Yorum: Kadri Gürsel (2): Trump’ın tehdidi ne anlama geliyor? – Suriye sınırında tampon bölge seçeneği

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Gazeteci Kadri Gürsel ikinci programında, Trump’ın Türkiye’ye yönelik tehdidini ve Suriye sınırında bir tampon bölge kurulması seçeneğini değerlendirdi.

Yayına hazırlayan: Uğur Gümüşkaya

Merhabalar, bu haftaki konumuz yine Trump ve tweetleri. Suriye’de çok hızlı gelişmeler yaşanıyor. Günden güne değişiyor zemin. Her demeç yeni bir gündem yaratıyor ve yorumlarımızı yeniden yapılandırmak zorunda kalıyoruz. Malumunuz Trump bir tweet attı pazar günü ve Suriye’de desteklediği Kürtler, YPG ve PKK’ya karşı herhangi bir saldırıda bulunması halinde Türkiye’yi ekonomik bakımdan mahvedeceklerini söyledi. Bu tweet aslında 2 tweetten oluşuyordu. Bu iki tweette başka unsurlar da vardı ama tabii Trump’ın o her zamanki küstah, tehditkar üslubuyla Türkiye’yi açıkça tehdit etmesi, tweette yer alan diğer hususları gölgede bıraktı. Ardından artık Trump yönetimine özgü bir duruma dönüşen o olay yaşandı: Trump tweet atıyor ve ardından danışmanları, Beyaz Saray çevresi, yönetimdeki diğer insanlar devreye giriyorlar ve Trump’ın yol açtığı hasarı onarmaya gayret ediyorlar. Bu da yine aynı şekilde yaşandı. (Sonucunda) Trump ile Cumhurbaşkanı Erdoğan bir telefon görüşmesi yaptılar ve bu görüşmenin ardından Trump yine bir tweet attı ve bu kez Türkiye ve Amerika arasındaki ilişkilerin, ekonomik ilişkileri kastediyorum, somut olarak gelişmeye ne kadar da uygun bir potansiyel içerdiğinden bahsetti. Türkiye’ye yönelik ekonomik tehdit eğer bir etki yaratmışsa bu (tweet de) olumsuz etkiyi tamir etmeye yönelik sözler olarak kayda geçti. Dolayısıyla Türkiye’yi ekonomik yönden mahvetmekle ilgili tehdidi şimdi bir yana koyup Trump’ın atmış olduğu bu tweetteki unsurları soğukkanlılıkla değerlendirebiliriz diye düşünüyorum.

Burada Trump’ın özellikle vurguladığı önemli bir husus var. O da Türkiye sınırından Suriye’nin içine doğru 20 mil derinliğe ulaşan ve Suriye sınırı boyunca devam eden tampon bölgeye Amerika’nın sıcak baktığı ve en azından bunu kendisine mesele etmeyeceği yönünde bir izlenim vermesi. Bu önemli bir ihtiyacını karşılıyor Türkiye’nin. Türkiye’nin 2011 yılından beri izleye geldiği rejim değişikliği amaçlı Suriye politikasının başarısızlığa uğramasından sonra -özellikle 2015’in sonbaharındaki Rus müdahalesinden sonra-, artık bulunduğu noktada sınırlarında bir daha rejimi görmek istemediğini ve buna karşı tedbirler almak durumunda olduğunu, açıkça ilan etmese de biliyoruz. Belli ki Türk-Amerikan temaslarında konuşalan bir konu oldu bu bugüne kadar. Her ne kadar (Trump ile Erdoğan arasındaki) telefon görüşmesinde veyahut da Ankara’da geçen salı Bolton ile yapılan temaslarda bu konunun gündeme gelmediği iddia edilse de öteden beri Türkiye’nin bu konuda mesajlarını Amerikan tarafına verdiğni varsayabiliriz. Bu mutlaka böyle olmuştur. Bu yönde (tampon bölge) bir anlayış birliği olduğu açık. Bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın vermiş olduğu demeçlerde de görülüyor. Yani Türkiye ile ABD arasında Türkiye-Suriye sınırının Suriye tarafında sınır boyunca 30 kilometre derinliğinde bir tampon bölgenin oluşturulması konusunda bir anlayış birliği ortaya çıkmış bulunuyor. Diğer taraftan da Türkiye’nin sunmuş olduğu bir kapsamlı plan vardı. Geçen salı konuşmamda da bundan bahsetmiştim. Bu plan ise Amerika’dan doğacak olan bütün boşluğun, -Fırat’ın doğusu boyunca, Türkiye sınırı, Fırat’ın doğusu ve Irak sınırı- bu üçgen içinde yer alan bütün boşluğun Türkiye’nin gözetiminde doldurulması yönünde bir plandı. Plan ayrıntılarına burada tekrar girmek istemiyorum çünkü geçen hafta paylaşmıştım. Bu planın üzerinde bir anlayış birliği oluşmadığı görülüyor.

Bu tabii beraberinde birçok belirsizliği getiriyor. Nedir bu belirsizlikler? Bu 30 kilometre derinliğindeki alanda Trump’ın ve diğer Amerikan sözcülerinin Kürtler olarak bahsettiği YPG ve PKK’nın güçleri var. Dolayısıyla burada çatışma olması yüksek ihtimaldir. Eğer Amerika tarafından YPG güçlerinin Kobani’den ve Kürtlerin Serekani dedikleri Resulayn’dan veya Derik’ten çekilmeye ikna edilememesi halinde (bunların) TSK tarafından bu tampon bölge oluşturma planı çerçevesinde bir askeri harekatla çıkarılmaları gerekecek, eğer bu uygulanırsa tabii.

Bu durumda Türkiye de YPG’ye saldırmış olacak. Bu operasyon Amerika tarafından -sadece Trump açısından değil diğer sözcüler açısından- Türkiye’nin Kürtlere saldırması şeklinde algılanabilir. Burada bir belirsizlik var. Bu belirsizliğin nasıl yönetildiğini göreceğiz. Tabii böyle bir saldırı vukuu bulduğunda Trump’ın Türkiye ekonomisini mahvetme gibi küstahça ifadesini bulan meydan okumasında bir askeri tehdidin olmadığını belirtmemiz lazım. Yani ekonomik yönden bir tehditte bulunuyor Amerika Trump’ın ağzından ama bunu bir askeri caydırıcılıkla desteklemiyor. 

(Askeri yaptırım tehdidiyle) Desteklese, Türkiye ve Amerika arasındaki ilişkiler bir ittifak ilişkisi olarak değerlendirilmeyi zaten hak etmez. Ama ekonomik yönden bir ülkeyi mahvetme tehdidi zaten yeterince hasmane bir tehdit. 

Diğer taraftan bir parantez açmak istiyorum burada ve 31 Mart 2019 yerel seçimleri yaklaşırken bu Türkiye’yi ekonomik yönden mahvetme tehdidinin de aslında iktidara bir fırsat sunduğunu dipnot olarak belirtmek istiyorum Aslında burada Trump bir fırsat da sunmuş oluyor Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ve iktidar partisine. Ekonomik darboğazı dışsallaştırmak, bunu bir dış tehdit, dış komplo olarak göstermek için daha önce de bu zaten yapıldı. Hatırlarsanız 24 Haziran 2018 başkanlık ve parlamento seçimlerinden önce Türk lirasında gelişen ani değer kaybında Türkiye’nin bekasına ve ekonomisine yönelik bir dış tehdit olarak bu pekala sunuldu. İktidar partisi seçmeninin bir kısmının bunu böyle algılaması da sağlandı. (Dolayısıyla) Bugün yaşanan ekonomik zorluklar da Amerika’nın yaratmış olduğu, Türkiye’ye karşı girişmiş olduğu bir operasyon, bir tehdit, düşmanca bir tutum olarak pekala takdim edilebilir iç kamuoyuna. Trump’ın ağzından böyle sözler çıktıktan sonra artık önemli bir fırsat Trump tarafından sunulmuş olunuyor Türkiye’de iktidara. 

Biz şimdi burada bu parantezi kapatalım ve devam edelim. Belirsizlikler bu tampon bölgede çatışmalar, askeri operasyonlar vuku bulduğunda söz konusu olacaktır. Ama sadece YPG ile değil. Eğer gerçekten bir uçtan öteki uca 30 kilometre derinliğinde tampon bölge oluşacaksa o zaman Kamışlı’daki ejim güçleri ne olacak? Bu bir soru işareti. Şimdi Kamışlı’da Şam’ın askeri birlikleri var. Bunlar oradan çıkarılacaklar mı? Artı, eğer Türkiye’ye Fırat’ın doğusu olduğu gibi bir nüfuz alanı olarak bırakılmayacaksa o zaman Türkiye’nin Amerika ile anlaşması bu konuda mutabakata varması yeterli değil. (Türkiye’nin) Rusya ile konuşması lazım. Rusya ile konulunca, rejimin de bir noktada mutabakatının alınması gerekiyor ki bu da göründüğü kadar kolay değil diye düşünülebilir. Bu açılardan baktığımızda Türkiye’nin önümüzdeki dönemde Suriye’de ne yönde bir hareket içerisinde olabileceğini kestirmek mümkün. Bu, tampon bölge kurulması yönünde olacak. Burada Rusya’nın da mutabakatının alınması gerekecek. Ardından bunun biraz da seçim takvimine uygun olarak aşama aşama uygulamaya konulduğunu göreceğiz. Münbiç konusunda bir istek beyanı var. Bu harekat Münbiç’ten başlayabilir, öyle gözüküyor. Tabii Türkiye’nin Rusya ile nasıl konuşacağı, neleri konuşacağı da önemli. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir ziyaretinin söz konusu olacağı yönünde haberler var. 

Bir belirsizlik ortamından giderek somutlaşmaya başlayan bir tampon bölge planına doğru ilerliyoruz. Ama bu tampon bölge konusu da kendi içerisinde belirsizlikler içeriyor. Türkiye’nin önümüzdeki günlerde, haftalarda Rusya ve ABD yönünde çok yönlü temaslarının olabileceğini göreceğiz. Şimdilik bu kadar, önümüzdeki salı görüşmek üzere.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus