İSTANBUL (Medyascope – Buse Ok) – 7 Şubat 2017’de yayımlanan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile üniversiteden ihraç edilen Doç. Dr. Elçin Aktoprak, ihraç kararının kendisine ulaştığı günü, yaklaşık 10 yıl süren göreve iade mücadelesini, “sivil ölüm” olarak tanımlanan dönemde yaşadıklarını, akademik üretimini nasıl sürdürdüğünü ve yeniden üniversiteye dönme kararını anlattı.

7 Şubat 2017’de Mülkiyeliler Birliği “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisine imza atması nedeniyle görevinden ihraç edilen Doç. Dr. Elçin Aktoprak, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ndeki görevine iade edildi. Aktoprak, KHK ihracından göreve iadeye 10 yıllık mücadelesini anlattı.
İhraç edildiği geceyi çok net hatırladığını belirten Elçin Aktoprak, o sırada beş yaşında olan oğlunu uyuttuktan sonra telefonun çaldığını söyledi. Kendisi gibi daha önce KHK ile ihraç edilen bir arkadaşının aradığını belirten Aktoprak, “Duydun mu?” sorusunun ardından “Ben de atılmış mıyım?” diye sorduğunu ve “Evet” yanıtını aldığını söyledi.
“Arafta olma hali en zoru”
İhraçların Eylül 2016’dan itibaren başladığını ve 7 Şubat 2017’de Cebeci Kampüsü’nde geriye kalan imzacı akademisyenlerin tamamının ihraç edildiğini belirten akademisyen, o dönemde sürekli bir belirsizlik içinde olduklarını söyledi:
“Arkadaşlarımız ihraç edilmeye başladığı için çok garip bir bekleme halindeydik. Ne yapalım, ne edelim, atılacak mıyız, ne yapmak gerekiyor gibi böyle çok karmaşık duygularla o bekleme hali sürüyordu. Galiba ilk tepkim o bekleme bittiği için hissettiğim bir rahatlıktı. Arafta olmak ve belirsizlik, insan hayatında gerçekten çok zor bir süreçmiş. Bu hissi önce ihracı beklerken yaşadım. Ardından da neredeyse 10 sene geri dönecek miyiz, dönmeyecek miyiz diye beklerken o beklenti hissinin huzursuzluğunu yaşadım.”
Bu durumun yalnızca kendi deneyimi olmadığını vurgulayan Aktoprak, bütün Barış Akademisyenleri’nin henüz görevlerine dönmediğini belirtti. “OHAL KHK’larıyla 406 barış akademisyeni ihraç edildi. Hâlâ devam eden pek çok dava var. Henüz daha yarımız bile göreve iade edilmedi” diyen Elçin Aktoprak, mahkeme süreçleri çok uzun sürdüğünü söyleyerek kendi istinaf davasının dört yılın sonunda sonuçlandığını vurguladı. Aktoprak, “Arafta olma hali en zoru” diye konuştu.
“Sivil ölüm, sizin temel haklarınızın askıya alınması demek”
Aktoprak,“Sivil ölüm tarih boyunca iktidarların kimin nasıl bir hayat yaşayacağına dair sınırı ben çizerim demek için kullandığı önemli araçlardan biri oldu” dedi. Bu kavramın ilk ortaya çıkışının KHK’lar ile olmadığını belirten Aktoprak, “Türkiye’de KHK’larla birlikte çok somut bir şekilde herkesin gözü önünde yaşandı” diye konuştu.
Sivil ölümü, temel hakların vatandaş açısından askıya alınması olarak tanımlayan Aktoprak, ihraçların çalışma ve seyahat özgürlüğünün yanı sıra barınma ve sağlık gibi hakları da dolaylı olarak etkilediğini ifade etti.
Elçin Aktoprak, ihraç edildiğinde doçentlik başvuru sürecinin de durdurulduğunu belirtti. Akademisyen, avukatı Kerem Altıparmak’la birlikte yürüttükleri uzun dava sürecinin ardından 2025’te unvanını alabildiğini söyledi:
“Aman unvanımı alayım, aman şu konumlar olsun gibi bir hırstan ziyade, gerçekten haksız bir süreçte bütün bu hak kayıplarını telafi etme inadıydı galiba devam etmemizi sağlayan. Hak ihlallerinin bu kadar derinden yaşandığı bir ülkede kendi kayıplarımızdan bahsetmek bile ayıp geliyor bana, ama en azından kendiminkileri gidermek için olanları böyle sayabilirim.”

Aktoprak, ihraçların ardından akademik üretimini sürdürebilmek için Ankara, Eskişehir, Kocaeli, İstanbul ve İzmir gibi kentlerde dayanışma akademileri kurulduğunu belirtti. “Biz de ihraçtan sonra bildiğimiz şeyi devam ettirmek istedik, sivil alanda daha sonra İnsan Hakları Okulu olarak kurumsallaşacak olan derneğimizi kurduk” diyen Aktoprak, akademideyken sivil toplumla temas halinde olduğunu ancak ihraçtan sonra doğrudan sivil toplum çalışanı olduğunu belirtti:
“Bu anlamda kendimi şanslı buluyorum. Çünkü çalıştığım alan hem bildiğim ve üzerine çalıştığım alandı hem de akademik merakımı devam ettirmeme ve yazıp çizmeme imkân tanıdı.”
Akademik üretimin üniversiteyle sınırlı olmadığını bu süreçte deneyimlediğini belirten Aktoprak, ancak hayatını sürdürme kaygısının üretim için ayrılan zamanı azalttığını ifade etti.
“Geri dönmek buruk eksik bir hal”
Kendisinden önce görevlerine iade edilen Barış Akademisyenleri için çok sevindiğini belirten Elçin Aktoprak, onları arayarak mutluluklarını paylaştığını söyledi:
“Hangimizin hak kaybının süresi azalsa bu çok önemli bir adım. Ben onları her aradığımda ne kadar mutlu olduğumu söylediğimde hep, buruk bir sevinç diyorlardı, siz de dönünce tam olacak diyorlardı. Ben de hep hayır bu koşullarda bu anları kaçırmayalım ve lütfen sevinelim diyordum. Ama şu an o arkadaşlarımı çok iyi anladım, içimden hissettim. Gerçekten herkesin hak kayıpları giderilmeye başlamadıkça geri dönmek buruk eksik bir hal.”
Aktoprak “Umarım en kısa sürede diğer arkadaşlarımızın göreve iadelerin de duymaya başlarız” diye konuştu.
“Akademiye dair pek çok hevesim kırıldı”
Yaklaşık 10 yıllık sürecin hayatında yarattığı en kalıcı değişikliği tarif etmenin zor olduğunu belirten Aktoprak, bu süreçte hem güçlü bir dayanışmanın içinde olduğunu hem de birçok kopuş yaşadığını ifade etti. Elçin Aktoprak, “Bir yandan çok derin bir dayanışmanın içindeydim, bir yandan da pek çok kopuş yaşadım” dedi.
Akademik merakının devam ettiğini ancak akademiye yönelik heveslerinin kırıldığını ifade eden Aktoprak, bu dönemi iki kavramla tanımladı:
“Sadece akademik olarak değil, genel olarak da bu döneme dair en önemli iki kavram bence inat ve kırgınlık. Sanırım bu sadece benim için de geçerli değil, pek çok arkadaşım için de böyle. Üstelik bu geçen zaman sadece bizi değil, yakın çevremizi de etkiliyor, değiştiriyor. Salı gününden beri beni en çok mutlu eden bu süreçte hep bana destek olan annemin ve babamın, ailemin, yakınlarımın, dostlarımın sesi. Onlar biraz ferahladığı için seviniyorum.”
“İhraçlarla birlikte akademik havamız kırıldı”
1990’ların ikinci yarısında öğrenci olduğu dönemde ve 2002’de asistan olarak göreve başladığında Mülkiye’de ifade özgürlüğü ve eleştirel düşüncenin görece daha hâkim olduğunu belirten akademisyen, geçmişte 1402 sayılı sıkıyönetim kanunu gerekçe gösterilerek ihraç edilen hocaların da yeniden fakülteye döndüklerini hatırlattı:
“Bence biz 2017’de ihraç edilene kadar Cebeci’de, tüm arkadaşlarımızla birlikte akademinin geleneksel hiyerarşisinden yavaş yavaş kopmaya başlayan toplumsal cinsiyet eşitliğini daha etkin bir şekilde hayata geçirmeye başlayan bir akademik havaya bürünüyorduk. İhraçlarla birlikte bu kırıldı.”
“10 yılı telafi edecek bir şey yok”
Elçin Aktoprak geçen 10 yılı telafi edebilecek hiçbir şey olmadığını söyledi. “Elbette ki göreve iade kararı çok önemli benim için, en azından hak kayıplarımızın bir kısmının giderilmesi açısından. Ama her birimizin hayatı ihraçtan sonra çok derinden değişti” dedi.
Kendisinin fakülteye döneceğini ancak bazı arkadaşlarının yurtdışında akademide veya akademi dışında yeni hayatlar kurduğunu belirten akademisyen, özellikle akademik kariyerlerinin başında ihraç edilen gençlerin hayat planlarının değiştiğini söyledi:
“Mehmet Fatih Tıraş var. Kim giderebilir bu kaybı? Bu süreçte yakalandıkları hastalıklardan kaybettiğimiz hocalarımız var, veya bir de bu hastalıklarla mücadele ederek ayrıca haksızlığı başka bir boyutta deneyimleyenler var. Bunların telafisi mümkün değil.”

Bu nedenle “kırgınlık” duygusunun da bu deneyimlerden kaynaklandığını belirten akademisyen, buna karşın geçen 10 yılın dayanışmanın anlamını öğrenmelerini sağladığını söyledi:
“Öte yandan yine bahsettiğim inat da kuru bir inat değil. Bu 10 sene içinde her birimiz kendi çapımızda mücadele ederken dayanışmanın anlamını da öğrendik. Şahsen sivil alanın içinden bakınca tüm temel haklarımızın ne kadar birbirine bağlı olduğunu, birimizin, birkaçımızın, bir grubun başına gelen hak ihlalinin aslında kısa süre sonra veya bir süre sonra her birimizin başına gelecek hak ihlallerinin habercisi olduğunu da çok daha yakından deneyimledim. Bu bağlamda kurulan yeni dostluklar da beni değiştirdi. Bunlar da o telafisi olmayan şeylerin yanında beni, bizi besleyen noktalar sanırım.”
Göreve iade kararının ardından üniversiteye dönüp dönmeyeceği sorusuna ise “Evet” yanıtını veren akademisyen, verdiği mücadelenin temel amacının da üniversiteye dönmek olduğunu söyledi:
“Biz 2017’de bize isnat edilen suçlardan beraat ettiğimiz halde OHAL Komisyonu bizleri görevlerimize iade etmeyince açtığımız davalar bunlar. Bütün bu hak kayıplarının telafisi için, bu hak ihlallerini gerçekleştirenlerin yanına kalmaması için bu mücadeleyi yürütüyoruz. O yüzden üniversiteye döneceğim. Ama artık üniversite eşittir, akademi değil benim için. Dolayısıyla ötesi için büyük konuşmak istemem. Bunu yaşayarak göreceğiz.”








