Direnç Hikâyeleri (13): İnsan neden iradesinden korkar? Prof. Dr. Hasan Aydın anlatıyor

İSTANBUL (Medyascope) – İnsan neden iradesinden korkar? Direnç Hikâyeleri’nde bu hafta 19 Mayıs Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Hasan Aydın, insan iradesini, teslimiyet ile direniş arasındaki felsefi farkı ve ölümün hayata kattığı anlamı Nur Betül Aras’a anlattı.

19 Mayıs Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Hasan Aydın, Direnç Hikâyeleri’nde inanan ve bilen insan ayrımını, sorumluluk almaktan kaçan “teslimiyetçi” yapıları ve mevcut durumu değiştirmeye çabalayan “müdahaleci” iradeyi değerlendirdi. Aydın, Sisyphos mitosundan yola çıkarak ölüm gerçeğine rağmen insanın neden mücadele etmesi gerektiğini, gerçek direncin ne anlama geldiğini ve felsefi düzlemde iyi bir yaşamın sınırlarını Nur Betül Aras’a anlattı.

“Teslimiyetçi insan sorumluluktan kaçar”

Aydın, bilen insan ile inanan insan arasındaki farkı varoluşsal olarak değerlendirerek, asıl ayrımın “teslim olan” ile “müdahale eden” (eyleyen) arasında olduğunu aktardı:

“İrade yalnızca bir şeyi yapabilme yetkisi değil, mevcut olan ile mümkün olan arasındaki mesafeyi görebilme ve bu mesafeyi kapatmaya çalışma gücüdür. Bilen ve müdahale eden insan; tartar, seçim yapar ve karşılaştığı sonucun sorumluluğunu üstlenir. Teslimiyetçi insan ise sorumluluğu bir başkasına devreden, sorumluluktan kaçan bir insandır. Özgürlük, sorumluluk getirdiği için insanlar iradeden korkar.”

İnsan neden iradesinden korkar? (
Direnç Hikâyeleri (13): İnsan neden iradesinden korkar? Prof. Dr. Hasan Aydın anlatıyor

“Ölüm, eylemi anlamsızlaştırmaz, sınır koyar”

Yunan mitolojisindeki Sisyphos efsanesine ve Albert Camus’nün felsefesine değinen Aydın, insanın eylemlerinin ve yaşamının ölümlü olması nedeniyle anlamsızlaşmayacağını, aksine sonluluğun hayata değer kattığını belirtti:

“Bir şeyin sonsuza kadar sürmemesi onun anlamsız olduğunu gösterir mi? Bir müziğin sonunun gelmesi müziği anlamsızlaştırır mı? Sanmıyorum. Her şey sonsuz olsaydı, seçim yapma işi sorunlu hale gelirdi. İnsan hayatının anlamı, ölümü ortadan kaldırmakta değil, ölüm bilgisine rağmen eylemde bulunabilmesinde ortaya çıkar. Ölüm eylemi anlamsızlaştırmaz, aksine eyleme bir sınır koyar.”

Gerçek direnç sonuca odaklanmaz

Direnen insanın sadece dışsal zorluklara değil, içindeki kolaycılığa ve teslimiyet arzusuna da karşı koyduğunu vurgulayan Aydın, gerçek mücadelenin kazanma garantisi olmadan sürdürülebilmesi gerektiğini dile getirdi:

“Gerçek direnç çoğu zaman sonucu bilmeden direnmek demektir. Kesin kazanacağımı bilseydim direnmek daha kolay olurdu. Ama gerçek direnç, ‘Kaybedebilirim, yenilebilirim ama yine de değerlerim gereği bunu yapmam gerekir’ diyebilmektir. Direnen insan, sonuca değil eyleminin gerekçesine güvenir. Haklı olduğuna, doğru olduğuna inanır. Sadece sonuç üzerine kurulmuş bir direnç, sonuç alınamadığında çöker.”

“Geleceği teslim olanlar değil, direnenler kurar”

İnsanın “bilmek, seçmek ve direnmek” ekseninde anlam bulduğunu söyleyen Aydın, başkalarının hayatını yaşamak yerine irade göstermenin önemine dikkat çekerek şöyle konuştu:

“Bilmeden yaşamak, başkasının verdiği hayatı yaşamaktır. Seçmeden yaşamak, iradeyi ve sorumluluğu terk etmektir. Direnmeden yaşamak ise mevcut olanı değişmez kabul etmektir. Benim hayatım dediğimiz şey, teslim olanların değil, direnen insanların sahip olduğu bir husustur. Gelecek, teslim olanların değil, direnen insanların kurduğu bir şeydir.”

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş