İSTANBUL (Medyascope) – Direnç Hikâyeleri’nin yeni bölümünde Nur Betül Aras’ın konuğu hak savunucusu ve arkeolog Selahattin Aydın oldu. Aydın, Türkiye’de madencilik faaliyetlerinin yol açtığı çevresel yıkımı, kültürel mirasın tahribatını, yerel halkın yaşadığı sorunları ve iklim kriziyle mücadele politikalarını değerlendirdi.
Madencilik Türkiye’yi nasıl tahrip ediyor? Arkeolog Selahattin Aydın, madenci bir aileden gelmesinin kendisinde emek sömürüsüne ve ekolojik yıkıma karşı bir hassasiyet oluşturduğunu söyledi. Sahada bulunmanın, maden faaliyetlerinin yol açtığı tahribatı ve yerel halkın yaşadığı sorunları doğrudan görmenin mücadele açısından önemini vurguladı.
Toplumsal duyarsızlığa ve siyasetçilere eleştiri
Madencilik faaliyetlerinden zarar gören yerel halka yönelik “Oh olsun, AKP’ye oy verdi, beter olsun” gibi tepkileri eleştiren Aydın, insanların içinde yaşadıkları koşulların göz ardı edilmemesi gerektiğini söyledi. İktidar medyasının propagandasına ve güç odaklarının baskısına maruz kalan halktan doğru tercihler yapmasının beklenemeyeceğini ifade etti.
Selahattin Aydın, aydınların Anadolu’da yaşayan insanlarla yeterince temas kurmadığını, siyasetçilerin ise köy ziyaretlerini çoğu zaman fotoğraf çektirmek veya kişisel çıkarlarını korumak için yaptığını söyledi. Siyasette değişen tek şeyin parti etiketleri olduğunu belirten Aydın, bu yaklaşımın halkta hayal kırıklığı yarattığını dile getirdi.
Kültürel miras turizme mi kurban ediliyor?
Arkeolojinin turizm sektörünün bir parçası haline getirilmesini eleştiren Aydın, kültürel mirasın yalnızca ekonomik kazanç sağladığı ölçüde değer gördüğünü belirtti. Side Antik Kenti’ne cam platformlar yerleştirilmesini, Efes’te kültürel miras alanlarının özel şirketlerin deneyim müzelerine dönüştürülmesini ve kontrolsüz gece müzesi ziyaretlerini örnek göstererek bu uygulamaların kültürel dokuyu tahrip ettiğini söyledi.
Bodrum ve Marmaris gibi bölgelerdeki turizm anlayışını da eleştiren Aydın, bu modelin doğal dokuyu ve yerel kimliği yok ettiğini, köylüleri otellerde asgari ücretle çalışmaya mecbur bıraktığını ve kıyıların sermayeye açıldığını ifade etti. Gerçek turizmin yerel halkı önceleyen, kamusal yararı gözeten bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini savundu.

“Madencilik alanlarını rehabilite etmek büyük bir yalan”
Madencilik faaliyetlerinin çevre üzerindeki etkilerine değinen Aydın, maden sahalarının rehabilite edilmesinin mümkün olmadığını belirtti. Siyanür havuzları, yeraltı sularının tahribatı ve yüz milyonlarca yıllık kayaçların öğütülmesi gibi süreçlerin geri döndürülemez sonuçlar doğurduğunu vurguladı. Ağaç dikmenin, yok edilen bir orman ekosistemini yeniden oluşturmak anlamına gelmediğini söyledi.
Toplumun madenciliğe karşı yeterli mücadeleyi geliştirememesini umutsuzluk, apolitikleşme ve ülkenin geliştiği yönündeki algıyla açıklayan Aydın, madencilik sektörünün yarattığı istihdamın da sorgulanması gerektiğini belirtti. Devlet teşviklerinin maden şirketleri yerine yerel tarım üreticilerine verilmesi halinde daha sürdürülebilir istihdam yaratılabileceğini ifade etti.
Aydın, işçilerin güvencesiz koşullarda çalıştırıldığını, işverenlerin iş güvenliğini yeterince önemsemediğini ve sendikalaşmanın engellendiğini belirtti. İşçilerde meslek hastalığı belirtileri ortaya çıktığında işten çıkarılmalarının da sistemin yarattığı sorunlardan biri olduğunu vurguladı.








