Kurtlar Sofrasında Kadınlar’da Göksel Göksu’nun bu haftaki konuğu Tijen Mergen. İş dünyasında liderlik, krizlerle baş etme, iş hayatında mutluluk ve sosyal sorumluluk alanlarında öncü isimlerden biri olan Mergen, kariyer yolculuğu sırasında yaşadığı kırılma noktalarını ve bu deneyimlerin hayatına kattığı dersleri anlattı. Yeni kitabı “Yedi Kere Düş, Sekiz Kere Kalk” kitabından da örnekler veren Tijen Mergen ile samimi söyleşide başını çektiği “Haydi Kızlar Okula” projesini, Ergenekon’un Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ni hedef alan 12’nci dalgası kapsamında gözaltına alınışını, sonrasında yaşadıklarını ve sil baştan yeniden inşa ettiği iş yaşamını konuştuk.
Ergenekon operasyonları kapsamında 2009–2010 döneminde gözaltına alındığı süreci anlatan Mergen, Milliyet Gazetesi’nde icra kurulu üyesi olduğu sırada Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ile Haydi Kızlar Okula kampanyası ile işbirliği kapsamında yürütülen çalışmalar nedeniyle üç gün gözaltında kalmıştı. Somut bir gerekçe olmadan gözaltına alınmasının hayatında önemli bir kırılma yarattığını söyleyen Tijen Mergen, takipsizlikle sonuçlanmasına rağmen gözaltına alınmasının bir ‘yafta’ya dönüştüğünü ve kurumsal hayatta iş bulmasını zorlaştırdığını ifade etti. Yaşadığı deneyimi bir yıkım olarak değil farkındalık olarak yorumlayan Mergen’e göre, krizler çoğu zaman yeni fırsatların kapısını aralayabiliyor. Mergengözaltına alınmasıyla kurumsal kariyerinin sona ermesi üzerine bu durumu fırsata dönüştürerek kendi yolunu nasıl çizdiğini şu sözlerle anlattı:
“Ergenekon’un ne kadar saçma sapan bir şey olduğu benimle anlaşıldı, belki bu konuda bir anahtar olmuştum; gerçekten öyleydi. Hiçbir politik şeyi olmayan bir insana bile böyle bir şey yapılıyorsa, bu tamamen ‘boş bir söylentidir’e ikna eden bir tutuklamaydı benimki. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ile ilişkilendirildiği için ertesi gün çıkıp Türkan Saylan’a gitmiştim. Artık son günleriydi. Bizim 10 – 15 Nisan’dı galiba serbest kalmamız, 18 Mayıs’ta da Türkan Hoca vefat etti. Çok büyük bir sorumluluk yükledi bizim üstümüze aslında. İşte böyle bakabilmek lazım. Neden benim başıma geldi diye değil, “Bundan sonra ne yapmalıyım? Peki ben bundan ne kazandım?’ Hep böyle bakarsak illaki o fırsatlar çıkıyor. Yani her bir kriz bir fırsat yaratıyor. Çok güzel kendi işime sahip oldum profesyonel hayatım bittikten sonra. O da bir kazanç oldu. Yoksa ben kurumsal hayattan gayet memnundum. İşte üst düzey yöneticilik yapıyorum. Ekiplerle çalışıyorum. Her gittiğim yere şoförümü, asistanımı götürüyorum falan. Böyle bir hayattan sonra birdenbire kalıyorsunuz ortada. O zaman çıkan diğer fırsatlar başlıyor gelmeye başlıyor.”
2000’li yılların başındaki ekonomik kriz ve Bilkom’daki yöneticilik sürecini iş hayatındaki en zor dönemler olarak tanımlayan Tijen Mergen, bütün bunlara kadın bir genel müdür olarak karşılaştığı önyargılar ve baskılar da eklenince ciddi bir tükenmişlik sendromu yaşadığını söyledi. Mergen bu durumdan istifa ederek kurtulduğunu, tercihini sağlığından ve hayat dengesini korumaktan yana kullandığını ifade etti. Bu deneyimin Tijen Mergen’i taşıdığı nokta ise “işte mutluluk” kavramına daha fazla odaklanmak oldu.
Mergen’e göre mutluluk ve başarı arasındaki ilişki çoğu zaman yanlış kuruluyor. Ona göre başarı mutluluğu getirmiyor; tam tersine mutlu insanlar daha başarılı oluyor. Para ise tek başına mutluluğun belirleyicisi değil. Mutluluğun, beklentiler ile gerçekleşenler arasındaki dengeyle ilgili olduğunu belirten Mergen, insanların hayatlarında küçük ama anlamlı şeylere odaklanmasının önemine dikkat çekiyor. Bu noktada pozitif psikolojiden esinlenen basit bir öneri sunuyor: Her gün bir deftere o gün kendisini mutlu eden üç şeyi yazmak. Ona göre bu alışkanlık zamanla beynin daha pozitif düşünmeye yönelmesine yardımcı oluyor.
Liderlik de Tijen Mergen’in uzmanlık alanına giren bir başlık. Liderliği dans etmeye benzeten Mergen, günümüzde tek tip liderlik modelinin yerini farklı durumlara göre farklı “liderlik şapkaları” kullanabilme sanatı olarak tanımlıyor. İyi bir lider kimi zaman vizyoner, kimi zaman koçvari, kimi zaman da kriz anlarında karar verici bir rol üstlenmeli, ekibindeki insanların güçlü yönlerini fark ederek onların en iyi performanslarını ortaya çıkarmalarını sağlamalı.

“Baba beni okula gönder”
Programın önemli başlıklarından biri de Türkiye’de kız çocuklarının eğitimi için yürütülen “Baba Beni Okula Gönder” kampanyası oldu. Mergen Milliyet Gazetesi’nin öncülüğünde başlatılan ve Aydın Doğan Vakfı ile Milli Eğitim Bakanlığı ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin İşbirliği ile yürütülen bu proje kapsamında 17 bin kız çocuğuna burs verildiğini ve 34 öğrenci yurdunun açıldığını söyledi. Basının gücüyle geniş bir toplumsal destek kazanana ve kız çocuklarının eğitimine yönelik önemli bir farkındalık yaratan projenin sonraki yıllarda eğitim sistemindeki değişiklikler ve çeşitli siyasi gelişmeler nedeniyle aynı şekilde devam etmediğini ifade eden Mergen, bu nedenle duyduğu üzüntüyü paylaştı.
Söyleşinin sonunda Mergen, izleyicilere basit ama etkili bir öneride bulundu: Her akşam kendilerine “Bugün bana iyi gelen üç şey neydi?” sorusunu sorsunlar ve gerçekten etkileyebilecekleri alanlara, yapabileceklerine odaklansınlar. Çünkü bazen bir “deniz yıldızı hikâyesi” gibi, tek bir hayatı değiştirmek bile büyük bir fark yaratabiliyor.







