100 Fransız entelektüelinden “İslamcı Ayrılıkçılık” karşıtı bildiri

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Fransız Le Figaro gazetesinde dün aralarında Pascal Bruckner, Rémi Brague, Georges Bensoussan ve Pierre Avril’in de bulunduğu, kendilerini (Fransa’da) ‘yükselen İslam’dan endişe eden vatandaşlar’ olarak tanımlayan 100 isim “İslamcı ayrılıkçılık” karşıtı bir bildiri yayınla. Bildiride “Bizi bir araya getiren (herhangi bir gruba) aidiyetimiz değil, sadece özgürlüğü tehdit eden bir tehlike karşısında hissettiğimiz alarm duygusudur ki bu tehdit yalnızca fikir özgürlüğüne değil, genel anlamda özgürlüğümüze yöneliktir. Bugün bizi bir arada tutan, yarın ayrışmamıza neden olacak olandan daha önemlidir” ifadeleri yer aldı.

Bildirinin devamında, Fransa’daki bir eğitim sendikasının (SUD Éducation 93) haftanın belli günlerinde, ‘Devlet Irkçılığı’nın tartışıldığı ve beyazların girmesinin yasak olduğu atölyeler tertipliyor olması örnek gösterildi ve “Yeni totaliter İslam, elinden gelen tüm yöntemleri kullanarak mevzi kazanmaya çalışmakta ve hoşgörüsüzlükten yakınmaktadır. (…) Bu zihniyet, ezilenleri (tanım bize değil, SUD Education 93’e ait) savunmanın tek yolunun, onları diğerlerinden ayırıp bir takım ayrıcalıklarla donatmak olduğu düşüncesindedir. (…) O kadar ki, ırkçılığın ilacının ırkları birbirinden ayırmak olduğu savunulmaktadır. Eğer bu düşünce sinirlerimizi oynatıyorsa, bu, Cumhuriyet değerlerine bağlı olduğumuzdandır” gibi ifadeler yer aldı.

Bildiriden öne çıkan diğer kısımlar şu şekilde:

“Bugün, Fransa’ya, ezilenlerin, onurlarını egemenlerin eteklerinin altında korumasını öneren bir tür tersine ayrıştırma, yeni bir tür aparthaid rejimi dayatılmaktadır.

Yani şu halde, türbanını çıkarıp yolda yürüyen bir kadın ‘kolay lokma’ mı sayılacaktır? Yani bir ırk diğer ırklara yaklaştığında aşağılanmış mı olacaktır? Bir din, diğer dinlerden biri olmayı kabul ettiğinde rezil mi olacaktır?

(. . .)

Bütün bunlar Fransa’da iç barışı korumak için yapılanlara ters düşmektedir. (…) Cumhuriyetçi evrenselcilik, cinsiyetlerin, ırkların ya da dinlerin inkarını değil, kimsenin dışlanmaması için kamusal alanın bağımsızlığını sağlamayı üstlenmiştir. (…) Laikliğin azınlık dinlerinin de bekçisi olduğu nasıl görülemez?

(. . .)

Yeni ayrıştırmacılık sinsice ilerliyor. ‘İyi bir şey’ gibi görünüyor, oysa o İslamcılığın kültürel ve politik yayılmacılığının silahıdır. (…) İslamizm demokratik egemenlikten nefret etmekte çünkü meşruiyeti onun tarafından sorgulanmaktadır. İslamcılık, egemen olmadığında, aşağılanmış hissetmektedir.”

(. . .)

Bunu kabul etmemiz söz konusu bile olamaz.

(. . .)

Bizler, her iki cinsiyetin, diğerinin varlığını aşağılayıcı görmeksizin, karşılıklı birbirine bakabildiği bir dünyada yaşamak istiyoruz. Bizler, kadınların tabiatı gereği aşağı görülmediği bir dünyada yaşamak istiyoruz. (…) Bizler, hiçbir dinin yasaya dönüşmediği bir dünyada yaşamak istiyoruz.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus