AKP’li ailelerin çocukları anlatıyor (2): “İmamoğlu’na oy verdiğim için ailem bana terörist seviciymişim gibi bakıyor”

AKP’yi destekleyen ailelerin İmamoğlu’na oy verecek olan çocuklarıyla yaptığım söyleşilerin ilki geçen pazartesi günü yayımlanmıştı. Pek çok gencin de ailesine rağmen böyle bir eğilimi olduğunu sahada yaptığım haberlere ve iletişim kurduğum gençlere dayanarak söylemiştim. Haberin ikinci bölümü içinse Melda ve Alp ile konuştum. Her iki gencin de farklı siyasi görüşleri ve farklı aile ortamları olmasına rağmen ortaklaştıkları nokta ailelerinin AKP’yi destekliyor oluşu.

Melda 25 yaşında. İslami İlimler Fakültesi mezunu olan Melda, okuduğu bölümün kendisini pek çok konuda geliştirdiğini, pek çok şey öğrettiğini söylüyor. Bu gelişiminse araştırarak ve okuyarak olduğunu anlatıyor.

“İslami İlimler Fakültesi’ne kendim isteyerek, hiçbir dayatmaya maruz kalmadan başladım. Öncesinde de hafızlık çalışıyordum zaten. Okudukça, öğrendikçe, araştırdıkça ailemin dinin geleneksel olduğunu düşünmeye başladım ve din anlayışım da ailemden farklılaşmaya başladı. Siyasi duruşumsa uzun zamandır ailemden farklı. İlk kez oy kullandığımda da ailemle aynı partiye oy vermedim yani.”

Melda öğrendiği her şeyi farklı kaynaklardan tekrar araştırarak doğru olanı bulduğunu söylüyor fakat özellikle çocuklara verilen din ağırlıklı eğitimin tarikat, cemaat odaklı olduğunu, iktidar diliyle eğitim verildiğini söylüyor.

“Ailem siyasi görüşümü olduğundan çok daha hafif sanıyor, ona rağmen bana terörist gibi yaklaşıyorlar”

Melda ailesiyle siyaset konuşmaktan kaçınıyor, bu şekilde birbirlerini çok kırdıklarını anlatıyor:

“Ailemle politika konuşmuyorum, konu politikaya geldiği için gündelik sorunlarımı da artık açmıyorum onlara. Çünkü bu şekilde birbirimiz çok kırıyoruz ve aile sonuçta, onları da kırmak istemiyorum. Geçmişte bu şekilde çok tartışmalarımız oldu, anne belki alttan alabiliyor ama babanın çıkışları fevri oluyor. Düşün bir de onlar benim siyasi görüşümü çok daha hafif biliyorlar, çok konuşmadığım için. Ona rağmen ailemin gözünde neredeyse bir teröristim, ‘Eşyalarını topla, git bu evden’ noktasına bile geldik bu tartışmalarla. Pek çok arkadaşım da buna şahit. Tabii ben ne kadar konuşmaktan kaçınsam da arada tartışmalarımız oluyor yine. Örneğin bir kanalda muhalefetten bir vekil görüyorum, ‘Şuranın milletvekili’ falan diyorum, ‘Sen bunu nereden biliyorsun?’ diyerek bile üstüme geliyorlar.”

Konu gündelik sorunlara gelince Melda’ya ne gibi sorunları olduğunu soruyorum. Pek çok genç gibi, işsizlik ve eğitim sorunlarından bahsediyor. Şu an bir mağazada çalışıyor, bir hafta olmuş bu işe gireli ve mutlu olduğunu söylüyor.

Mutlu olmasının sebebi biraz da ailesini çalışmak konusunda ikna etmiş olması. Melda, ailesi için makul kadının evinde oturan kadın olduğunda söz ederken sırf bu sebepten hayalindeki mesleği yapamadığını söylüyor. Hayalindeki mesleği, hayalinde kendini nerede gördüğünü soruyorum:

“Gazeteci olmayı çok isterdim, iyi bir gazeteci olmayı gerçekten isterdim ama ailem buna asla müsaade etmezdi, etmedi de. Çünkü,  ‘Ne münasebet! Kadından gazeteci mi olur? Kadın dediğin evinde oturur, ev hanımı olur.’ Ailemin benim hayalim karşısındaki tavrı ne yazık ki bu. Yine de mutluyum çünkü çalışabiliyorum.”

“İktidarın karşısında olmamın en büyük sebeplerinden biri Kürt sorunu ve artan farkındalığım”

Ailesinin koyu AKP’li olduğunu, bu fikirden asla şaşmayacaklarını söyleyen Melda’ya kendisini onlardan ne zaman, ne sebeple farklı hissettiğini soruyorum. Melda, en büyük sebebin artan farkındalığı olduğunu söylüyor:

“İktidarın politikalarını yanlış buluyordum, en başından beri. Pek çok haksızlıkla karşılaşıyoruz, yapılan haksızlığın illa gelip bana doğrudan yapılması gerekmiyor. Örneğin yıllardır Kürtlere yapılan onca haksızlık, zulüm karşısında benim bu iktidarla ortaklaşacağım bir nokta olamazdı. Özellikle Kürt sorununun beni iktidarın karşısında durmaya ittiğini söyleyebilirim. En yakın örnek o beyaz tülbentli annelere yapılan o muamele, o davranışların hiçbiri yutulacak cinsten değildi. Tüm bu olanlar beni iktidara karşı biledi diyebilirim.”

Tüm bunları konuşurken hafızlık eğitimi, ardından İslami İlimler Bölümü okuyan Melda’nın dine karşı duruşunu merak ediyorum. Melda, bu desteklemediği muhafazakâr iktidarın etkisiyle acaba dinden uzaklaştığını da düşünüyor muydu?

“Dinle arama mesafe koymadım, aksine okuduğum bölümle birlikte, araştırdıkça dini daha kapsamlı ve doğru bir biçimde öğrendim. Aileme sorsan doğru düşünmüyorumdur ama, bana göre de onların din anlayışı doğru değil. Evet, araştırdıkça farklılaşan görüşlerim oldu ama kesinlikle dinden uzaklaştığımı düşünmüyorum.”

“CHP’nin ne yaparsa yapsın ona oy verecek kemik bir kitlesi vardır ya, benim ailem için AKP tam da öyle”

Konuştuğum diğer bir genç ise Alp’ti. Alp 22 yaşında ve Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi mezunu. Alp ile konuştuğumda üniversitede yaptığı yan dal programının son sınavlarının olduğu süreçteydi.

Alp İstanbul dışında okumuş ve o da pek çok öğrenci gibi öğrenim kredisi aldığını, kendisine devlet yurdu çıkmadığı için bir süre dini bir vakfın yurdunda kalmak zorunda kaldığını anlatıyor:

“Annem ve babam ayrı; ne maddi ne manevi, babamdan hiçbir destek görmedim, görmüyorum. Yazları çalışıyorum. Anneme yük olmamak için garsonluk gibi işler yapıyorum. Bu sebepten, yani sigorta girişim olduğu için ne devlet yurdu çıktı bana ne de burs. İhtiyacım olduğu için de öğrenim kredisi almak zorunda kaldım. Üniversiteye başladığım yıl dini bir vakfın yurdunda kaldım. Çünkü diğer yurtların aylık ücreti 700-800 lira civarındaydı, kaldığım yurtta ise 300 liraya kalıyordum. Hani geçenlerde açıklandı ya, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin en çok yardım yaptığı dernekler diye. O derneklerden biri de bu. Evet, Anadolu’daki bir dernek bu ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden yardım alıyor!”

Alp’e ailesi ile arasındaki siyasi farklılığı soruyorum. Anneannesi ve dedesiyle kalan Alp, ne olursa olsun ailesinin AKP’yi desteklemekten vazgeçmeyeceğini söylüyor:

“Hani CHP ne yaparsa yapsın kemikleşmiş bir kitlesi vardır ya, ne olursa olsun koruduğu bir oy vardır. Benim annem, anneannem, dedem de AKP’yi o şekilde destekliyorlar işte. Ne kadar zorluk çekerlerse çeksinler AKP onlar için bir dava, ne olursa olsun, ne yaparlarsa yapsın sürekli desteklenmesi gerekiyor.”

Alp’in görüşleri ise lisede şekillenmeye başlamış, önceki dönem için ise kendini apolitik olarak tanımlıyor. Lisede, arkadaş grubu ile birlikte Türk milliyetçisi olduğunu söyleyen Alp de ilk kez oy kullandığından beri AKP’yi desteklemiyor. Şu an siyasi görüşünü sorduğumda ise şu cevabı alıyorum:

“Önceden Atsız’ın kitaplarını falan okuyordum, kendimi Türkçü olarak tanımlıyordum. Atsız’a karşı tutumum çok değişmedi ama tabii değişimler de oldu siyasi görüşümde. Özellikle Avrupa’ya gidip gelmem ve tanıştığım diğer insanlarla birlikte siyasi görüşümde değişimler yaşadım diyebilirim. Şimdi sadece Atatürkçü olarak tanımlıyorum kendimi. Kafatasçı değilim. Kürt, Türk, Alevi, kimseyi ayırmıyorum. İmamoğlu’nu desteklememin sebebi de bu, siyasetini kucaklayıcı buluyorum. İktidar partisinin kutuplaştırıcı söyleminden gerçekten çok sıkıldım. Düşün, o söylemler yüzünden ailem bana bile neredeyse terörist sevici gibi bakıyor. ‘Teröristlerin oy verdiği adayı destekliyorsun’ diyorlar bana.”

“Eski Türkiye ile yeni Türkiye’yi değil, Avrupa ile Türkiye’yi kıyaslayalım”

Alp, kendisindeki asıl değişiminse üniversitede öğrenci değişim programı olan Erasmus ile gittiği Polonya’da olduğunu söylüyor. Bu program sayesinde, Sırbistan, Hollanda gibi ülkelere de giden Alp, Avrupa’da yaşayan insanların, özellikle gençlerin hayat standardından etkilendiğini anlatıyor:

“Polonya daha sağ tutumu olan bir ülke ama Sırbistan, Hollanda gibi ülkelere de gittim. Özellikle Hollanda’da insanların kendilerini özgürce ifade etmeleri beni çok etkiledi. Örneğin Sırbistan’da bir yere gitmiştim. Kralın yaşadığı bir saray var, etrafında ise bir sürü pankart, sol gruplar geliyor, protesto edip dağılıyorlar, hiçbir şekilde bir müdahalede bulunulmuyor. Bu Türkiye’de imkansız bir şey. Ben Twitter’a bir şey yazmadan önce on kere düşünüyorum, sonra da yazmıyorum. Halbuki yazacağım ne küfür ne hakaret ama eleştiri hakkı bile kalmadı artık. Başıma ne geleceğini bilmiyorum.”

Alp’ten, gördüğü Avrupa ülkeleriyle Türkiye’de bir genç olarak yaşadığı hayatı karşılaştırmasını istiyorum.

Bir öğrenci olarak, özellikle gençler için verilen imkanlardan bahsediyor:

“Her AKP’li gibi dedemler de ‘Eskiden çöpler toplanmıyordu, yağ kuyrukları vardı’ gibi şeyler söylüyorlar. Eskiyle neden kıyaslıyorsun ki? Hadi Avrupa ülkeleriyle kıyasla. Teknoloji 20-30 yıl önceki gibi değil, bu teknolojiyle bize verilen imkanlar ne kadar? Benim orada anlaşmalı olarak okuduğum okulda mesela bir kimlik kartı verildi bana. O kartla ben pek çok imkana sahiptim, o kartla futbol maçlarına, sinemaya, tiyatroya, spora ücretsiz gidebiliyorum. Türkiye’de bu şekilde imkanlar yok. Mezun oluyorum üzerimde aldığım öğrenim kredisinin borcuyla hayata başlıyorum. Girdiğim işte ne kadar para kazanacağım ki? Türkiye’de resmen 1-0 yenik başlıyor gençler hayata.”

Alp’e yurtdışında yaşamak gibi bir planının olup olmadığını soruyorum. İmkanı olsa gideceğini söylüyor fakat burada da kalmak zorunda hissediyor kendini. Özellikle Erasmus ile Avrupa’ya gittiğinde bu düşüncenin, yani yurtdışında kalma düşüncesinin iyice aklına yattığından bahsediyor.

Annesinin kendisiyle politik konuları çok fazla konuşmadığını anlatan Alp, bazen annesine gündelik birtakım sorunlardan bahsettiğini söylüyor:

“Anneme diyorum ki, ‘Anne bak sen yalnız yaşayan bir kadınsın, bir de çocuk büyütüyorsun. Gör bunları, ben param bittiğinde senden isteyemiyorum ama böyle bir şey var ve bunun farkına var’ diyorum ama hayatta değiştirmez fikrini, biliyorum.”

Alp, etrafındaki çoğu arkadaşının da kendisi gibi olduğunu, pek çok arkadaşının, ailesi koyu birer AKP’li olmasına rağmen başka partilere oy verdiğini, yerel seçim özelinde ise İmamoğlu’nu desteklediklerini söylüyor. 

*Fotoğraf ve isimler temsilidir.

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar