Nur Mehmet Güler yazdı: Sosyalizmin geleceği ve yeni enternasyonal arayışı – I

Özgürlüğe, eşitliğe ve daha güzel bir dünyaya duyulan güçlü inanç ve ruhu yeniden yaratmak…

Marx ve Engels’in 1848 yılında yayımladıkları Komünist Manifesto, “Bütün ülkelerin işçileri, birleşin!” çağrısıyla bitiyordu. Bugün bu çağrıyı “Dünyanın bütün kadınları, bütün gençleri, bütün emekçileri, bütün gazetecileri, bütün çevrecileri… birleşin!” diyerek genişletmek mümkün. Kapitalizmin küresel sömürüsünden etkilenen bütün sınıfları ve toplumsal grupları ortak bir mücadele ve dayanışma ağı içerisinde buluşturmak, yeni bir sosyalist enternasyonal arayışının başlangıcı olabilir.

Sermaye ulusal sınırları aştıkça sömürü, savaş, ekolojik yıkım, yoksulluk, göç ve toplumsal eşitsizlikler de küresel ortak sorunlar olarak karşımıza çıkıyor. Peki, alternatif arayan sosyalist, demokratik, feminist, ekolojik ve özgürlükçü hareketler neden aynı ölçüde dayanışma ve ortaklaşma ağları kuramıyor? Dünyanın farklı bölgelerinde özgürlük ve eşitlik için mücadele eden milyonlarca insanın ortak bir gelecek arayışında buluşmasının önündeki engeller neler?

Yeni bir sosyalist enternasyonali gerekli kılan temel çelişkilerden biri budur. Küresel ölçekte örgütlenen sermaye ve iktidar ilişkileri karşısında demokratik toplumun özgürlükçü güçleri nasıl ortaklaşacak? Bu ortaklaşmanın geçmiş enternasyonal deneyimlerinden farkı ne olacak? Daha önemlisi, farklı ülkelerde ve farklı koşullarda mücadele eden insanların ortak bir düşünce ve dayanışma ruhu geliştirmesi mümkün mü?

Bu sorulara yanıt bulabilmek için sosyalizmin tarihsel mirasını, kapitalizmin değişen karakterini, dünyanın farklı bölgelerinde gelişen toplumsal arayışları ve mücadele eden hareketleri birlikte değerlendirmek gerekiyor.

Nur Mehmet Güler yazdı: Sosyalizmin geleceği ve yeni enternasyonal arayışı - I
Nur Mehmet Güler yazdı: Sosyalizmin geleceği ve yeni enternasyonal arayışı – I

Enternasyonalizmin tarihsel mirası

1864 yılında kurulan Birinci Enternasyonal, resmî adıyla Uluslararası Emekçiler Birliği (International Workingmen’s Association), Amerika ve Avrupa ülkelerindeki işçi örgütlerini, sendikaları, sosyalistleri ve anarşistleri ortak mücadele içerisinde buluşturmayı amaçlıyordu. Başlangıçta tek bir ideolojik çizgiye dayanmıyordu. Marx ile Bakunin arasındaki devlet, iktidar ve toplumsal özgürleşme tartışmaları, sosyalist hareketin sonraki tarihini de etkileyecek önemli bir ayrışmayı ortaya çıkardı. Toplumun özgürleşmesi devlet iktidarının ele geçirilmesiyle mi, yoksa toplumun kendi özgür örgütlenmesini geliştirmesiyle mi gerçekleşecekti?

1889’da kurulan İkinci Enternasyonal, sosyalist partilerin uluslararası örgütlenmesini daha geniş bir siyasal alana taşıdı. Ancak Birinci Dünya Savaşı sırasında birçok sosyalist parti kendi devletinin savaş politikalarını destekledi. Enternasyonal dayanışma, milliyetçilik karşısındaki ilk büyük sınavında kırılganlığını gösterdi.

1919’da kurulan Üçüncü Enternasyonal, yani Komünist Enternasyonal (Comintern), Ekim Devrimi’nin yarattığı olanaklarla dünya devrimini örgütlemeyi hedefledi. Fakat zamanla Sovyetler Birliği’nin devlet çıkarları uluslararası komünist hareket üzerinde belirleyici olmaya başladı. Komintern’in 1943’te feshedilmesinden sonra 1947’de kurulan Komünist Enformasyon Bürosu (Cominform), komünist partiler arasında koordinasyonu yeniden geliştirmeyi amaçladı. Bu deneyimler özellikle sömürgeciliğe karşı mücadelelere önemli katkılar sağladı. Aynı zamanda uluslararası dayanışmanın devlet politikalarına bağımlı hâle gelmesinin yarattığı ciddi sorunları da ortaya çıkardı.

Avrupa sosyal demokrasisi farklı bir yol izledi. 1951’de yeniden kurulan Sosyalist Enternasyonal (Socialist International), sosyal demokrat ve sosyalist partileri uluslararası düzeyde bir araya getirdi. Bu geleneğin önemli bir bölümü zamanla kapitalist piyasa ekonomisi ve liberal demokratik kurumlarla uyumlu bir sosyal devlet anlayışına yöneldi. Sosyal haklar ve demokratik özgürlükler bakımından önemli kazanımlar sağladığı inkâr edilemez. Ancak kapitalist üretim ve mülkiyet ilişkilerini köklü biçimde dönüştürme hedefi büyük ölçüde terk edildi ya da geri plana itildi.

Bu deneyimlerin her birini sosyalist enternasyonalizmin tarihsel mirasının parçaları olarak görmek gerekir. Aynı zamanda devlet, iktidar, demokrasi ve toplumsal özgürleşme arasındaki ilişkiyi bu tarihsel pratiklerin yaşadığı sorunlardan hareketle yeniden tartışmakta yarar var.

Marksist hareketlerin günümüz dünyasındaki yeri

Yeni bir sosyalist enternasyonal arayışında yaklaşık iki yüzyıllık Marksist düşünce ve mücadele geleneği göz önünde bulundurulmalı. Zira sosyalizm sadece 20. yüzyılın devlet deneyimlerinden ibaret değil. İşçi hareketleri, sendikal mücadeleler, sömürgeciliğe karşı direnişler, toplumsal eşitlik arayışları ve demokratik hak mücadeleleri içerisinde gelişen geniş bir tarihsel birikime sahip.

Bugün dünyanın hemen her bölgesinde kendisini Marksist, komünist veya devrimci sosyalist olarak tanımlayan siyasal hareketler varlığını sürdürüyor. Yunanistan Komünist Partisi, Portekiz Komünist Partisi, Türkiye’deki çeşitli sosyalist ve komünist partiler, Hindistan Komünist Partisi ve Hindistan Komünist Partisi (Marksist) gibi örgütler geleneksel komünist hareketin farklı örneklerini oluşturuyor. Fransa ve İspanya’daki komünist partiler, Avrupa’nın parlamenter solu ve toplumsal hareketleri içerisinde faaliyet yürütüyor. Rusya Federasyonu Komünist Partisi de Sovyetler Birliği sonrasında oluşan siyasal düzende komünist kimliğini sürdüren önemli partiler arasında sayılabilir.

Troçkist, Maoist, özgürlükçü Marksist ve ekososyalist gelenekler farklı devrim, devlet ve demokrasi anlayışları geliştiriyor. Dördüncü Enternasyonal’in (Fourth International) 2025 yılında kabul ettiği ekososyalist manifesto, klasik Marksist düşüncenin ekolojik kriz, kadın özgürlüğü ve kapitalist büyüme eleştirisiyle yeniden ilişkilendirilmesinin önemli örneklerinden biridir. Bu gelenek içerisinde de sosyalizmin tarihsel mirasının nasıl yenilenebileceği tartışılıyor.

Geleneksel komünist hareketlerin uluslararası ilişkileri de devam ediyor. Uluslararası Komünist ve İşçi Partileri Toplantıları (International Meetings of Communist and Workers’ Parties), farklı ülkelerden komünist partilerin barış, savaş, ekonomik sömürü ve uluslararası dayanışma konularında ortak değerlendirmeler yapabildiğini gösteriyor. Ancak bu örgütlenmelerin aynı devlet, demokrasi veya sosyalizm anlayışını paylaştığını söylemek mümkün değil.

Çin, Küba, Vietnam ve Laos gibi ülkelerde komünist partiler devlet yönetimini sürdürüyor. Ancak bu ülkelerin ekonomik sistemleri, siyasal kurumları ve toplumsal ilişkileri birbirinden önemli ölçüde farklı. Özellikle Çin deneyimi, komünist parti yönetimi altında piyasa ilişkilerinin, özel sermaye birikiminin ve küresel kapitalist üretim ağlarının nasıl gelişebildiği sorusunu gündeme getiriyor. Bir partinin komünist adını taşıması, temsil ettiği ekonomik ve siyasal düzenin kendiliğinden sosyalist olarak değerlendirilmesi için yeterli değil.

Bununla birlikte geleneksel Marksist hareketlerin tamamını devletçi veya otoriter bir anlayışla özdeşleştirmek de doğru olmaz. Dünyanın farklı bölgelerinde demokratik haklar, sendikal özgürlükler, emekçilerin örgütlenmesi, barış ve toplumsal eşitlik için mücadele eden önemli Marksist hareketler var.

Burada esas mesele, geçmişin düşünce ve siyaset mirasının nasıl değerlendirileceğidir. Marx’ın kapitalist sömürüye ilişkin eleştirisi, sınıfsız toplum hedefi ve emeğin uluslararası dayanışması düşüncesi günümüzde de önemini koruyor. Bununla birlikte devlet, iktidar, demokrasi, kadın özgürlüğü, ekoloji ve toplumsal öz yönetim konularındaki yeni tartışmalar sosyalist düşüncenin kapsamını genişletti.

Yeni enternasyonal arayışı, Marksist hareketlerle diğer demokratik ve özgürlükçü toplumsal hareketler arasında yeni bir ayrışma yaratmamalı. Aksine Marksist düşüncenin tarihsel birikimini feminist, ekolojik, anarşist, demokratik sosyalist ve komünal toplum arayışlarıyla eleştirel bir ilişki içerisinde buluşturmalıdır. Elbette hiçbir düşünsel gelenek kendisini ortaklaşmanın tek merkezi veya tartışılmaz doğrusu olarak görmemelidir. Kritik koşul budur.

Yeni sosyalist paradigma neyi değiştiriyor?

Yirminci yüzyıl sosyalizminin önemli bir bölümü, toplumsal dönüşümün merkezine devlet iktidarının ele geçirilmesini yerleştirdi. Devrim siyasal iktidarın değiştirilmesiyle başlayacak, ekonomik ve toplumsal ilişkiler yeni devletin öncülüğünde dönüştürülecekti.

Bu yaklaşım tarihsel olarak önemli dönüşümler yarattı. Ancak devletin toplum üzerindeki belirleyiciliğinin artması, sosyalizmin özgürlük ve demokrasi iddialarıyla ciddi çelişkiler doğurdu. Parti ile sınıfın, devlet ile toplumun, siyasal iktidar ile toplumsal özgürleşmenin aynı şey olmadığı reel sosyalist deneyimlerle daha açık biçimde görüldü.

Bugün sosyalist düşünce içerisinde gelişen yeni arayışların önemli bir bölümü bu ilişkileri yeniden tartışıyor. Sosyalizmin sadece devlet mülkiyetiyle, merkezî planlamayla veya siyasal iktidarın el değiştirmesiyle tanımlanamayacağı düşüncesi daha geniş bir teorik tartışma alanı oluşturuyor.

Sosyalizm, gelecekte ulaşılacak tamamlanmış bir devlet düzeni olarak mı, yoksa bugünden başlayarak inşa edilen demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü toplumsal ilişkiler bütünü olarak mı ele alınmalıdır? Sorunun yanıtına göre iki ayrı siyaset teorisi ve strateji ortaya çıkıyor.

Birinci yaklaşım yirminci yüzyılda uygulandı ve reel sosyalizm deneyimini doğurdu. İkinci yaklaşım ise sosyalizmin kuruluş anlayışında önemli bir değişime işaret ediyor. Bu anlayışa göre demokratik toplumun inşası, devletin hemen ortadan kaldırılması değil, toplumun kendi siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel yaşamını örgütleme gücünü geliştirmesi anlamına geliyor. Devletin demokratik dönüşümüyle toplumun demokratik örgütlenmesi birbirini tamamlayan süreçler olarak değerlendiriliyor. Bunu uzun bir demokratik geçiş aşaması olarak görmek mümkün.

Burada önemli olan, devletin toplum adına hareket eden tek belirleyici güç hâline gelmesini önlemektir. Örgütlü toplumun demokratik siyaset aracılığıyla kamusal kurumların dönüşümünü sağlaması farklı bir ilişki biçimi oluşturur. Ancak demokratik katılımın biçimsel mekanizmalarla sınırlı kalmaması gerekir. Zira bu kurumların da zamanla yeni güç merkezlerine dönüşmesi mümkündür.

Komünler, kooperatifler, yerel meclisler, üretici birlikleri, kadın örgütlenmeleri ve toplumsal dayanışma kurumları bu dönüşümün farklı araçları olabilir. Ancak komünal toplum tek bir örgütlenme modeline indirgenemez. Esas olan insanların yaşamlarını ilgilendiren kararları birlikte almaları, üretim ve paylaşım ilişkileri üzerinde demokratik denetim geliştirmeleri ve kendi toplumsal varlıkları üzerinde söz sahibi olmalarıdır.

Bu yaklaşımın en önemli katkısı şu olabilir: Yeni bir enternasyonal, farklı ülkelerdeki hareketleri tek bir devrim stratejisine bağlamak yerine onların kendi demokratik toplumsal kuruluş deneyimlerini ortaklaştırmayı hedefleyebilir. Böylece sosyalizm, gelecekte kurulacak bir düzenin vaadi olmaktan çıkarak bugünden geliştirilen özgürlükçü ilişkilerin ortak mücadelesine dönüşebilir.

Nur Mehmet Güler yazdı: Sosyalizmin geleceği ve yeni enternasyonal arayışı - I
Nur Mehmet Güler yazdı: Sosyalizmin geleceği ve yeni enternasyonal arayışı – I

Nasıl bir insan, nasıl bir toplum, nasıl bir dünya?

Yeni sosyalist paradigmanın enternasyonal arayışını tartışırken ekonomik sömürüye karşı mücadeleyle birlikte insanı, toplumu, özgürlüğü ve doğayla ilişkimizi nasıl kavradığımızı açıklığa kavuşturmak gerekiyor.

İnsan, sadece ekonomik çıkarları doğrultusunda hareket eden bireysel bir varlık değil. Aynı zamanda toplumsal ilişkiler içerisinde gelişen, anlam, kültür, ahlak ve ortak yaşam üreten bir varlıktır. İnsanın özgürlüğü, toplumsal ilişkilerinden kopmasıyla değil, bu ilişkilerin özgürlükçü ve demokratik nitelik kazanmasıyla gelişir.

Bu nedenle yeni sosyalizm anlayışı, bireyin toplum içerisinde eritilmesini de toplumun birbirinden kopuk bireylerin toplamına indirgenmesini de kabul etmez. Bireysel özgürlük ile toplumsal özgürlüğü birbirini tamamlayan iki temel değer olarak ele alır. İnsanın insan üzerindeki tahakkümüne, ekonomik sömürüye, hiyerarşik egemenliğe, sömürgeciliğe, işgale, ırkçılığa ve cinsiyetçiliğe karşı çıkmak bu anlayışın temelini oluşturur. Ancak demokratik koordinasyon ile tahakküm arasındaki farkı da gözetmek gerekir. İnsanların ortak yaşamlarını yönetmek için oluşturdukları demokratik kurumlar, onların iradesini ortadan kaldıran iktidar mekanizmalarıyla aynı şey değildir.

Kadın özgürlüğü bu tartışmanın kurucu ilkelerinden biridir. Kadınların siyasal ve ekonomik yaşama eşit katılımı önemlidir. Ancak mesele bununla sınırlı değil. Kadınların kendi örgütlenmelerini, düşünsel ve siyasal güçlerini geliştirmeleri, toplumsal yaşamın bütün alanlarında eşit ve özgür özneler olarak yer almaları demokratik toplumun kuruluşunun temel koşulları arasındadır.

Doğayla ilişki de aynı bütünlük içerisinde yeniden düşünülmelidir. İnsan, doğanın dışında ve üzerinde konumlanan bir varlık değil. Doğanın kendi tarihsel gelişimi içerisinde ortaya çıkmış toplumsal bir varlıktır.

Antik Yunan felsefesine kadar uzanan ve modern toplumsal ekoloji düşüncesinde yeniden yorumlanan birinci ve ikinci doğa ayrımı burada önem kazanıyor. Birinci doğa fiziksel ve biyolojik dünyayı, ikinci doğa ise insanın tarihsel ve kültürel gelişimiyle ortaya çıkan toplumsal varoluşu ifade ediyor. Bu iki alan birbirinden kopuk değil. İnsan toplumu doğanın içerisinde gelişiyor ve onunla sürekli ilişki içerisinde varlığını sürdürüyor.

Öcalan’ın demokratik modernite yaklaşımında bu ilişki, birinci ve ikinci doğanın özgürlükçü bütünleşmesi üzerinden yeniden ele alınıyor. Üçüncü doğa olarak ifade edilen perspektif, insan toplumunun doğayla karşıtlık içerisinde değil, onunla uyumlu ve özgürlükçü ilişkiler kurarak gelişmesini hedefliyor.

Burada ekoloji sadece ormanların, nehirlerin veya canlı türlerinin korunmasıyla sınırlı kalmıyor. Üretimin, tüketimin, kentleşmenin, kültürün ve toplumsal yaşamın doğayla uyumlu biçimde yeniden düzenlenmesini gerektiriyor.

Dolayısıyla yeni sosyalist paradigmanın ortak nihai hedefi, özel mülkiyetin ortadan kalktığı sömürüsüz bir ekonomik düzen kurmakla sınırlı değil. Aynı zamanda insanın insanla, toplumla ve doğayla ilişkisini özgürlük, eşitlik, dayanışma ve karşılıklı sorumluluk temelinde yeniden kurmaktır.

Sınırsız, sömürüsüz, eşitlikçi ve özgür bir dünya hedefi bu değerlerin evrensel ifadesidir. Burada sınırsızlık, farklı toplumların kültürel ve tarihsel varlıklarının ortadan kaldırılması değil, devlet sınırlarının insanlar arasında düşmanlık, dışlanma ve eşitsizlik üretmesinin aşılması anlamına gelir.

Nur Mehmet Güler yazdı: Sosyalizmin geleceği ve yeni enternasyonal arayışı - I
Nur Mehmet Güler yazdı: Sosyalizmin geleceği ve yeni enternasyonal arayışı – I

Kapitalizmin yeni egemenlik biçimleri

Günümüz kapitalizmi, 19. ve 20. yüzyıl kapitalizminden önemli farklılıklar taşıyor. Sanayi üretimi ve ücretli emek sömürüsü varlığını sürdürüyor. Ancak finansal sermaye, küresel üretim zincirleri, dijital platformlar, veri ekonomisi ve yapay zekâ teknolojileri yeni güç yoğunlaşmaları yaratıyor.

Büyük teknoloji şirketleri, ekonomik kuruluş olarak faaliyet göstermenin çok ötesine geçerek iletişim altyapıları, bilgi akışı, kültürel üretim ve kamusal tartışmalar üzerinde önemli bir egemenlik alanı oluşturuyor. İnsanların neyi göreceği, hangi bilgiye ulaşacağı, nasıl iletişim kuracağı ve hangi teknolojik araçlarla çalışacağı az sayıdaki şirketin geliştirdiği sistemlere giderek daha fazla bağımlı hâle geliyor.

Yapay zekâ bu süreci yeni bir aşamaya taşıdı. Bilgi üretimi, bilimsel araştırma, çalışma yaşamı, eğitim, medya ve kamu yönetimi giderek daha fazla yapay zekâ sistemleriyle ilişkileniyor. Bu gelişmeler insanlığın ortak yaşamını kolaylaştırabilecek büyük olanaklar yaratıyor. Ancak teknolojinin mülkiyeti, geliştirilmesi ve denetimi sınırlı sayıdaki ekonomik ve siyasal güç merkezinde toplandığında yeni egemenlik ilişkileri ortaya çıkıyor.

Bu nedenle yeni sosyalist düşünce teknolojik gelişmeye karşı olmamalı. Aksine bilimsel bilginin özgürleşmesini, teknolojinin demokratik denetimini ve insanlığın ortak yararına kullanılmasını savunmalıdır.

Dijital platformlar üzerinden çalışan insanların çalışma koşulları, ücretleri ve sosyal güvenceleri de bu yeni ekonomik ilişkiler içerisinde şekilleniyor. Bir ülkede faaliyet gösteren şirketin üretim ve hizmet ağları başka ülkelerdeki emek süreçlerine bağlanabiliyor. Bu nedenle emek haklarının korunması, veri güvenliği ve teknolojik denetim konularında uluslararası ortak mücadele ihtiyacı giderek önem kazanıyor.

Kapitalizmin yarattığı sorunlar teknolojik egemenlikle de sınırlı değil. Ekolojik yıkım, doğanın sınırsız bir ham madde kaynağı olarak görülmesinden kaynaklanan üretim ve tüketim anlayışıyla doğrudan ilişkili. Savaşlar, silahlanma, sömürgeci ilişkiler ve küresel eşitsizlikler de bu sistemin farklı alanlardaki çelişkilerini derinleştiriyor. Kısacası kapitalizm insanı sadece sömürmüyor, doğayla birlikte giderek daha fazla yok ediyor.

Liberal demokrasi önemli bireysel haklar, hukuki güvenceler ve siyasal özgürlükler geliştirmiş olsa da ekonomik gücün toplumsal yaşam üzerindeki belirleyiciliğini ortadan kaldırmadı. Zaten böyle bir hedefi de yok. Kamusal alanın ticarileşmesi, kültür endüstrisinin yaygınlaşması ve bireyin giderek tüketici kimliği üzerinden tanımlanması, demokratik katılımın toplumsal temellerini adeta eritiyor.

Böyle bir dünyada emek mücadelesi önemini korusa da sosyalizmin uluslararası ortaklaşması, küresel kapitalizmin sömürü düzeninden etkilenen en geniş toplumsal kesimleri kapsamalıdır. Dünyanın farklı bölgelerinde aynı sorunlarla karşılaşan insanların birbirlerinin mücadelelerini sahiplenmesi, ulusal sınırları aşan yeni bir dayanışma bilinci ve ruhu geliştirmesi gerekiyor.

Yeni enternasyonal ihtiyacı, bu mücadelelerin farklılıklarını ortadan kaldırmaktan değil, aralarındaki ilişkiyi geliştirmekten doğabilir.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş