Gezi Davası’ndan izlenimler: Devasa mahkeme salonu, alkışlar, jandarma, sevinç…

Gezi Parkı eylemlerinin suçlama konusu yapıldığı davada “şiddetsiz eylemlerle” hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs etmekten ağırlaştırılmış müebbet ve 2970 yıl hapsi istenen 16 kişi hâkim karşısına çıktı. Sanatçı, avukat, gazeteci, mimar, sivil toplumcu, iş insanı, yönetmen, şehir plancılarından oluşan sanıklar, Gezi Parkı eylemlerinin ne ifade ettiğini, parkı nasıl korumaya çalıştıklarını bir kez de mahkemede anlattı.

Davanın ilk duruşması 24 Haziran Pazartesi günü Silivri’de başladı. Saat 9.30 civarı cezaevinin karşısındaki otopark, duruşmayı izlemek için gelen izleyicilerle doluydu. Milletvekilleri, sanatçılar, akademisyenler, diplomatlar, gazeteciler, hak savunucuları otoparkın köşesindeki “Son Çare” büfesinde kahvaltı yaparak duruşma saatini bekliyordu. Saat 10’a doğru 50 metre ötedeki içinde yalnızca duruşma salonlarının bulunduğu binanın önüne yöneldiler. Kapıda içeri girmek için sıra vardı, içeride de üzerinde sanık, izleyici, avukat, müşteki ve basın yazan boyun askısı almak için bekleyenler… Eylemler sırasında çocuğunu yitiren aileler de oradaydı. Silivri’de katılımın yüksek olduğu davalardan biri bu.

Gülsüm-Sami Elvan (Çizim: Tarık Tolunay)

Yarım saatlik bekleyişten sonra girişteki turnikeleri geçtik ve üç dört adım ötedeki salona girdik. Geçişe izin vermesi için boyun askısını turnikedeki cihaza göstermek gerekiyordu. Geçerken bu cihazın üzerinde kamera olduğunu fark ettim. Geçiş sırasında fotoğraf çekiyordu.

Kocaman salon, nokta hâkimler

Jandarmalar, salona girerken basın mensuplarına salonun köşesinde yer ayrıldığını söyledi. Salon neredeyse bir futbol sahası kadardı. İzleyici sıralarındakiler, karşıda bulunan hâkimleri gözlerini kısarak görmeye çalışıyordu. Hâkimler nokta gibi görünüyordu.

Salonun tam ortasında aşağı kata inen bir merdiven var. Duruşma salonunun çaprazında bulunan 9 No’lu Cezaevi’nde tutulan Osman Kavala ve Yiğit Aksakoğlu, saat 10.40’ta kollarına girmiş jandarmalarla birlikte merdivenlerden salona girdi. Mahkeme üyeleri haricinde salondaki herkes ayaktaydı ve alkışlıyordu. 

Mahkeme başkanı Mahmut Başbuğ, duruşmayı başlatmadan önce slogan atılmaması için salondakileri uyardı. Ardından 657 sayfalık iddianamenin tümünü okumayacağını söyledi. İki üç cümleyle özetledi. Mikrofona konuşmasına rağmen sesi kısıktı. “Şiddetsiz eylemler” ve “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme” dediğini duyabildim. İddianamede 66 kez “şiddetsiz” kelimesi geçiyordu.

Mahkeme Başkanı Mahmut Başbuğ (Çizim: Murat Başol)

Darbeye hazırlık yapanların hazırladığı dosya

Mahkeme başkanının uyarısından sonra Osman Kavala, sanık kürsüsüne geçti ve konuşmasına başladı. Konuşmasına başlarken şunu dedi:

Osman Kavala (Çizim: Murat Başol)

“Gezi olaylarının hükümeti devirmek amacıyla kaos, kargaşa, iç savaş çıkarmaya yönelik bir tertip olduğu, bu tertibin farklı kuruluşlarda faaliyet gösteren kişilerden oluşan gizli bir yapı tarafından yürütüldüğü iddiaları, Ergenekon davasındaki kurguyu akla getirmektedir. Nitekim, iddianamenin tamamına yakın bölümü FETÖ/PDY üyeliğinden suçlanan savcının ve emniyet müdürünün hazırlamış oldukları soruşturma dosyasından alınmıştır.”

Dosyanın ilk savcısı 25 Aralık soruşturmasını yürüttüğü için görevden alınan ve ardından firar eden savcı Muammer Akkaş’tı. Dosyadaki telefon dinlemelerini yapan dönemin Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Nazmi Ardıç’tı. Nisan 2015’te tutuklanarak Silivri Cezaevi’ne konan Ardıç, Mart 2019’da “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapse çarptırıldı. Dinleme kararlarını da hâkimler Süleyman Karaçöl ve Menekşe Uyar verdi. Karaçöl ve Uyar, 17-25 Aralık soruşturmalarında da dinleme kararları vermişti. “Cebir, şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya, görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek” suçundan tutuklular ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla yargılanıyorlar.

Duruşmada konuşan Yiğit Aksakoğlu’nun avukatı Turgut Kazan, bu konunun altını çizerek, “FETÖ üyeleri telefonları dinlemek isterdi ve dinlerdi. Böyle bir örgüttü. Bu davanın ilk savcısı Muammer Akkaş istemiş, Nazmi Ardıç da dinlemiş. Planladıkları darbe girişimi gerçekleştikten sonra herkesi susturmak için yapmışlar bunu” dedi. 

Turgut Kazan (Çizim: Murat Başol)

Konuşması alkışlandı

Kavala, yaklaşık bir saat konuştu. Suçlamalara tek tek yanıt verdi. Konuşması sık sık izleyici sıralarında oturanların alkışlarıyla kesildi. Kavala’nın savunmasından öne çıkan kısımlar şöyle:

  • Gezi olaylarını bir odak tarafından planlanmış ve yönlendirilmiş bir kalkışma eylemi olarak tanımlamak, bütün bu farklılıkları göz ardı ederek yapılan siyasi bir değerlendirmedir. Hukukun siyasi mülahazaların üzerinde olması gerekir. Uzun yıllardır, iş adamlığımın yanı sıra sivil toplum alanında da faaliyet gösterdiğimden söz etmiştim. Bu süre zarfında, çeşitli projeler kapsamında devlet kurumlarıyla işbirliği yaptığımız gibi, devlet kurumlarının, hükümetlerin uygulamalarını eleştirdiğimiz, bunları değiştirmeye çalıştığımız faaliyetlerimiz de oldu.
Osman Kavala (Çizim: Murat Başol)
  • Kamusal ihtiyaçlar ve talepler doğrultusunda, hükümetleri hatalı kararlardan döndürmeye yönelik barışçıl kampanyaların, katılımcı demokrasiyi güçlendiren meşru sivil toplum faaliyetleri arasında olduğuna inanıyorum. Örneğin, 1 Mart 2003 yılında Irak’ın işgaliyle ilgili hükümetin hazırlamış olduğu ABD güçlerinin topraklarımızı kullanmasına izin veren karar tasarısının TBMM’de kabul edilmemesinde, benim de katıldığım, sivil toplum kuruluşlarının yürüttüğü kampanyanın katkısı olmuştu. Bu kararın engellenmesi ülkemizin ve tabii hükümetin de lehine sonuçlar vermiştir. Gezi Parkı’nın park olarak korunmasının da kamusal yarara uygun olduğunu kabul etmek gerekir. Bugüne kadar Gezi Parkı’nın park olarak işlev görmesi, hükümetin icraatları için herhangi bir engel teşkil etmemiştir. Tersine, bu durum yeni park ve bahçeler açılmasına yönelik hükümet politikasına uygun düşmektedir. 
  • Gezi olayları sırasında vuku bulan ölümler ve sakatlanmalardan dolayı derin bir acı hissediyorum. Yaşanan maddi mağduriyetler de benim için üzüntü kaynağıdır.
  • Niyet ve eylemsellik bakımından Gezi olayları sırasında barışçıl faaliyetlerde bulunmuş yüzbinlerce kişiden bir farkım olmadığını belirtir, tahliyemi ve beraatımı talep ederim.

Leyla’nın çantası

Kavala’dan sonra sıra sivil toplumcu Yiğit Aksakoğlu’ndaydı. Aksakoğlu, oturduğu yerden arada sırada izleyici sıralarının önündeki yakınlarına el sallıyordu. Bu anlarda sıralardan alkış kopuyordu bir anda. Aksakoğlu da yaklaşık bir saat konuştu. Konuşmasında akılda kalan kısım şöyleydi:

Yiğit Aksakoğlu (Çizim: Murat Başol)

“Üç yaşındaki kızım Leyla’nın ben yokken oynadığı bir çantası olmuş. Ara sıra o çantadan yuvarlak bir kitap çıkarıyormuş. Sonra da o yuvarlak kitaptaki mavi aslanın hikâyesini eve gelenlere okuyormuş. Ne öyle bir çanta, ne kitap, ne de mavi aslan var. Leyla da okuyamıyor zaten. Maalesef önümüzdeki bu 657 sayfalık iddianame de Leyla’nın çantasındaki yuvarlak kitabın içindeki mavi aslan kadar gerçek ve tutarlı bir metin. Bir iddia yok, delil yok, ispat yok, sebep-sonuç ilişkisi yok, örgüt yok ama örgüt üyesi var, suç yok, suçlu var, pervasız bir ağırlaştırılmış müebbet talebi var.”

Hâkim: “Savunmayı dinleme hakkımı engellemeyin”

Davanın öğleden sonraki ikinci kısmında Mimarlar Odası Büyükkent Şubesi Çevre Etki Değerlendirme Danışma Kurulu Sekreteri Mücella Yapıcı konuştu. Yapıcı, 2015’te yine Gezi Parkı eylemleri gerekçe gösterilerek yargılanmış ve beraat etmişti. Yaptığı konuşmanın sonunda sözlerinin ilk davadaki savunması olduğunu söyledi. 

Bu davada “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme” suçunun yanı sıra başka suçlardan da yargılanıyordu. Yapıcı, bununla ilgili “Bunların en komiği Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na muhalefet ettiğim iddiası. 40 yıllık meslek hayatımda bu gülünç bir suç” dedi. 

Mücella Yapıcı (Çizgi: Murat Başol)

Yapıcı, Mimarlar Odası’ndaki çalışmalarının kamuoyuna yönelik sorumluluğu olduğunu söyledi ve “Asıl, işimi yapmazsam, ilkelerimi, haysiyetimi kendi kişisel çıkarlarım doğrultusunda kullanmış olurum. Bu bence en büyük vatan hainliğidir” dedi. Bu sırada izleyici sıralarından güçlü bir alkış koptu. Mahkeme başkanı Mahmut Başbuğ, salondakilere Mücella Yapıcı’nın savunmasını önemsediğini söyledi ve “Benim savunmayı dinleme hakkımı engellemeyin” dedi. 

Mücella Yapıcı (Çizgi: Tarık Tolunay)

Bu uyarı, salondaki pek çok kişiyi şaşırttı. Bu davayı izlemeye gelenler veya bu davada avukatlık yapanların çoğu, siyasi ceza davalarını takip eden ve oralardaki yargılama rejimlerine tanık olan kişilerdi. Bu tür davalarda hâkimlerin tavırları eleştirilerin birleştiği noktalardır. Bu nedenle hâkim Başbuğ’un naif uyarısı alışılmadık bir davranıştı. Duruşma o gün 17.00 civarı bitti. Kavala ve Aksakoğlu, salondan çıkarılana kadar herkes ayakta alkışladı.

Yamalı yalan bohçası”

Duruşmanın ikinci günü bir gün önceki gibi kapı önünde beklemelerle başladı. Saat 10’da dava başladı ve ilk söz yargılanan avukat Can Atalay’daydı. Atalay, konuşmasına iddianameyi “yamalı yalan bohçası”na benzeterek başladı. Eylemlerin itiraz etme biçimi olduğuna değindi. Konuşmasından öne çıkan bazı kısımlar şöyleydi:

  • Sayın heyet, Gezi direnişini esas olarak iki ana kavramla özetlenebilir. Gezi direnişi kurucu bir iradedir. Demokrasinin yeniden kurulmasının, nasıl olması gerektiğinin bir iradesidir. Gezi direnişi bir itiraz hareketidir. Anayasal hakkı kullanarak itiraz hareketidir.
  • İddianamede Berkin’imizin cenazesinde bulunmam ile ilgili bölümler var ama bir çocuğun öldürülmesinin sorumluları bu kadar ayan beyan ortadayken hâlâ kimsenin tek bir gün ceza almamış olmasından bahsetmiyor.
Can Atalay (Çizim: Tarık Tolunay)
  • Gezi emperyalizme karşıdır. Hiçbir yabancı oyunuyla, “komplo” ile izah edilemez. Bu başından beri Gezi’yi anlamama-anlayamama-anlamazlıktan gelme hâlinin devamıdır. Bu memleketin ağacına, ormanlarına sahip çıkmak, tarım topraklarının tarumar edilmesine itiraz etmek, akan suyunun bütün ekosistemi bozar şekilde talan edilmesini kabul etmemek, işçisinin ölüm koşulunda çalıştırılmasına karşı direnmek, çocuğunun eğitim hakkından mahrum edilmesi sonucunda kaçak cemaat yurtlarında öldürülmesinin peşini bırakmamak esas yurtseverlik budur. Emperyalizm dahi diyemeyip, kırk dereden su getirenler Gezi’yi karalayamaz. 1960’ta 6. Filo’yu kıble alıp namaz kılanlar bize antiemperyalizmi anlatamaz.
  • Gezi, insanın kendi kaderini eline alma iradesi, kararlılığıdır. Gezi, bu ülkenin Ortadoğu’nun karanlığından çıkacağının ihtimalidir. Gezi, bu memleketin eşitlik, özgürlük ve adalet umududur.

Gezi’den korkulacak bir şey yoktur”

Can Atalay’dan sonra sıra Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Başkanı Tayfun Kahraman’a geçti. Onun savunmasından öne çıkan kısımlar ise şöyleydi:

  • Her din, dil, ırk ve ideolojiden insanın bir araya geldiği Gezi eylemleri karşısında iddianame, sol yumruğun havaya kaldırılması işaretini bizim ortak sembolümüz olduğunu söylüyor. Bugün kime sorarsanız sorun, alanlarda yapılan işaret farklı değildir. Bunların hepsi tek bir anlama geliyor. O da aslında başkaldırıdır. Hoşnutsuzluklara ‘hayır’ demektir.
  • Bu iddianame Gezi’yi anlatmamaktadır. Gezi, antiemperyalisttir. Gezi, temsil eksikliği hissedenlerin tepkisidir. Gezi, barışma, kucaklaşmadır. Gezi’den korkulacak bir şey yoktur.
Tayfun Kahraman (Çizim: Murat Başol)

İddianamede silah, dinamit, silahlı topluluk gibi kelimeler yok”

Saat 16.00’da dokuz sanık kendini savunmuş, konuşmuştu. Sanıkların ardından konuşma sırası avukatlara geçti. İlk söz hakkı Kavala’nın avukatı Dr. Köksal Bayraktar’ındı. Bayraktar’ın konuşmasından öne çıkan kısımlar şöyleydi:

  • Müvekkilim Osman Kavala 18 Ekim 2017’de gözaltına alındı. 16 ay iddianamenin yazılmasını bekledi. 16 ay boyunca “Benim suçum nedir” diyerek parmaklıklar ardında bekledi. Bu, kişilerin adil yargılanma, belgelere ulaşma, masumiyet hakkını ihlal eden bir durumdur. 1 yıl 4 ay boyunca müdafileri olarak 20 defa müracaat ettik ama taleplerimiz reddedildi. Sonra nihayet dört ay sonra huzurunuza çıkabildik.
  • Bu iddianameyi başından sonuna kadar okuyun. Silah, dinamit, silahlı topluluk, manevra gibi tabirler var mı yok mu bakın, olmadığını göreceksiniz. O zaman nasıl Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme” suçunu yöneltirsiniz?
Köksal Bayraktar (Çizim: Kemal Gökhan Gürses)

Savcının talebi, mahkemenin kararı

Avukatların da konuşmalarını tamamlaması üzerine mahkeme başkanı Mahmut Başbuğ, savcı Mustafa Güner’e taleplerle ilgili görüşünü sordu. Savcının sesi, hiç duyulmuyordu. Salondan “Ses!” diye uyarılar yükseldi ve savcının sesi biraz daha yükseldi ve şu sözler duyuldu:

Duruşma savcısı (Çizim: Zulal)

“Bir kısım sanıkların yasak delil olarak dinleme kayıtlarının dosyadan çıkarılması talebinin reddine, hakkında yakalama kararı bulunan sanıklar hakkındaki bu kararın infaz edilmesi için devam ettirilmesine, Osman Kavala ve Yiğit Aksakoğlu’nun hakkındaki mevcut delil durumu nedeniyle tutukluluk halinin devamına karar verilmesi kamu adına talep ve mütalaa olunur.”

Mahkeme yarım saatlik ara verdi. Ara bittikten sonra karar açıklanırken izleyiciler salona alınmadı. Karara göre, aralarında Can Dündar, Memet Ali Alabora ve Pınar Öğün’ün bulunduğu altı kişi için yakalama kararı devam ediyor. Osman Kavala’nın oyçokluğuyla tutukluluk hâlinin devamına hükmeden heyet, Yiğit Aksakoğlu’nun da tahliyesine karar verdi. Tahliye haberinin ardından koridordan sevinç nidaları duyuldu. Bir sonraki duruşma 18-19 Temmuz’da yine Silivri’de yapılacak. 

İzleyiciler, duruşma bittikten sonra otoparka doğru yöneldi. Buradaki boşlukta “Bu daha başlangıç, mücadeleye devam” ve “Osman Kavala onurumuzdur” sloganları atıldı. Kısa bir süre sonra jandarmalar geldi ve araçlarından “alanın 15 dakika içinde boşaltılması gerektiği” anonsunu yaptı. İzleyiciler de araçlarına gitti. 

Serbest kalamayacaktı

Kavala’nın tahliye edilmemesi kararına muhalefet eden mahkeme başkanı Mahmut Başbuğ, yöneltilen suçlamanın değişme ihtimali olduğunu belirterek “ev hapsi” şartıyla tahliye edilmesi gerektiğini belirtti. Gün boyu basın odasında Kavala’nın başka bir suçtan daha tutuklu olduğu konuşuldu. Avukatı İlkan Koyuncu, Kavala’nın Kasım 2017’de iki soruşturmadan tutuklandığını söyledi. Bunlardan biri yargılandığı Gezi Parkı dosyası, diğeri de gizli bir soruşturmaydı. Avukat, dosyanın diğer şüphelisinin Henri Barkey olduğunu söyledi. Barkey hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu’ndan Sorumlu Başsavcı Vekili Hasan Yılmaz yakalama kararı çıkartmıştı. Barkey’e darbeyi organize edip koordine etme suçlaması yöneltilmişti.

Osman Kavala (Çizim: Tarık Tolunay)

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar