Kemal Can ile 5 Soru 10 Cevap (34): YSK’yı beklerken

Kemal Can bu haftaki 5 Soru 10 Cevap yayınında YSK’nın İstanbul seçimine ilişkin karar sürecini ve kararı etkileyecek parametreleri ele aldı.

Yayına hazırlayan: Uğur Gümüşkaya

Merhaba, iyi haftalar. 

Haftalardır aynı ya da benzer bir gündemi konuşarak sürdürüyoruz. YSK’nın toplanacağı gün bugün. Farklı yorumlar var. Bugün de bir karar ya da ara karar olacağını düşünenler var. Kararın birkaç sürebileceğini düşünenler de var. 

YSK kararı beklenirken son hafta açıklamaları tabloyu netleştirdi mi?

Bu konuda en belirleyici aktörlerden biri Erdoğan. Erdoğan geçtiğimiz hafta MÜSİAD’ta bir konuşma yaptı. İlginç bir şey dedi; ben bu konuda konuşmuyorumdum, artık susmuyorum, seçim yenilenmeli. Aslında Erdoğan susmamıştı daha önce. Seçimin ilk sonuçlarından itibaren farklı yorumlara neden olan çok sayıda açıklama yapmıştı. Bu açıklamaların çoğunda da seçimle ilgili bir şaibe olduğu temasını bazen yüksek tonda bazen düşük bir seviye tekrar etmişti. Ama bu sefer bir tür talimat havasında, hatta YSK’ya kendisini aklaması gerektiği şeklinde tehdit dozlu uyarıyla bu açıklamayı yaptı.  YSK’yı CHP’nin yaptığı açıklamalara karşı cevap vermeye de davet etti. Yine iktidarın ortağı Bahçeli de seçim yenilenme ihtimalinin yükseldiği iması ile İstanbul’a kamp kuracağını söyledi. Aslında o kamp kurmanın arkasında -AKP içerisinde de tartışılmaya başlayan- MHP’lilerin çok azı Binali Yıldırım’a oy verdi lafları da var. Bir de AA üzerinden gelen bir bilgi var: Yapılan itirazların bir tanesi sandık kurullarının yasaya uygun bir biçimde düzenlenmediği, sandık kurulu başkanlarının kamu görevlisi olmadığı yönündeydi.  Bazı sandık görevlilerin kamu görevlisi olmadığı hatta bir takım örgütlerle iltisaklı olduğu, Bankasya’ya para yatırdığı haberi ortaya çıktı. Bütün bunlar toplanınca, evet iktidar bütün gücüyle İstanbul seçimin yenilenmesi konusunda baskısını artırmış görünüyor. Dolayısıyla pek çok kişi de bu yorumu yaptı. Erdoğan’ın sözleri ile artık YSK’nın büyük bir baskı altına alındığını büyük ölçüde buna direnmesinin zorlaştığı fikri ortaya çıktı. 

Erdoğan’ın seçimi yeniletme konusunda çok net karar ve tutum içerisinde olduğu yorumu güçlendi. Açıkçası bununla ilgili başka yorumlar da yapılabilir tabi. Ben sadece şu örneği hatırlatarak tartışmaya başka türlü bakamayı öneriyorum; faiz artırımı ile ilgili merkez bankası yönetimi ile Erdoğan’ın yine kamuoyu önünde çok sert polemikler yaşadı. Faizinin düşürülmesi yönünde taleplerini doğrudan emir kipi ile söylediği açıklamaları olduğunu hatırlıyoruz. Ama bir yandan da bunların gerçekleşmediğini hatta tam tersine faizlerin olağanüstü arttığını da biliyoruz. Ama Erdoğan bunu söylemekten vazgeçmedi. Bu talimat yerine getirilmedi. Bu mesele ile YSK arasında bir benzerlik kurulabilir mi? Bu seçim itirazı tartışması ile seçimin sahiden yenilenmesi gerektiği fikrinin yapılan açıklamalarla çok değişmediğini  söylemek istiyorum. Çünkü çoğu zaman söylenen ile kastedilenin aynı şey olması gerekmiyor. Erdoğan’ın talimat sertliğinde söylediği şeyin şimdiye kadar ki bütün uzatmalar için yapılan bir yorumla, kendi tabanına kolay bir yenilgi hissi yaratmamak, muhalefete de kolay bir zafer havası vermemek için ihtiyacı ile devam ettirmeyi hedeflemesi hiç şaşırtıcı olmaz. Bu tabi ki garanti içermiyor. Tersi durumlar da yaşadığımız şeyler.

YSK hukuki bir formül ve iptale gerekçe mi bulmaya çalışıyor?

Çıkacak sonuca ilişkin yapılan yorumlarda Erdoğan’ın istediğinin çok net olduğu,  aksi bir şey olursa, ya başka kanatların zorlaması ya da YSK’nın direnmesiyle olacağı söyleniyor. Yani YSK’nın son hukuk kurumu olarak Erdoğan’ın lafını dinlememesi. Bazı muhalefet sözcüleri, hatta baro başkanları da, YSK’yı hukuka uygun davranmaya çağırarak bu yorumu destekledi. YSK’nın vereceği karar her seçimin yenilenmemesi biçiminde olsa bile, bu kurullara uymasından ya da büyük bir direnç gösterdiğinden olmak zorunda değil. Referandumda mühürsüz oylar konusunda verdiği karar, bu seçimde KHK’lı adaylara mazbatalarını vermeyip ikincilere mazbata vermesi, YSK’nın hiç de hukuki normlara uymak gibi bir derdi olduğu anlamına gelmiyor. YSK’nın AKP’nin itirazlarını reddetmesi, seçimi yenilememesi illa büyük bir hukuki atak olarak tarif edilmek zorunda değil. 

İktidar özellikle Erdoğan bu seçimi yenilemek istiyor fikrini henüz bütün göstergelere rağmen kuvvetli bir veri olarak görmek mümkün değil. Dolayısıyla YSK’nın vereceği karar üzerine yorumlarda da bunun hukuki nedenlerle olacağı konusuna fazla anlam atfetmiyorum. YSK her ne karar verecekse versin bu aslında hukuki değil siyasi bir karar olacaktır. Evet bugün pek çok mahkeme iktidarın taleplerini yerine getiren icra birimlerine dönüşmüştür. Ama iktidarın zamanı geldiğinde Brunson’u tahliye edecek bir mahkemeye de ihtiyacı var. O mahkemenin kararının da bir hukuki nedenle alındığını söylemek imkansız. YSK’nın vereceği kararda da bu örnekleri dikkate alabiliriz. 

Tamamen irrasyonel bir tablo ile mi karşı karşıyayız?

Evet bunun muhatapları bakımından  böyle olduğu söylenebilir. Yani herhangi bir şeyle suçlanan birinin, delillere, yasalara bakıp “bundan bana ceza verilmesi imkansız” demesi  artık çok zor. Bunu herhangi bir hukukçunun da söylemesi çok zor. Bu konudaki sınırlar hukuki normlarla örülmüş değil. Keza ekonomide de benzer bir tabloyu görebiliyoruz. Fakat bütün bunlar her şeyin tamamen irrasyonel, rastlantısal, tamamen keyfe göre bir düzenle işlediğini düşünmeyi mümkün kılmıyor. Çünkü öyle değil. Bütün bu öngörülemezliğin kuralsızlığın bir nedeni var. Bunu başkaları için kurarak, böyle kabul ettirerek oluşturmanın bir rasyonel gerekçesi var. Bir anlamda kendi rasyonalitesi var. Ağızdan çıkan her şeyin çıktığı gibi realize olacağı yorumunu yapmak ya da merkezileşmiş otoriterliğin sınırları olmaksızın yürüdüğüne inanmak bir güç şişmesini doğruyor. Bazen söylediğini sahiden yapabilir mi düşüncesi, yapmadan bile sadece söyleyerek sonuç alabiliyor. 

Bu seçim meselesi de biraz böyle tartışılmaya müsait. Çünkü biliyoruz ki çoğu kişiye saçma gelen bu irrasyonel uzatma aslında AKP’nin içerisinde bu seçim nedeniyle doğabilecek türbülansı yatıştırma ve kendi tabanını biraz daha konsolide etmek için işlevli idi ve sonuçta aldığını görüyoruz. Yani o 31 Mart ya da 1 Nisan itibarıyla AKP seçmeninde oluşmuş tablonun son derece saçma dirençle önemli ölçüde korunduğunu ve o yenilgi hissinin önemli ölçüde dağıtıldığını söyleyebiliriz. Muhalefet çevrelerinde de bu fikrin destekçisi yorumlar hala geçerli olduğu için bu konuda başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Ama iktidarın her söylediğini yapabileceği fikri her zaman ona elindekinden daha fazla bir güç temin etmekte. Yapabilirlik sınırlarını sürekli zorlayarak iktidar imkanlarını genişletme stratejisi de ana malzemesi. Seçim meselesinde de bunu çok net gördük. İyi olan; bu mekanizmanın artık zor işlediğini; bu sefer muhalefetin daha sağlam durmaya çalıştığını söyleyebiliriz.

İyimserlik, kötümserlik, gerçeklik kavramları tartışmanın neresinde?

Çok dile getirilen sözler var: İyimserlik, kötümserlik ve bir de gerçeklik. Peki bunlar bu tartışmanın neresinde? Seçimlerin iptali olasılığının az olduğunu söyleyenlerin analizlerinin iyimserlikle malül olduğunu söylemek çok gerçekçi değil. Çünkü seçimlerin iptal edilmeyip tescil edilmesi durumunun kendi başına bir iyimserlik üretip üretmeyeceği bilmiyoruz. YSK’nın vereceği karar ve bu karardan sonra oluşacak siyasi pozisyonların hepsi  için geçerli olan şu ki: Türkiye her seçenek için bir belirsizlik alanına doğru yuvarlanıyor. Buradaki olabilecekleri kestirmek üzerine düşünürken, özellikle iktidar bloğundan kaynaklanan nedenlerin, şu ya da bu sonucun daha güçlü ihtimal olduğunu söylemenin iyimserlikle kötümserlikle doğrudan bağı yok. 

Her durumda pozitif bir sonuç doğacağı, yumuşama geleceği, bundan iktidarın da ders çıkardığı yorumları, boş bir iyimserlik olarak tarif edilebilir. İktidarın ne söylerse, ne isterse yapabileceğini söylemek de analiz özelliği olmayan ve biraz duygularla kurulmuş yaklaşım olabilir. Bunların dışında bir tartışma alanı var ve bu bütün seçeneklerin de içinde olduğu bir alan. Dolayısıyla her türlü olasılığı analizi iyimserlik kötümserlik parantezine alarak duygusal yükle konuşmak sorunlu, çok da ilerletici değil. İyimserlik ve kötümserliğin değil ama gerçekçiliğin önemli olduğunu ve ihtiyatlı olma ihtiyacını işaret eden bazı yorumlar da oluyor. Bu gerçekçiliğin, söylediği şeyin ya da ihtiyattan ne kastedildiğinin de açık olmadığını düşünüyorum. Ne yapmak gerektiği konusunda da bir pencere açtığı zaman ihtiyatlılık uyarısı üzerine konuşulabilir hale gelebilir.

Bugün itibarıyla tablo daha net işaretlerle ortaya çıkmış sayılabilir mi?

Türkiye bugün YSK’nın vereceği karar her ne olursa olsun, uzunca bir istikrar dönemine değil çok sert bir belirsizlik dönemine giriyor. Bu eşik, elbette sorunlar kadar fırsatları da çağıran bir eşik.  1 Nisan itibarıyla ortaya çıkan tabloda, sorunlar, belirsizlikler ve fırsatlar ne kadarsa şu anda da aşağı yukarı aynı. Çıkan sonuca göre tutumlar netleşecek. Bu belirsizliğin hangi alanlarda daha çok sonuç yarattığı ortaya çıkacak. İktidar şu bir aylık süreci kendisi açısından durumu konsolide etmeye elverişli biçimde kullandı diyebilirim. Muhalefeti tutabildi, kendisindeki hasarı bir miktar tamir edebildi. Kendi iç dengelerine çeşitli testlerle bakabildi. Belki onlar açısından biraz daha netlik oluşmuş diyebiliriz. 

İyimserlik, kötümserlik açısından da bu belirsizliğin umut üretme anlamında bir takım pozitif beklentiler yaratabileceği ama kısa vadede kendiliğinden bir normalleşmeler yaratmayacağını zaten 1 Nisan itibarıyla biliyorduk. Çıkacak kararlar açısından baktığımızda: Elbette seçimin iptalı gibi bir karar çıkarsa buna verilecek tepki ile bambaşka bir belirsizlik alanı açacak. Onları da o olasılıklar ortaya çıktığında değerlendirmek gerekir. Ama şunu söylemeden edemeyeceğim; iktidarın ikinci bir yenilgiye neden olacak hamle yapıp yapmayacağı tartışması çokça yapılıyor fakat bir şeyin ikinci olabilmesi için birincisinin tescil edilmesi gerekir. Bunu sadece bir not olarak söylemiş olayım.

Muhtemelen bir sonraki programda çıkmış kararları konuşuyor olacağız. Tekrar iyi haftalar. 

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar