Ömer Çeşit yazdı: Denizin ruhsata bağlandığı gün

Roger Crowley’nin Deniz Canavarları, Portekiz’in Hindistan yolunu bulmasını anlatıyor. Kitap, yüzyıllardır farklı halkların özgürce dolaştığı bir denizin silah zoruyla nasıl yeniden düzenlendiğini de gösteriyor.

Denizin ruhsata bağlandığı gün
Ömer Çeşit yazdı: Denizin ruhsata bağlandığı gün

15. yüzyılın başında Pekin’e bir zürafa getirildi. Çin sarayında daha önce kimsenin görmediği bu uzun boyunlu hayvan, Doğu Afrika’dan gelen bir hükümdarın hediyesiydi. Kalabalıklar onu seyretmek için birbirini eziyor, saray şairleri bedenini bulutlara ve sise benzetiyordu. Zürafa, Amiral Zheng He’nin yönettiği büyük Çin filolarının getirdiği egzotik armağanlardan yalnızca biriydi.

Yüzlerce gemi ve on binlerce insanla yola çıkan bu filolar Borneo’dan Afrika kıyılarına kadar uzanmıştı. Fakat amaçları toprak ele geçirmek ya da ticareti zorla denetlemek değildi. Çin gücünü gösteriyor, hediyeler dağıtıyor, hayranlık uyandırıyor ve geri dönüyordu.

Aynı yıllarda dünyanın öteki ucunda çok daha küçük, çok daha yoksul ve çok daha hırslı bir ülke denize bakıyordu.

Portekiz’in bütün nüfusu, Çin’in büyük şehirlerinden birinin nüfusuyla ancak karşılaştırılabilirdi. Ekonomisi balıkçılığa ve geçimlik tarıma dayanıyordu. Buna rağmen Portekizliler 1415’te Kuzey Afrika’daki Ceuta’ya saldırdı. Şehri yağmalarken biber, tarçın, karanfil, ipek ve altınla karşılaştılar. Doğu’nun zenginliği, yıkıntıların içinden onlara yeni bir gelecek gösterdi.

Roger Crowley’nin Deniz Canavarları kitabı tam da bu iki görüntü arasındaki farktan doğuyor: Bir yanda dünyaya görkemini gösterip geri çekilen Çin, diğer yanda geri dönmemek üzere yola çıkan Portekiz. Çin filoları arkalarında neredeyse hiçbir iz bırakmadan kaybolurken birkaç bin Portekizli denizci, ilk küresel imparatorluğun temelini attı.

Portekiz’in başarısının sırrı neydi peki? Afrika kıyıları boyunca ilerlerken rüzgârları, akıntıları ve açık denizin ritmini öğrendiler. Gemileri, haritaları, usturlapları ve topçuluk teknikleri gelişti. Her başarısız sefer yeni bir rota, her gemi kazası yeni bir tasarım üretti. Keşif, tek başına kahramanların macerası olmaktan çıkıp bütçesi, arşivi ve tersanesi bulunan bir devlet politikasına dönüştü. Aslında kararlılık ve defalarca yaşanılan başarısızlıklar Portekiz’in bu başarısında büyük rol oynuyordu.

1497’de Vasco da Gama Hindistan’a doğru yola çıktığında gemiler üç yıl yetecek erzak, yedek yelkenler, toplar, tercümanlar, rahipler ve zanaatkârlarla dolduruldu. Tehlikeli kıyılara ilk çıkarılmak üzere mahkûmlar bile sefere alındı. Portekiz bilinmeyene açılıyor ama hiçbir ayrıntıyı rastlantıya bırakmıyordu.

Gama 1498’de Hindistan’a ulaştığında “keşfedilmeyi bekleyen” bir dünya bulmadı. Hint Okyanusu; Arap, İranlı, Hintli, Afrikalı ve Güneydoğu Asyalı tüccarların yüzyıllardır dolaştığı büyük bir ticaret alanıydı. Limanlarda farklı dinler ve diller yan yana yaşıyor, mallar hükümdarlardan çok tüccarların kurduğu ilişkiler sayesinde hareket ediyordu.

Portekizlilerin getirdiği kumaşlar, şapkalar ve sıradan eşyalar Hintli tüccarları etkilemedi. Calicut hükümdarına sundukları hediyeler, böylesine uzaklardan gelen bir kralın temsilcileri için gülünç derecede değersiz bulundu. Gama’nın asıl sorunu ise karşısındaki dünyanın siyasal ve kültürel inceliklerini idrak edememesiydi.

Fakat Portekizlilerin satacak iyi malları yoksa bile kullanabilecekleri topları vardı.

İşte Crowley’nin anlattığı büyük dönüşüm burada gerçekleşiyor. Ticarette rekabet edemeyen Portekiz, ticaretin kurallarını değiştirmeye karar verir. Yani sistemi kökünden değiştirmeye başlıyor. Yeni filolar artık yalnızca mal alıp satmak için gelmiyor. Limanları bombalıyor, gemilere el koyuyor, şehirlerden haraç istiyor ve yerel yöneticilere Müslüman tüccarları kovmaları için baskı yapıyor.

Vasco da Gama’nın ikinci Hindistan seferi bu dönüşümün en karanlık anına sahne olur. İçinde hacılar, kadınlar ve çocuklar bulunan Miri adlı gemiye el konur. Yolcular değerli eşyalarını teslim etmelerine rağmen gemi yakılır. Bu yalnızca klasik bir öfke patlaması ile ilgili değil. Portekizliler sayıca az oldukları için korkuyu çoğaltmak zorundadır. Bir geminin başına gelenler onlarca limanda anlatılmalı, topların sesi henüz Portekizlileri görmemiş insanların hayal gücüne ulaşmalıdır.

Kartaz sistemi

Denizin ruhsata
Ömer Çeşit yazdı: Denizin ruhsata bağlandığı gün

Ardından kartaz sistemi geliyor. Hint Okyanusu’nda seyahat eden ticaret gemilerinin Portekiz’den geçiş belgesi alması, belirlenen limanlara uğraması ve vergi ödemesi isteniyor. Belgesi olmayan gemiler düşman sayılıyor. Yüzyıllardır farklı halkların dolaştığı deniz, uzaktaki bir Avrupa krallığının iznine bağlanıyor.

Portekiz’in en büyük icatlarından biri yeni gemilerden öte denizin ruhsata bağlanması ile ilgilidir.

Bu hâkimiyet elbette karşılıksız kalmaz. Memlükler, Guceratlı yöneticiler ve Calicut, Portekiz tehdidine karşı birleşmeye çalışır. 1508’de Chaul’da Portekiz genel valisi Francisco de Almeida’nın oğlu Lourenço öldürülür. Bir yıl sonra Diu açıklarında gerçekleşen savaş, siyasal mücadeleyi kişisel bir intikamla birleştirir. Portekizliler sayıca üstün değildir; fakat açık deniz savaşına uygun gemileri ve güçlü topları sonucu belirler.

Diu’dan sonra Portekiz’in geçici bir ziyaretçi olmadığı anlaşılır. Hint Okyanusu artık toplarla, geçiş belgeleriyle ve askerî üslerle kontrol edilen siyasal bir alandır.

Deniz Canavarları modern küreselleşmenin denizlerde nasıl başladığını gösteriyor. Çünkü dünyanın birbirine bağlanması, yalnızca insanların merakı ve cesaretiyle gerçekleşmiyor. Ticaretin önünde ilerleyen toplarla, yakılan gemilerle ve izin belgesine bağlanan denizlerle de kurulmuştur.

Portekizliler dünyayı küçülttüler. Fakat bunu yaparken dünyanın üzerindeki gölgeleri de büyüttüler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş