Barış Akademisyenleri: Dönemin siyasileri ne demişti?

Barış akademisyenleri: Dönemin siyasileri ne demişti?

İSTANBUL (Medyascope) – 11 Ocak 2016’da 1128 akademisyenin imzasıyla yayımlanan “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisi, yayımlandığı dönemde siyasetin ve kamuoyunun gündemine oturdu. AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan dönemin siyasetçilerine, akademisyenlerden farklı kesimlerden gelen açıklamalara kadar bildirinin ardından yaşananları Zehra Erçakar derledi.

11 Ocak 2016’da 1128 akademisyenin imzasıyla yayımlanan “Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlıklı bildiri, kısa sürede kamuoyunun gündemine oturdu. Bildiriye ilerleyen günlerde binlerce akademisyen daha imza verirken, imzacı akademisyenler kamuoyunda “Barış Akademisyenleri”, metin ise “Barış bildirisi” olarak anılmaya başladı.

Bildiride hükümete çatışma ve operasyon politikalarından vazgeçme, sokağa çıkma yasaklarını kaldırma ve müzakere sürecine dönme çağrısı yapıldı. Akademisyenler, bölgede yaşananlara ilişkin “Bu suça ortak olmayacağız” diyerek taleplerini kamuoyuna duyurdu. Bildirinin ardından siyasilerden ve kamuoyunda tanınan isimlerden peş peşe açıklamalar geldi.

Erdoğan: “Sözde aydınların ihanetiyle karşı karşıyayız”

Bildirinin kamuoyuna duyurulmasının ardından AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 12 Ocak 2016’da Ankara’da düzenlenen Büyükelçiler Konferansı’nda yaptığı konuşmada akademisyenlere tepki gösterdi. Türkiye’deki temel sorunun “Kürt sorunu değil, terör sorunu” olduğunu savunan Erdoğan, akademisyenlerin bölgede yürütülen operasyonlara ilişkin ifadelerini eleştirdi.

Barış Akademisyenleri için kim, ne demişti?, Erdoğan
Barış Akademisyenleri için kim, ne demişti?

Erdoğan, bildiriyi imzalayan akademisyenlerin devleti suçladığını, bununla yetinmeyerek yabancıları Türkiye’ye davet ettiğini söyledi. Akademisyenlerin bu tutumunu “mandacılık” olarak nitelendiren Erdoğan, bildiriyi imzalayanların bir bölümünün maaşını devletten aldığını vurgulayarak sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu aydın müsveddeleri, ne yazık ki kalkıp devletin bir katliam yaptığından bahsediyor. Ey aydın müsveddeleri siz karanlıksınız, karanlık. Aydın falan değilsiniz. Sizler ne Güneydoğu’yu, ne Doğu’yu buraların adresini bilemeyecek kadar karanlıksınız ve cahilsiniz. Ama oraları bizler kendi evimizin yolu, adresi gibi çok iyi biliriz.”

Erdoğan, akademisyenleri “güruh” olarak nitelendirerek, “Kendisine akademisyen diyen güruh devleti suçluyor. Bununla yetinmeyip yabancıları Türkiye’ye çağırıyorlar. Bunun adı mandacılıktır” dedi. Erdoğan, “Bugün de üstelik çoğu maaşını devletten alan, cebinde bu devletin kimliğini taşıyan sözde aydınların ihanetiyle karşı karşıyayız” dedi.

Davutoğlu: “Bu bildiri fikir özgürlüğü kapsamında değerlendirilemez”

Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu, bildirinin yayımlanmasının ardından yaptığı açıklamada akademisyenlerin metne imza atmasından üzüntü duyduğunu dile getirdi. Davutoğlu, Türkiye’nin bir yandan DEAŞ’la, diğer yandan PKK ile mücadele ettiğini savunarak, bildiride terör örgütüne yönelik herhangi bir eleştiri bulunmamasına tepki, gösterdi.

Barış Akademisyenleri için kim, ne demişti?
Barış Akademisyenleri için kim, ne demişti?

Bildiride kullanılan dili “provokatif” olarak nitelendiren Davutoğlu, metnin fikir özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceğini söyledi. Davutoğlu, akademisyenlerin devleti bölgede katliam yapmakla suçladığını ancak terör örgütünün eylemlerine ilişkin tek bir cümle kurmadığını savunarak şöyle konuştu:

“Bu bildiride terör örgütünden tek bir kelime bahsetmiyorsunuz. Terör örgütünün bu eylemlerini benimsiyor musunuz? Dün gece 5 aylık bir bebeği katleden bu terör örgütünün eylemlerini benimsiyor musunuz? Benimsemiyorsanız yeni bir bildiriyle bunu açıklamanız lazım.”

Davutoğlu, akademisyenlerin barış ve demokrasiyi savunurken demokratik yöntemleri de savunması gerektiğini belirterek, “devlet ile terör örgütünün” aynı konumda değerlendirilmesine karşı çıktı. “Demokratik yönetimlerin dışında silahlı güçlere izin veren tek bir devlet var mıdır, demokrasi buna izin verir mi?” diye soran Davutoğlu, şunları söyledi:

“Devlet ile terör örgütünü bir tutmanız hangi akademik anlayışınıza dayanıyor? Türkiye Cumhuriyeti demokrasiyle yönetilir ve silahlı gruplara hiçbir şekilde izin verilmez.”

Bahçeli: “Üniversitelerimizde hainlere destek veren zihniyete çocuklarımızı emanet edemeyiz”

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de bildirinin ardından akademisyenleri hedef alan açıklamalarda bulundu. Bahçeli, bildiriyi imzalayan akademisyenlerin üniversitelerde görev yapmasını eleştirerek, bu isimlerin üniversitelere nasıl girdiklerinin araştırılması gerektiğini savundu.

Akademisyenlerin ülkeyi “yıkmaya yönelik” bir anlayışa karşı çıkması gerektiğini söyleyen Bahçeli, Yükseköğretim Kurulu (YÖK) ve üniversite rektörlerine de sorumluluk çağrısı yaptı. Bahçeli, üniversitelerde “hainlere destek veren” bir zihniyete sahip akademisyenlerin bulunmasını eleştirerek şöyle konuştu:

“Siyasi partiler bu anlayıştan vazgeçmeli. Aydınlar bu ülkenin evlatları ise ülkeyi yıkmaya yönelik bu felakete karşı aydınlatıcı ve sahip çıkıcı bir üslup olması lazımdır. Üniversitelerimizde hainlere destek veren zihniyete çocuklarımızı emanet edemeyiz. Onun için YÖK üzerine düşeni yapması ve ayrıca da üniversite rektörlerinin de bu konuda hassas olmaları lazım.”

Barış Akademisyenleri için kim, ne demişti?
Barış Akademisyenleri için kim, ne demişti?

Bahçeli, bildiriyi imzalayan akademisyenlerin çoğunun araştırma görevlisi ve yardımcı doçent olduğunu belirterek, “Benim burada özellikle uyarmak istediğim konu hainlere destek veren ve büyük çoğunluğu araştırma görevlisi ve yardımcı doçent olarak sıfat taşıyanların üniversiteye nasıl girdiklerinin araştırılması lazım” dedi.

CHP: “Düşünceyi açıklama özgürlüğü demokrasinin vazgeçilmez temel ilkelerinden biridir”

CHP Parti Meclisi, bildirinin ardından yaptığı açıklamada hem terörü kınadığını vurguladı hem de akademisyenlerin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini savundu.

Parti, Erdoğan’ın açıklamalarının ardından akademisyenler hakkında başlatılan soruşturmaları ve bazı üniversitelerdeki işlemleri eleştirerek bunların “hukuksuz, kabul edilemez ve son derece tehlikeli” olduğunu söyledi. CHP Parti Meclisi, akademisyenlere yönelik soruşturmaların düşünceyi açıklama özgürlüğünü ve bağımsız yargıyı hedef aldığını savunarak, şiddet çağrısı içermediği sürece ifade özgürlüğünü kullanan herkesin yanında olduklarını açıkladı. CHP’nin açıklamasında şu sözlere yer verildi:

“CHP olarak düşünce açıklama özgürlüğünü demokrasinin vazgeçilmez temel ilkelerinden biri olarak kabul ediyor ve kararlılıkla savunuyoruz. Bu anlayışla, şiddet çağrısı içermedikçe ifade özgürlüğünü kullanan tüm yurttaşların yanındayız ve onlara destek olmaya devam edeceğiz.”

CHP, akademisyenler hakkında yürütülen soruşturma, gözaltı ve görevden uzaklaştırmaların da sona erdirilmesini talep etti.

HDP: “Düşünceye kelepçe vurulamaz; akademisyenlere dokunmayın”

HDP Merkez Yürütme Kurulu ise yaptığı yazılı açıklamayla akademisyenlere yönelik soruşturma ve gözaltılara tepki gösterdi. Açıklamada, Türkiye’nin “geri dönülemez bir noktaya” yaklaştığı savunulurken, bölgede yaşanan çatışmalar ve can kayıpları karşısında ses çıkaranların Erdoğan ve AKP iktidarı tarafından “siyasal ve kişisel linç kampanyalarına” maruz bırakıldığı ileri sürüldü.

HDP, “Bu Suça Ortak Olmayacağız” diyen akademisyenlere yönelik gözaltıları bunun son örneği olarak göstererek, şiddetin sona ermesi ve sorunların konuşularak çözülmesi çağrısında bulunan akademisyenlere yönelik saldırıların kabul edilemeyeceğini belirtti. Açıklamada, “Düşünceye kelepçe vurulamaz; akademisyenlere dokunmayın” denildi.

Sedat Peker: “Oluk oluk kanlarınızı akıtacağız”

Bildiriyi imzalayan akademisyenleri hedef alan isimlerden biri de Sedat Peker oldu. Peker, yayımladığı açıklamada akademisyenleri, bildiriyi destekleyenleri ve yabancı istihbaratları aynı çerçevede değerlendirerek devleti “batırmaya” çalışmakla suçladı.

Akademisyenlere yönelik ağır tehditlerde bulunan Peker, devletin varlığının sona ermesi halinde kendilerine karşı “merhamet” gösterilmeyeceğini söyledi. Peker, açıklamasında akademisyenlerin güvenliklerinden endişe etmeleri gerektiğini belirterek, kendilerini devlet karşıtı bir tutumdan vazgeçmeye çağırdı. Akademisyenlerin “devleti işlemez hale getirmesi” durumunda hedef haline geleceklerini savunan Peker, açıklamasında şöyle konuştu:

“Gerçek tehlikeli olanlar sizlersiniz diyerek lüks yerlerdeki işyerlerinize gelecekler (Ancak rahat olun sizleri çocuklarınızın ve eşlerinizin yanında öldürmeyeceklerdir) İntikamlarını dahi Müslüman Türk’e yakışır bir şekilde olacak ancak sizlerin kanlarıyla duş yapmayı da unutmayacaklardır. Eğer ki benim fikrimi sorarsanız; kendi can sağlığınız için siz bu devleti batırmaya uğraşmayın. ”

Peker, açıklamasının devamında akademisyenleri ve onları destekleyenleri “hedeflerine ulaşmaları” halinde devletin varlığına karşı hareket etmekle suçladı. Bu kişilerin “bu vatanın evlatlarından asla merhamet görmeyeceğini” söyleyen Peker, açıklamasının sonunda akademisyenlere yönelik kan dökme tehdidinde bulundu:

“Tekrardan söylüyorum, oluk oluk kanlarınızı akıtacağız.”

Peker’in açıklaması, bildirinin ardından akademisyenlere yönelik en ağır tehditlerden biri olarak gündeme geldi. Açıklamanın ardından akademisyenler ve farklı kesimlerden Peker’in tehditlerine tepki gösterildi.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş