli, anlatılacak olan anlatılmalı. Yaratıcılık baskıyla gerilemez; tam tersine çoğu zaman oradan beslenir.”

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.