Macaristan 12 Nisan’da sandık başına giderken, siyaset bilimci ve Macaristan’ı yakından takip eden Dr. Edgar Şar, bu seçimin önceki seçimlerden daha farklı bir zeminde gerçekleştiğini söyledi. Şar’a göre anketlerde muhalefet adayı Péter Magyar’ın açık ara önde görünmesi önemli, ancak asıl belirleyici başlık Orbán’ın yıllar içinde kurduğu seçim sistemi, son iki yılda patlayan skandallar ve genç seçmende büyüyen değişim isteği. Peki Orbán giderse ne olur?
Macaristan’da 12 Nisan’da yapılacak seçimler, Viktor Orbán’ın 2010’dan bu yana kurduğu siyasi düzenin ilk kez ciddi biçimde sarsılıp sarsılmayacağını gösterecek.
Medyascope Dış Haberler Şefi Senem Görür Yücel’in sorularını yanıtlayan Dr. Edgar Şar, 2022 seçimleriyle bugün arasındaki temel farkın yalnızca “umut” olmadığını, bu kez sayısal olarak da daha farklı bir tabloyla karşı karşıya olunduğunu söyledi. Şar, “O zaman tartıştığımız şey oydu ama bugün öyle bir şeyden bahsetmiyoruz. Bugün anketlerde bazı ankette yüzde 15-16 fark var. Daha kararlı seçmenler arasında yüzde 20 fark gösteren de var” dedi.
Ancak aynı anda bir uyarı da yaptı: Ulusal anketlerle seçim gecesi ortaya çıkacak parlamento tablosu arasında ciddi fark olabilir. Çünkü Macaristan’da asıl hikâye yalnızca oy oranlarında değil, bu oyların nasıl sandalyeye çevrildiğinde gizli.
Şar, Macaristan’daki sistemi anlatırken Türkiye’yle kurduğu benzetmeleri de özellikle öne çıkardı. Orbán’ın yıllardır yalnızca seçim kazanan bir lider olmadığını, aynı zamanda sistemi kendi lehine yeniden şekillendiren bir aktör olduğunu vurguladı.
“Orbán’ın ulusal düzeyde hakim olduğu güç Erdoğan’ın hiçbir zaman hakim olmadığı kadar da yüksek” diyen Şar’a göre, iki ülkede de uzun iktidar dönemleri seçmende bir yorgunluk üretiyor. Ancak Macaristan’da bu yorgunluk, son dönemde patlayan skandallarla birlikte daha görünür hale geldi. Şar, Türkiye’de 2023 seçimlerinden sonra kemer sıkma politikalarının devreye girmesiyle 2024 yerel seçimlerinde açığa çıkan değişim enerjisine benzer bir birikimin Macaristan’da da oluştuğunu söyledi.
Péter Magyar’ın yükselişini ne başlattı?
Edgar Şar’a göre bugünkü tabloyu anlamak için dönüm noktasına, yani pedofili affı skandalına bakmak gerekiyor. Şar, Macaristan’daki çocuk koruma kurumunda yaşanan bir istismar vakasının ardından, sürecin üzerini örten bir ismin cumhurbaşkanlığı affıyla serbest bırakılmasının rejim açısından çok büyük bir kırılma yarattığını anlattı.
Şar bu tepkinin neden bu kadar büyüdüğünü şu sözlerle özetledi: “2010’dan beri aile değerlerinden tut, bütün muhafazakâr, çocukları koruyacağız, aileyi koruyacağız diyen bir iktidarın Cumhurbaşkanı sen git bir pedofili suçlusunun süreçlerini örtbas eden bir hükümlüyü affet. Nasıl olur? Bunu sorgulamaya başlıyorlar. Tepki öyle büyüdü ki dönemin cumhurbaşkanı Katalin Novak istifa etmek zorunda kaldı.” Şar, Adalet Bakanı Judith Varga’nın da imza mekanizmasının parçası olması nedeniyle bu krizin doğrudan rejimin merkezine kadar uzandığını anlattı.
Tam da bu noktada Péter Magyar sahneye çıktı. Judith Varga’nın eski eşi olan Magyar, Fidesz rejimi içinde yer almış ama en üst halkada bulunmamış bir isimdi. Şar’a göre onun yükselişini önemli kılan şey yalnızca içeriden gelmesi değil, içeriden gelip rejimi deşifre ederken aynı anda seçmene inandırıcı gelebilmesiydi.
Şar, Magyar’ın kopuşunu anlatırken, “Yeter artık, ben bu rejimdeki bütün görevlerimden istifa ediyorum… Ben artık bunun içinde bulunmak istemiyorum” dediğini aktardı. Ardından Partizan adlı YouTube kanalında rejimin iç dinamiklerini anlattığı röportajın büyük etki yarattığını söyledi. Bu etkiyi de şu sözlerle anlattı: “Öbür gün kalktılar, bir buçuk milyon izlenmiş. Bugün Türkiye’de bile bir buçuk milyon bir video izlendiğinde dikkat çeker ama Macaristan’ın İstanbul’un yarısı olduğunu görüyoruz.”
Şar, Türkiye’de iktidar blokundan kopan isimlerle Péter Magyar arasındaki farkın da burada ortaya çıktığını düşünüyor. Ona göre Magyar’ın hikâyesi klasik bir ayrılık hikâyesi değil, bir “günah çıkarma” hikâyesi. Bunu da çok net ifade etti: “Péter Magyar’ın hikayesi bir günah çıkarma hikayesidir. Ama tamamen.”
Şar’a göre Türkiye’deki benzer kopuşlarda sık sık “bizim zamanımızda iyiydi, sonra bozuldu” anlatısı öne çıkarken, Magyar başka bir şey yaptı. “Bizimkiler ne anlattı? Bizim zamanımızda iyiydi, bizi dışladılar, kötü oldu. Şimdi burada bak Péter Magyar öyle bir hikâye anlatmıyor. O rejimin nasıl kötüleştiğini, tepeden tırnağa nasıl yolsuz hale geldiğini, yozlaştığını anlatan bir hikâye söylüyor” dedi. Şar, bunun tek başına yeterli olmadığını, Magyar’ın aynı zamanda “karizma”, “ikna yeteneği” ve “siyasi tılsım” taşıyan bir figür olduğunu da vurguladı. Hatta bu noktada şu cümleyi kullandı: “Burada adamın bir de bir tılsımı var. Bir şeytan tüyü olacak yani siyasetçi olarak.”
Seçim sistemi neden hâlâ Orbán’ın en büyük kozu?
Ancak Edgar Şar’a göre anketlerde önde görünmek, Macaristan’da doğrudan iktidarı almak anlamına gelmiyor. Bunun nedeni, Orbán’ın yıllar içinde kendi lehine yeniden düzenlediği seçim sistemi.
Şar, Macaristan’da 106 seçim bölgesi bulunduğunu, bu bölgelerde kırsal alanların Fidesz lehine olacak biçimde daha avantajlı hale geldiğini anlattı. Ardından daha kritik değişikliği açıkladı: Orbán, daha önce iki turlu olan sistemi tek turluya çevirdi. Böylece bir bölgede çoğunluğu almayan ama birinci gelen aday doğrudan milletvekili seçilmeye başladı. Şar bunu şöyle anlattı: “Orban onu kaldırdı dedi ki hayır, birinci olan kazanır. O zaman çoğunluğun desteğini almadan da meclise gidebiliyor o milletvekilleri.”
Ama Şar’a göre asıl çarpıcı mekanizma bu da değil. Orbán, buna ek olarak “kazanan bonusu” diye özetlenebilecek bir sistem daha kurdu. Bir bölgede kazanmak için gereken oy ile fiilen alınan oy arasındaki fark, ulusal liste hesabında yeniden Fidesz lehine yazılıyor. Şar bunu anlatırken Türkiye’den bir örnek verdi: “Diyelim ki Şişli’de seçim yapıyoruz… Orban’ın adayı 50 bin oy aldı, muhalefetin adayı 30 bin oy aldı. Kim gidecek meclise? Tabii ki 50 bin oy alan. Ama ne yaptı biliyor musun? Dedi ki ben 50 bin oya ihtiyacım yok. 30.001 oy alsaydım da kazanacaktım ya… Aradaki 20 bin oy aslında bana verilmiş ve bir bakıma çöpe giden bir oy. O 20 bin oyu da alayım, benim ulusal liste oyuma ekleyeyim.” Şar’a göre bu sistem 2014’te çok net görüldü: Orbán’ın oyu yüzde 53’ten yüzde 43’e düşmesine rağmen, mecliste yine üçte iki çoğunluğu alabildi. Bu yüzden de bugün anketlerde görülen farkın ne kadarının gerçek bir parlamento çoğunluğuna dönüşeceği hâlâ belirsiz.
Şar, bu tabloyu Türkiye’yle de açık biçimde ilişkilendirdi. İstanbul ve Tunceli örneği üzerinden, farklı yerlerde bir milletvekili çıkarmak için gereken oy sayısının nasıl eşitsizlik yarattığını anlattı. Ardından çok çarpıcı bir cümle kurdu: “Erdoğan iki tane büyük referandum savaşına girmek zorunda kaldı iktidarını bu kadar güçlü kurabilmek için. Orban ilk günden itibaren ona sahipti zaten.” Onun değerlendirmesine göre Magyar bugün birinci parti gibi görünüyor, hatta meclis çoğunluğunu alma ihtimali de var. Ancak bu, Orbán’ın 16 yılda kurduğu düzenin bir gecede çökeceği anlamına gelmiyor. “Bu, Magyar’ın bütün sistemi değiştirme imkanı ona verir mi? Hayır, vermez. Çünkü Orban’ın her yere atadıkları, bütün 16 yıldır kurduğu sistem orada kalır” dedi. Hatta bunun bile ötesine geçerek, olası bir yenilgi halinde Fidesz’in dönüş planları olabileceğini söyledi: “Belki de bir B planı, bir C planı, bir savaş senaryosu gibi onların kırmızı kitabında yer alıyordur.”
Rusya, AB ve Trump için bu seçimin anlamı ne?
Edgar Şar’a göre seçim yalnızca Macaristan iç siyaseti açısından değil, Avrupa ve uluslararası siyaset açısından da önemli. Ancak bu önemi abartmadan okumak gerekiyor. Şar, Péter Magyar’ın dış politika çizgisini anlatırken onu “Batı yanlısı romantik bir figür” olarak değil, daha realist bir aktör olarak tanımladı. “Macaristan bir Avrupa ülkesidir. Avrupa’dan onu kopardıkça siz batırırsınız. Nitekim batırdınız” sözlerinin bu yaklaşımı özetlediğini söyledi. Şar’a göre Orbán, Avrupa Birliği’nin Macaristan’a sağladığı büyük fonları yıllarca kullandı; hem içerde kendi sistemini kurdu hem de Brüksel’e karşı bu kaynaklarla manevra alanı açtı. “Orban bir sistem kurabildiyse bu ülkede, bunun aslında parasını Avrupa Birliği ödedi” derken tam da bunu kastetti. Şar, Magyar kazanırsa dondurulan fonların yeniden açılmasının gündeme gelebileceğini ve bunun Macaristan ekonomisi açısından çok büyük bir etki yaratacağını söyledi.
Rusya açısından ise tablo daha açık. Şar, Macaristan’ın Ukrayna’ya ilişkin AB planlarını bugüne kadar bloke ettiğini, bunun Orbán’ın Moskova’ya yakın çizgisinin bir sonucu olduğunu söyledi. Bu yüzden de “Rusya kaybeder ciddi anlamda eğer Magyar kazanırsa. Avrupa Birliği kazanır” değerlendirmesini yaptı.
Orbán giderse ne olur?
Şar ile “Orbán giderse ne olur?” sorusuna da yanıt aradık. “Orban bir Trump’tan çok daha akıllı, iyi konuşabilen, tecrübeli bir siyasetçi” diyen Şar, 2020’de Trump’ın seçimi kabul etmeyip kitleleri harekete geçiren tavrının Orbán’dan beklenmeyeceğini söyledi. Ancak bu, Orbán’ın yenilgiyi rahatça sineye çekeceği anlamına da gelmiyor. Şar, onun daha sofistike bir strateji izleyeceğini düşünüyor: “Ciddi bir yenilgi konuşmasından ziyade onu çok iyi anlatır ve sonra sistemini devreye sokarak belki birkaç ay içinde, belki iki yıl içinde geri dönmenin yolunu devreye sokar gibi geliyor.”
Bu yüzden Macaristan’da yarın akşam açıklanacak sonuç, tek başına bütün hikâyeyi anlatmayacak. Sandıktan Tisza Partisi birinci çıkabilir, meclis çoğunluğu da elde edebilir. Ama Edgar Şar’a göre asıl mesele bundan sonra başlayacak: Orbán’ın kurduğu yapının ne kadarının ayakta kalacağı ve bu yapının yeni iktidarı ne kadar kilitleyebileceği. Bu yüzden de Macaristan seçimleri yalnızca “Orbán giderse ne olur?” sorusundan ibaret değil. Aynı zamanda “Orbán giderse Macaristan gerçekten değişebilecek mi?” sorusunun da ilk büyük sınavı olacak.








