Faik Öcal yazdı: Dinin geleceği, insanın yarını, dünyanın sonu (4) – “Tekno Din’in tanrısı: Transhümanizm”

Steve Bruce ve Pascal Siegers, ateizmin ve agnostisizmin dindar topluluklara; ilgisizliğin ise seküler topluluklara mahsus tepkiler olduğu tespitini yaparlar (2017). İlginç olan şu ülkemizde çeyrek asırdır dindarları temsil ettiğini söyleyen AKP’nin iktidar olması ve buna rağmen gençler arasında dinlere ilgisizliğin, ateistlerin, deistlerin ve agnostiklerin sayısında artış olması.

“No religion” (ladinilik) dünyada en hızlı yayılan akımdır. Amerika’da 2009 yılında bir dine bağlı olmayanlar 38 milyonken, bu sayı 2019’ta 68 milyon olmuştur. Bunlara kısaca “the nones” (hiçbir şeyci) deniliyor. Bu akımın en önemli özelliği şudur: Din sıradan ve doğal bir şekilde önemini yitirmiyor. İnsanlar bilerek ve isteyerek ladiniliği tercih ediyorlar. Bu açıdan Zuckerman ve arkadaşlarının yazdığı Ladiniler kitabına göre (2016) sekülerizm artık dini kimliği reddeden yeni bir forma kavuşmuştur.

Transhümanizm
Faik Öcal yazdı: Dinin geleceği, insanın yarını, dünyanın sonu (4) – “Tekno Din’in tanrısı: Transhümanizm”

Pew’in 2021 verilerine göre 22 Avrupa ülkesinde, “Bir dine ya da mezhebe bağlı mısınız?” sorusuna “Hayır!” cevabını verenlerin genel nüfustaki oranı %43. Aynı araştırmaya göre Amerika’da “dinim yok” diyenlerin oranı %29’tur.

Callum Brown’un araştırmasına göre (2009) İskoç kilisesi 1997 yılında şu açıklamayı yapıyor: Sürekli üye kaybediyoruz. Bu gidişle 2033’te üyesiz kalacağız.

Stephen Bullivant’ın Amerika ve İngiltere’deki Katolikler üzerine yazdığı Kitlesel Çıkış kitabından (2016) şu sonuç ortaya çıkmaktadır: Daha önce ait olunan dini grup ne kadar katı ise dinsizliği terci etme ihtimali de o kadar artmaktadır.

Eski komünist ülkelerden Estonya’da 2011 verilerine göre “dinim yok” diyenler %65’tir.

Steve Bruce Amerika, Avrupa ve İngiltere’de yaptığı araştırmalardan (2014) şu sonuçlara ulaşıyor: Tüm dünyada dine yönelik ilgisiz bir tavır var. Her nesil bir öncekine göre dini kültüre bir kat daha yabancılaşıyor. Dinin dilde, sanatta ve diğer kültürel ögelerdeki toplumsal etkisi her geçen gün biraz daha azalıyor. Bu sosyokültürel kayıpla birlikte her yeni nesil, dinden entelektüel, sosyal ve duygusal anlamda biraz daha uzaklaşıyor. Özellikle genç nesil, entelektüel anlamda inanmıyor, sosyal anlamda dini oluşumlarla bağını koparıyor, din cenahında gördüğü olumsuz eylem ve söylemlerden dolayı psikolojik soğuma yaşıyor.

Ülkemizde durum nasıl acaba? Steve Bruce gibi cesur araştırmacılar maalesef bizde pek yok. Fakat biz kısaca şu tespiti yapabiliriz: Gençler arasında dinden psikolojik kopuşlar güçlü bir eğilim olarak varlığını devam ettirmektedir. Bu gençler İslamiyet’i temsil eden Müslümanların samimiyetsizliğine bakıp İslam’dan uzaklaşıyor. Çoğu da Tekno Din’in eline düşüyor.

Erich Fromm’a göre (2014) artık teknoloji yeni din, insan yeni Tanrı, astronotlar ise üst düzey papazdır. Teknoloji dininin yürürlüğe koyacağı hiçbir ahlaki prensibi yoktur. Onun tek prensibi var: Teknolojik olarak mümkün olan her şeyi yapmak. Teknolojik yeterlilik, bir ahlaki zorunluluk halini aldı, ahlakımızın temel kaynağı oldu.

Teknoloji nedir? Dinle ilişkisi nasıldır?

Faik Öcal yazdı: Dinin geleceği, insanın yarını, dünyanın sonu (4) – “Tekno Din’in tanrısı: Transhümanizm”

Alan Kay, teknolojiyi “sen doğduktan sonra icat edilen her şey” diye tanımlıyor. Danny Hilis ise teknolojiyi “daha tam olarak çalışmayan her şey” olarak tanımlıyor. Teknoloji bu haliyle her yeninin bir sonraki yeniyi doğurmak üzere kurgulandığı sonsuz bir oyuna dönüşüyor. Kazananın olmadığı ama her geçen gün dinin etkisinin azaldığı sibernetik bir oyun. Teknoloji bütün bir varlığıyla gücünü dünyaya kabul ettiriyor, karşımıza muazzam bir tekno diktatör çıkıyor. Din ise süratle akıp giden hayat karşısında afallamış vaziyette ne yapacağını bilemiyor ne tepki vereceğini kestiremiyor. Din kendi içinde guruplara ayrılmış, ayrışmış, parçalanmış vaziyette.

İnsanın molekül koleksiyonlarından ibaret olduğuna inanan bilim insanlarının sayısı her geçen gün artıyor. Onlara göre artık ahlak bile DNA’ların, kromozomların eseri olacak. Çünkü onlar, insanoğlunu enzim ve protein kodlarından oluşan biyokimyasal bir varlık olarak görüyorlar. Göz rengimizden, Alzheimer hastalığına kadar her şey genlerimizde diyorlar. Genetik manipülasyonla yaşam dokusunu değiştirebileceklerine ve nesiller arası aktarım yapabileceklerine inanıyorlar. Dahası, şimdiye kadar genlerin bizi kontrol ettiğini ama artık yeni teknolojiyle birlikte “bizim genleri kontrol edeceğimizi” düşünüyorlar. Ve Celia Deane-Drummond asıl can alıcı soruyu soruyor: Kaçımız hasta çocuğumuzun hayatını kurtaran genetik mühendisliğin ürettiği ilaçlara karşı çıkar?

Transhümanizm, bilim ve teknolojinin insanlığı hem fiziksel hem zihinsel hem de sosyal açıdan çok daha üst seviyelere ulaştıracağına inanan bir düşünce sistemidir. Bu, yapay zekayla, uzay keşifleriyle, genetik mühendisliğiyle, insan beyninin bilgisayara bağlanmasıyla, ömrün uzatılmasıyla olabilir. Peki bu nasıl olacak? İnsanoğlu, bilim ve teknoloji ile mevcut fiziksel ve zihinsel yapısının ötesine geçecek, biyolojik sınırlarını aşacak. İnsan artık eski insan olmayacak, yeni bir insan doğacak. İnsan trans olacak, bir üst versiyona evrilecek. Teknoloji eskiden insanoğlunun sosyal ve kültürel çevresini değiştirirken şimdi bizzat kendisini, biyolojik varlığını değiştirecek. Nanoteknoloji, biyoteknoloji, nöroteknoloji, sentetik biyoloji, moleküler biyoloji, gen bilimi, yapay zeka, sibernetik, robotik vb. transhümanizmin sıradan günlük kavramları olacak.

İnsanların zihinleri yapay bir bellekte (kovan zeka/hive mind) toplanarak ortak bir süper zeka oluşturacak. “Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz” şeklinde tanımlanabilecek bir tekillik (singularity) ortaya çıkacak. Teknoloji Nirvana’ya ulaşacak. Neticede insanoğlu adeta tanrısal niteliklere ulaşacak. Bunlar transhümanizmin geleceğe yönelik temel iddiaları. Böylesi bir durumda insan doğal olarak tanrılara tapmak yerine kendisine tanrı muamelesi yapacak. Bu durum, tabir caizse bir tür “teknolojik din” ortaya çıkaracak. Ray Kurzweil, transhümanizmin başucu kitabı olan İnsanlık 2.0 eserinde (2016) şunu söyler: Transhümanizmle birlikte insanın biyolojik evrimini bütünüyle tersine çevireceğiz… yeni insanın Tanrısı evrendeki madde ve enerjiyle buluşan büyü bir zeka olacak.

Faik Öcal yazdı: Dinin geleceği, insanın yarını, dünyanın sonu (4) – “Tekno Din’in tanrısı: Transhümanizm”

Peki, bizi nasıl bir gelecek bekliyor?

Hümanizmin ömrünü tamamladığı transhümanist süreçte insan, makine ile bütünleşecek, yeni bir kimliğe dönüşerek ve kendini aşarak adı transhüman olacak bir kimlik edinme çabası içinde olacak. Bu çabanın sonunda özgürlük el değiştirerek makinelere geçebilir. Hümanizm ile tanrılardan bağımsızlaşan insanoğlu, bu kez bir başka otoriteye, algoritmaya teslim olabilir. Yani bilginin sahibi, verileri hesaplayan algoritmalar olacak. İnsan artık “dataizm dini”nin (veri dininin) kontrolüne girecek. Artık insanın arzuları ve duyguları da biyokimyasal algoritmalara dönüşecek. İnsanoğlu ruhsal/kutsal bir varlık değil. Yapay zeka bu biyokimyasal algoritmaları insandan çok daha ileri bir düzeyde analiz edebilecek.

Ray Kurzweil’e göre Genetik, Nanoteknolojik ve Robotik (GNR) devrimlerin gerçekleşmesiyle insan beyninin karmaşık yapısı çözülecek. Yapay zeka vasıtasıyla insan beynine tıpkı bir bilgisayar gibi bilgi ve beceriler indirilebilecek. Makineler düşünce gücüyle kontrol edilebilecek. Sibernetik implantlarla beynimizin iş göremeyen kısımları etkinleştirilecek. Felçliler yürüyebilecek. Saç telinin onda biri küçüklüğündeki elektrotlarla düşüncelerimiz bilgisayar ortamına aktarılacak. Zihnimiz hatıralarımızı tıpkı bir kamera gibi kaydedebilecek. Neuralink çalışmalarını yürüten Elon Musk’ın deyimiyle beynimiz sanki bir bluetooth gibi bilgisayarlarla kablosuz bağlantı kuracak. 2030’larda akıllı bilgisayarlaştırılmış aletler, kan hücrelerinin boyutu kadar olacak ve bu aletler vücuda kolayca tanıtılabilecek. Yabancı bir dil, çok kısa sürede öğrenilecek, klonlamayla genetik hastalıklar engellenecek. Alzheimer, parkinson, epilepsi gibi hastalıklara çare bulunacak, yaşlanmanın önüne geçilebilecek, beslenme için hayvanlara ihtiyaç kalmayacak, ışık hızıyla seyahat edilebilecek. Neticede insan zihni, bilgisayar ‘server’ı gibi makineleşerek ölümsüzleştiğinden cennet için ahireti beklemeye gerek kalmayacak.

Max More’a göre extropian felsefesi transhümanizmin en gelişmiş şeklidir. İnsanlara dinamik bir hayat felsefesi sunmaktadır. Hayatın, zekânın, özgürlüğün, bilginin, mutluluğun önünde hiçbir engel olmayacaktır. Akıl, bilim ve teknoloji en büyük şeytan olan ölümü yenecek rehberdir. Artık insanoğlu tanrılar karşısında küçülmeyecek. Din artık kaderi belirleyen değil, kaderi belirlenen olacak.

Faik Öcal yazdı: Dinin geleceği, insanın yarını, dünyanın sonu (4) – “Tekno Din’in tanrısı: Transhümanizm”

Anthony Levandowski, 2017 yılında Way of the Future (Geleceğin Yolu) adlı bir “yapay zeka dini” kurdu. Aynı zamanda bu dine Church of Artificial Intelligence (Yapay Zeka Kilisesi) denilmektedir.

2012’de Emmanuelle Charpentier ve Jennifer Doudna genetik hastalık genlerini insan genomundan kesip atarak veya düzenleyerek hastalıkların önüne geçen CRISPR (Krisp-ar) teknolojisini geliştirdiler. Buna göre en iyi yaşam için en yüksek şansa sahip çocuk dünyaya getirmek, ebeveynlerin ahlaki yükümlülüğü olacak. Çocuk sahibi olmaya karar veren çiftler, sağlam genli çocuk seçmeyi vazgeçilmez bir vazife addedecek.

Crispr yöntemiyle 2020’lerde DNA dizilimine sentetik gen ekleyebilen, hatta yumurta veya sperm ihtiyacını ortadan kaldıracak şekilde kök hücreden sentetik embriyo üretebilen bir kapasiteye ulaştı. Bunun pratikteki karşılığı “İnsanı yeniden yaratmak ya da yeni insan yaratmaktı.”

Transhümanizma ile insan artık genlerin esiri değil, efendisi olacak. Transhümanizma sadece hastalıklara çare bulmayacak, hiç hasta olunmamasını sağlayacak. Yani ilahi takdirin çerçevesi daraldıkça daralacak da Allah buna hiçbir şey demeyecek mi? Daha önce de söylemiştik: Mülk, Allah’ın. İnsanın sadece onu tasarruf etme hakkı vardır.

Modern hümanizm, ölüme yer vermeyen bir insan varlığı geliştirmeye meyilli. Yapabilirse ölümü ortadan kaldırıp insanı yeryüzünde ölümsüz kılacak. Eğer transhümanizm bunu yapabilirse -ki büyük bir iddia- Allah’ın “her nefis ölümü tadacaktır” (Al-i İmran; 185, Enbiya; 35, Ankebut; 57) ayeti boşa çıkacaktır. Transhümanizma ölümsüzlik iddiasıyla Allah’a meydan okumaktadır. Fakat bir Müslüman olarak inanıyorum ki Transhümanizm ölüme çare bulamayacak, iddiasında kaybedecek, Allah galip gelecek ve herkes ölümü tadıp Allah’ın huzuruna varacak. Bundan kaçış yok. Belki ömür sürelerini uzatabilirler ama nihayetinde her canlı ölecek ve Allah’ın huzuruna varacak. Transhümanizm, Dataizm diniyle insana ve tabiata ait her şeye müdahale edip onlara yeni bir şekil vermekten başka bir şey değil. İnsan oğlu görmediği ruhu yaratabilir mi? Bu dünyada ölümsüzlük olmak için insanın görünmeyen bir varlık olan ruhu yaratması gerekir. Ruh nedir? Allah’ın buna cevabı: (Resul’üm onlara) “De ki: Ruh, Rabbimin emrindedir ve (onun hakkında) size pek az bilgi verilmiştir.” (İsra; 85).

Transhümanizmin üç baş ucu kitabı vardır: Richard Dawkins’in Tanrı Yanılgısı (2006), Yuval Harari’nin İnsan Tanrı (2015) ve Ray Kurzweil’in İnsanlık 2.0. (2005). Tanrı Yanılgısı dünya genelinde dinin teolojik açıdan sorgulanmasına neden olan bir etki bıraktı. İnsan Tanrı, insanoğlunun Tanrı’nın yaratma gücünü elde etme yönünde ilerlediğini anlatıyor. İnsanlık 2.0’a göre insanoğlu makine ile eklemlenecek, tüm insanların zihinleri ortak bir bilgi havuzunda buluşarak tek/singular bir varlığa dönüşecek, ebediliği yakalayacak ve nihayetinde yeni bir süper zeka olarak tanrılaşacak. İnsanlık halen birinci evrede idi ve yakın gelecekte üst evreye geçerek evrimini tamamlayacak.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş