Eski Adalet Bakanı Sadullah Ergin, FETÖ’yü anlattı: Bakanlıkta gizli yasa çalışmaları, iptal edilen hâkimlik sınavı, 2010 Anayasa değişikliği, HSYK seçimleri…

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Eski Adalet Bakanı Sadullah Ergin, FETÖ’den yargılanan eski Adalet Bakanlığı Müsteşarı Birol Erdem’in davasında tanık olarak konuştu. Ergin, Yargıtay ve Danıştay’da neler yaşandığından, bakanlıkta gerçekleşen gizli yasa çalışmalarına, 2012’de iptal edilen hâkimlik sınavından görevlendirmelerdeki usulsüzlüklere kadar birçok ayrıntıyı anlattı.

Eski Adalet Bakanlığı Müsteşarı Birol Erdem, 3 Haziran 2017’de FETÖ üyeliği ve silahlı terör örgütü yöneticiliği suçlamalarıyla gözaltına alınmış, 17 Haziran’da görülen birinci duruşmada adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı. Erdem, 25 Ekim 2010’da Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) üyesi olmuş, 21 Kasım 2011 ile 1 Ocak 2014 tarihleri arasında Adalet Bakanlığı Müsteşarlığı görevini yürütmüştü. Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi, Erdem’in dosyasını yüksek yargı mensubu olması nedeniyle Yargıtay’a göndermiş, Yargıtay Başsavcılığı, Erdem hakkında yeniden iddianame düzenleyerek dava açmıştı.

Birol Erdem, 21 Kasım 2011-1 Ocak 2014 tarihleri arasında Adalet Bakanlığı Müsteşarlığı görevinde bulunmuştu.

Erdem, ilk ifadesinde “Bu yapıyla mücadeleye, devletin hiçbir kurumunda en ufak bir adli soruşturma başlamamışken, herhangi bir çatışma da yaşanmıyorken 2012’de başladım. Bakanlıktaki, yüksek yargıdaki üyelerini tek tek tespit ettim. Listeyi, başbakana, eski bakanlara, MİT müsteşarına ilettim” demişti. Dava hâlâ devam ediyor ve son duruşma 1 Temmuz’da gerçekleşti. Erdem, önceki duruşmalarda dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in tanık olarak dinlenmesini istemişti ve 1 Temmuz’daki duruşmada Ergin, SEGBİS üzerinden tanık olarak dinlendi. 

Ergin, eski Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı İbrahim Okur’un yargılandığı davada da tanık olarak dinlenmiş, “17-25 Aralık’tan çok önce, belki altı ay önce Yargıtay ve Danıştay’ın örgüt mensubu olmadığını düşündüğümüz, bu yapıya mensup olmadığını düşündüğümüz üyeler ile müsteşarımız Birol Erdem’in ve İbrahim Okur’un yemekli toplantılar yaparak bu örgüt mensuplarına karşı güç birliği oluşturma çalışmasını yaptılar” diyerek Okur ve Erdem’in çalışmalarını savunmuştu.

Eski Adalet Bakanı Sadullah Ergin, İbrahim Okur’un (sağda) yargılandığı davada da tanık olarak dinlenmişti.

Eski Adalet Bakanı Sadullah Ergin, konuşmasında ilk olarak, Erdem’i Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden tanıdığını aktardı: “Ankara Hukuk’tan bir alt dönemimde okuyordu. Hak-Yol öğrenci evlerinde kalıyordu. Başörtüsü eylemlerine katıldığım için ben askerliğimi sakıncalı yaptım, Birol Erdem’in de sakıncalı yaptığını hatırlıyorum. 2009 Mayıs’ında ben bakan olduğum tarihte Birol Erdem, Adalet Bakanlığı’nda Personel Genel Müdürü’ydü.”

Ergin’e 2010’daki HSYK seçimleri de soruldu. Ergin, 2010’daki anayasa değişikliğinin siyasi iradenin kararı ile yapıldığını belirterek, bürokratların ancak siyaset kurumunun ortaya koyduğu çerçevede, taslağın hazırlanmasında teknik çalışma yaptıklarını söyledi. Ergin, 2010 anayasa değişikliğinin Türkiye’de uzun süredir devam eden, siyaset kurumunun şikayet ettiği yargısal aktivizm ve siyaseti yönlendirme girişimlerinin zirve yaptığı hadiselerden sonra alınmış bir karar olduğunu söyleyerek AKP hakkındaki kapatma girişimleri sırasında gelişen olayları örnek gösterdi.

2007 seçimlerinde AKP, yüzde 47 oyla yeniden iktidar olmuştu ancak öncesinde 27 Nisan’da Genelkurmay’ın internet sitesinde duyurulan, e-muhtıra diye bilinen bildiri yayımlanmıştı. Ergin, seçim sonrası Ergün Özbudun ve arkadaşlarının anayasa çalışmalarına başladığını söylerken kendilerine başbakan yardımcısı üzerinden bir mesaj geldiğini anlattı: “Siyaset kurumu, anayasa çalışmasını kamuoyuyla paylaşacağını ilan etmişti. Ama maalesef o paketin açıklanmasından kısa bir süre önce başbakan yardımcımız üzerinden bir mesaj geldi. ‘Bu paketi açıklar ve değişikliğe tevessül ederseniz istemesek de size kapatma davası açmak zorunda kalacağız. Lütfen bunu yapmayın’ diye bir mesaj. Ben mesaj diyorum ama bu siyaset kurumunu bir tehditti aslında. Bunun üzerine bu paketi açıklama işlemi biraz ertelendi. Buna rağmen bu mesajın gelişinden altı ay sonra 14 Mart 2008’de AK Parti’ye kapatma davası açıldı ve yanılmıyorsam 30 Temmuz olacak 6’ya 5 kapansın diye karar verdi. Ama nisap oluşmadığı için AK Parti kapatılmadı.”

Dönemin hükümetinin beş ay kapanma riski altında büyük sıkıntılar yaşadığını belirten Ergin şöyle devam etti: “’Dava bitti önümüze bakalım’ denildi ama bundan tam 53 gün sonra, dava bittikten 53 gün sonra yeni bir soruşturmanın başlatıldığı bilgisi geldi. Bununla ilgili yazışmalar başlamıştı. Bu davayı açmaya yetkili merciilerden Ankara Başsavcılığı’na müzekkereler yazılmaya başlandı. Bu durumda siyaset kurumunun önüne iki yol çıkıyordu. Yüzde 47 oy almış bir siyasi parti ya boynunu büküp kapatılmayı bekleyecekti ya da anayasayı değiştirip siyaseti biçimlendirme, siyaseti konumlandırma misyonunu üstlendiğini düşündüğümüz yargısal aktivizmin makul yöne çekilmesi için bir anayasa değişikliği yapacaktık.” 

Ergin, hazırlanan maddeler arasında, bir siyasi partiyle ilgili bir iddianame hazırlandığı takdirde önce TBMM’ye gelmesini öngören bir maddenin bulunduğunu söyledi ve yaşananları şöyle anlattı: “O gün için dört grup vardı Meclis’te. Her grup beş üye verecekti ve 20 üyeden oluşan bir komisyon olacaktı. İktidar partisi sadece beş üye verecekti, muhalefetin 15 üyesi olacaktı. Yani iktidar partisi kendisini muhalefet milletvekillerinin vicdanına, insafına teslim ediyordu o düzenlemeyle. Parlamentoda bu görüşülürken anayasa değişikliği sırasında gerekli olan 330 oydan iki veya üç oy eksik oy almak suretiyle 330’a ulaşamadı ve o madde paketten düştü maalesef. O Türkiye’de siyaset kurumunun kurumsallaşması için önemli bir imkan olacaktı ama maalesef olmadı.”

Değişiklikler MİT kriziyle başladı

Adalet Bakanlığı’nda önerilen kişilerin kimler tarafından, ne şekilde önüne getirildiği, FETÖ’nün örgütlenme çabaları da mahkemede Ergin’e soruldu. Ergin, bu sorulara “7 Şubat MİT krizine kadar herhangi bir değişiklik ihtiyacı duymadık. Ama MİT krizinden sonra çok ciddi bir şekilde bakanlığın içerisinde kritik bütün noktaları hemen hemen yenileyen bir süreç oldu” karşılığını verdi.

“Bakanlığa başlarken bakanlık personeliyle uğraşmak, onlarla ilgili bir tasarrufta bulunmak alışılagelmiş bir şey değil” diyen Ergin, MİT krizinden sonra 24 kritik atama yapıldığını ve bu kişilerin çoğunun hâlâ üst kademede görevlerini sürdürdüğünü söyledi. Bu dönemde Personel Genel Müdürlüğü’ne getirilen Muharrem Ürgüp şu anda Yargıtay üyesi, Kanunlar Genel Müdürlüğü’ne getirilen Yaşar Şimşek şu anda Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) üyesi, Ayhan Tosun’un ardından Kanunlar Genel Müdürlüğü’ne getirilen Ekrem Çetintürk şu anda Yargıtay üyesi, Bilgi İşlem Daire Başkanlığı’na getirilen Cengiz Ünsal Bölge Adliye Mahkemesi Başsavcıvekili oldu, Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü’ne getirilen Ömer Kerkez Yargıtay üyesi oldu, Adli Tıp Kurum Başkanlığı’na getirilen Yalçın Büyük görevine devam ediyor, Adli Sicil İstatistik Genel Müdürlüğü’ne getirilen Yüksel Kocaman şu anda Ankara Cumhuriyet Başsavcısı, o dönemde bakanlıkta müsteşar yardımcısı yaptığımız Basri Bağcı da şu anda Anayasa Mahkemesi üyesi, Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’ne getirilen Metin Kıratlı, Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanı olarak görev yapıyor, Kıratlı’dan sonra bu göreve getirilen Aytekin Sakarya da Yargıtay üyesi oldu. 

Ergin, 3 Aralık 2013’te Hatay Büyükşehir Belediye Başkan adayı olması nedeniyle 25 Aralık’ta görevinden ayrıldığını ancak bu sırada gerçekleşen 17-25 Aralık sürecinde kampanyayı bırakarak Ankara’ya geldiğini söylüyor: “Çünkü olağandışı işler oluyordu. Kolluk ve savcılık, kanunları hiçe sayarak birtakım tasarruflar yapıyordu.”

Aynı süreçte HSYK’da, Yargıtay’da ve başka birimlerde zorlama birtakım girişimler olduğunu söyleyen Ergin, Birol Erdem’in bu konuda bir çalışma yaptığını ve bunu hem MİT’e hem de mevcut bakana gönderdiğini belirtti. Ergin, Erdem’in FETÖ’nün organize işlerinde ortaklığının bulunduğuna şahit olmadığını söylerken, sadece kadrolaşmaya karşı değil yasa teklifi hazırlamak şeklinde de girişimleri olduğunu örnek gösterdi.

“Onlar ne olduğumuzu bilebiliyorlar ama bizim onları tespit etmemiz çok kolay olmuyordu”

Bu süreçte yapılacak yasa çalışmaları ise alışılan şekilde değil gizli yapıldı. Ergin, bunun sebebinin hâkimlerin FETÖ ile ilişkisinin ne olduğunun kestirilememesi. Ergin, döneme dair ellerinde detaylı bilgi olmadığını söylerken şöyle devam etti: “Bu yapının mensupları çok daha hepimizle ilgili, çok fazla bilgiyi elde edebiliyorlar, ne olduğumuzu bilebiliyorlar. Ama sizin onları tespit etmeniz, deşifre etmeniz çok kolay olmuyor. Onun için güvendiği isimlerle Birol Erdem özel bir büro oluşturdu. Şimdi HSK üyesi olan Yaşar Şimşek, Ekrem Çetintürk, bir-iki tetkik hâkiminin olduğu bir ofiste bu tasarılar ve kanun düzenlemeleri çalışıldı. Yargıtay ve Danıştay ile ilgili tasarı da bu şekilde çalışılan bir metindir.

Ergin’in anlattığına göre metin, başbakanlığa gönderilmeden dönemin Yargıtay Başkanı Ali Alkan, dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan’dan randevu talep etti. Ergin, başbakanlıkta yaşananları şöyle anlattı: “Yanında genel sekreteriyle beraber geldiler. Bana, ‘Sizde böyle bir çalışma olduğunu duyuyoruz’ dediler. ‘Evet var’ dedim. ‘Peki bir kurumla ilgili bir çalışma hazırlıyorsunuz bizimle istişare etmeniz, bize de bir sormanız gerekir, olması gereken budur’ dedi. ‘Haklısınız alışılmış olan budur ama şu anda Türkiye olağan bir noktada değil. Dolayısıyla bizim yaptığımız  çalışma size karşı tedbir geliştirme çalışmasıdır. Bunu sizinle istişare etmeyeceğiz’ dedim. Hakikaten çok üzüldü. Kalkıp müsaade istediler ve çıktılar.”

“Paket çıksaydı, Yargıtay ve Danıştay’da elleri kolları tamamen bağlanacaktı”

Birol Erdem’e Yargıtay ve Danıştay’da yapılan ve hukuk sınırları içinde olmayan, hukuku zorlayan işlemlerle ilgili çalışma yapmasını söyleyen Ergin, ertesi gün yine başbakanlıkta toplantı yapıldığını, tasarıda yer alan maddelerin bazılarını yasalaştırabildiklerini söyledi: “Yargıtay Başkanı, dönemin Başbakanı Erdoğan’a ‘Bakanlıkta bir çalışma var. Eğer duyumlarımız doğruysa böyle bir yasa çıkarsa biz çalışamaz hale geliriz’ dedi. Başbakan da bana döndü ‘Ne diyor sayın Başkan?’ diye. ‘Doğru söylüyor efendim. Ama kanaatimce çalışamazlarsa Türkiye’nin daha hayrına olacağını düşünüyoruz’ dedim. Bunun üzerine Yargıtay Başkanı ‘Evet yanlış birtakım işler oldu, oluyor. Ama ben size söz veriyorum kendim üzerine düşeceğim, bunlara dikkat edeceğim. Böyle bir sıkıntı olmaması için gayret göstereceğim’ dedi. Nihayetinde Başbakanımız da ‘Bakın, Başkan söz veriyor. Bundan sonra hukuku kanırtan işlere müsaade etmeyeceklerini ifade ediyor’ dedi. O tasarı Bakanlar Kurulu’na sevk edilmedi ama torba yasa içinde başka yasa çalışması yapıldı. Tasarıda yer alan maddelerin bazılarını taşıyabildik, hepsini yapamadık. O paket çıkmış olsaydı, bu yapının Yargıtay’da da Danıştay’da da elleri kolları tamamen bağlanacaktı”.

Ergin, bu tasarıyı hazırlayanlardan birinin de Birol Erdem olduğunu söyledi.

2012’deki hâkimlik sınavı nasıl iptal oldu?

Yaşanan bu tür olaylara Yargıtay’ın da bir şekilde alet olduğunu belirten Ergin, 2012’de yapılan ve daha sonra iptal edilen hâkim-savcı sınavlarının nasıl iptal edildiğini ve yaşananları anlattı: “Meclis’te muhalefet milletvekili Atilla Kart bir soru önergesi vermişti. Bu soru önergesi geldiğinde biz hemen üst yazı yazarak olduğu gibi ÖSYM Başkanlığı’na yazdık ve ciddiyetle konunun incelenmesi, sonucun acilen tarafımıza bildirilmesini istedik. Çünkü sınavlar yapılmış, mülakatlar yapılmış, sonuçların açıklanması aşamasındayız. Belki bir hafta içinde bir yazılı cevap geldi ÖSYM’den. ‘Yapılan incelemede herhangi bir aykırılığa rastlanmamıştır’ gibi bir cevap. Bunun üzerine Birol Erdem ile istişare ettik. Ben ÖSYM başkanını bakanlığa devam ettim. Dedim ‘Bir kahve ikram edelim size.’ Çıktı geldi. Önergede bahsedilen hususları kendisiyle paylaştım. Şöyle ki aynı ofisten iki kişi sınava giriyor. Aldıkları puanlar virgülüne kadar aynı ya da yine karı koca aynı puanları almışlar. Bu ihtimal kaçta kaçtır Sayın Başkan dedim. Üç-beş tane iddiayı önüne getirince ‘Ben bir daha baktırayım’ dedi. Ben de ‘Lütfen personelinize talimat vermeyin, siz bakın’ dedim. Birkaç gün sonra geldi ve ‘Malesef kopya var ya da soruların sızdırıldığı izlenimim var. Ne yapalım?’ diye sordu. ‘Hemen iptal edin’ dedim. Sonuçları iptal edildi ve kendi içlerinde bir soruşturma başlatıldığını zannediyorum.”

Ergin, sınavın iptal kararının ardından Ankara’daki idare mahkemelerinden birinin karar hakkında yürütmeyi durdurma kararı verdiğini hatırlatırken, o süreçte Birol Erdem ile birlikte nasıl hareket ettiklerini şöyle özetledi: “Birol Erdem’i tekrar çağırdım, ‘Durdurma kararından sonra biz de mülakatın yenilenmesi kararı vereceğiz. Mülakatı yenileyelim, bu sınavda başarılı olduğu görülen isimler gelsinler, komisyonun önünde mülakatta tekrar o soruları kendileri klasik yöntemle çözsünler diye kararlaştırdık. ‘Ben bu görevde oldukça bu şekilde, bunların buradan geçmesine müsaade etmeyeceğim’ dedim. Nitekim mülakatın iptal kararını, yenilenme kararını ilan ettik ve yeni bir tarih verdik. İleri tarihte yenilenen mülakata epeyce bir isim gelmedi. Bu yapının, özellikle bu soru önergesinde adı geçenlerin hiçbiri gelmedi. Onun dışında da epeyce gelmeyen oldu. Dolayısıyla onlar ayıklanmış oldu.”

******

15 Temmuz darbe girişiminin ardından Sadullah Ergin’in, gözaltına alındığı iddialarını yalanlaması

15 Temmuz darbe girişiminin ardından Sadullah Ergin’in gözaltına alındığı iddia edilmiş, Ergin, 20 Temmuz 2016’da Ruşen Çakır’ın sorularını yanıtlamıştı. Ergin, “Tartışılan konuların hepsine dair, soru önergelerine verilmiş cevaplarımız vardır, Meclis’te yaptığımız açıklamalarımız vardır. Bizim izah etmeyeceğimiz herhangi bir durum sözkonusu değil” demişti.

Erdoğan-Gülen savaşının öyküsü

Çakır ayrıca “Gülen-Erdoğan savaşının asıl öyküsü” yayınında kronolojik olarak Gülen ile Erdoğan’ın karşı karşıya geldiği olayları özetlemişti.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus