İSTANBUL (Medyascope) – Direnç Hikâyeleri’nin bu bölümünde Nur Betül Aras’ın konuğu, avukat, yazar ve İstanbul Otizm Gönüllüleri Derneği kurucusu Sedef Erken oldu. Erken,Türkiye’de otizm politikalarının yetersizliklerini Aras’a değerlendirdi.
Direnç Hikâyeleri’nde bu hafta Nur Betül Aras, Sedef Erken ile Türkiye’de otizm politikalarının yetersizliklerini ele aldı. Türkiye’de ilk otizm eylem planının 2016 yılında yayımlandığını belirten Erken, Avrupa Birliği uyum sürecinin engelli hakları alanındaki düzenlemeleri hızlandırdığını fakat uygulamada ciddi sorunların sürdüğünü söyledi:
“Bazı şeyleri kâğıt üzerinde ilerlemiş gibi görüyorsunuz. Türkiye’de kanun var, kanun yok böyle bir şey. Maalesef engelliler vesilesiyle AB müktesebatıyla beraber kâğıt üzerinde gelişmiş gibi görünen ama hâlâ kaldırımlarında görme engelli birinin yürüyemediği, çocukların okullara kabul edilmediği bir durum var.”
Otizmli bireylerin sağlık, eğitim ve sosyal hizmetlere erişirken farklı kurumlara tekrar tekrar başvurmak zorunda kaldığını vurgulayan Erken, oğlu Ozan ile yaşadığı süreci şöyle anlattı:
“Ben Ozan’a sağlık raporu çıkartmamıza altı ay kala, o tarihlerin yaklaşmasına altı ay kala anksiyete yaşamaya başlardım. O Cerrahpaşa’nın bahçesine gideceğiz yine, orada o kâbus gibi eksi üçlere ineceğiz, tekrar bir daha çocuk için otizmli diye kanıtlamaya çalışacağız. Bir daha orada örseleneceğiz.”

“Koordinasyon biçiminin kesinlikle değişmesi gerekiyor”
Otizm politikalarının yalnızca Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın sorumluluğuna bırakılmasına değinen Sedef Erken, Milli Eğitim ve Sağlık Bakanlıklarının daha etkin rol üstlenmesi gerektiğini belirterek,“Aile Bakanlığının öncesinde Milli Eğitim ve Sağlık Bakanlığının bir kere çok ciddi çalışmalar yapması gerekiyor. Otizm eylem planı biraz bu iki bakanlık tarafından zaten Aile Bakanlığının işi gibi görülüyor, bence ihmal ediliyor” dedi. Erken, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ben bu koordinasyon biçiminin kesinlikle değişmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü Türkiye’de bakanlıkların birbirlerini talimatlandırması diye bir şey söz konusu değil. En fazla rica edebilir, mevzuata göre yazı yazabilir, bu kadar.”
Engelli bireylerin bakım sorumluluğunun büyük ölçüde ailelere, özellikle de kadınlara yüklendiğini vurgulayan Erken, sosyal politikaların bireyin vatandaşlık hakları temelinde oluşturulması gerektiğini söyledi:
“Türkiye’de en değersizleştirilmiş kavramlardan belki de birincisi kadın emeği. Bunun adına görünmez emek denmesini de ben hiç hoş bulmuyorum. Görün yani, ne demek görünmez? Daha nasıl gösterelim ki bu emeğimizi? Yıllardır anlatıyoruz sonuç olarak. Ama zaten sen doğurdun, senin sorumluluğun gibi algılanıyor.”








