Medyascope.tv

Raşid el Gannuşi: Siyasal İslam’dan Müslüman demokrasiye

Siyasal İslam’dan Müslüman demokrasiye

Foreign Affairs (Eylül/Ekim 2016) – Çeviren: İlker Kocael

Tunus’un köklü İslamcı partisi Ennahda’nın lideri Raşid el Gannuşi, İslamcılıktan neden vazgeçtikleri ve bundan sonraki çizgileri hakkında Foreeign Affairs’in son sayısı için bir yazı kaleme aldı. "Ennahda Partisi ve Tunus’un Geleceği" alt başlığını taşıyan yazı, dergi piyasaya çıkmadan Foreign Affairs’in internet sitesinde yayınlandı.

Arap dünyasının en etkili partilerinden biri ve Tunus’un demokrasiye geçişindeki en temel güç olan Ennahda, yakınlarda tarihi bir geçişin haberini verdi. Ennahda İslamcı parti kökenini aşarak Müslüman demokratların partisi olmayı temel alan yeni kimliğini tamamen benimsedi. 1980’lerde kurulan ve benim de kurucuları arasında bulunduğum bu kurum artık hem siyasi parti hem de toplumsal hareket kimliğini taşımayacak. Tüm kültürel ve dini etkinliklerini sonlandırıp yalnızca siyasete odaklanacak.

Ennahda’nın evrimi, daha genel anlamda Tunus’un toplumsal ve siyasi yolculuğunun bir yansımasıdır. Parti ilk olarak vatandaşlarını dini özgürlüklerden, ifade ve toplantı özgürlüğü gibi temel haklarından mahrum bırakan sekülarist ve otoriter bir rejimin baskılarına bir yanıt olarak İslamcı bir hareket biçiminde ortaya çıktı. On yıllar boyunca Tunus’taki diktatörler tüm siyasi söylemleri bastırdılar, bu da siyasi amaçlara sahip hareketleri yalnızca toplumsal ve kültürel kurumlar olarak faaliyet göstermeye zorladı. Ancak 2010-2011 devrimleri otoriter yönetime son verdi ve açık, özgür ve adil bir siyasi rekabete alan açtı.

Ganuşi

Tunuslu olan Raşid el Gannuşi, 1980 yılında Londra’ya sürgün edilmiş, 2011 yılında Tunus’un 23 yıllık Cumhurbaşkanı Zeynel Abidin Bin Ali’ye karşı başlatılan Yasemin Devrimi’nin ardından Tunus’a dönerek aktif siyasete başlamış ve ennahda Hareketi’nin genel başkanlığına seçildi. Gannuşi, Türkiye’yi sık sık ziyaret eden bir siyasetçi.

Parlamentodaki Ennahda üyelerinin de katkıda bulunduğu ve 2014’te yürülüğe giren Tunus’un yeni anayasası demokrasiyi merkez alıyor, siyasi ve dini özgürlükleri koruyor. Yeni anayasada Tunusluların özgürce ibadet edebilmeleri, kanaatlerini ve inançlarını ifade edebilmeleri ve Arap-Müslüman kimliklerini sahiplenebilmeleri garanti altına alındığına göre Ennahda’nın enerjisini artık bu tip garantileri elde etme mücadelesinde harcamasına gerek yok. İşte bu yüzden artık parti, yaklaşımını tanımlayıcı bir etiket olarak –son yıllarda radikal gruplar tarafından anlamı saptırılmış bir kavram olan- “İslamcılık”ı kabul etmiyor. Tunus tarihinin bu yeni demokratik döneminde, asıl mesele artık sekülarizm-din çatışması değil: devlet artık baskı yoluyla sekülarizmi dayatmıyor, bu yüzden de Ennahda ya da başka herhangi bir aktör için siyasi etkinliklerinin çekirdek alanı olarak dini koruma gibi bir yükümlülük yok.

Elbette ki Müslümanlar olarak, İslam’ın değerleri davranışlarımızı yönlendirmeye devam ediyor. Bununla birlikte toplumun İslamileştirilmesi ya da sekülerleştirilmesi ile ilgili eski ideolojik tartışmaların artık gerekli ya da isabetli olduğuna inanmıyoruz. Bugün Tunuslular, dinin rolündense; demokratik, katılımcı ve daha iyi bir yaşam arzularını tatmin etmeye yönelik bir yönetim sisteminin oluşturulmasıyla daha fazla ilgililer. Tunus’un koalisyon hükümetinin küçük katılımcısı olarak Ennahda ülkenin tüm vatandaşları ve mukimlerinin taleplerine çözümler bulma amacındadır.

Ennahda’nın dönüşümü, 35 yıllık aralıksız iç değerlendirme ve tabanda iki yıldan fazla bir süredir devam eden özeleştiri ve tartışma sürecinin bir sonucu. Mayıs ayında düzenlenen Ennahda parti kongresinde delegelerin yüzde 80’inden fazlası bu değişim lehinde oy kullandılar, bu da aslında bizim için bir kopuşu değil uzun zamandır savunduğumuz değerlerin onaylanışını simgeliyordu. Bizim değerlerimiz zaten demokratik ideallerle bağdaşıyordu, dolayısıyla temel kanaatlerimizde bir değişim yaşanmadı. Değişen şey, daha ziyade, bizim içinde bulunduğumuz bağlamdı. Tunus nihayetinde diktatörlük yönetiminden çıkarak demokrasiye kavuştu; bu demek oluyor ki Ennahda artık baskı ve diktatörlükle mücadele eden toplumsal hareket kimliğinden sıyrılarak pratik gündemine ve ekonomik vizyonuna yoğunlaşan bir siyasi parti haline gelebilir. Tüm Ortadoğu istikrarsızlık ve şiddetle boğuşurken –bunların çoğu da din ve siyaset ilişkisinin nasıl olması gerektiği ile ilgili kavgalarla daha da alevleniyor- Ennahda’nın evrimi İslam’ın aslında demokrasi ile bağdaşabileceğine, İslami hareketlerin başarılı bir demokratik geçişte hayati ve yapıcı bir rol oynayabileceğine kanıt sayılmalı.

Direniş ve yeniden doğuş

Abdülfattah Moro ve ben  daha sonra Ennahda’ya dönüşecek İslami Yöneliş Hareketi’ni (MTI) 1970’lerde kurduk. İkimiz de 737’de kurulan, toplumun değişen ihtiyaçlarına kayıtsız kalmayan dinamik bir İslam vizyonunu ilke edinen dünyanın ilk İslam üniversitesi Zeytuniye mezunuyduk. Yaklaşımımız birçok reformist İslami düşünürle kurduğumuz temas ile şekillendi. En başta Müslüman Kardeşler’le ilişkili Mısırlı ve Suriyeli düşünürlerden etkilendik, hareketin Mısırlı kurucusu Hasan el-Benna, Suriye kolunun lideri Mustafa al-Sibai gibi. MTI geliştikçe Cezayirli filozof Malik Binnebi, Zeytuniye Üniversitesi’nden ve İslam hukukunun amaçlarını (makasıdü’ş şeria) öne çıkaran Kuran’ın akılcı tefsirinin öncülerinden Muhammed Tahar Ben Aşur gibi Mağrip bölgesi düşünürlerinden ilham aldık.

O dönemde Tunus’ta, Cumhurbaşkanı Habib Burgiba’nın otoriter yönetiminden ve onun sivil ve siyasi özgürlükleri kısıtlamasından, ekonomik gelişmenin yavaşlığından, yolsuzlukların yaygınlaşmasından ve toplumsal eşitsizliğin süregitmesinden dolayı toplumda geniş bir memnuniyetsizlik, bundan dolayı da yükselen bir toplumsal ve siyasi huzursuzluk vardı. Memnuniyetsizlik 1976 ve 1978 yılları arası yaşanan bir dizi grev ile daha da belirgin hale geldi, en nihayetinde 26 Ocak 1978 günü yaşanan ve Tunus’ta Kara Perşembe olarak bilinen, rejimin onlarca kişiyi öldürdüğü, yüzlerce kişiyi yaraladığı, 1000’den fazla kişiyi ayaklanma suçlamasıyla tutukladığı genel greve vardı.

Demokratik reformlara ihtiyaç konusunda her geçen gün yoğunlaşan konsensüs ışığında, MTI Burgiba rejimine karşı olanları ve özellikle devletin özel ya da kamusal alan ayırt etmeksizin dindarlıkla ilişkili olabilecek tüm ifadeleri bastırması nedeniyle siyasi sistemden dışlanmış hissedenleri bir araya getirdi. MTI üyeleri tartışma grupları kurdu, gazeteler çıkardı ve üniversite kampüslerinde öğrencileri örgütledi.

Nisan 1981’de Burgiba rejimi diğer siyasi partilerin de resmi kayıt yaptırmasına izin verdi. MTI siyasi meşruiyetin, ılımlı dini öğretinin korunmasının, Tunus’un değerleri ve kültürel mirasıyla uyumlu bir modernleşme biçiminin benimsenmesinin tek kaynağı olarak demokrasiye, siyasi çoğulculuğa, iktidarın barışçıl paylaşımı ve değişimine, özgür ve adil seçimlere bağlı bir parti kurma talebini iletti. Ancak talep yetkililer tarafından görmezden gelindi.

tunus_aa

Tunus’un birçok şehrinde gerçekleşen protestolarla başlayan Yasemin Devrimi’nin dinamikleri işsizlik, gıda enflasyonu, siyasi yozlaşma, ifade özgürlüğü ve kötü yaşam koşullarıydı. Süreç 23 yıldır ülkeyi yöneten Zeynel Abidin Bin Ali’nin başkanlığı bırakıp 14 Ocak 2011’de ülkeden kaçmasıyla sonuçlanmıştı.

Artan reform çağrıları karşısında rejim baskısını artırdı ve ben dahil yaklaşık 500 MTI üyesini tutukladı. 1981’den 1984’e kadar birçok arkadaşım gibi ben de hapisteydim. Salıverilmemizden kısa bir süre sonra çoğumuz şiddete çağrı ve “devleti temelden değiştirmeye teşebbüs” suçlamalarıyla yeniden tutuklandık. Rejim baskı ve despotizmini yoğunlaştırırken birçok Ennahda üyesi düzmece bir yargı süreci sonucunda müebbet hapis cezası aldı

Burgiba’yı 1987’de bir darbeyle iktidardan indirerek yönetimi ele alan Zeynel Abidin Bin Ali’nin yükselişi potansiyel siyasi bir açılımın sinyalini verir gibi göründü. Ertesi yıl Bin Ali tüm siyasi mahkumlara af çıkardı ve çok partili yeni bir dönemin başladığını duyurdu. MTI adını Hizb Ennahda (Yeniden Doğuş Partisi) olarak değiştirerek siyasi parti olarak tanınmak için başvurusunu yineledi. Ne var ki başvuru yine dikkate alınmadı ve Bin Ali rejiminin Burgiba’nın baskıcı taktiklerine geri dönmesiyle başlangıcında umut veren açılım sürecinin bir kandırmaca olduğu ortaya çıktı. Ennahda’ya bağlı bağımsız adayların toplam oyun yüzde 13’ünü, bazı kaynaklara göre ana kentsel bölgelerde yaklaşık yüzde 30 aldığı 1989 genel seçimlerinden sonra rejim partiyi yok etmek için harekete geçti. Partinin on binlerce üyesi tutuklandı, hapse atıldı, işkence gördü, işe alım ve eğitim konularında kara listeye alındı ve polis tarafından kötü muameleye maruz kaldı. Diğer birçok kişi, benim gibi göçe zorlandı.

Sonraki yirmi yılda Tunus baskıcı bir rejimin pençesine düştü ve Ennahda da yasaklı bir yeraltı örgütü olarak hayatta kalmaya çalıştı. En nihayetinde dönüm noktası 2010’da Muhammed Buazizi isimli Tunuslu genç bir sokak satıcısının yetkiler tarafından uygulanan kötü muameleyi protesto etmek amacıyla belediye binası önünde kendini ateşe vermesiyle geldi. Buazizi’nin eylemi halkın ilgisini çekti ve bir aydan daha kısa bir sürede ülke çapında yükselen kitlesel eylemler Bin Ali’yi kaçmaya zorladı ve Arap dünyasında seri ayaklanmaların kıvılcımını yaktı. Ennahda üyeleri tüm diğer Tunuslular gibi protestolara katıldılar, ancak bunu parti flaması altında yapmadılar. Bunun önemli bir sebebi, rejime eylemleri gücü ele geçirmeye çalışan muhalif bir grubun işi olarak yaftalama fırsatını vermemekti.

2011 Ekiminde ülkenin ilk özgür ve adil seçimlerinde Ennahda’nın tabandaki ağları ve diktatörlüğe muhalefet deneyimi sandığa da yansıdı ve parti farklı bir şekilde birinci geldi. Ulusal birlik hükümeti kurma amacında olan Ennahda iki seküler parti ile çağdaş Arap politikasında önemli bir örnek oluşturabilecek bir koalisyona girdi.

Gerginliklerin ülkenin kırılgan demokratik yapısını tehdit ettiği Tunus’un devrim sonrası döneminde Ennahda dışlama ya da intikam yerine uzlaşma ve anlaşmadan taraf oldu. Yeni anayasa müzakereleri sırasında Ennahda’nın parlamento üyeleri başkanlık-parlamenter karışık sisteme evet diyerek (Ennahda ilk başta tam bir parlamenter sistemden yanaydı) ve anayasada yasama kaynaklarından biri olarak şeriatın zikredilmemesine razı olarak bir dizi önemli ödünler verdi. Ennahda’nın uzlaşma ve sistem içinde çalışma iradesinin sonucunda, yeni anayasa demokratik mekanizmaları, hukukun üstünlüğünü ve her türlü dini, sivil, siyasi, toplumsal, ekonomik, kültürel ve çevresel hakkı garanti altına aldı.

2013’te şiddet yanlısı Selefi radikaller bir dizi saldırı ve siyasi cinayetin faili oldular, istikrarsızlık ve protestolarla dolu bir dönemin kapısını açtılar. Partiyi haksız bir biçimde bu suçlarla ilişkilendirip kirletmek isteyen bazı parlamento üyeleri anayasa çalışmalarına katılımlarına son verdiler. Buna yanıt olarak Ennahda ve koalisyonun diğer aktörleri bu karışık ortam içinde anayasa taslağını dayatmak yerine uzlaşıya varmaya çabaladı. Sürecin meşruiyetini koruma yolunda Ennahda’nın başını çektiği koalisyon bölgede daha önce görülmedik bir adım attı: kendi iradesi doğrultusunda istifa etti ve yönetimi tarafsız, teknokratik bir hükümete devretti. Bizim önceliğimiz iktidarda kalmak değil, Ulusal Kurucu Meclis’in en yüce temsili kurum olarak demokratik Tunus’un siyasi temellerini oluşturacak anayasayı yürürlüğe koyma görevini tamamlamasıydı.

2014 seçimleri sonucunda –hatta resmi sonuçlar daha açıklanmadan- Ennahda, 2012’dde kurulan merkez sağ Nidaa Tunus partisi karşısında yenilgisini incelikle kabul etti. Bu tarihten itibaren Ennahda, Nidaa Tunus ile koalisyon hükümetinin küçük katılımcısı olarak çalıştı. İki parti her konuda mutabık olmasa da, koalisyon istikrarını korudu ve iyi yapılmış bir anayasa ile siyasi işbirliğinin birleşimi, Ennahda’nın Müslüman demokrasiye doğru yolculuğunda bir adım daha ileri gitmesinin koşullarını sağladı.

Camii ve devleti ayırmak

Mayıs ayındaki onuncu parti kongresinde, Ennahda toplumsal, eğitim ile ilgili, kültürel ve dini etkinliklerini geride bırakarak yalnızca siyasete odaklanma kararını resmileştiren bir dizi değişikliği ilan etti. Parti son yıllarda bu alanların parti ya da partiye bağlı herhangi bir kuruluşun değil, bağımsız sivil toplum kurumlarının alanı olması gerektiği kabulüyle bu uğraşları tedricen terk ediyordu.  Bu değişimi getiren düzenleme ile, diğer şeylerin yanında, parti kadroları artık camilerde vaaz veremeyecek, örneğin dini kuruluş ya da hayır kurumları gibi sivil toplum kurumlarında yönetici pozisyonlara gelemeyecek.

Bizim amacımız siyasi ve dini alanları ayırmak. Hiçbir siyasi parti bize göre dini temsil ettiğini iddia edemez/etmemeli ve dini alan bağımsız ve tarafsız kurumlar tarafından idare edilmeli. Basitçe, din siyasi alanın dışında tutulmalı. Biz camilerin insanların bir araya geleceği yerler olmasını istiyoruz, ayrışma alanları olmalarını değil. İmamlar siyasi partilerde herhangi bir görev almamalılar ve dini liderlere gereken yetenek ve güvenirliği elde etmek için kendi alanlarının uzmanları olarak yetiştirilmeliler. Bugün Tunus’taki imamların yalnızca yüzde yedisi bu tip bir eğitime sahip.

Parti kongresi aynı zamanda, anayasal prosedürleri yerleştirmeye, geçiş hukukunu izlemeye, devlet kurumlarını reforme etmeye, büyümeye yönelik ekonomik reformları hayata geçirmeye, terörizmle çok boyutlu bir yaklaşımla mücadele etmeye ve dini kurumlarda iyi bir yönetim sağlamaya odaklanan Tunus’un karşı karşıya olduğu temel sorunların üstesinden gelecek kapsamlı bir stratejiyi de onayladı.

Ennahda şu anda İslamcı bir hareket olarak değil, Müslüman demokratların partisi olarak tarif edilebilir. Öbür dünya üzerine vaaz vermektense artık Tunusluların karşılaştığı günlük problemlere çözümler üretmeye çalışıyoruz. Açıkçası İslam’ın prensipleri Ennahda’ya her zaman ilham verdi, ve bizim değerlerimiz bizleri yönlendirmeye devam edecek. Ancak artık Ennahda (ya da herhangi başka bir partinin) dinsel özgürlüklerle ilgili bir mücadele vermesine gerek yok: yeni anayasaya göre inançlı, agnostik ya da ateist fark etmeden tüm Tunuslular aynı haklara sahip. Din ve siyasetin ayrılması yetkililerin inanç temelli çağrılarla halkı manipüle etmesinin de önüne geçecek. Ayrıca dini kurumların bağımsızlığını da sağlayacak: devrim öncesinde devletin dini etkinliklere müdahalesi ya da baskısı örneklerinde olduğu gibi siyaset artık dini rehin alamayacak

Bu ayrım ayrıca Tunus’un elini radikal gruplarla mücadelede güçlendirecek. On yıllar boyunca din baskılandığında, dini kurumlar güç kullanılarak kapatıldığında ve kısıtlandığında, Tunus gençliği ana akım, ılımlı İslami düşünce referans noktasından mahrum bırakılmıştı, bu kişilerin birçoğu internette karşılaştıkları çarpıtılmış bir İslami yorumun pençesine düştü. Şiddet yanlısı radikalizmle mücadele siyah-beyaz görüşleri reddeden ve modern yaşamın gerekliliklerine uygun yorumlara izin veren İslam’ın gerçek öğretisini anlamaktan geçiyor. Camii ve devletin hakiki ayrımı ve dini kurumların etkin idaresi daha iyi bir dini eğitimin yolunu açacak ve Tunus’ta ılımlı İslami düşünceyi yeniden hakim kılacaktır.

Tiranlara ve radikallere karşı

Tunus son beş yılda hatırı sayılır bir ilerleme kaydetti. Bu kazanımları sağlamlaştırmak için hükümet toplumsal ve ekonomik gelişmeye öncelik vermeli. Demokratik kurumların inşasının ötesine geçerek istihdam ve büyümeye olan acil ihtiyaca yanıt verecek ekonomik reformlar yapmalı. Bu amaçla, Ennahda geniş bir ulusal ekonomik diyalog sürecinin başlatılması için çağrı yaptı, girişim özgürlüğü ile toplumsal adalet ve eşit fırsat ideallerini dengeleyecek bir “şefkatli kapitalizm” vizyonuna dayanan reformların katılımcı bir yaklaşım çerçevesinde yürütülmesi gerektiğini belirtti.

Büyümeyi artırmak için hükümet; ücretler ve çalışma koşulları konusunda sendika ve üreticilerin ters düşmesi sebebiyle devrimden beri gerileyen fosfat endüstrisi gibi birçok stratejik sektörde üretimin sürekliliğini sağlama yolunda önlemler almalı. Ennahda buna ek olarak bankacılık sektöründe firmalar ve bireylerin finansmana erişimlerini kolaylaştıracak reformları güçlü bir şekilde destekliyor. Bu reformlar kayıt dışı ekonominin büyük bölümünün kayda girmesini sağlayacak. Parti aynı zamanda hükümetin küçük işletmeler ve çiftçilere yaptığı yardımların iyileştirilmesi için başarılı girişimlerde bulundu. Buna ek olarak, hükümet Tunus’un ticari ilişkilerini çeşitlendirmeli ve Afrika, Asya ve Latin Amerika’da yeni fırsatlar yaratarak, AB ile devam eden serbest ticaret anlaşması müzakerelerini ilerleterek Tunus’un çevre ülkelere ihracatını artırmalı.

Girişimci bir kültür yaratmak Tunus’un başarısı açısından çok kritik bir unsur. Tunuslular devletin ülkenin en büyük işvereni olduğunu düşünerek büyüdüler, ve önceki rejim döneminde yaşanan yolsuzluklar potansiyel girişimcilerin önünü tıkadı. Ennahda, tarihsel olarak devletin kaynakları tekel altına almasına ve onları şeffaf olmayan, patronaj ilişkisi içinde dağıtmasına neden olan  bu bağımlılıktan kurtulmayı teşvik etme amacında. Ennahda hükümetin genç kuşaklarda girişimciliği teşvik etme çabalarını destekliyor. Mesleki Eğitim ve İstihdam Bakanı, Ennahda üyesi Zeyd Ladhari 600 binden fazla işsiz Tunuslunun eğitim alacağı yeni bir programa önayak olarak, mesleki eğitim merkezlerini canlandırarak ve kariyer yönetimi için ulusal bir birim oluşturarak iddialı ve ihtiyaç duyulan reformları başlattı.

Ennahda aynı zamanda kamu-özel ortaklıkları kurmayı kolaylaştıracak ve yeni girişimlerin önünü açacak reformların da arkasında. 2011-14 arasında Ennahda’nın liderliğindeki hükümet bu tür ortaklıkları düzenleyen bir yasa getirmişti, bu yasa yakın zamanda kabul edildi. Ladhari’nin öncülük ettiği program; start-up’lar için mentorluk programları oluşturarak ve girişimcilere eğitim, esnek fonlama sistemleri, bürokratik yükün azaltılması için idari işlerin tek yerden halledilmesi gibi alanlarda destek vererek yeni işletmeleri destekleyecek.

Ne var ki ekonomik gelişme, işsizlik oranının yüzde 15 civarında seyrettiği Tunus’taki iş piyasası gerçeklerinden iyice uzaklaşan eğitim sisteminde köklü bir değişiklik olmaksızın sağlanamaz. Eğitim, iş yolunda bir basamak olmalı, işsizliğe bir köprü olmamalı. Ennahda eğitim kurumlarının piyasanın ihtiyaçlarına yanıt vermesine yardım edecek reformları teşvik ediyor. Bu reformlar arasında teknik olmayan becerilere yoğunlaşma, çok çeşitli teknik eğitim planları sağlama ve kamu ve özel sektörde öğrencileri fırsatlar ve stajlarla buluşturma projeleri mevcut.

Tunus’un müthiş siyasi dönüşümünü pekiştirmek ve ekonomik gelişme konusunda ilerleme kaydedebilmek aynı zamanda özellikle kadınların hükümette ve ekonomideki rolünü de içeren toplumsal değişimi de gerekli kılıyor. Tunuslu kadınların –siyasete, yargıya ve sivil topluma- katılımları ve liderlikleri ülkenin demokratik geçişinde kritik bir öneme sahipti. Bugün Tunuslu üniversite mezunlarının yüzde 60’ı kadın, ancak kadınlarda işsizlik oranı hâlâ erkeklere kıyasla daha kötü (2014’te yüzde 21.5’e 12.7). Ülkenin demokratik gelişimi kadınların tüm alanlarda karşılaştıkları engellerin kaldırılmasından, eşit katılımın teşvikinden ve kadın haklarının korunmasından geçiyor. Bu amaçla, Ennahda Mart 2017’de yapılacak yerel seçimlerde tüm parti listelerinde eşit cinsiyet temsilinin zorunlu kılınmasını destekliyor. Parlamentodaki Ennahda üyeleri ayrıca kadınları ayrımcılıktan korumak ve onların kariyerlerinde esneklik sağlamak için doğum izni hakkının genişletilmesini önerdiler.

Tüm bu olayları gölgeleyen, tabii ki, güvenlik meselesi. İstikrarsız bir bölgede Tunusluları güvende tutmanın zorluğu, ülkenin yeni demokratik sisteminin direncini sınıyor. Devlet bireysel haklara ve hukuk devleti ilkesine sadık kalarak vatandaşlarını korumalı. Ennahda terörle mücadele kapsamındaki yasalarda şüphelinin avukatla görüşme hakkının garantiye alınması ile ilgili değişikliğin yapılmasını başarılı bir şekilde sağladı. Aynı zamanda radikalizmin karmaşık sebeplerine yanıt verebilecek kapsamlı bir ulusal güvenlik stratejisi oluşturulması için çağrıda bulunduk. Terörle mücadele ancak ters tepebilecek tepkilerden kaçınılarak ve Tunus’un güvenlik kurumlarında hukukun üstünlüğü, bireylerin, sivil toplum kuruluşlarının ve medyanın özgürlüklerinin korunması yönünde kültürel bir değişime giderek makul bir biçimde yapılabilir. Yeni kabul edilen ve gözaltına alınanların haklarını koruyan hükümler ve Ulusal İşkenceyle Mücadele Komisyonunun kurulması doğru yönde gidildiğinin işaretlerinden.

Kendini İslam Devleti ilan eden IŞİD gibi radikal grupları alt etmenin tek yolu dünyadaki milyonlarca Müslümana umut veren bir alternatif sunmak. Arap dünyasında insanlar otokratların ellerinde toplumsal dışlanma, fırsatların azalması ve baskıya maruz kaldılar. Onların öfkeleri, kaos ve kargaşa yaratarak bölgede kendi tiranlıklarını kurmayı amaçlayan IŞİD gibi radikal gruplar tarafından suiistimal edildi. Müslüman demokrasinin bireysel haklara saygılı olduğunu, toplumsal ve ekonomik fırsatları artırdığını ve Arap-İslami değer ve kimlikleri koruduğunu göstererek, Tunus’ta demokrasinin pekişmesi hem seküler tiranlara hem de şiddet yanlısı radikallere gerekli cevabı verecek.

Ennahda’nın yakın zamandaki geçişi bu tür bir başarıyı daha olası kılıyor. Umuyoruz ki bu, İslam dünyasında İslam ve demokrasinin uyumu, kapsayıcı bir siyasi parti olmanın anlamı, çoğulculuğu ve farklı olma hakkına saygıyı yücelten demokratik sistemlerin nasıl inşa edildiği gibi konularda daha çok tartışmayı beraberinde getirir. Elbette ki Tunus’un siyasi ortamı bölgenin geri kalan ülkelerinden farklı. Mısır, Irak ve Suriye gibi diğer Arap ülkeleri hâlâ diktatörlük ya da askeri yönetim altında acı çekiyorlar, ya da etnik/mezhepçi kavgaların pençesindeler. Ülkenin içerideki durumu ne kadar karmaşıksa değişimin bedeli ve alacağı süre de o kadar fazla oluyor. Ancak ister iç savaş, ister barışçıl devrim isterse de tedrici reformlar sonucunda olsun  değişim geliyor. Ve geldiğinde, Tunus –ve Ennahda- örnekleri umut ederiz ki değerli bir model olarak işe yarayacaktır.

Bunlar da ilginizi çekebilir: