İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, Erenköy Cemaati olarak bilinen yapının kurumu Aziz Hüdayi Vakfı’nın “toplumsal çürüme” başlıklı açıklamasını değerlendirdi. Fon krizinin denetimsizlik, göz yumma ve kayırmacılığın sonucu olduğuna dikkat çeken Çakır, iktidara yakınlığıyla bilinen cemaatin açıklamasını “çok net bir karşı duruş, bir meydan okuma” olarak nitelendirdi.
Ruşen Çakır, “Nakşibendiliğin Erenköy cemaati yaşananların adını koydu: Toplumsal çürüme” başlıklı yayınında Ekrem İmamoğlu’nun Silivri’de başlayacak savunmasını ele almayı planladığını ancak Aziz Hüdayi Vakfı’nın açıklamasının dikkatini çektiğini söyledi. Nakşibendiliğin Erenköy koluna bağlı vakfın, Türkiye’de ve yurtdışında eğitim alanında faaliyet gösterdiğini, ticarette de güçlü bir yapı olduğunu belirten Çakır, cemaatin iktidarla yakın ilişkilerine rağmen geçmişte bazı konularda görüş ayrılıkları yaşandığının öne sürüldüğünü hatırlattı.
“Toplumsal çürüme” tartışması

Çakır, vakfın açıklamasında sanal bahis, uyuşturucu ve televizyon dizileri üzerinden dile getirilen toplumsal çürüme eleştirilerinin yanı sıra fon krizine de yer verilmesine dikkat çekti. Açıklamada fon krizinin, çürümenin ekonomik alana da yayıldığının göstergesi olarak sunulduğunu aktaran Çakır, “Helali haramı ayırmadan köşeyi dönmek marifet oldu” sözünün altını çizdi.
Çakır’a göre açıklamanın en önemli yanı, fon krizini münferit bir olay olarak görmemesi ve sorumluluğu denetim mekanizmalarına ve iktidarın uygulamalarına uzanan bir çerçevede ele almasıydı.
“Denetimsizliğin, göz yummanın ve kayırmacılığın sonucu”
Vakfın açıklamasındaki “Son kriz bir kaza değil. Denetimsizliğin, göz yummanın ve kayırmacılığın sonucudur” ifadelerine dikkat çeken Çakır, metinde sorumluların hesap vermesi gerektiğinin vurgulandığını belirtti.
Çakır, açıklamada doğrudan isim verilmese de denetimsizlik, kayırmacılık ve sorumluların hesap vermesi üzerinden ülkeyi yönetenlere yönelik bir eleştiri bulunduğunu söyledi.
Vakfın ahlak vurgusunun da yalnızca bireysel davranışlarla sınırlı olmadığını belirten Çakır, açıklamadaki şu ifadeleri aktardı:
“Yolsuzluğa, torpile ve kul hakkına susan ahlaktan bahsetme hakkını da kaybeder.”
Çakır, bu çıkışın, iktidarın fon krizini yönetmeye ve gündemden düşürmeye çalıştığı bir dönemde geldiğini belirterek açıklamanın önemine işaret etti. Erdoğan’ı yakından tanıyan ve iktidara yakın bir cemaatin böyle bir açıklama yapmasının siyasi riskler taşıdığını ifade eden Çakır, bunun ne ölçüde etkili olacağının ise zamanla görüleceğini söyledi.
Deşifreyi hazırlayan: Gülden Özdemir
“Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar.
Bugün Silivri’de Ekrem İmamoğlu’nun savunması başlıyor, cumartesi günü dahil dört gün boyunca savunma yapabilecek. Buna avukatların savunması da dahil, açıkçası bu kadar uzun bir süre verilmiş olması beni biraz şaşırttı, yargıcın, mahkeme reisinin kısa tutturmak isteyeceğini düşünmüştüm ama dört gün, tabii ki avukatlarınki de dahil olmak üzere, yine de fena değil ve bir siyasi savunmaya tanık olacağız belli ki. Ben de ilk günü, yani bugünü Silivri’de bunu izleyeceğim, sonraki günlerde ne kadarını izleyebileceğimi bilemiyorum ama yakından takip edeceğim. Ve bu sabahın yayınını da bu konuya ayırmayı düşünüyordum, fakat dün akşam saatlerinde sosyal medyada önüme bir metin düştü, Aziz Hüdai Vakfının bir çağrısı: “Toplumsal çürümeyi kabullenmiyoruz, insan kalmak için bir çağrı…” İki sayfalık bir şey. Şimdi burada şunu vurgulamak lazım, Mahmud Hüdai Vakfı, bu Türkiye’de Nakşibendiliğin Erenköy cemaati olarak bilinen yapısının, kolunun kurumu, başında Osman Nuri Topbaş var. Osman Nuri Topbaş’ın liderliğindeki diyelim ya da şeyhliğindeki bu cemaat Türkiye’de belli bir, özellikle cumhuriyet tarihinin belli bir anından itibaren önemli roller oynadı. Ticaret alanında çok güçlüler, zaten en çok güçlü oldukları yerlerden birisi de bu. Ama eğitim alanında sadece Türkiye’de değil, Türkiye dışında da — Suriye’de de varlar, Orta Asya’da da varlar — faaliyet gösteren çok önemli bir yapı ve iktidara yakın bir yapı olarak bilinir, fakat zamanında BİM marketlere getirilen cezalar gibi konularda iktidarla, Erdoğan yönetimiyle aralarında sorun çıktığı da iddia edilmişti ve ben de o tarihlerde bununla ilgili yayınlar yapmıştım. Şimdi burada toplumsal çürüme… Toplumsal çürüme lafını ilk bize kim söyledi? Aralık 2023’te bir kadın sosyal bilimci bir sokak röportajında söyledi, Zeliha Bürtek söyledi. Bir ona bakalım, sonra devam edelim.
Soru: Durumlar nasıl, geçinebiliyor muyuz?
Zeliha Bürtek: Yani bilinen bir şey sorulur mu? Bence Türkiye’nin başka bir gerçekliği var, bu gerçeklik iktisadi gerçeklik değil; sosyal çürüme var şu anda Türkiye’de. Dünya tarihi iktisadi olarak her zaman toparlandı, bir sürü krizler gördü, ekonomi her zaman toparlanır, kapital kendini yok etmez ama sosyal çürümeyi düzeltemezsiniz. Şu anda Türkiye’de sosyal çürüme var, bunun düzelmesi için… Çok zor, çok zor, dönüşü olmayan bir yerdeyiz.
Evet, elinde kedisiyle, kedisini taşırken bir kadın, vatandaş olarak soruluyor, sonra öğreniliyor ki sosyolog ve daha sonra medyaya da çıktı, Medyascope‘ta da kendisini konuk ettik. O “sosyal çürüme” diyordu, Erenköy cemaati “toplumsal çürüme” diyor. Evet, Osman Nuri Topbaş şu andaki fiilen bu cemaatin başındaki kişi. Burada birtakım hususlar var: sanal bahis var, televizyonlarda cemaate göre fuhşu teşvik eden diziler, yayınlar var, sanal bahis var ve uyuşturucu var, bunlar var; ama bir de fon var, fon krizi var. Şimdi tabii ki en çarpıcı yönü bu, dün de nitekim birtakım yayın organları oradan bu olayı gördü. Toplumsal çürüme derken bir İslami cemaatin kumardan, uyuşturucudan, fuhuştan bahsetmesi çok normal. Ama 25 yıldır ülkeyi yöneten bir parti, İslami iddialı bir parti diyelim ve Erdoğan, Erdoğan’ın dindarlığı ve zaten cemaat de Erdoğan’ı çok yakından tanıyor, buna karşılık şunu diyor cemaatin bildirisinde: ‘‘Fon krizi çürümenin cüzdana da sıçradığını ilan etti. Helali haramı ayırmadan köşeyi dönmek marifet oldu’’ diyor. Yani çürümenin bir ayağı olarak fon krizini gösteriyor, ama bir diğer husus da şu: ‘‘Fon krizi bir kaza değil; denetimsizliğin, göz yummanın ve kayırmacılığın sonucudur. Suçlular ve sorumlular hesap vermeden kimse güvenden söz edemez.’’
Burada kim eleştiriliyor? Tabii ki ülkeyi yönetenler. Adı verilmiyor tabii ama bu ‘‘göz yumma, denetimsizlik, kayırmacılık, suçlular ve sorumlular’’, yani bir burada haksız yere para kazananlar ya da parayı ceplerine atanlar ve de bu zemini hazırlayan sorumlulardan bahsediyor. Bu çok net bir karşı duruş, bir meydan okuma aslında. Ve bir diğer bölümünde de şöyle bir şey var: ‘‘Sadece şikayet eden, alternatif üretmeyen, güçlünün yanlışına susup sadece zayıfın hatasını dile getiren bir ahlak söylemi — bu çok çarpıcı — güçlünün yanlışına susup sadece zayıfın hatasını dile getiren bir ahlak söylemi inandırıcılığını kaybetmeye mahkûmdur. Yolsuzluğa, torpile ve kul hakkına susan ahlaktan bahsetme hakkını da kaybeder.’’ Geçen bir yayın yapmıştım biliyorsunuz, ‘‘72 saat bile sürmeyen çıkış’’ demiştim. Serkan Bayram’dı yanlış hatırlamıyorsam, AK Parti’nin İstanbul milletvekilinin fon krizi çıkışı. Sonra özür diledi vesaire. Ama Erenköy cemaatinin böyle bir şey yapacağını sanmıyorum. Tabii ki diyeceklerdir ki, ‘‘Biz bunu ortaya söyledik. Burada yanlış olan nedir?’’ diyeceklerdir herhalde, ama böyle bir ortamda tam fon krizini iktidar bir şekilde yönetmeye çalışırken, sümen altına atmaya çalışırken bu çıkış benim için çok önemli. Ne kadar etkili olur bilmiyorum, ama bir cemaat, Erdoğan’ı çok yakından tanıyan bir cemaat risklerini bilerek — çok riskli bir çıkış, o kesin — bunları söylüyorsa buraya değinmek, altını çizmek lazım diye düşündüm. Bundan sonrasının ne olacağını bakalım görelim. Artık yarın sabah size Silivri’den izlenimlerimi anlatırım, Ekrem İmamoğlu’nun beklenen savunmasının ilk izlenimleri. Neler söylediklerini yarın sabah anlatırım. Ama bugün bir aksilik olmazsa saat 13.00’te Silivri’den de canlı yayında ilk aşamasını, en azından savunmanın ilk aşamasını sizlere aktaracağız.
Bugünün ithafı yıllar önce 33 yaşında hayatını kaybetmiş bir kült isim diyelim. Kült mü deniyor, öyle diyelim, fetiş oldu artık. Bruce Lee’den bahsetmek istiyorum. 1973’te öldü, bizim çocukluğumuz Bruce Lee ile geçti, karate filmleriyle geçti ve hâlâ, hâlâ çok konuşulan, edilen bir isim Bruce Lee, efsane bir isim, 33 yaşında ölmesine rağmen. Bir Çinli ama San Francisco’da doğmuş, sonra Hong Kong’da büyümüş. Sonra tekrar ABD’ye gelmiş, üniversite okumaya Washington eyaletinde Seattle’a yerleşiyor. Ama Uzak Doğu sporları eğitimi veriyor ve filmler, Hong Kong’da çevirdiği filmler, ABD’de çevirdiği filmler ve tüm dünyanın bildiği ve en önemlisi de bu Uzak Doğu sporlarının, ki genellikle dövüş sanatı olarak da söyleniyor, onların tüm dünyaya yayılmasına neden oluyor. Çocukluğumuzda İstanbul’un dört bir tarafında salonlar açıldığına tanık olmuştuk. Eşiyle görüyorsunuz. O tarihte, evlendikleri tarihte, 1964, üniversiteden arkadaşı. Farklı ırklar arasında evlenmek çok mümkün değilmiş ve gizlice evlenmişler. Ve oğlu da o da erken öldü. Brandon Lee de sinemada bir şeyler yapmaya çalıştı, ama o da erken bir yaşta hayatını kaybetti. Bruce Lee sadece dövüş sporları yapan değil, dövüş sporlarıyla birlikte Uzak Doğu dinlerini ve felsefesini de anlatan, anlatmaya çalışan birisiydi. Zen Budizm, Taoizm gibi inanışları tüm dünyaya bir şekilde aktarmaya çalışan birisi. Bir de, bilmiyordum, şiir de yazarmış, çok değişik şiirlermiş, hiç karşıma çıktığını hatırlamıyorum. Ama biz zaten Bruce Lee’yi çocukken gördük, o zaman onun şiirleriyle ilgilenecek yaşta değildik ve öyle imkanlarımız da yoktu. Ama bugün yıllar sonra hâlâ Bruce Lee’yi ben hatırlıyorsam, herhalde dünyanın dört bir tarafında da hatırlanıyordur. Ki ben hiç karate, taekwondo öyle şeylerle ilgilenmedim, ama izledik, bütün filmlerini izledik. Böyle bir seri halinde hareketler yaptığı, çok insanın ağzı açık kalırdı ve tabii ki sonra yatılı okulda, yatakhanede herkes birbirine karate hareketleri çekerdi. Bruce Lee’yi saygıyla ve sevgiyle anıyorum.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.“







