Priya Nair: “Damızlık Kızın Öyküsü’nde Siyah karşıtlığı”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Margaret Atwood’un aynı isimli romanından uyarlanan Hulu yapımı dizi Handmaid’s Tale (Damızlık Kızın Öyküsü) büyük bir hızla popülerleşti ve çeşitli güncel sorunların yeniden gündeme gelmesinde önemli bir rol oynamaya başladı. Hatta geçtiğimiz günlerde Ohio, Amerika’daki bir eylemde kürtaj karşıtı yasayı protesto eden kadınlar, dizideki damızlık kadınlar gibi giyindiler. Dizinin yayınlanmasından sonra, Margaret Atwood da kitabına diziye de değindiği yeni bir önsöz yazdı. Duygu Doğan ve Sidar Bayram, Handmaid’s Tale kitabına Amerika’daki ırkçılık bağlamında eleştirel bir bakış sunan, yazar ve aktivist Priya Nair’in kaleme aldığı Gilead’dan çıkmak: Damızlık Kızın Öyküsü’nde Siyah karşıtlığı başlıklı metni çevirdi.

gallery-1484162813-s007c003-160914-r1kl

 

Bilim kurguya olan tutkum Octavia’s Brood: Science Fiction Stories from Social Justice Movements (Octavia’nın Çocukları: Sosyal Adalet Hareketlerinden Bilimkurgu Hikayeleri) adlı antolojiyle başladı. Walidah Imarisha ve Adrienne Maree Brown’un derlediği bu kitap “her örgütlenmenin bilim kurgusal olduğu” fikriyle yola çıkıyor. Alexis Pauline Gumbs, Autumn Brown ve Leah Lakshmi Piepzna- Samarasinha gibi yazarların yakın tarihli çok beğenilen metinlerini okuduktan sonra “gerçekçi” olanı kabul etmeye dair alışıldık liberal fikirleri bir kenara bırakıp daha farklı, imkansız sayılan bir dünya düşlemeye başladım: siyah-karşıtlığının ve kapitalizmin olmadığı, adaletin hapishaneler ve polis olmaksızın sağlandığı bir dünya.

Bilim kurguyla haşır neşir olmaya başlamamdan hemen sonra, Amerika Donald Trump’ı seçti ve kendimizi distopyalara karşı ilginin arttığı bir noktada buluverdik. Özellikle, Margaret Atwood’un 1985 tarihli romanı Damızlık Kızın Öyküsü muhafazakâr sağın artan siyasi gücüne ve üreme sağlığı hizmetlerine erişimi kısıtlamaya yönelik girişimlerine karşı bir direniş sembolü haline geldi. Kitabın dizileştirildiği ve Hulu tarafından 26 Nisan’da yayınlanmaya başlayacağı haberi sonrasında, bilgi ve dayanışma arayışındaki okuyucular sayesinde kitabın satışları patladı. Fakat, Damızlık Kızın Öyküsü sormamız gereken sorulara cevap sağlamadığı gibi Amerika tarihinin en belirleyici unsuru olan siyah-karşıtlığı hakkında da sessiz kalıyor. Siyah kadınların maruz kaldığı zulmü, gelişigüzel bir biçimde beyaz kadınlara uyarlıyor.

Amerika tarihi ve edebiyatı eğitimi alan Atwood, romanın geçtiği Gilead Cumhuriyeti’ni – yakın gelecekteki totaliter teokrasiyi – esas olarak 17.yy. Amerika’sının Püriten teokrasisine dayandırıyordu. Ve sıkça tekrarlanan bir yalanla uğraşıyordu: Püritenlerin Amerika’ya demokrasiyi inşa etmek için geldikleri yalanı. Romanda, kadın düşmanlığını ve dini hoşgörüsüzlüğü ele alarak, bu yalanı aşındırma ve distopyanın Amerika’daki kökenlerini açığa çıkarma çabasını görebiliriz. Hatta Atwood kitabı Connecticut’ta cadı olmakla suçlanıp asılmasına rağmen bir şekilde hayatta kalmayı başaran, akrabası Mary Webster’a adamıştır. İlginç olansa 17.yy. da cadılıkla suçlanan ilk insanlar olan siyah kadınların Gilead’daki yokluğu. Böyle olunca Atwood Amerikan toplumunun üzerinde temellendiği ve bugün hala devam eden siyah-karşıtı şiddeti ve siyahların köleleştirilmesini hesaba katmakta başarısız oluyor.

Kitabın tarihsel olarak nelerden etkilendiğini anlamak aşikar olanın ötesine, kitapta neyin eksik olduğuna bakmayı gerektirir. Gilead’da ırktan ilginç bir biçimde hiç bahsedilmez – gelişigüzel tek bir cümleyle geçiştirilir: “Ham’ın Çocuklarının tekrar yerleştirilme işlemi plana uygun olarak devam ediyor.” Atwood 1994’te Danita J. Dodson’a verdiği röportajda, Gilead’daki siyahların “Ulusal Anavatan No.1” e yerleştirilmesinin, Güney Afrika’daki apartheid rejimine bir gönderme olduğunu belirtse de, bu üstüne gidilecek kadar önemli bir konu haline gelmez.

Atwood Gilead’daki siyahların kaderini iki satıra sıkıştırsa da kitabın anlatıcısı Offred’in ve diğer beyaz Damızlıkların maruz kaldığı baskı rejimi, büyük oranda Amerika’daki köleleştirilmiş siyah kadınların deneyimlerinden oluşur. Okumaktan, yazmaktan ve bir araya gelmekten men edilme, linç gösterileri ve insanları sahiplerine göre adlandırma (Offred ya da “Fred’inki”) gibi yöntemlerin hepsi kölelik süresince (ve sonrasında) siyahları kontrol altında tutmak için kullanıldı. Gilead’dan kaçarak Kanada’ya ulaşmak için kadınlar “Yeraltı Kadın Yolu” isimli gizli bir şebeke kullanır. En önemlisi de kitabın ana teması – yani kadınların Komutanlar ve Eşleri için çocuk doğurabilme yetileri sebebiyle değerli görülen mal-mülk olmaları- siyah kadınların yaşamak zorunda kaldığı zulümden çalıntıdır. Köleleştirilmiş siyah kadınlara has zulmü alıp, eleştirellikten yoksun bir biçimde beyaz kadınlara uyarlayarak, Damızlık Kızın Öyküsü, siyah-karşıtı şiddet üzerine kurulu olan Amerikan distopyasının tarihsel gerçekliklerini görmezden gelir.

Birkaç blog yazarı Damızlık Kızın Öyküsü’nde ırk meselesini incelemiş olsa da, popüler medya kuruluşları ve Atwood’un kendisi bu konu hakkında çoğunlukla sessiz kaldı, yalnızca kitaptaki (beyaz) kadınların uğradıkları zulme ve bunun günümüzle bağlantısına odaklandı. 1994’teki röportajda kölelikle tarihsel benzerliği kuran da Atwood değil Dodson’dı. O zamandan beri Atwood tarihsel bir zemin olarak köleliğe atıf yapsa da bu, Atwood’un siyah kadınların acısını görünmez kıldığı ve buna el koyduğu yönündeki kısıtlı fakat giderek artan sayıdaki eleştiriye cevaben, ancak yıllar sonra röportajlarında yer bulan, sonradan düşünülmüş bir fikir hissi verir.

Dodson “‘We Lived in the Blank White Spaces’: Rewriting the Paradigm of Denial in Atwood’s The Handmaid’s Tale” (Biz Boş Beyaz Mekanlarda Yaşadık: Damızlık Kızın Öyküsünde İnkar Paradigmasını Yeniden Yazmak) adlı metninde Atwood’un distopyasını beslemek için bilinçli bir şekilde siyah kadınların deneyimlerini kullanmasına dair en ikna edici açıklamayı sunar. Dodson, Offred’in anlatısıyla – günlük gibi, ilk ağızdan, yazıya dökülmüş sözlü tarihle- 19.yy.daki siyah kadınların kölelik anlatıları arasındaki benzerliklere işaret eder. Fakat Atwood bu edebi geleneği röportajlarında hiç belirtmez, onun yerine Ray Bradbury, George Orwell, Aldous Huxley gibi kendisini etkileyen, beyaz, distopya yazarlarından bahseder.

Atwood’un siyah kadınların kölelik anlatılarıyla bilerek diyaloğa girmemesi gibi, Offred de siyah kadınlara konuşmaz. Offred’in Gilead öncesinde diğer kadınların yaşadıkları baskıya karşı kayıtsızlığını tarif ederek, Atwood, Offred’in nasıl kendisini Gilead rejiminin içine yerleştiren ve farklılıkların ötesinde bütün kadınlara konuşabilen bir siyasi bilinç geliştirdiğini gösterir: “Senin (hikayeni) de taşıyacağım…eğer fırsatını bulursam…” Fakat, Offred’in ulaşmaya çalıştığı bu bilinmeyen kadının belirsiz varlığının, kitaptaki “sen”in, görünmez kılınan ve el koyulan siyah kadınlar değil Gilead’ın diğer beyaz kadınları olduğunu düşünüyorum. “Anavatan”daki siyah kadınlar seslerinden yoksunken, Offred’in Komutan’ın evinden kaçabilmesini ve yaşadıklarına dair bir kayıt bırakabilmesini sağlayan nihayetinde onun beyazlığıdır.

Damızlık Kızın Öyküsü ne devrimci ne de özgürleştirici bir distopya. Beyazların üstünlüğü hakkında hiç siyah karakteri olmayan bir hikaye yazarken, siyahların acısını görünmez kılmak ve sömürmek, siyah kadınları daha da sessizleştirir ve marjinalleştirir. Atwood’un bu tarihi ve edebiyatı merkeze alma ve canlandırma konusundaki başarısızlığı, geleceğimize dair radikal öngörüler için beyaz bilimkurgu yazarlarına bakmanın kısıtlayıcılığına bir başka kanıttır. Amerikan tarihinin distopyasını siyahları merkeze almadan “açığa çıkarmak” beyazların üstünlüğüne hizmet eden bir başka hikayedir.

Bugün, Octavia Butler, Jewelle Gomez, ve Nalo Hopkinson gibi siyah bilimkurgu yazarlarına dönüp bakmak her zamankinden daha gerekli. Bu yazarlar, Octavia’s Brood ‘dakilerle birlikte, bizi hayallerimizdeki özgür ve adil dünyanın basitçe gelecekteki bir imkânsızlık olmadığını, geçmişimizdeki siyahlar tarafından zaten pratiğe dökülmüş olduğunu hatırlamaya zorluyor. Amerikan distopyasındaki siyahlar için, hayalperest, imkansız gelecekler inşa etmek yeni bir iş değil. Önümüzdeki 4 yıllık mücadelemizde ve sonrasında, bu hikayelere kulak verelim.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus