İSTANBUL (Medyascope) – Direnç Hikâyeleri’nde bu hafta 6 Şubat depremlerinde Kahramanmaraş’taki Ezgi Apartmanı’nda oğlunu, gelinini ve altı aylık torununu kaybeden Nurgül Göksu, üç buçuk yıldır sürdürdüğü adalet mücadelesini Nur Betül Aras’a anlattı.
6 Şubat depremlerinde Kahramanmaraş’taki Ezgi Apartmanı’nda oğlunu, gelinini ve altı aylık torununu kaybeden Nurgül Göksu, Direnç Hikâyeleri’nde deprem öncesindeki şikâyetleri, binadaki usulsüz tadilat iddialarını, kamu görevlilerinin sorumluluğunu, Kervan Pastanesi sahiplerinin yargılandığı dava sürecini ve yaşadığı kayıpların ardından neden mücadeleden vazgeçmediğini Nur Betül Aras’a anlattı.
Göksu, enkaz alanına ancak depremin ikinci gününün sonunda ulaşabildiğini, müdahalenin ise dördüncü günün sonunda başladığını anlattı. Azerbaycan’dan gelen ekibin ekipman olmadığı için çalışmaya başlayamadığını söyleyen Göksu, daha sonra artçı depremler nedeniyle çalışmaların tekrar durduğunu aktardı. Oğlu, gelini ve torununa sekizinci günün sonunda ulaşılabildiğini belirten Nurgül Göksu yaşadıklarını şöyle anlattı:
“Dördüncü günün sonunda ekiplmanlar geldi.Azerbeycanlı ekip dördüncü günün sonunda çalışmaya başladı. Sonra artçı sarsıntılar olmaya başladı. Beşinci günün sonunda onlar da bıraktılar. Sonrasında gönüllü ekipler çalıştı.Sekizinci günün sonunda, akşam saat 18:30 gibi önce oğlumu, sonra torunumla gelinimi birlikte çıkarttılar. 13 Şubat akşamı çocuklarımı siyah çöp torbalarıyla defnettim.”

Enkaz başında delil nöbeti
Çocuklarını defnettikten sonra Ezgi Apartmanı’nın enkazına geri dönen Göksu, burada apartmanın altında bulunan işyerinde yapılan tadilatlara ilişkin delillerin kaybolabileceği endişesiyle günlerce nöbet tuttuğunu söyledi.
Yan taraftaki binanın üç kez yıkılmak istendiğini anlatan Göksu, bunun enkazdaki delillere ulaşmasını engelleyeceğinden şüphelendiğini belirtti:
“Ben o enkazın başında delil nöbeti tutarken bu yan taraftaki bahsettiğim apartmanı yıkmak için üç kere geldiler. Üç kere. Ben enkazda delil nöbeti tutuyorum, orada bulacak olduğum o kesilen kolonu falan bulacağım, malzemeleri bulacağım ya, delilleri bulacağım ya. Üç kere yıkmaya geldiler. En sonunda kepçeciye dedim ki, ‘Bak sen bu binayı yıkamazsın. Ben bu kepçenin önüne kendimi atarım. Sen önce beni ezeceksin, ondan sonra bu binayı yıkabilirsin ancak.”








